Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

 

Şiddet Çocukların Ağzının Tadını Bozar

Şadiye DÖNÜMCÜ / Sitemiz yazarı
dosadoster@gmail.com


   Şiddete maruz kalan çocuk büyüklerinin koruyucu ve kollayıcılığına olan inancını ve güvenini yitirir, ailesi dahil yaşamı boyunca karşılaşacağı tüm insanlarla arasına mesafe koyar.

"Bizim evimizde babam güçlü, annem güçsüzdü. Güçlü, güçsüzü dövme hakkını kullanırdı. Babam sıkça alay ettiği, köle muamelesi çektiği annemi sıklıkla tehdit ederdi. Ona giysi filan almazdı. Evimiz fünyesi çekilmeye hazır bir bombaydı adeta. Annem kocasının eve geleceği saatlerde huzursuz olurdu. Babamın annemi kötülemesi fenama giderdi ama tepki de veremezdim. Çocukken öğrendim (keşke öğretilmeseydi): her türlü duygumu ifade etmemeyi, babamın anneme -dolayısıyla bize- yaptıklarını başkalarının bilmemesi gerektiğini, sadece kendime güvenmem gerektiğini, ana-babanın çocuğunu, kocanın eşini dövebileceğini... Maalesef şimdi ben de... "

Çocuğun sadece kendine yöneltilenden değil, evde annesine, kardeşine, dedesine, yengesine yöneltilen şiddetten de zarar gördüğünün ifadesi olan yukarıdaki satırlar 30 yaşındaki bir babaya ait.

"Şiddet uyguladıktan sonra pişman oluyorum"
Ana-babalığa tam hazır olmayan, kendine güveni az olan, küçükken kendisi de şiddete maruz kalan, kendini kontrol etmekte zorlanan, çocuk eğitimi konusunda yeterli donanımdan yoksun olan ebeveyn çocuğuna değişik şekillerde zarar verirken, çoğu kez kendinin de zarar gördüğünden habersizdir.

"Ufak kızım Sude 'Anneye vu-ma! Ba-biş, a-cığ so-na' dediğinde gözlerine bakamamıştım utancımdan. Annelerini ben değil dört yaşındaki kızı koruyordu" diyor genç bir baba. "Çocuklarımın, eşimin canını her yakışımdan sonra pişman olup 'bu son' diyorum, olmuyor. Duygularımı, davranışlarımı kontrol edemiyorum. Kendime kızıyorum tabii" diyor daha kıdemli bir başka baba.

Şiddetin sadece uygulanan kişiyi değil, uygulayan kişiyi de etkilediği bir gerçek. Eğer ciddi bir ruhsal rahatsızlığı yoksa şiddete neden olan olay -kriz yani- sonrası şiddet uygulayan kişi genellikle yaptığından utanır, kendini suçlar, "Keşke yapmasaydım" der, hatta kendini affetmeyip, cezalandırabilir. Ancak şiddet uygulayan çoğu kişide bu eylem sıkça tekrarlandığında alışkanlık getirdiğinden o davranışları yeniden tekrarlayabilir.

"Anne acımadı; ağlama"
"Çocukken babam annemi, annem bizi döverdi. Üniversitedeyken sevgilimin hakaret ve tehditlerine maruz kaldım. Sonra da zorla evlendirildiğim ama özünde iyi bir insan olan kocamın ve kaynanamın. Artık anneyim. Altı yaşındaki oğlumu dövdükten sonra 'Anne acımadı; ağlama' deyişi beni kahrediyor."

Yukarıda ifade edildiği gibi şiddet öğrenilen bir şey. Ana-babasından, evdeki diğer üyelerden ya da çevresindeki güçlü (!) diğer insanlardan fiziksel, sözel/ duygusal şiddet gören çocuk öncelikle istediği her şeyi şiddet uygulayarak elde edebileceğini öğrenir. Şiddete maruz kalan -ve öğrenen- çocuk ileride uygun zaman ve ortamda, ana/baba olduğunda bu öğretiyi çocuklarına bir şekilde aktarır.

Şiddetin bedeli çok yönlü ve ağır. Maruz kalan çocuk büyüklerinin koruyucu ve kollayıcılığına olan inancını ve güvenini yitirir, ailesi dahil yaşamı boyunca karşılaşacağı tüm insanlarla arasına mesafe koyar. Gördüğü kötü muamele nedeniyle, duyguları erozyona uğrayan çocuk kendine uygulanan şiddeti genellikle başkalarına anlatmaz.

Uzun söze ne hacet...
"Babamdan ve tüm erkeklerden nefret ediyorum. Erkekler tarafından aşağılanmamak, hakarete uğramamak, dayak- tekme- tokat- tükürüğe maruz kalmak istemediğim için karşı cinsle arkadaş bile olamıyorum."

Yukarıdaki sözler 19 yaşındaki bir üniversite öğrencisine ait ve adeta şiddete maruz kalan çocukların duygularındaki karışıklığın, kızgınlığının, mutsuzluk ve çaresizliğinin örneği. Gördüğü muamelenin sorumluluğu ona ait olmasa da, kızgınlığını belirtemediği ve kendini güçlü hissedemediği, başkalarına güvenemediği, kızgınlık ve öfkenin yol açtığı olumsuzlukları bildiği için böyle bir tepki vermesi doğal değil mi?

"Eski babam öldü. Üç yıldır yeni babam Muhsin Babam var. Onun kızları anneleriyle yaşıyor. Onlara aldığı eşofmanı kıskandığımı anlayan annem 'Onlara iyi davranmalıyım! Yoksa Muhsin de sana iyi davranmaz!' dedi. Annem, yeni kocasının beni sevmediğinin, bana çirkin baktığının, çizgi film izlettirmediğinin, markette sepete koyduklarımı kasada bıraktırdığının farkında değil ki... Annemi bana bırakmıyor hiç. Basketbol kursuna da yollamadı. Muhsin Babam annemi, annem beni terk etmesin diye geceleri yatağımda ağlıyorum sadece" diyen de 10 yaşındaki bir kız çocuğu.

Uzun söze ne hacet: Şiddet çocukların ağzının tadını bozuyor işte. (ŞD/GG)

* Şadiye Dönümcü, sosyal hizmet uzmanı

 

      Bu yazı http://www.bianet.org yayındadır.
 

 


               Bize Ulaşın

Google