Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 



ANA SAYFA


SOSYAL HİZMET UYGULAMALARINDA AİLEYE SOSYAL HİZMET MÜDAHALESİ AİLE-ÇOCUĞUN DEĞERLENDİRİLMESİ

Doç. Dr. İsmet Galip YOLCUOĞLU

Sosyal Hizmet Uzmanı
    ismetgalip@gmail.com
 

 

 Toplumlar, çocuklarına muamele ettiği şekilde yargılanırlar (Olaf Carlson, İsveç Başbakanı, Ocak 1993)

    Toplumların gelişmesi büyük ölçüde yeni kuşakların sağlıklı yetişmesine ve iyi eğitilmesine bağlıdır. Bu açıdan gerek aileye, gerekse topluma önemli toplumsal görevler düşmektedir. Her toplum, kendi sağlıklı gelişimi ve varlığının devamı için çocuklara büyük önem vermek zorundadır. 
Başta hızlı kentleşme, göç ve yeni yaşam biçimleri ve değerleri aile kurumunu parçalanma ve dağılma sürecine itmiş ve toplumsal sistemde yaşayan bazı ailelerin temel fonksiyonlarını yerine getiremeyecek derecede zayıflamasına yol açmıştır. Bunun sonucu olarak ailenin parçalanması, tek ebeveynli ailelerin giderek artması, boşanma oranlarının yükselmesi, evlilik dışı beraberliklerin çoğalması, bu birlikteliklerin ürünü olan çocukların artması, kültürel ve ahlaki değerlerde yozlaşmalar, yabancılaşma, suç oranlarının artması, uyuşturucu kullanımı, bireysel ve toplumsal şiddetin yaygınlaşması, ruhsal rahatsızlıklar gibi insanı ve dolayısıyla toplumu tehdit eden sorunlar gündeme gelmiştir.

Sosyal hizmet, toplumda yaşayan bireylerin yaşadığı toplumla bütünleşmesini, müracaatçı sistemlerin sorunlarıyla baş edebilme becerisi geliştirmelerini ve iyilik halini hedefleyen bir meslek olarak korunması gereken çocuklarla ilgili çocuğun yararını gözeten alternatif bakım modelleri geliştirmek ve uygulamaya sokmakla yükümlüdür.
Ailelerle çalışma, sosyal hizmetin çok sayıda alternatif planlı değişim süreci müdahalelerinden birisidir. Uzman sorunu değerlendirme esnasında, plan yaparken uygularken birincil hedef olarak aile sistemine dikkatini odaklayabilir. Değerlendirme, genelci uygulayıcının ne zaman ailelerle ne zaman bireylerle ve diğer dış sistemlerle çalışacağı sorularına yanıt aradığı bir süreçtir aynı zamanda. Bu sorunun yanıtını bulmak kolay değildir. Bununla birlikte, değerlendirme ve plan yaparken göz önüne alınabilecek bazı önemli değişkenler de vardır. Birincisi, problemin diğer aile bireylerini hangi ölçüde etkiliyor? İkincisi, diğer aile bireyleriyle çalışmak için yeterince zamanınız ve kaynak var mı? Sonuçta, aileye müdahalenin başarılı sonuç verebilmesi muhtemel mi?

     1.1. Aile Değerlendirme

    Sosyal Hizmet müdahale sürecinde, angaje olmak ve değerlendirme planlı değişim sürecinin ilk iki adımıdır. Angaje olma, uzman ile müracaatçı sistemi arasında profesyonel ilişki kurulmasına odaklanır. Bilindiği üzere genelci uygulama, müracaatçı sistemi ile ilgili olarak gerekli toplama ve en iyi müdahale planı kararını vermekle ilgilidir. Aile sisteminin tümü müracaatçı sistemi olarak ele alınır. 
Aileyi tanımlamanın çok değişik yolları vardır. Bir tanıma göre “Aile genellikle aynı evi paylaşan üyelerinin birbirlerine karşı yükümlülükleri, aile sistemini önemli bir unsuru olarak kabul edilen gruptur (NASW, 1982). Aile, genellikle aynı konutu paylaşan birbirine karşı yükümlülükleri olan birinci grup bir sistemdir. İçtenlik ve samimiyet esastır. 
Aile üyeleri, sorumlulukları ve görevleri paralelinde aile kimliği ve fonksiyonelliği açısından aile sistemine gerekli katkıyı yaparlar. Öte yandan aileler biricik, eşsiz kimlik taşırlar. Her bir aile bireyi, büyük aile sisteminin bir alt sistemidir. Bu nedenle, üyelerini etkileyen her şey aynı zamanda tüm aileyi ve diğer aile üyelerini de etkiler. 

