|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|
|
 


"Sokakta değil, okulda olmak istiyorum!”
Nükte Devrim
Sokakta çalışan
çocukların büyük çoğunluğu Kürt bölgelerinden gelme.
Hükümetler
köklü çözümler yerine ”ileride başımıza bela olmasınlar”
diyerek aileleri cezalandırmakyolunu seçiyorlar.
Çocuklar ise okul başladığında seviniyorlar. Daha az
çalışıyorlarçünkü…Son yıllarda İstanbul sokaklarının
özellikle de işlek caddelerin ayrılmaz parçası haline
geldiler.Yaşları dörde kadar inen çocuklar hiç de ait
olmadıkları yerlerde, sokaklarda, parklarda,
mağazaönlerinde mendilleri için müşteri arıyorlar,
kırmızı ışıkta bekleyen araç camlarını bir parça
bezletemizleyerek birkaç kuruş kazanma peşindeler.
Reddedildiklerinde bazen ısrarcı, bazen isyankar,bazen
umursamazlar. Kışın okula başladıkları için sayıları
önemli oranda azalıyor. Emine, 12
yaşında, ”sabahları okula gidiyorum, sonra mendil
satıyorum”, diyor . İki kardeşiyle birlikteçalışıyor.
Emine, günde bir milyona yakın para kazanıyor. Annesi ev
kadını, babası ise hamal.
”Evime yakın olduğu için Beyoğlunda mendil satıyorum”
diyor Emine. Dokuz yaşındaki Ruken isemendil satmaktan
”nefret ediyor”. ”Bazen insanlar bizi azarlıyorlar. İyi
ki okul başladı, daha azçalışıyorum,” diyor, kocaman
gözlerini açarak. Evi ise Beyoğlu’nun hemen paralel
mahallesibakımsız, harabe halindeki Tarlabaşı’nda. Ruken
çalışmadığı zaman kardeşiyle birlikte SosyalHizmetler
Müdürlüğü’nün Beyoğlu semtinde açtığı çocuk merkezine
geliyor. Çocukluğunun belki desadece orada farkına
varıyor. Üç odanın çocuklara ayrıldığı merkezde bir
çalışma odası ve
kütüphane, ayrıca bağışlanan oyuncaklarla dolu iki oyun
odası bulunuyor.
Giriş kattaki odada ise çuvallara doldurulmuş
kullanılmış giysiler var. İki kadın,
giysilerikarıştırıyorlar. ”İstanbul’a geleli dört sene
oldu,” diyor, Türkçe bileni. Diğeri yalnızca
Kürtçekonuşuyor. Her ikisinin de beş yıl önce Kürt
şehirlerinden gelmeleri tesadüf değil. Biri
Batman’dandiğeri Siirt’ten gelmiş. Eşleri günübirlik
işlerde çalışıyor. Sosyal Hizmet ve Çocuk Esirgeme
Kurumu(SHCEK)’in Beyoğlu’nda sokaklarda çalışmak zorunda
kalan 216 çocuk üzerinde yaptığıaraştırmasında
çocukların yüzde 90’nının Siirt, Batman ve Mardin olmak
üzere üç Kürt şehrinden
geldikleri ortaya çıkmış. 35 bin nüfuslu Tarlabaşında 5
bin Kürt ailenin hepsi çocuklarını küçükyaşlardan
itibaren çalıştırıyorlar. İstem dışında İstanbul’a
geldiklerini söyleseler de artık köylerinedönmeye
niyetleri yok. Onlar artık ”kentlerin en yoksulu”. Kürt
şehirlerinden yapılan hem zorunluhem ekonomik göç
aslında demografik değişimi de gösteriyor. Araştırmada
da belirtildiği gibi, artıkyoksulluğun zorunlu mekanı
olarak bilinen ”gecekondular”ın yerini yıkıntı halindeki
Tarlabaşı almış.”Kentlerin yeni yoksulları
gecekondularda yaşayacak kadar zengin değiller,
Beyoğlu’nun Eminönü’nün tarihi mekanları, doğudan göç
eden, tutunamayanların yerleşimleri için revaçta”
deniliyor araştırmada.
