Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org


SAMSUN İLİ’NDE SHÇEK’E BAĞLI KURULUŞLARDA ÇALIŞAN
 SOSYAL HİZMET UZMANLARININ MESLEKİ UYGULAMALARDA KARŞILAŞTIKLARI GÜÇLÜKLER -1

1- Bölüm  2- Bölüm  3- Bölüm  4- Bölüm   Anket

Cesur CEYLAN
  Sosyal Hizmet Uzmanı/Sitemiz Yazarı
            cesurceylan@hotmail.com/cesurceylan@mynet.com
 

 

BÖLÜM I
GİRİŞ
İnsanı odak alan bir meslek olarak sosyal hizmet ortaya çıkışından ve başlangıcından itibaren hem teorik yaklaşımlarında, hem de uygulama ve müdahalelerinde insan ihtiyaçlarını ortaya çıkaran tüm koşulları bir bütün olarak ele almış, demokrasi ve insan hakları perspektifinde tüm insan ihtiyaç ve sorunları mesleki odağını oluşturmuş; birey, grup ve toplumun yaşam standartlarının yükseltilmesi sosyal hizmetin temel hedefi olmuştur.
Bu yaklaşım içinde, sosyal refah kurumlarının işlevsellik kazanmasının bir gereği olarak ortaya çıkan sosyal hizmet mesleği farklı insan ihtiyaçları doğrultusunda gelişerek kendi yeni alanlarını bu farklı hizmet alanlarında sosyal hizmet uzmanlarının ne yaptığı, uygulamalarının ve işlevselliklerinin ve mesleki misyonunun sınırlılıkları ne olduğu konusunda tartışmalar sürüp gitmektedir. Aslında sosyal hizmetin insana ve insan ihtiyaçlarına yaklaşımı kendi mesleki sınırı içinde hep aynı kalmıştır.