   Biricik özellikleri, kimliği ve içtenliği ile aileler özel tipte gruplardır. Bir bakıma, mikro, mezzo sosyal hizmet uygulamasına müsait gruplardır. Ailenin bir diğer önemli özelliği, üyelerinden birisi ile mikro sosyal hizmet uygulaması açısından çalışırken aile sistemine de müdahale gerektiği gerçeğidir. SHU’nın, mikro- mezzo ve makro düzeylerde sürekli olarak ailelerle çalışmaları gerekmektedir. 
Ailenin özel tipte bir sistem olduğundan, ailenin iyilik halinin devamı, üyelerini fiziksel ve duygusal açıdan iyilik hali ile direkt ilgilidir. Aile bireyleri açısından sorunun doğası, kaynağı ve kapsamı farklıdır. Bu farklılık onların kendi yaşam tecrübeleri ve sosyal çevrelerinin farklılığından ileri gelmektedir. 
Bu açıdan iyi konsantre olarak problem ve aile bireyleri hakkında kapsamlı bir anlayış ve algılama geliştirilmelidir. Örneğin bir aile üyesi bir diğerini öncelikli “problem” olarak görebilir yada tamamen dışarıda tutabilir. Uzmanın görevi, tüm perspektif ve üyelerin bakış açılarından sorunu değerlendirebilmektir. Çünkü uzman birkaç aile üyesi onun görüşleri, güçlerine ilişkin bilgilere sahiptir. Bu durum, her bir üyenin güçleri kadar tüm ailenin güçlerini de karakterize eder. Tüm aile ile çalışırken, bütün üyelerle etkileşim ve iletişime giren uzman hiçbir şekilde “taraf” olmamalıdır. Unutmamalıdır ki onları sadece değerlendirmeyip, aynı zamanda onların arasında bir etkileşime girmektedir. Şüphesiz aile değerlendirmesi ele alınabilecekten çok daha fazla veri toplamayla ilgili bir risk taşımaktadır ancak bu veri bolluğu durumu uzmanın görevinin asli unsurlarından da birisidir. 
Ailelerle çalışmak genelci sosyal hizmet uygulamasının çok önemli bir boyutudur. Aile ilişkilerini değerlendirme tüm aileyi anlayabilmekle ilgilidir. Aile bu değerlendirmeye katılmalı, bilgilerin potansiyel anlamı anlaşılmalıdır. 
Ev ziyaretleri, müracaatçının kendi evlerinde uygun tipte bir servis hizmeti sunulabilmesini sağlamak amacı ile yapılan çalışmadır. Ev ziyaretleri, aileyi yaşadığı çevresiyle değerlendirme olanağı verir. Kurumsal ortamda müracaatçıya yardım amaçlı mülakattan ziyade, ev ziyaretinde dikkat çekici ve çok daha steril bilgiler toplanabilir. Barker (1995), ev ziyareti için birkaç neden sıralamıştır. Birincisi, müracaatçı ortopedik engelli olabilir. Evden ayrılmak çok zor olabilir. İkincisi, bazı uzmanlar ev ziyareti yapar, çünkü onlar yardım sürecinin bu şekilde daha yeterli ve etkili şekilde yönetilebileceğini, müracaatçının çevresi içerisinde daha doğru değerlendirileceğine inanırlar. Üçüncüsü, bazı ev ziyaretlerini komşuluk ve çevre ilişkilerini, ortaya çıkan “sosyal nedenlere” karşı harekete geçirmek için yaparlar. Sonuçta, sosyal çalışmacılar toplumla kaynaşmak, toplum üyelerini kazanmak ve birlikte taahhüt ve güven ilişkisine girebilmek amacı ile ev ziyareti yaparlar. 

