Sosyal Hizmet Uzmanları Web Sitesi
  

KÜLTÜR&SANAT

“SEVDALIM HAYAT”

Aziz ŞEKER/Sitemiz Yazarı
shuaziz@gmail.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Kültür/Sanat
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji

Meslek Elamanı Arayan Kurumlar ve İş Arayan Meslek Elamanları


Sitemiz Yazarları

   
“Ben mutluluğun resmini yapabildim mi bilmem Nâzım. Pek emin değilim. Ama Zülfü müziğinde mutluluğu ha yakaladı ha yakalayacak.” Abidin Dino
                                                                                                        Aziz ŞEKER

Zülfü Livaneli’nin Sevdalım Hayat adlı anı kitabı, dürüst, üretici, toplumcu bir aydının, müzisyenin ve yazarın kaleminden çıkmış belgesel roman tadında, bir kuşağın umutlu, kederli gerçekliğini barındırıyor içinde.
Yazarların yaşamlarını konu edindikleri çalışmalarında genel olarak aile geçmişiyle başlar anlatım. Livaneli’nin de kaleme dokunuşu ailesinin Artvin Livaneli sancağına kadar gider… Kitapta Artvin’den Elazığ’a, Amasya’ya, Fethiye’ye, Silifke’ye Ankara’ya uzanan orta gelirli, onurlu bir ailede geçen çocukluk yılları ve kendi çocukluğuna özgü yaşam tarzıyla Livaneli’yi öğreniyoruz. Babanın adliyedeki mesleği ailenin oradan oraya savruluşunun da koşullarını beraberinde getirir. Sonra Livaneli için ülke dışına zorunlu gidiş!
O da biliyor ki, “dünyada birçok sanatçının kaçınamadığı yazgı, onu da bulacaktı. Büyük kitlelerin sevgisiyle sayı olarak kıyaslanamayacak kadar küçük kalsa bile, onunla doğru orantılı olarak artan profesyonel düşmanlar. Çarpıtılan görüşler, yakıştırmalar, dedikodular, iyi niyeti kötü niyet gibi okuma çabaları”[1]hep yanında yöresinde kötürüm bir gölge gibi büyüyecek.
Livaneli çocukluğunda ‘hergün bir şeyler öğrenmeyi ilke edinmiş’ kitap tutkunu bir insan olarak biçimlenmektedir. Okul dışına taşan bilgi edinme arzusu onu özgür bir kültür ortamına çeker: “Okullarda tek boyutlu insan yetiştirme programı, hayatı anlamayan, değişik disiplinleri kavramadan, vida gibi hep aynı noktada dönüp duran bireyler”[2]yaratırken, Livaneli kendi serüvenlerinin öznesi olmaya karar vermiştir.
Livaneli’nin Anadolu halk kültürüyle ilişki kuracağı dönem babasının kolejdeyken ona aldığı sazla olur. Saz çalma konusu zamanla Livaneli’de yeni arayışları beraberinde getirir. Sazın ve müziğin doğası, “Aleviler dışında ‘cana saygı’ kavramının hiçe sayıldığı Anadolu kültüründe”[3]Anadolu Alevi kültürünün ozanlarıyla tanışmasıyla büyük bir aşama kaydeder. Babasının adli teftiş için Çorum’da bulunduğu sırada Livaneli’nin tanıştığı bir Alevi dedesinden dinlediği ezgiler ve saz çalma tekniği Livaneli için bir dönüm noktası olacaktır. Ona göre “Dedenin çaldığı bağlama tarzı, dünyadaki pentatonik müzik geleneğinin en usta örneklerinden biriydi.”[4] Elbette kendisi de müzisyenlik gelişiminin temeliyle ilgili bir karşılaştırma yaparak der ki, “çocukluğumda Anadolu âşık geleneğiyle birlikte blues’la da uğraşmış, bu müziği çok sevmiş olmamdı. Ayrıca bu iki halk müziği geleneği arasında bir çelişki de görmüyordum, şimdi de görmüyorum.”[5]
