Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri
 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

 

SOSYAL HİZMETİN SAVUNULMASI GEREKİR Mİ?
Sosyal Hizmet Uzmanı Aziz ŞEKER
Sitemiz Yazarı


Peki, insan neye öfkeleniyor? Bunda kuşku yok: Kendi türünün çöküşüne…

Putların Alacakaranlığı /Nietzsche


Sosyal hizmet etiğinin kendi şeametini aşma çabası toplumsal gerçekliğin toplumsal sorunlarıyla yüz yüze geldiğinde hep mistik bir düzeyde kaldı. Öyle ki, sorun çözümünden çok sorun sürdürümüne yanıtlar arama uğraşısı yöntemsel kılındı…


Reel sosyal hizmet praksisinin izi silinerek yok oluyor. Egemen olan, sosyal hizmetin birikimini yok sayıyor; bunun karşısında sosyal hizmet aktivistlerinin takındığı tutum ise profesyonel bir bakış açısı baştan değil. Sosyal hizmete dönük bir çaba içinde olduklarını sananlar ise egemen olana yamanmaktan öteye gidecek bir şeyler yapamıyor, yapmak da istemiyor. Bir bilinç yarılması, bir düş kırıklığı olsa gerek…
 


Yüzyıla baktığımızda gördüğümüz total gerçeklik; ekonomik yapının kapitalizm lehine yetkinleşmesinin sosyal sonuçları içinde kıvranan eşitsiz bir dünya görünümüdür. Dünü anlamamış olmak bugünü daha karmaşık kılıyor. Sosyal hizmetin dünü onu yerleşik kılarken; verili olan koşulların dışına çıkma çabası ise pasif kılmasında iradi olmasa da etken olmaktadır. Özde değişme sancısı içinde olsa da değişememektedir.


Küreselleşme, sosyal hizmeti kendisini aşması konusunda uyara dursun! Birey ve toplum artık farklı taleplerle sosyal hizmetlere gereksinim duyar oldu. Bu nedenle sosyal hizmet teorisinin altyapısı yenilenmek zorunda. Ki, yenileniyor gibi görünüyor da. Sosyal hizmette yaklaşım zenginliği ortaya çıkarması gereken böyle bir yönelim, ne yazık ki, sosyal hizmetin iktidara hizmet noktasında kendisine koyduğu sınırlamalarla şaşırtıcı bir durumu da beraberinde getirmektedir.

20. yüzyılın sonuna kadar; sosyal hizmetin temel ilkesi, kendi sınırları içine hapsolmaktı. Ancak bu içe kapanmayı destekleyecek bir siyasal-sosyal süreç oluşturulmadığı gibi buna kaynaklık edecek eğilimler de belirleyici olmayı başaramadılar…

Sosyal hizmet etiğinin kendi şeametini aşma çabası ise toplumsal gerçekliğin toplumsal sorunlarıyla yüz yüze geldiğinde hep mistik bir düzeyde kaldı. Öyle ki, sorun çözümünden çok sorun sürdürümüne yanıtlar arama uğraşısı yöntemsel kılındı.

Küresel liberalizmin dilmaçları ve onların kalemşorları; tarihin sonu / ideolojilerin sonu / toplumsalın ölümü gibi argümanlar ileri sürerlerken, disiplin ve meslek olarak sosyal hizmeti hissedebilen postmodern eğilimlere sahip tipler ise sosyal devletin başına gelenlerden yola çıkarak “sosyal hizmetin sonunu” ilan ediyorlardı ki, zaten sosyal hizmetin kendisine ait yaşanabilir başka bir dünya ütopyasının net ve kabul edilebilir yanlarıyla olmaması de onların söylemlerini çoğunluk anlamlı kılıyordu.

Sosyal hizmetin, insanlık tarihinden anladığı şey; toplumsal sorunların giderilmesiyle denk düşüyordu. Bu denklik “yoksulların” ve onun toplumsal sonuçlarının tarihiyle içli dışlıydı. Olasıdır ki, ancak egemen olan sosyal hizmet yapısını belirleme gücüne sahipti. Bu minvalde bazı düşünceler ileri sürülebilir. 21 yüzyılda Türkiye’de;

Sosyal hizmetin yeni pozisyonu “diyalogsuz” bir kabule dayanıyor. Savaşım yok!

Çünkü sosyal hizmet kendi çığlığını perdelere aksettirmeyen bir ortaçağ tiyatrocusunu andırıyor. Kendiyle mutlu.

Egemen olan eşitsizliktir. Sosyal hizmetin dayanağı ve varlık nedeni de bu eşitsizlik ve görünümleridir. Oysa eşitsiz koşullarla tavırlı bir mücadele yapamıyor sosyal hizmet.

Reel sosyal hizmet praksisinin izi silinerek yok oluyor. Egemen olan, sosyal hizmetin birikimini yok sayıyor; bunun karşısında sosyal hizmet aktivistlerinin takındığı tutum ise profesyonel bir bakış açısı baştan değil. Sosyal hizmete dönük bir çaba içinde olduklarını sananlar ise egemen olana yamanmaktan öteye gidecek bir şeyler yapamıyor, yapmak da istemiyor. Bir bilinç yarılması, bir düş kırıklığı olsa gerek…

Sosyal hizmetin yeni yörüngesi “sosyal hizmet kuramcılarının” dışında yer alıyor. Onların belirlemeleri naif kalıyor. Böyle olunca sosyal hizmet neliğinin dışında “siyasal bir olgu” olarak önem kazanıyor. Sosyal hizmetin üzücü bir tragedya içinde yaşamasının nedeni de bu işte. Bundan dolayı meslekler sosyolojisi içinde sosyal hizmet uzmanı olmanın / sosyal politika / sosyal devlet temelinde varlık bulmanın sorunları ve “kimliksel” tırnaklanması önemli sorunlar olarak hep ortaya çıkmaktadır. Bir de sosyal hizmetin piyasa dokusuna gömülmesi onda inanılmaz baş ağrılarına neden oluyor.


Sosyal hizmet bu “Kriz Çağı”ında sosyal adalet’e göre varlığını yeniden tanımlamalıdır. Yenilenmelidir. Sosyal hizmet tahayyülü ile oynayan baronların başında uluslararası finansın tarihsel iktisadi adem babaları ve küresel piyasanın sosyal ekonomik istemleri geliyor. Bu nedenle sosyal hizmeti savunurken ona sosyal adalet / özgürlük gibi evrensel değerler konusunda bir tavır kazındırmak da acilen gerekiyor. Sosyal hizmet disiplini ve mesleği için elzem olan da budur. Bu nedenle önce sosyal hizmetin kendisini savunması gerekir!...