     1.1.1. Aile İçi İletişimi Değerlendirme

     Aile iletişimi, her bir aile üyesinin kendi duyguları ve düşüncelerini birbirine ne derece iyi aktardıkları ile ilgilidir. Üyelerin, niyetlerini, vurgulamak istediklerini diğerlerinin doğru algılayıp algılamadığı önemlidir. 
Aile içi iletişimin etkililiği konusu yalnız değerlendirme, planlama ve müdahale sürecinde de önemlidir. İletişimi geliştirmek ailelerle çalışmada sıklıkla asıl kor amaçtır. Aile yapısı, organizasyon, ilişkiler ve aile içi davranış kalıplarını içerir. Değerlendirme aile yapısının 5 boyutuyla ilgilidir. Birincisi, aile bir sistem olarak alt sistemleri olan üyelerle uygun sınırlarda fonksiyonlarını yerine getirir. İkinci boyut, “aile normları” ile ilgilidir. Bu normlar, aile içerisindeki kuralları ve özel davranış şekillerini kapsar. Üçüncüsü, “aile rolleri”dir. Aile rolleri, medeni hal ve durum farklılıkları ile üyelerin yerine getirmesi beklenen davranışlardır. Dördüncüsü, aile bireyleri arasındaki “güç dengesi” ile ilgili boyuttur. Beşinci boyut, kuşaklar arası bakış açısından ve ailenin mevcut fonksiyonuna aile geçmişinin, tarihinin nasıl etki ettiği bakımından önemlidir. 
Aile bir sistemdir. Bu kavram sistem teorisiyle ilgilidir. Bu nedenle aile, sistem teorisinin kavramlarıyla değerlendirilebilir. Holman (1983:23)’in dediği gibi, “sistem teorisinin terimleriyle dinamik bir sistem olarak kavranabilir. Sistemi oluşturan unsurlar olan aile üyeleri, belirli zamanlarla şebekenin kendisi olan aile ile bağlantılı ve kararlı bir şekilde 
Aile sisteminde aile ilişkileri bireylerin ihtiyaç ve dürtülerinin üzerinde, bireylerin patolojisinden ziyade aile fonksiyonelliğine odaklıdır (Goldenberg, 1996:34). Ayrıca aileyi sistem olarak düşünmek, ailelerle çalışırken onun sorunlarını çözmede yardımcı olan bir faktördür. 
Aile normları, aile grubunun içerisinde uygun davranışlarını belirleyen özel kurallar olarak, aile davranışlarına nüfuz eden, üzerinde uzlaşılmış ilişkilerdir. Çoğu zaman çok güçlü kurallar, çok açık şekilde üzerinde sözlü olarak konuşulmamış kurallardır. Bununla birlikte bu kurallar kesin ve açık, ailenin sürekli tekrarladığı üyelerinin çok iyi anlayıp hiç tartışmadığı doğrularıdır. Problemli ailelerde etkili olmayan normlar ailenin ve üyelerini fonksiyonelliğini engeller. Bu durumda, etkisiz normlar tanımlamalı ve değiştirilmelidir. Pozitif normlar geliştirilmelidir. 
Aile rolleri, aile sisteminin üyelerinden beklediği davranış kalıplarıdır (Worden 1994:2). Aile rolleri, genellikle aile yararına olan davranışlarla ilgili bir kavramdır. Örneğin ebeveyn rolleri çocuk için yardımcı, destekleyici, yönlendirici ve geliştirici rollerdir. Aynı şekilde ebeveyn “çalışan” rolü ile dışarıdaki göreviyle aileye gelir sağlayan bir aile üyesidir. 
Güç, bir aile üyesinin diğer bir aile üyesinin davranış değişikliğine neden olma kapasitesidir (Hepworth 1997:295). Güç, açıkça tanımlanması zor ve belirsiz bir kavramdır. Değişik aile üyeleri farklı alanlarda farklı güçlere sahip olabilir. Bir aileyi değerlendirirken ailedeki güç dengesi dağılımının eşitlikçi ve uygun olup olmadığına bakılmalıdır. 
Aile yapısına ilişkin önemli bir bakış açısı da ailenin tarihsel geçmişidir. Hangi koşullarda aile ve ebeveynler aileyi genişletmiştir. Büyükbaba ve büyükanneler ve sosyal çevresel ailenin yaşam şeklini ve kuşakları nasıl etkilemiştir? Aile büyüklerinde alkolizm geçmişi var mıdır? Aile normlarında çocuğu fiziksel cezalandırma ve çocuk istismarı söz konusu mudur? 
Ailenin geçmişini derinlemesine inceleyerek, güçleri ve güçsüzlüklerine ilişkin önemli ipuçları elde edilebilir. 
Yaşam döngüsü içerisinde aileni, çeşitli tahmin edilebilir olaylara nasıl adapte olduğunu bilmek değerlendirme açısından önem taşır. Doğum günleri, ölüm yıldönümleri, evlilikler, çocuk yetiştirme vb. önemli olaylar ailenin problemlerle başa çıkma becerilerini etkiler. 
Aile içi iletişim ve aile yapısından ayrı ailenin yaşam döngüsü düzenini değerlendirmek aileni problemlerini açıkça anlamaya yardım eder. Ailenin gelişme ve olgunlaşma süreci içerisinde, her aşamada o seviyeye uygun görevlerini yerine getirmesi gerekir. Bu görevler yerine getirilmediğinde sorun ortaya çıkar. 

      Carter and Mc Goldrick (1989:12), normal aile yaşam döngüsü içerisinde bazı güçlükler tanımlamışlardır. A.B.D’nde; nüfusun %6’sı homoseksüel, %12’si evlenmemiş genç bayanlardan; %25’i asla çocuk sahibi olmak düşünmeyenlerden oluşmakta, evliliklerin % 50’si boşanmayla sonuçlanmaktadır. Kadınlar eskiye oranla çalışma hayatına daha fazla girmiş, yaşam beklentisi daha uzun, evlilikler çocuk ihtiyacından yapılmamaktadır. Bu değişiklikler aile yaşamının eskiye oranla farklı kılmaktadır. 
Geleneksel aile yaşam döngüsü 6 ana aşamayla kavramlaştırılabilir (Carter ve Mc Goldrick). Her safha, bazı duygusal dönüşümler, diğerleriyle ilişkiler durum değişiklikleri içermektedir. Birinci safha, genç yetişkinin kimlik oluşturması ve kişiler arası yeni ilişkiler geliştirmesi aileden ve orijininden ayrılması safhasıdır. İkinci aşama evlilik ve yaşamın zevkleri ve sorumluluklarını bir eşle birlikte karşılama dönemidir. Üçüncü aşama çocuk sahibi olma ve çocuğun ihtiyaçlarıyla tanışma dönemidir. Dördüncü safha çocukların ergenlik dönemine geçiş ve genç yetişkinlerin bağımsız hareket etme çabaları ve akranlarıyla uygun etkileşimlere girmesi dönemidir. Beşinci safha, gençlerin kendi yollarına gitmesi kariyer yapması ve evden ayrılmaları dönemidir. Altıncı aşama, yaşlanmaya uyum göstererek ve kaçınılmaz olan ölümle yüzleşme dönemidir
Ailenin sosyal çevresi ne kadar uygun? Uygun sosyal destek sağlıyor mu yoksa izolemi ediyor? Ailede işlerin yolunda gitmesi için tatmin edici kaynak alıyor mu? Etrafını çevreleyen toplumla ne derece entegre olabilmiş durumda? Bu ve bunun gibi sorular ailenin fonksiyonlarını değerlendirme, planlama ve müdahale ile çok ilgilidir. 

