Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

SOKAK ÇOCUKLARI SORUNUNUN SOSYO-DEMOGRAFİK NEDENLERİ

* Mahmut AKKIN

 Ülkemiz ikinci dünya savaşından bu yana hızlı bir kentleşme hareketi yaşıyor. Kentleşme hareketi, hem bir nüfus ve göç olgusu olarak hem de sosyal, ekonomik ve ailesel yapıdaki değişim süreci olarak bugün de önemini sürdürmektedir. Kentlerin sadece sayıları, büyüklükleri değil nüfus içindeki dinamiklerde son 50 yılda baş döndürücü bir değişimi yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Kentsel nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 1950’lerde % 20’lerde iken bu oran günümüzde % 80’lerle ifade edilmektedir. Çalışma yaşamında aktif işgücü içinde tarım sektörünün payı hızla azaldı. Günümüzde   ulusal gelirin sadece % 20 si tarımdan geriye kalanları ise hizmet ve sanayi sektöründen elde edilmektedir.        

 

Ülkemizde kentleşme deviniminin, sanayileşme ile paralel bir şekilde gelişim ve  kalkınmayı olumlu etkilediğini ifade etmek mümkün değildir. Diğer bir ifade ile kentleşme hareketinde sanayiinin payı son derece sınırlı iken hizmet sektörünün payı ve daha iyi bir yaşam umudunun-beklentisinin payı yüksektir.

         Kentlere yığılan nüfusun kentle bütünleşmesini  sağlayacak  bilgi, beceri ve mesleklere sahip olmamaları onların  işsiz kalmasına, veya marjinal sektörler olarak ifade edilen ve ekonomiye katkısı tartışmalı olan alanlarda çalışmalarına neden olmuştur.

 Kentsel değişim süreci, bireylerin  ekonomik ilişkileri yanında ailelerin rol, işlev ve yapılarında da  önemli  değişiklere neden olmuştur. Yapısal değişimde  geleneksel geniş aile modellerinin yerini  daha küçük ve az bireyli çekirdek aileler almıştır. Aile üyelerinin rol ve işlevlerinde de ( özellikle babanın yanında diğer aile bireylerinin de çalışmasını gerekli kılan, çocuklar üzerindeki kontrol ve denetimin  zayıflaması gibi) değişimler görülmüştür. Ailenin bir kısım işlevi topluma ve toplumsal kurumlara aktarılmıştır. Bu değişim ve farklılıklar toplumsal ve ailesel sorunlarla birleşince (anne babanın işsizliği, ekonomik ve sosyal yoksunluk, göç, kültürel değerlerdeki farklılıklar, aile içi anlaşmazlıklar, aile içi şiddet, ebeveyn kaybı gibi) eğitim sürecinde de sorunları  bulunan çocukların sokakla tanışmasına ve sokakta kalmasına neden olmuştur. Ancak bu demek değildir ki tüm bu koşullardaki çocuklar benzer süreçlerle sokaklarla tanışır ve sokakta yaşamaya başlar.

 Kentlerimizin (her ne kadar benzer süreçlermiş gibi görünen ancak kendine özgü nitelikleri olan) bu değişim  sürecini ve  bu sürecin oluşuma neden olan sosyo-demografik etkenleri  belirlemeden  sokak çocukları sorununu irdelemek, sadece sonuçlarla uğraşmayla sınırlı kalan ve başarı şansı düşük olabilecek  çabalardan öteye geçemeyecektir.

 Ülkemiz ulusal gelirinin kişi başına 3000 dolar civarında olduğu kabul edilmekle beraber bu gelirden nüfus gruplarının almış olduğu paylarda önemli farklılıklar bulunmaktadır. Nüfusun % 2.4’ü (yaklaşık 2 milyon kişi) aşırı yoksulluk diye tanımlanan ve geliri günlük 1 doların altında kalan gruba dahildir. Nüfusun % 18’i (yaklaşık 12 milyon kişi) uluslar arası yoksulluk sınırı olarak kabul edilen günlük 2 dolarlık gelir seviyesinin altında yaşamını sürdürmektedir. En alt dilimde yer alan % 20’lik nüfus grubunun,gelirin sadece % 5’ini alabildiği bilinmektedir.