Okumalar, edebiyat, müzik, sinemaya alanlarında artarken, felsefi anlamda varoluşçuluk, sosyalizm, enternasyonalizm sağanağından kimlik bulmaya çalışırken bir yandan da Anadolu’nun gizli bırakılmış insan sevgisi kokan müziğini araştırmaya devam eder. Milli Kütüphanede folklor araştırmalarıyla zenginleştirir, halk kültürüne bakış açısını…
*
Çok sevdiği eşi Ülker’le evliliği, tedirgin, ürkek, yaralanmış, heyecanlı annesinin 38 yaşında ölümü, aile içi kayıplar kitap içinde aile monografisi şeklinde okuyucuyla paylaşılmaktadır.
*
Dünyayı anlamak ve değiştirmek düşüncesi onda sanatıyla dünyanın insancıllaşmasına hizmet etmiş bir yönde olgunlaşır. Nâzım Hikmet’in etkisi ise en baş yerdedir. Kuşkusuz Livaneli’nin insancıl tutumu aynı kulvardan gelen kimi insanların nefretlerine de uğrar.
*
Bayındırlık Bakanlığı’nda çalışır, Yapı İşleri Reisliği’nin dergisini çıkarır. Almanların ilaç firması Merck’te iş tutar. Devletin parmağıyla iş koşullarının zorlanışı... Karadeniz’den Eskişehir’e gidiş. Ve orada Turgut Kazan’la ilk tanışma… Ve Ankara, ‘Ana Dağıtım’ altında kurduğu kitap dağıtım şirketi. Sonrası ‘Ekim Yayınları’… 71’ yılının Türkiye’yi getirdiği acımasız nokta… Livaneli kuşağının coşkusu 12 Mart darbesiyle kesilir. ‘Ekim Yayınları’ mimlenir yerine ‘Babil Yayınları’ gelir. Livaneli’yi Ankara’nın meşhur 1. Şubesiyle tanıştırır. Tutuklamalar, askeri cuntanın akıl almaz boyutlara varan davranışları… Sorgulamalar, Livaneli de payına düşen acıyı alır… Mamak Yıldırım bölge tam bir acımasızlık örneğidir.
12 Mart karanlığında Livaneli’nin sesi yankılanmaya başlar kitlelerin üzerinde, direnişin simgesi olarak. Ardı arkasına Avrupa’da konserler, plaklar, ülkesinde sesine inanan milyonlarca kitle… Önce başka isimlerle çıkardığı plaklar. Bir sel gibi gelir… Başına türlü belalar açılınca O da Onat Kutlar’ın yönlendirmesiyle sahte pasaport yapan birileriyle tanışır, Mehmet Yılmaz Basmacı adıyla ‘Merhaba Avrupa! der…
Politik nedenlerin Avrupa’ya sürüklediği Livaneli’nin günleri Avrupa’nın farklı kentlerinde yaşam mücadelesiyle sürer. Onat’ın yardımıyla Oslo’da doktor Gencay Gürsoy’a konuk olur. İsveç’e yerleşir. Ünlü mimar İlhan Koman’ın yanına gider. Çok yıllar sonra SHP’den İstanbul büyük şehir belediye başkanı adaylığında derin çeteler tarafından İsveç’te polis tarafından çekilen politik mülteci fotoğrafları paylaşıma sunulur…
Uzun bir ayrılıktan sonra ülkesine ailesiyle dönen Livaneli şunu söyler: “Bir kez daha derinden kavradım ki ben bu toprağı seviyorum, buraya aitim ve dünyadaki hiçbir kültür beni Türkiye kadar çekemez, tatmin edemez ve mutlu kılamaz.”[6]
*