       Sosyal çevre, koşullar, yaşam şartları insan etkileşimleriyle bireylerin etrafını kuşatır. Çevresi içinde aile odağı, ailelerin çevresindeki diğer sistemlerle nasıl etkileşime girdiğini anlamak için çok önemli bir perspektif sağlar. Bu sistemler, diğer bireyleri, arkadaşları, aileleri, çalışma gruplarını, sosyal hizmet örgütlerini, politik birimleri, dini kurumları, eğitim kurumlarını içerir. Makro sistem aile bireylerini etkileyerek tüm aile sistemine etki eder.
Büyük kentlere yoğun göçle gelen ailelerde yoksulluk döngüsü, işsizlik sorunu çözülemediği takdirde kırsal kesimden gelen bu ailelerin çocuk koruma sistemine çocuklarını vermek için müracaatçı olmaktadırlar. Kısıtlı toplumsal kaynaklar ciddi şekilde ailenin fonksiyonelliğini engelleyebilir. Bu nedenle, genelci uygulayıcı ailenin toplum kaynaklarından yararlanma durumunu öncelikli olarak ele almalıdır. 

        Aile içi anlaşmazlıklar ve sorunlar açısından dört anahtar alan gözden geçirilmektedir: Evlilikle ilgili güçlükler, ebeveyn-çocuk ilişkilerinde zorluklar, Aile üyelerinin kişisel sorunları ve harici çevreden kaynaklanan stresler. Anlaşmazlık, mücadele, çaba, öncelikler, zorluklar ve inançlarla içiçe geçmiş bir kavramdır. Farklı görüşler, aile içerisindeki ihtilaflar, iletişimi geliştirerek ilişkilerin derinlemesine ve memnuniyetsizliklerin sona ermesine de pozitif anlamda katkıda bulunabilir. Her ailenin biricik ve eşsiz özelliği nedeniyle anlaşmazlıklar ve problemler birçok değişik kategoride cereyan edebilir. Çiftler, çocuk büyütme, aile içi şiddet, finansal güçlükler, seksüel problemler, boş zaman değerlendirme, sadakatsizlik gibi birçok konuyu sorun olarak gündeme getirebilir. İletişim problemleri genellikle birinci sırada yer alır (Hartman, 1995; Worden 1994). Aile problemlerinden ikinci en büyük sorun alanıdır. Anne-baba ve çocuk arasındaki ilişkilerde yaşanan zorluklardır. Bazen ebeveynlerin, özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarını kontrol edememesi ve iletişim problemleri söz konusu olur. Çocukların davranışlarının en iyi şekilde yöneltilmesi ve ebeveyn-çocuk ilişkilerinin geliştirilmesi için birçok bakış açısı ve görüş vardır. En önemli yaklaşımlardan birisi Thomas Gorden (1970)’ın “öğrenme teorisi” ve “anne-baba etkililik eğitimi” (PET) programlarıdır. 
Uygulayıcılar, aile durumunu değerlendirerek, ebeveynlere çocuklarını nasıl kontrol altında tutabileceklerini ve bazı davranış değişikliği tekniklerini öğreterek yardım edebilirler. Davranış değiştirme, öğrenme teorisinin gerçek yaşam durumlarına uygulamayı içerir. 
Anne-baba Etkililik Eğitimi iki önemli yaklaşım içerir. Birincisi “aktif dinleme”, ikincisi “ ben mesajlarıdır” (Gorden 1975; Westra 1996). Aktif dinlemede, dinleyici konuşanı bütün dikkatiyle kulağını vererek dinler ve onun duygularını ve düşüncelerini tam olarak algılamaya çalışır. İkincisi, onu kendi kelimeleriyle ve anlatımıyla anlamayı içerir. 
Ebeveynler, karalayıcı, küçük düşürücü, alaycı ya da tehdit edici mesajlar yerine çocuğun duygularının sorumluluğunu da alarak kendi mesajlarını ona iletmelidir.