 Nüfus artış hızı; son yıllardaki düşme eğilimlerine rağmen  hala yüksek bir oranda gözlenmektedir. Nüfus artış hızı ülke genelinde % 1.83, İzmir ilinde 2.24 ve İzmir metropolünde ise % 2.83 düzeyindedir. Bu durum başta eğitim ve sağlık olmak üzere bir çok alanda yeni yatırımları ve üretimleri gerekli kılmaktadır.

 İzmir için önem taşıyan bir diğer gösterge ise işgücüne katılım oranıdır. 2000 yılı nüfus sayım sonuçlarına göre çalışabilir nüfusun  ülke genelinde % 9 ‘u işsiz konumda iken bu oran İzmir genelinde %11, İzmir metropolünde ise % 15.7 dir.İzmir ili ülke işsizlik oranının yaklaşık iki katı bir işsizlik olgusu ile karşı karşıyadır. İzmir İlindeki  çalışan nüfusun ekonomik faaliyetlere göre dağılımına bakıldığında; % 28.5’i tarım, % 20.6 sı sanayi, % 5.3 inşaat ve   % 45.5‘i hizmet sektöründe istihdam edilmektedir. Bu oranlar ülke genelindeki oranlara paralellik taşımaktadır.

         Dikkate alınması gereken bir diğer gösterge ise  kent nüfusunda önemli bir yere sahip olan göç olgusudur.Yine aynı sayım sonuçlarına göre  kent nüfusunun % 48’nin doğum yeri İzmir dışı kentlerdir. Kent nüfusunun oluşumunda başta Manisa doğumlular olmak üzere; Konya, Erzurum ve  Mardin doğumlular önemli bir orana sahiptir.

         İzmir Büyükşehir İmar Daire Başkanlığından edinilen bilgiye göre metropol kentin % 49’u ise imarsız ve plansız yapılaşma olarak ifade edilen gecekondu tipi yapılardan oluşmaktadır.  Kentin yarıya yakınının bu tip yapılardan oluşması, özellikle belediyelerin sunması gereken temel alt yapı hizmetlerinin götürülmesini zorlaştırmaktadır.

         Demografik, sosyal ve ekonomik göstergelerden çıkarılabileceği gibi, kente göçle gelmiş, ancak kentsel bütünleşmesini sağlayamamış, eğitim, sağlık gibi haklardan yeterince yararlanamayan, geçerli bir mesleği ve kentsel yaşamın gereklerini karşılayabilecek becerileri olmayan, kültürel değerleri farklı bu grupların kentlere yığılması, beraberinde bir çok sorunu da gündeme getirmektedir. Tüm bu süreç geleneksel yapıdaki ailenin yapı ve özelliklerini de değiştirmektedir. Ailelerin çocuklar üzerindeki kontrollerini azaltmakta ve çocukların sokakla tanışmalarına daha sonra da sokakta yaşamalarına zemin hazırlamaktadırlar. Sokak çocukları olgusu, görüldüğü gibi beraberinde bir çok etkeni içeren  bir sorundur. Çözümünde de pek çok kurumun, disiplinin ortak girişimi ve çabasını gerektirmektedir.

          Son yıllarda daha yakıcı hale gelen sokakta yaşayan ve sokakta çalışan çocuklar   sorununun  karakteristik özellikleri gereği, kategorileştirmek ve genellemelerde bulunmak son derece zordur. Her çocuk kendine özgüdür ve her çocuğun sokak ve yaşam deneyimi farklılıklar taşımaktadır.