1.1. KONUYA İLİŞKİN KAVRAMSAL ÇERÇEVE
1.1.2. TÜRKİYE’DE SOSYAL HİZMETLERİN TARİHİ
Türklerin tarihi Orta Asya’dan başlıyor. MÖ 3000 yılında Orta Asya’da Türkler bir çeşit sosyal güvenlik kurumları ve hayvanları korumak için vakıflar kurmuşlar. Türk tarihinde çocukların korunmasıyla ilgili alınan ilk resmi ve düzenli önlemlere ilk Müslüman şii kavimlerde rastlanıyor. Korunmaya muhtaç çocukların korunması ve bakımı için kurumlar açılıyor (Tomanbay,1991).
Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması ile başlayan çağla birlikte insanı korumaya yönelik yasal ve kurumsal önlemler Anadolu’ya taşınıyor. Selçuklularla sosyal hizmetler daha yaygın bir örgütlülük kazanıyor. Dinsel vakıflarla yardımlar örgütlenmeye başlıyor. Vakıflarla dul, yetim, yoksul, düşkün ve sakatlarla 18. yüzyıla değin önce “Ahilik” sonra “Gedik-Lonca” teşkilatı adı altında birleşiyorlar. Bugünkü meslek odalarının, sendikaların ve sosyal sigorta kurumlarının yerini tutan bu kuruluşların amacı üyelerini bir çatı altında toplamak, korumaktı (Tomanbay,1991).
Yaygın bir islami sosyal yardım ve dayanışma örgütü olan bu kuruluşlar zamanının ekonomik ve toplumsal gereksinmesinden doğmuştu. İslam’da sosyal yardım bir çeşit bireysel etkinlik ve ibadet olarak ele alınmıştı. Zekat bireysel boyutta örgütlenmiş sosyal yardımdır. Yoksula, kimsesize, öksüze, yetime dağıtılan fitre, sadaka gibi önlemlerde aynı kapsamda irdelenmelidir. İslamiyet’te bireye bağlı, örgütlenmemiş bir “sosyal hizmetler” eşitlik ve sosyal dayanışma temelleri üzerine oturtulmuşlardır (Tomanbay,1991).
İslam dünyasında Abbasiler devrinde vakıfların kurduğu hastanelerle bir örgütlü hizmet olarak hasta tedavisine başlandı. İlk büyük örneği Darüşşifa’dır (Tomanbay,1991).
18. yüzyılda Osmanlılarda sosyal kurumlaşmalar daha bir kurumsallık kazanıyor. İlk kez 18. yüzyılda sosyal yardım amaçlı vergi toplanmaya başlanıyor. 19. yüzyılda Darülaceze(düşkünler yurdu), Darüşşafaka (yoksul,öksüz ve yetimler için okul), Darületam (yetimler yurdu), Islahhaneler(ıslahevleri) gibi kuruluşlar, askeri ve sakatlara yardım derneği geçici adıyla Kızılay kurulmuş (Tomanbay,1991).
Osmanlılarda, başlangıçta çalışanları koruyan belirli önlemler yoktu. Geleneksel, dinsel kökenli sosyal yardımlar, aile içi yardımlaşmalar, meslek kuruluşları bünyesindeki yardımlar işçiler için de düşünülebilir. İşçilerin çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik ilk yasal düzenleme 1865’te çıkarılan Dilver Paşa Nizamnamesi ve bunu izleyen Maadin Nizamnamesidir (Tomanbay,1991).
1869-1876 yılları arasında İslam hukukuna göre hazırlanan Mecelle çalışanların haklarını da çok kaba hatlarıyla düzenliyordu. Sarsılan Lonca düzeninin yarattığı boşluk Mecelle ile hukuksal bazda dolduruyordu (Tomanbay,1991).
1923 yılında cumhuriyetimizin kurulmasıyla mevcut sosyal hizmetler çağın ve Cumhuriyet düzeninin gerektirdiği hukuk ve örgütlenme düzeni içine alınmaya başlandı. Cumhuriyet hükümetinin çıkardığı ilk yasalardan ikisi kurtuluş savaşı döneminde koşulları hayli ağır olan Zonguldak ve Ereğli bölgesinde çalışan işçilerin koşullarının iyileştirilmesine yöneliktir. 114 sayılı yasa ile basit bir sosyal yardım sisteminin yasal temeli atılmış, 151 sayılı yasa ile de çalışma koşullarının iyileştirilmesi öngörülmüştür. Bunlar sosyal ve yardım sandığı kuran benzeri yasalar 1930 yılında Umumi Hıfzıssıha Kanunu ve Belediyeler Kanununun, 1936 yılında yılında ilk iş yasasının çıkarılmasına zemin olmuşlardır. 1945 yılında Birleşmiş Milletler örgütüne üye olarak batının sosyal politika standartlarını kısmen benimsemeye başladı. 1945 yılında bugünkü Sosyal Sigortalar Kurumu, İşçi Sigortaları Kurumu olarak kurulmuş, bunu 1938’de T.C. Emekli Sandığı, 1971’de Bağ-Kur’un kuruluşu izlemiştir (Tomanbay,1991).
Cumhuriyetle Halk Eğitim çabaları da örgütleniyor. Resmi boyutta, 1932’de kültür derneği olarak Halkevlerinin kurulmasıyla gönüllüler boyutunda Anadolu’ya yaygınlaştırılıyor (Tomanbay,1991).
1949’da korunmaya muhtaç çocuklar üzerine ilk yasal düzenleme gerçekleştiriliyor. Bu, çocukların korunmasını doğrudan amaçlayan ilk yasa 1979’da ilk Çocuk Mahkemeleri yasası ile çocuk refahı alanında ikinci önemli adım atılıyor (Tomanbay,1991).
Sosyal hizmetler alanında 1959 yılında çıkarılan bir yasayla Sosyal Hizmetler Enstitüsü kuruluyor. Bu yasaya dayanarak 1961’de ilk sosyal hizmet okulu “Sosyal Hizmetler Akademisi” açılıyor. 1963’te 225 ile Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı bünyesinde “Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü” kurularak resmi sosyal hizmet programlarının bir kısmı bu çatı altında toplanıyor. 1967’de Bakanlık onayıyla İl Sosyal Hizmet Şubeleri kurularak resmi sosyal hizmet örgütlenmesi tüm yurda yaygınlaştırılıyor (Tomanbay,1991).
1983 yılında Soysal Hizmetler Genel Müdürlüğü, kaldırılan Çocuk Esirgeme kurumunun kaynaklarıyla da zenginleştirilerek yarı özerk “Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna” dönüştürülüyor. İlgili yasayla il özel idarelerinin, belediyelerin, özel tüzel kişilerin, gerçek kişilerin, kamu tüzel kişilerinin sosyal hizmetle ilgili etkinlikleri SHÇEK kapsamına alınıyor (Tomanbay,1991).
Bu gelişmeye karşılık 1986 yılında bir yasayla kurulan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Fonuyla Türkiye’de sosyal hizmetler yeni bir kimliğe büründürülüş, 1960’larda getirilen ve 1983’te kurumlaşmasıyla üst düzeye getirilen yeni kimliğinden soyutlanarak geleneksel örgütlenme ve uygulama modeline ağırlık verilmiştir (Tomanbay,1991).