     Bazen aile, üyelerinden birisinin problemleriyle uzmana danışmaya gelir. Aile terapisinde temel ilke tüm ailenin problemli olduğunu kabul etmektir (Worden 1994). Uzmanın temel amacı bazı aile ilişkilerini yeniden yapılandırarak çözmek olacaktır. Bunlar yetersiz ve düşük gelir, işsizlik, ev koşullarının yetersizliği, dinlenme zamanlarında uygun kaynaklara ulaşamama ve eşitliksiz iş fırsatlarıdır (Johnson & Wahl 1995). Zayıf sağlık olanakları, uygun olmayan okullar, tehlikeli çevre ayrıca sayılabilir. Bu sorunları çözmek için uzman, keskin bir şekilde “aracılık” becerilerini kullanarak aile bireylerinin ihtiyaç duydukları hizmetlerle bağlantısını kurmak zorundadır. 
Genelci uygulayıcı, bugün sadece normal iki ebeveynden oluşan ailelerle değil geniş bir yelpazede farklı aile yapılarıyla çalışmak durumundadırlar. Tek ebeveynli aileler geleneksel aile modelinde anne-babadan oluşan ve anne evde çocuk bakımında görevli iken günümüzde, bu daha az yaygın bir hale gelmiştir (Strand, 1995). A.B.D.’de ailelerinin dörtte birinde 8 yaş altı çocuklar tek ebeveynli ve bunların % 80’i kadındır. A.B.D.’de kadınlar ve çocukların yoksulluk içinde yaşama oranı artmaktadır. 

       Ülkemizde de çocukları için çocuk koruma sistemine müracaat eden ailelerin ağırlıkla tek ebeveynli olduğu gözlenmektedir. 
Kültürel ve etnik farklılıklar aile yaşamının temellerini oluşturur. Kültürel değerleri anlamak uzmana aile sisteminin “güçleri ve dirençleri” hakkında çözüme yönelik kullanılabilecek bilgi sağlar. SHU, ailenin kültürel kökleri konusunda duyarlılık geliştirmelidir. Kültürleme, dil, kimlik, davranış kalıpları ve tercihlerin adaptasyonunu içerir. Ailenin göç öyküsünde, ailenin ne zaman göç ettiği, geldikleri yerdeki koşulları, destek sistemleri ve yerleştiği yerdeki kabul görme durumları değerlendirilmelidir. Çocuklar içinde okul çevresi, ailenin iyilik hali için çok önemlidir. İstikrarlı bir iş, aile sisteminin istikrarı ve kararlılığı en kritik unsurlardan birisidir. Ekonomik kaynakları değerlendirme aileyi anlamada hayati bir önem taşır. Ailedeki kadın-erkek iletişim kalıpları aileyi değerlendirmede önemli bir faktördür. Uzman, farklı kültürel gruplara mensup ailelerin değerleri ve beklentilerine karşı duyarlı olmalıdır. Geniş aile yapısında büyük ebeveynler, halalar, teyzeler, amcalar, dayılar, kuzenlerle ilişkiler çekirdek aile yapısının etrafındadır. Bu dışa doğru genişleyen aile yapısı, ailenin bireylerini destekleme açısından aile sistemine önemli güçler sağlar.
A.B.D.’nde çocuklar ve onların aileleriyle ilgili değerlendirme uygulamaları yasama yetkileri olduğundan eyalet yönetimleri tarafından belirlenmektedir. İlk değerlendirme enstrümanları 1980’lerin başında Illionis Eyaletinde geliştirilmiştir. Cash (2001)’e göre; asıl büyük problem çocuk koruma sisteminin “güçler”den ziyade “eksiklikler” üzerine konsantre olmasından kaynaklanmaktadır. A.B.D’de değerlendirme politikası, çocuklara yönelik kötü muamele ve istismar vakalarının azaltılmasına yönelik faaliyetler üzerine odaklanmaktadır.

 1.1.2. Değerlendirmede Çocuk Faktörü ve Çocukların Katılımı

Değerlendirmede çocukların öznel deneyimlerini dinleme ihtiyacı kabul edilmiştir (James v.d., 1998). Çocuklukla ilgili yeni bir çok sosyal teoride çocukluk sadece yetişkinliğe doğru bir gidiş olarak değil kendi başına bir “varoluş” olarak ele alınmaktadır (James v.d., 1998). Bu nedenle çocuklar, haklarıyla birlikte topluma katılan önemli sosyal aktörlerdir. Çocukların, birey olarak hakları ve kendilerini ilgilendiren konulardaki uygulama süreçlerine, karar mekanizmalarına katılmaları konusunda son yıllarda yasalar ve uygulamalar düzeyinde önemli yeni yapılanmalar olmaktadır (Franklin, 1995). Aile ve çocuk değerlendirme sürecinde çocuk, “nesne” olarak değil “özne” olarak ayrıntılı şekilde ele alınmalı, görüşlerine başvurulmalı ve karar verme süreçlerine dahil edilmelidir. İngiltere’de yapılan Değerlendirme Alan Çalışmasında, değerlendirme işinde çocukların sesini ve yerini daha merkezi bir konuma almak gerektiği görülmüştür (Department-of-Health, 2000). Değerlendirme sürecinde çocuklarla girilen etkileşim yoluyla çok yararlı bilgiler elde edilebilir. Bu süreçte çocuklar, kendilerinin sürece katılması, uygulamalar nedeniyle çeşitli korkulara kapılabilirler. Bu nedenle uzmanın, süreç boyunca onlara değerlendirme süreci ve sonuçlar hakkında içlerini rahatlatıcı bilgiler vermeleri büyük önem taşır. Değerlendirme sürecinde çocukların bireyselliklerine yeniden vurgu yapmak, onları çok dikkatli gözlemlemek, derinlemesine değerlendirme sürecine başlamadan onlarla iyi bir ilişki inşa etmek çok önemlidir. Yetişkinler gibi çocuklarında çok değişik ilgileri, tercihleri, hoşnutsuzlukları vardır. Örneğin, ebeveynleri tarafından istismar edilmiş bir çocuğun çizdiği resimlerle kendini ve durumunu ifade etmesini uzmanla çocuk arasında “buzun kırılması” olarak tanımlamışlardır. Uzmanla çocuk arasındaki etkileşimde en önemli temalar, güven, yargılamadan uzak bir kabullenme, dürüstlük, ulaşılabilirlik, biraz mizah ve her çocuğun her zaman çocuğun düşüncelerinin gerçekten dinlenmesidir ( Butler ve Williamson, 1994).