6 Mayıs 1972 günü Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamları, kara bir leke olur artık Türkiye’nin siyasi tarihinde. İdamlarda unutulamayan bir manzara, “hukukçu olmadığı halde Deniz’leri idama mahkum etmiş olan mahkeme başkanı Ali Elverdi, infazlar boyunca pis pis gülmüş ve sigarasını tüttürmüştü.”[7]
12 Eylül insan ve toplum dokusunu alt üst eder. İşkenceler, kayıplar, insan hakları ihlalleri…
Livaneli şöyle anlatır, “sol dünya görüşüne sahip olan ama yazmak, okumak ve düşünmekten başka bir eylemde bulunmayan beni ve ailemi yok etmeye uğraşıyorlardı. İşimi batırıyor, evimi basıyor, iftiralar düzenleyerek hapsediyor, arkadaşlarımı bin bir işkenceden geçiriyor, öğrencileri asıyor ve ülkeyi cehenneme çeviriyorlardı.”[8]
Türkiye’yi olmadık yollara sürükleyen üç ihtilali de Livaneli görmüştür. 27 Mayıs ve barbarca idamlar. Menderes’lerin idamlarına karşı durmuş bir aydındır Livaneli! 71’i yaşamıştır, 12 Eylül’ü…
Türkiye 1960’lı yılların ortalarında Türkiye İşçi Partisiyle; özgürlüğün ve eşitliğin kararlı partisi ve Mehmet Ali Aybar ile tanışır. Yaşar Kemal’den Çetin Altan’a, Sadun Aren’e, Behice Boran’a kadar birçok onurlu insan bu yapının içinde Türkiye’nin güzel günleri için yaşamları bahasına sorumluluklar alırlar.
Livaneli’nin Sevdalım Hayat kitabından göze çarpan en önemli ayrıntıların başında Yaşar Kemal ve Thilda Kemal’le tanışması, sıcacık başlayan ve kökleşerek büyüyen dostluğu gelir. Livaneli kitabında pek bir yerlerde rastlamadığımız, dünya romanının çınarı Yaşar Kemal’e neden Nobel verilmediğine dair insafsızlığı aşan bakış açılarının varlığı konusunda bilgi verir.
Yine Yılmaz Güney ile başlayan ve filmlerde yanyana gelen varlıkları, yaşanmışlıkları da kitaba konu olur.
Maria Farandouri, Paco Ibanez, Tülay Germen, Erdem Buri, Erol Erdin, Cahit Berkay, Engin Yörükoğlu, Uğur Mumcu, Cengiz Aytmatov, Gorbaçov, Arthur Miller daha nice güzel insanla tanıştırır bizleri…
*
Livaneli’nin yaşadıkları ülke gerçekleriyle ilgili olarak onda şu kanıyı oturtur, “bugün Türkiye, yıllardır tekrarladığım gibi üç kutba bölünmüşse, bunda en büyük suç sürekli toplum mühendisliği yaparak, doğal gelişmeye müdahale edenlerindir.”[9]
Sevdalım Hayat kitabı, Zülfü Livaneli’nin yıllara dağılan anılarından, yaşamından, belleğinden süzülüp bir ışık demeti gibi geliyor, okuyucuya sunuluyor.
Bazen bir hüzün ezgisi gibi bazen bir umut ve sevda ezgisi gibi.
Yaşananların gerçekliğinden, politikadan, sanattan çıkarılacak çok deneyim ve bilgi var kitapta.
Not: Bu yazı sanatkop.com sitesinde yayınlanmıştır. 

[1] Livaneli, Ömer, Zülfü. Sevdalım Hayat. Remzi Kitabevi. İstanbul, 2007, s. 23
[2] Livaneli, A.g.e., 2007: 39
[3]Livaneli, A.g.e., 2007: 227
[4] Livaneli, A.g.e., 2007: 54
[5]Livaneli, A.g.e., 2007: 52
[6] Livaneli, A.g.e., 2007: 203
[7] Livaneli, A.g.e., 2007: 129
[8] Livaneli, A.g.e., 2007: 147
[9] Livaneli, A.g.e., 2007: 148 


 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org