         Sokak çocukları konusunda net ve sınırları kesin tanımlar bulunmamaktadır. Ancak üzerinde genel hatları ile uzlaşılmış tanımlama sokak çocukları; ailesi veya aile yerine geçen kurumlarla ilişkisini kısmen veya tamamen kesmiş, günün önemlice bir kısmını sokaklarda geçiren, madde ile ilişkisi yaygın ve suçla ilişkisi yoğun olan 18 yaşından küçük bireylerdir.

  Sokakta yaşayan çocukların genel özellikleri,        

ü      Sokakta yaşayan veya sokakta çalışan çocuklar başta BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme olmak üzere uluslar arası düzenlemeler ile ulusal düzenlemelerden en az yararlanan veya hiç yararlanamayan gruplardır. Başta yaşama, gelişime, sağlık ve eğitim hakkı olmak üzere tanımlanmış hiçbir haktan yararlanamamaktadır.    

ü      Aile veya aile yerine geçebilecek kurumlarla ilişkileri sınırlı veya tamamen kopmuş konumdadır. Ailenin sunması gereken güvenlik, psikolojik doyum, yardımlaşma  gibi bazı gereksinimlerini çevreden veya akran gruplarından sağlamaktadır. 

ü      Eğitim sürecine girmemiş veya eğitim sürecinden erken ayrılmış çocuklardır.(Okul terkleri çok yaygın olan bu çocukların yoğunlukla ilköğretim 4. sınıfta okulu terk ediyor olmaları başka bir araştırmanın konusu olabilir).    

ü      Sokakta bulunmaları nedeniyle fiziksel, duygusal, sosyal ve bilişsel gelişimleri risk ve tehlike altındadır.  

ü      Uçucu ve uyarıcı madde kullanım alışkanlığı yüksektir. Madde kullanımı; fiziksel, psikolojik ve sosyal bir bağımlılık sağlamaktadır. Madde kullanımı çocuklar açısından  sosyal ve grupsal kabul için gerekli görülebilmektedir    

ü      Sokakta örnek aldıkları ve özdeşim kurdukları kişilerin suçla ilişkilerinin yoğunluğu nedeni ile bu çocukların da suç işleme olasılıkları veya suça maruz kalma olasılıkları yüksektir. 

ü      Niteliksel özelikler yanında niceliksel olarak ta  bu sorun daha çok gelişmesini tamamlayamamış ve temel sosyal sorunlarını çözümleyememiş ülkelerin sorunudur. Latin Amerika ülkeleri, gelişmekte olan Afrika ülkeleri, Uzakdoğu Asya ülkeleri gibi ülkelerde yoğunlukla görülmektedir.    

ü      Ülkemizde ise son 15 yıldır, başta metropol kentlerimiz olmak üzere  yoğun göç alan kentlerimizde varlığını sürdürmektedir. Bu konuda kamu,yerel yönetim ve sivil toplum kuruluşlarınca önemli cabalar yürütülmesine rağmen bu çabaların çözümü için  yeterli olduğunu düşünmek olası değildir. 

Sokak çocuklarının karşılaştıkları riskler ve bu risklere ilişkin geliştirdikleri ve dayanıklılıklarını sağlayan unsurlara kısaca değinmek gerekli görülmektedir.

 Donalt ve Swart-Kruge’e göre sokak çocukları dört gelişim alanında risk taşımakta ve bu alanlara ilişkin dayanıklılık ve başa çıkma becerileri geliştirmektedirler:  

1) Fiziksel gelişimleri risk altındadır: Karşılaştıkları temel fiziksel gelişim riskleri; barınma (soğukta kalma,yeterli şekilde korumayan giysiler), güvenlik (çeteler, suç işleyenler, yetişkin evsizler tarafından fiziksel şiddete maruz kalma) ve beslenmeye (yeterli ve dengeli beslenememe) ilişkin riskler ile hastalıklar, uçucu ve uyarıcı madde kullanma gibi riskler taşımaktadırlar. Bu risklere karşı beslenme ve barınmaya karşı becerililiği ve grup içinde kaynakların paylaşılmasını, güvenlik konusunda da grup üyelerinin yardımlaşması ve dayanışmasını geliştirmişlerdir. 

