Sosyal Hizmet Uzmanları Web Sitesi
  

Sosyal Siyaset

Siyasal İletişimin Diline Yaklaşım Sorunu
 Can Küçükali/Sitemiz Yazarı
cankucukali@gmail.com
http://www.toplumvesiyaset.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Kültür/Sanat
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji

Meslek Elamanı Arayan Kurumlar ve İş Arayan Meslek Elamanları


Sitemiz Yazarları

 


Siyasal iletişim alanının dilbilim ayağında, özel olarak da siyasetin dili konusunda yapılan tartışma ve yorumlarda oldukça sığ bir yaklaşım göze çarpıyor. Bunun en büyük sebeplerinden biri, siyasette iletişim nasıl olmadır gibi cevabı normatif bir sorunun siyasal aktörler arasındaki güç farklarının, yapısal faktörlerin bu aktörler üzerinde etkilerinin ve güç kazanma ya da kazanılan gücü korumaya yönelik doğal reflekslerin göz ardı edilerek cevaplanmaya çalışılmasıdır. Elbette yanlış soruların doğru cevapları olamayacağından, bu soru da bize siyasetin dilini anlama ve bu dili siyasetin dinamikleri içinde kavrama konusunda fazlaca yardımcı olamıyor. O halde, siyasetin dilini veya dilin içindeki siyaseti anlamaya çalışmadan önce bu tip bir hegemonik ve tek açılı yaklaşımı eleştirmek gerekiyor.

Yukarıdaki sorunun temsil ettiği yaklaşım birkaç açıdan değerlendirilebilir. Teknik olarak siyasetin dili nasıl olmalıdır sorusu içinde birtakım varsayımlar barındırır. Bu varsayımlar: 1) siyasetin belirli bir dili vardır/olmalıdır, 2) bu dil tüm taraflar tarafından üzerinde uzlaşılan bir kurallar bütününe sahiptir, 3) siyasal aktörler bu kuralları bildikleri halde siyasetin hararetli ortamı içinde kimi zaman istemsizce ihlal ederler, 4) akademik çalışmalar bu sapmalara işaret ederek siyasal iletişimin kalitesini yükseltebilirler, 5) bir toplumun genel refahı, diğer faktörlerin yanında siyasal aktörlerin siyaset yapma sürecinde ortak bir dil geliştirme başarıları ile doğrudan orantılıdır, şeklinde özetlenebilir. Yukarıdaki maddeler ilk bakışta birçok kişi için oldukça tutarlı ve hatta çözüm odaklı görünebilirler.

Aslında akademik anlamda sorunun cevabının temsil ettiği yaklaşım, temel olarak siyasal iletişimi Habermasçı iletişimsel eyleme ve deliberasyona bağlar. Böyle bir tabloda, toplumsal/siyasal çatışmalar iletişimsel problemlere bağlanırken iletişimsel eylem de etiğe eklemlenmeye çalışılır. En temelinde sorun bir bilme/bilinç sorunu olarak koyulur. Fakat ilk etapta akla yatkın gelen bu varsayımların sorunlu yanları şu sorularda açığa çıkarılabilir: 1) siyasal dil, içine doğduğu ve içinde şekillendiği bağlamın dışında bir yerde düşünülebilir mi 2) siyasal dilin ortaklaşamaması sorunu belki de tam tersine sağlıklı bir sürece işaret ederken, dilde ortaklaşma siyaseten de hegemonikleşen bir sürece işaret edebilir mi 3) bu iki maddenin ışığında siyasetin dilini mantık ve etik kurallar çerçevesinde kullanma sorunu bilme sorunu mudur yoksa stratejik bir tercihler bütünü müdür ve 4) o halde siyasetin dilinin düzelmesi sorunu ve nasıl düzelir sorusu ideolojik bir yön taşıyor olabilir mi?

İşte bu sorular bizi şu an literatürde hakim olan uzlaşmacı yaklaşıma karşı alternatif yaklaşımlar üretmeye teşvik edebilir. Bu yaklaşıma alternatif geliştirmenin gerekliliği şu sorunlarda yatmaktadır.

1) Birbirlerinden siyasal güç olarak farklı pozisyonda olan aktörlerden güçlü olanın, güçsüz olanla iletişiminde demokratik bir dil kullanma zorunluluğu yoktur. Güçlü aktör bu türden bir uzlaşmacı dili kendi iktidarı açısından tehlike olarak görebilir,

2) Siyasal aktörler zaten ideal olarak farklı çıkarları, çıkar gruplarını ve görüşleri temsil etmelidirler. Aksi takdirde siyasal alan tek bir aktörün veya grubun temsil ettiği değer ve çıkarların tek taraflı oyun alanı haline gelebilir,

3) Siyasal aktörlerin kendilerini iktidara taşıyan veya taşıması muhtemel olan aktörlere, süreçlere ya da yapısal faktörlere boyun eğmeleri /hizmet etmeleri doğal bir sonuçtur. O halde zaten toplumun yekpare bir bütün olarak çıkarlarının temsil edilmesi söylemi problemlidir ve ancak siyasal bir strateji olarak ele alınırsa anlamlıdır,

4) Eğer farklı siyasal aktörler yukarıda belirtildiği gibi, içine doğdukları ilişkilerden ötürü farklı çıkar gruplarına hizmet ediyorlarsa ve varlıkları da bu çıkar gruplarına bağlı ise, bu aktörlerin kalıcı bir ortak dil geliştirmeleri ya da ortak ilkeler üzerinde anlaşmaları eşyanın doğasına aykırıdır (o yüzden yukarıda da belirtildiği gibi ortak dil söylemi aslına bakılırsa ideolojiktir)

O halde uzlaşmacı yaklaşımlar yerine dilde çatışmacı yaklaşımlara odaklanmak, siyasetin hayatın gerçekliği içinde algılanması, güçlü ve güçsüz aktörlerin dilde belirlenmesi, güçlü aktörlerin deşifrasyonu (hangi söylemsel stratejilerin reel siyasetin hizmetinde kullanıldığı) yoluyla güçsüz aktörlerin ve de bu aktörlerin temsil ettikleri geniş toplum kesimlerinin seslerinin daha fazla duyulabilmesi açısından daha yararlı görünmektedir. Bu en temelinde güçlü aktörlerin etik ve toplumun geniş kesimlerine eşit derecede yaklaşımlar sergilemesini beklemek yerine, güçlü aktörlerin nasıl güç kazandıkları ve bu gücü dilbilimsel alanda hangi yollarla uygulamaya geçirdiklerini irdelemek, uygulanan stratejilerin diğer aktörler ve toplumun geneli açısından hangi sonuçlara yol açacağını kamuoyu ile paylaşmak ve buna bağlı olarak alternatif söylemlerin diriliğinin korunmasına yardımcı olmak anlamına gelmektedir.

 

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org