Uzman, çocuğun kullandığı ifadeleri ayıklayarak, grup tartışmaları yolu ile çocuğun başkalarına öğüt vermesini isteyerek onun görüşlerini aktarmasına yardım edebilir. Çocukların kendi seslerini duyurma ve kendi yaşamlarıyla ilgili kararlara katılma hakları vardır. Çocukların eksikliklerinden ziyade yeterli oldukları, güçlü oldukları alanlara ağırlık verilerek değerlendirme yapılmalıdır.

1.1.3. İngiltere Örneği


İngiltere’de korunması gereken çocuklara yönelik hizmetlerdeki gelişmeler açısından en önemli dönüm noktası, 1889 yılında çıkartılan ve “Çocukların İmtiyazları” olarak bilinen ve çocuklara zulmün önlenmesi amacını taşıyan yasadır. Bu yasa ile çocuklarına hastalıklı şekilde davranan ebeveynlere çocuk lehine müdahale etme, gerekirse eve girme, hapis cezası verme yetkisi getiriImiştir.
1908 yılında ilk kez “Çocuk Mahkemelerinin” kurulması, evlat edinmenin yasal altyapısının oluşturulması ve çocuklarına cinsel istismarda bulunma, ensest ilişki vakalarında ebeveynlerin rahibe gönderilmesi yerine yargılanma ve cezalandırma uygulamalarına olanak sağlayan yasal düzenlemeler yapılmıştır. 1932 tarihli “Çocuk ve Gençler Yasası” ile çocuk mahkemelerinin gücü ve etkinliği artırılarak, “çocuğun korunması” ile ilgili yasal düzenlemeler yapılmıştır. İngiltere’de koruyucu bakım, köy evleri-grup evleri, dağınık evler ve çocuk yuvalarından oluşan bakım sisteminde 1944 yılında Lady Allen isimli şahsın kurum bakımındaki çocuklara yapılan kötü muamalelerle ilgili “The Times” gazetesinde köşe yazısı yayınlamış ve büyük bir soruşturma açılmıştır. Curtis başkanlığında çalışmalar yapan komite 1946 yılında raporunu yayımlamıştır. Buna göre hükümet korunmaya muhtaç çocukların tüm ihtiyaç ve bakımından sorumlu tutulmuştur. 1948 “Çocuk Yasası”, 13 yaşındaki Denis O’neil’ın evlat edinen aile yanında ölmesi üzerine, parlementoda çocuk komitesi kurulmuş, yerel yönetimlerin de çocuk komiteleri, çocuk ofisleri kurmalarına yönelik düzenlemeler yapılmasına yol açmıştır. 1968 tarihli “Sosyal Hizmet Yasası”, yerel yönetimlere sosyal hizmet departmanı kurma, çocukların yerleştirilmesi, refahı ve sağlık-gözetim koşullarının iyileştirilmesi görevleri ve “çocuk ihmali” konusunda araştırmalar yapma sorumluluğu vermiştir. 1970 tarihli “yerel yönetimler sosyal hizmet yasası”, çocuklarla ilgili sosyal hizmet servisleri ve çocuk bakım hizmetlerinin birleştirilmesini sağlamıştır. 1974 yılında Maria Couwel isimli çocuğun üvey babası yanında ölmesi üzerine yapılan soruşturma sonucu düzenlenen raporda, çocuk refahı servisleri arasında ciddi koordinasyon eksikleri olduğuna işaret edilerek, çocuk koruma komitelerinin kurulması ve yerel yönetim otoritelerinin eşgüdüm halinde, risk altındaki çocukları koruma ve denetim hizmetlerine yoğunlaşmaları sağlanmıştır.
1989 “Çocuk Yasası”, her çocuğa ihmal ve istismardan korunma hakkı veriyordu. Temel ilke olarak çocuğun en iyi bakımının kendi aile ortamında yapılabileceği ilkesi benimsenmiştir. 1995 yılında, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesine dayanılarak çocuk yasasına üç temel ilke eklenerek; çocukların her türlü ayrımcılıktan korunması, çocuğun refahının sağlanmasına birinci derecede öncelik verilmesi ve çocuğun görüş ve düşüncelerinin dinlenmesi ilkeleri kabul edilmiştir.
2003 yılında Margaret Hodge ilk “Çocuk Bakanı” olarak atanmış, elektronik ortamda her çocuğun sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlere ilişkin sorunları, görüş ve önerileri alınarak çocuk komisyonu ve yerel otoritelerce ihtiyaçlara uygun hizmetlerin geliştirilmesi ve çocukların güveninin kazanılmasına yönelik çalışmaların yapılması kararlaştırılmıştır.
İngiltere’de diğer birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi “aile” odaklı hizmet modelleri geliştirilmiştir. Bunu yanı sıra çocuğun aile içinde desteklenmesi yaklaşımı benimsenerek buna yönelik düzenlemeler yapılmıştır.
Son yıllarda çocuk refahı çalışmaları ciddi şekilde politika değişikliğine uğrayarak, klasik, sığ “çocuk koruma odağı” yerini, “çocukların gereksinimlerini kapsayan” yeni ve geniş bakış açısına bırakmıştır. Bu yeni odakla ilgili sonuçlar ve çocuk politikasındaki değişiklikler, yapılan alan çalışmalarında çocuklar ve onların ailelerinin gereksinimlerinin incelenmesi sonucunda ortaya çıkmıştır (Department of Health, 2000).
Sosyal çalışmacıların çocukların potansiyel ve geniş yelpazedeki gereksinimlerini karşılamaya yöneldikleri bu politika değişimi “yeniden odaklanma” olarak isimlendirilmiştir (Little, 1997).