2) Duygusal gelişimleri risk altındadır: Sokak çocukları için en büyük duygusal risk;sağlıklı bir yetişkinle olumlu bir  ilişkinin yitirilmesi veya hiç olmamasıdır. Sokak çocuklarının sokaklarda yaşamaya başlamadan önceki hayat tarzlarında da bu tür bir ilişkinin olmaması da çocuğu sokağa iten faktörlerden birisidir.Sokak çocukları bu yitimlerin üstesinden akran gruplarıyla kurdukları dostluk bağlarıyla gelebilmektedir.Duygusal alanda bir diğer risk, duygusal tutarlılığın az oluşu,kaygı ve depresyonun sıklıkla görülmesidir. Bu riskle başa çıkmada daha çok özgürlük duyumuna vurgu yapmaktadır. 

3) Sosyal gelişimleri risk altındadır: Sosyal kimlik gelişiminde bu çocuklar daha çok, fırsatçılık,dolandırıcılık, hırsızlık, gibi olumsuz örneklerle karşılaşmakta ve toplumun bir çok kesimince reddedilmekte veya ahlaksız ve suca eğilimli olarak  görülmektedir. Bu riske ilişkin ise akran grupları ile yardımlaşma, destek ve  paylaşma ile savunu oluşturmuşlardır.        

4) Bilişsel gelişimleri risk altındadır: Bilişsel gelişimleriyle doğrudan bağlantılı olan dikkat, konsantrasyon, bellek ve görsel-uzamsal alanlarda güçlükler doğuran ana etken çocukların bali ve tiner gibi uçucu, uyarıcı ve uyuşturucu maddeler koklamalarıdır. Eğitim öğretime devam etmemekte bir diğer bilişsel yeti kaybı riskiyle ilişkili durumdur. Sokak çocukları bu riskler karşısında problem çözme,beceriklilik ve informal hesap yetenekleri  gibi alanlarda başa çıkma geliştirmektedir. Riskler ve bu risklere karşı geliştirilen dayanıklılık durumu, sokakta yaşayan gençlerin yaşamda nasıl olumlu değişiklikler yapabileceklerini ve sosyal hizmetlerin onlara nasıl yardım edebileceğini anlamada önemlidir. Ancak dayanıklılık olgusu başka bir çalışmanın konusu olacağından daha fazla bilgi aktarılmayacaktır. 

 Sorunun çözümü için neler yapılıyor? 

Sokak çocukları sorunu; niteliği gereği bir çok kuruluşun ve disiplinin birlikte çalışmasını gerektirmektedir. 

Bu alanda başta Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı Çocuk ve Gençlik Merkezleri ile Emniyet Müdürlüğüne bağlı Çocuk Şubelerinde hizmete yönelik ve bu çocukların rehabilitasyonunu sağlayarak  aile yanına dönmelerini destekleyici çalışmalar yürütülmektedir. Elde edilen bilgi birikimi ve sivil toplum kuruluşlarının destekleri ile başarılar elde edilmektedir.        

Ancak sorunun çözümüne  ilişkin, önleyici ve insan yaşamının niteliğini yükseltici politikalar ve uygulamalar gerekmektedir. Bu da eğitim ve sağlığın yaygınlaştırılması ve ulaşılabilirliğinin sağlanması ile yakından ilintilidir. Gelir dağılımının, yoksulluğu ortadan kaldırıcı ve asgari koşullarda dahi olsa birey ve ailelerin kendi kendine yeter hale getirici olarak yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Bunun için dünya uluslarının yaratmış olduğu kaynaklar yeterlidir.Yine BM Örgütünün bir raporunda ifade edildiği gibi dünyada bir yıl içinde savaşlara  ve silahlanmaya ayrılan bütçelerdeki % 10 sınırlama, başta sağlık ve eğitim olmak üzere tüm yaşamsal ve gelişimsel donanım için yeterli olacaktır. 

·        Mahmut AKKIN     Sosyal Hizmet Uzmanı          

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.