1.1.2.1. Türk Anayasası’nda Sosyal Hizmetler
Anayasamız, Türk toplumunun en önemli hukuk belgesi olarak çeşitli toplumsal konulara ve bu arada sosyal hizmetlere de ışık tutmaktadır.
Anayasa,daha başlangıç bölümünde “İnsan hak ve hürriyetlerini, milli dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdi ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukuki ve sosyal temelleriyle kurmak için” ifadesiyle, devletin sosyal hizmetlere ve sosyal refah hizmetlere yönelişini açıkça belirlemektedir (Kongar,1973). Ayrıca ikinci maddede Türkiye cumhuriyeti “ Sosyal hukuk devleti”dir denilmiştir.
Madde yirmi bir, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerlerinin açılamayacağını, madde yirmi iki sosyal cumhuriyetin basına karşı korunacağını belirtir. Yirmi dokuzuncu madde ise, sosyal hizmetler ve sosyal refah hizmetleri konusunda etkinlikte bulunmak isteyen gönüllü derneklerin kurulmasına olanak hazırlar (Kongar,1973).
Özel hükümlerde ise anayasamız, sosyal ve iktisadi haklar ve ödevler bölümünde, açık seçik bir biçimde, devletin sosyal hizmetler ve sosyal refah hizmetleri konusundaki somut ödevlerini belirler (Kongar,1973).
1.1.3. SOSYAL HİZMET MESLEĞİNİN TANIMI VE NİTELİKLERİ
1.1.3.1. Sosyal Hizmetin Odağı, Sorunsalı, Amacı ve Hedefleri
Sosyal Hizmetin Odağı ve Temel Sorunsalı:
Cılga’ya göre (2004) insan odaklı olan sosyal hizmetin temel sorunsalı ; insanın ve toplumun değişmesi ve gelişmesidir. Sosyal hizmetin kavramsal yapısı bu sorunsala özgü bütünlüğü ve çok yönlülüğü içerir. İnsanın ve toplumun değişmesine ilişkin temel sorunları belirleme, açıklama ve çözme çabası, sosyal bilimler içinde kendine özgü bir bilim dalını ve mesleği ortaya çıkarır.
Bu bağlamda sosyal hizmet mesleğinin kendine özgü müdahale yöntemleri, beceri, teknik, ilke ve değerleri vardır. Sosyal hizmet bu donanımını mikro, mezzo ve makro düzeylerdeki uygulamalarında kullanır. Sosyal hizmetin odağı çevresi içinde bireydir. Bireyi bio-psiko-sosyal bir varlık olarak kabul eder ve bütüncül bir yaklaşımla ele alır. O nedenle hizmet sunumunda diğer meslek ve disiplinlerle işbirliği yaparak ekip çalışmasını gerçekleştirir. Mesleğin sunduğu hizmetlerin amaçları ; sorun çözümleyici (tedavi edici) ve önleyici olma, kalkınmayı sağlamadır (Kut, 2001).
Sosyal hizmet mesleğinin etkinlik odağı bireyin toplumsal işlevselliği ve çevresi ile olan etkileşimidir (Kut, 1988).
Sosyal çalışmanın temel fikri, bağımsızlığı ortadan kaldırmaya yönelen sosyal hizmetlerin sağlanması olan bir teknolojidir (Atherton, 1969; akt: Kongar,1972).
Kut (1988) mesleğin amacını şu şekilde ifade eder; fonksiyonları, ahlaki değerleri ve yöntemleri müdahale odağının belirleyicileridir. Birey çevre etkileşimi temelinde bireyin sosyal işlevselliği ve çevresiyle olan etkileşimini olumsuz olarak etkileyen sorunları çözümlemeyi ya da bunları olumlu olarak etkileyebilecek kaynakların verimliliğini arttırmayı amaç edinen sosyal hizmet mesleğinin odağı tüm ilişkileriyle insandır. Müdahale odağı ise insanın işlevselliğidir.
William Gordon, geleneksel olarak, sosyal hizmetin odağının karmaşık yaşam durumları içinde bulunan birey olduğu üzerinde durmaktadır (Kut, 1988).
Sosyal Hizmet temelini insani ve demokratik ideallerden alır. Sosyal hizmet uygulaması, başlangıcından itibaren, insan gereksinimlerini karşılamak ve insan potansiyelinin geliştirilmesi üzerinde odaklanmıştır (IFSW İnsan Hakları ve Sosyal Hizmet, 1992).
Sosyal hizmet; bireyde, ailede ve grup yaşantısında; politikalarda ve hizmetlerde; yasalarda ve toplumsal tutumlardaki değişme ile ilgilidir. Sosyal hizmet sadece bireyle doğrudan çalışmaktan ibaret değildir; aynı zamanda gruplar ve topluluklarla ilgilidir; çocuklar ve gençler de dahil herkesin yaşam kalitesinin güçlendirilmesini amaçlayan hizmetleri ve faaliyetleri kapsamaktadır.
Sosyal çalışma insanı ve toplumu konu alan bir meslek ve disiplindir. Sosyal çalışmayı öteki toplumsal ve beşeri bilimlerden ayıran özelliği uygulamaya yönelmiş olmasıdır. Sosyal çalışma insanı ve onun meydana getirdiği toplumların sorunlarına yönelmiştir. Amacı çok kısaca, bu sorunları belirlemek ve çözümlerine yardımcı olmaktır (Kongar, 1972). DEVAM EDİNİZ


 



Bize Ulaşın