Ülkemizde halen korunması gereken çocuklara yönelik çocukların ve ailelerinin gereksinimlerini temel alan, çocukların görüşlerine yer veren böylesine “toplum temelli” hizmetler geliştirilememiştir. Oysa korunması gereken çocuklar ve ailelerine birlikte ulaşarak, çocukları toplumdan soyutlamaktan ve kurum bakımına almaktan ziyade, toplum temelli politikalar geliştirerek yenilikçi çözümler bulmak politika yapıcıları ve uygulayıcıların öncelikli görevleri arasında olmalıdır.
Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuğun aile, akraba, arkadaş vb. tüm sistemler içinde bir bütün olarak ele alınmasını öngören ve çocuğun yalnızca korunan bir nesne olarak değil aynı zamanda özel hakları olan özneler olarak gören derin ve kapsamlı bir anlayışa sahiptir. Sözleşmede, çocuğun yaşatılması, korunması, gelişimi bakımından aile öncelikli kurum olarak ele alınmıştır. Çocuk Hakları Sözleşmesinin 5. maddesinde ana-baba sorumlulukları ve çocuğun aileden kopartılmadan aile içerisinde desteklenmesinin önemine vurgu yapılmaktadır. Madde 5’de “Taraf Devletler, bu Sözleşmenin çocuğa tanıdığı haklar doğrultusunda çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi ile uyumlu olarak, çocuğa yol gösterme ve onu yönlendirme konusunda ana-babanın, yerel gelenekler öngörüyorsa uzak aile veya topluluk üyelerinin, yasal vasilerinin veya çocuktan hukuken sorumlu öteki kişilerin sorumluluklarına, haklarına ve ödevlerine saygı gösterirler” denilmektedir. Çocukların anne-babadan ayrılmasından mümkün olduğunca kaçılmalıdır. Anne-babaların gereksinimlerini karşılamak, anne-babalık becerilerinin geliştirilmesini sağlamak, onların sorumluluk duygularını, haklarını göz ardı etmeksizin iyi birer anne-baba olduklarını kabul etmek ve kapasitelerini güçlendirmek Çocuk Hakları Sözleşmesi gereğince devletin görevleri arasındadır.
Sözleşmenin 5. maddesinde, ”Taraf Devletler, bu Sözleşmenin çocuğa tanıdığı haklar doğrultusunda çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi ile uyumlu olarak, çocuğa yol gösterme ve onu yönlendirme konusunda ana-babanın, yerel gelenekler öngörüyorsa uzak aile veya topluluk üyelerinin, yasal varislerinin veya çocuktan hukuken sorumlu öteki kişilerin sorumluluklarına, haklarına ve ödevlerine saygı gösterirler” denilmektedir.

1.2. TARTIŞMA VE SONUÇ

Sosyal refahın kurumsallaşması sürecinde sosyal politikanın sosyal hizmetlerle paralel gelişimi noktasında, giderek değişen ve gelişen toplumsal dinamikler doğrultusunda çalışma alanları da çeşitlenmiştir. Sosyal hizmetin bu çeşitlenmiş çalışma alanları içerisinde “Çocuk Refahı” alanı bu hizmetlerin başlangıcından bu yana önemle üzerinde en çok durulan bir alan olmuştur. Çocuk Refahı, bir taraftan aile refahının diğer taraftan da geniş bir bakış açısıyla toplumdaki refahın şartlarından bağımsız olarak düşünülemez.

Toplumsal değişme ve gelişmeler ekonomik ve sosyal açıdan aileler, çocukları olumsuz etkilemekte göç, kentleşme, işsizlik, kentsel yoksulluk gibi faktörler de kentlerde tutunmaya çalışan nüfus gruplarını zaman zaman başa çıkamadığı çeşitli risklerle karşı karşıya bırakmaktadır. Düşük gelirle, zor şartlarda yaşamaya çalışan ailelerde boşanmaların arttığı, tek ebeveynli ailelerin sayısı fazlalaştığı, kamu desteği yetersiz kaldığı, toplumsal kurumların olumlu etkilerinin azaldığı, tüm dünyada ve özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, çocukların dramatik bir şekilde olumsuzluklar yaşaması gerçeği ile karşı karşıya kalındığı düşünülmektedir. Türkiye’de son yıllarda kamu sağlığı, sosyal hizmet, eğitim alanında bir takım gelişmeler yaşanmasına karşın ülkemizin sosyal kayıtları, çocukların yaşam kalitesi bakımından ne yazık ki halen olumsuz bir seyir izlemektedir. Çocuk yoksulluğu, kentsel yoksulluk önemli bir sorun olarak varlığını sürdürmekte, azımsanmayacak oranda çocuk nüfusu, aileleriyle birlikte yoksulluk yükü altında ezilmekte, özellikle İstanbul metropolünde ve diğer şehirlerde çocuklar her yerde artan risklerin tehdidi altında bulunmaktadır. Tüm çocukların her yönden sağlıklı yetişmeleri için gerekli koşulların sağlanamadığı, çocukların temel gereksinimlerinin karşılanmadığı, temel bakım, yetiştirilme ve gözetilmelerinde yetersizlik ve aksamalar olduğu, sosyal, fiziksel, ruhsal ve ahlaki yönden sağlıklı bir yetişkin olarak yetişebilmelerinin önünde engeller bulunduğu göze çarpmaktadır.
Vakit geçirmeden çocukların sağlık, eğitim, sağlıklı gelişim, beslenme ve barınma gereksinimlerinin karşılanamadığı ailelerin tespit edilmesi gerekmektedir. Çocuk ihmali ve istismarına yol açan risk faktörlerinin devletin çocuk politikaları yoluyla belirlenmesi ve toplumuzdaki tüm çocukların yararına düzenlemelerin, tüm kamu kurumları ve sivil toplum örgütlerinin entegre olduğu çocuk koruma sistemlerinin oluşturulması ihtiyacı olduğu dikkat çekmektedir.

KAYNAKÇA

Aile Ve Çocuk Özel ihtisas Komisyonu Raporu (2001). DPT, Ankara.
Ashman, Kirst K. Ve Hull, G. H (1999). Understanding Generalist Practice. Chicago: Nelson Hall Publisher,
Atamer, T. Aslı (2005). Çocuk İstismarı Tarama Anketi: Geliştirme, Geçerlik Ve Güvenirlik Çalışması. İ.Ü. Adli Tıp Enstitüsü. İstanbul,
Barker, R. L. (1995). The Social Work Dictionary. Silver Spring, Md: NASW Press.
Butler, I. And Wıllıamson, H. (1994). Children Speak: Children, Trauma And Social Work. Harlow: Longman.
Carter, E. A., & Mc Goldrıck, J. (1989). The Changing Family Life Cycle: A Framework For Family Therapy. Needham Heights, Ma: Allyn & Bacon.
Cash, S. J. (2001). Risk Assestment in Child Welfare: The Art And Science. Children And Youth Services Review, 23 (11): 811.
Çocuk Haklarına Dair Sözleşme. (1997). T.C. Başbakanlık Sosyal Hizmetler Ve Çocuk Esirgeme Kurumu Yayını, Ankara.
Department of Health (2000). Framework For The Assesment of Children İn Need And Their Families. London: Department Of Health.
Duyan, Veli. (2003). Aileye Yönelik Planlı Müdahale Sürecinin Aşamaları. Toplum
Franklın, B. (1995). The Case For Children’s Rights: A Progress Report. İn B. Franklin(Ed.) The Handbook Of Children’s Rights. London:Routledge. Pp. 3-22.
Goldenberg, H. (1996). Family Therapy: An Overview. (4th Ed. ). Pacific Grove, Ca: Brooks/ Cole.
Gorden, T. (1970). Parent Effectiveness Training. New York: Peter Weyden.
Hepworth, D., Rooney, R. H., & Larsen, J. A. (1997). Direct Social Work Practice. (4 Th Ed.). Pacific Grove, Ca: Brooks/Cole.
Holland, Sally (2004). Child And Family Assesstment in Social Work Practice. Sage Publicatons Ltd.
James, A. , Jenks, C. And Prout, A. (1998). Theorising Childhood. Cambridge:Polity.
Johnson, G. B. , & Wahl, M. (1995). Families: Demographic Shifts. In Encyclopedia Of Social Work (Vol. 2, Pp. 936-941). Washington, Dc: Nasw Press.
Johnson, L. C. (1998). Social Work Practice: A Generalist Approach. Usa: Allyn And Bacon Company, Massachusetts.
Little, M. (1997). The Re-Focussing Of Children’s Services. in N. Parton (Ed.), Child Protection And Family Support. London: Routledge. Pp. 25-38.
NASW (1992). Changes in Nasw Family Policy. Nasw News, 27(2).
Strand, V. C. (1995). Single Parents. In Encyclopedia Of Social Work (Vol. 3, Pp. 2157-2164). Washington, Dc: Nasw Press.
Worden, M. (1994). Family Therapy Basics. Pacific Grove, Ca: Brooks/Cole.

©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.

 

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.