Büyük şehirlere göç dahi edemeyenler ise çocuklarını
çalıştırmak amacıyla otobüslerle yaz aylarında İstanbul,
Ankara gibi kentlere gönderiyorlar. ”Bekar evleri”
olarak bilinen Eminönü, Süleymaniye gibi mahallelerde
bir kaç metrekarelik odalarda üstüste altalta
kalıyorlar. Kışın ise okula gitmek içinmemleketlerine
dönüyorlar.
Özellikle yaz aylarında artan sokakta çalışan çocuk
sayısını farketmemek imkansız. Ancak
İstanbulValiliği’nin önlem alması için MacDonalds’in bu
soruna karışması gerekiyordu. Ağustos
ayındaİstanbul’daki bir MacDonalds müdürünün
müşterilerine mendil satmaya çalışan 8 yaşındaki
Leyla’yısoğutucuya kapatması üzerine sokakta çalışan
çocuk problemi birden gündeme yerleşti.
Leylamüşterilerin şikayeti üzerine polis operasyonuyla
kurtarıldı, müdür gözaltına alındı, tepkilerden eteği
tutuşan MacDonalds, basın açıklamasıyla apar topar bu
kişiyle ilişkisine son verdiğini duyurdu.
Valilik, 19 Agustos’ta yürürlüğe giren genelge ile
sokakta çalıştırılan çocukların Çocuk Koruma
istasyonlarına aldırılacağını açıkladı. Çocuk toplama
ekipleri sokakta satıcılık yapan çocuklarıİstanbul
dışında iki yüz yatak kapasiteli Ayvansaray ve
Ağaçlı’daki iki merkeze götürmeyebaşladılar. Valilik
özellikle istasyonları merkezlere uzak bölgelere kurdu,
biraz da caydırıcı olsundiye. Zira toplanan cocukların
aileleri Ağaclı’ya toplu taşıtın olmaması yüzünden hemen
ulaşamıyor.Bütçesi kısıtlı olan anne babaların taksi
tutması gerekiyor. Çocuklarla bu arada sosyal
hizmetgörevlileri ilgileniyor. Genelgeye göre aileler
bir kereye mahsus olmak üzere uyarılacaklar,
misafiredilen çocuklar ailelere iade edilecek. Ancak
çocuklarını sokakta çalıştırmaya devam
ederlerse,çocuklar ailelerinden alınarak muhafaza altına
alınacaklar. Aileler hakkında ise adli
prosedürbaşlatılacak.
Böyle bir prosedürün uygulanmasının sancılı olacağı
kesin. Valilik öncelikle bu genelgenin caydırıcıolmasını
amaçlıyor. Ekiplerin çocuk toplamaya başlamasına karşın,
tepkilerden çekinen Valilik ikiistasyonun resmi
açılışını dahi henüz yapmadı. İstanbul Valiliğinin
uygulamaya koyduğu genelgeye en büyük tepki İstanbul
Barosu’nun Çocuk Hakları Komisyonu’ndan geldi. Komisyona
göre, ”devletçocuklara verdiği hizmetin niteliğini
yükseltmeden, ailelere destek vermeden, vatandaşlarını
cezalandırmayı seçti”. Komisyon ”sıranın ne zaman
cezalandırmaya geldiğini” soruyor. Baro’ya
göreçocukların korunmaya alınması kararı ancak 1988
yılında kurulan Çocuk mahkemeleri
tarafındangerçekleştirilebilir. İstanbul
Üniversitesinden, Sevgi Usta ise on iki yıldır alt
yapısının oluşturulmadığıiçin ”çocuk mahkeme”lerinin
ceza mahkemesi olmaktan öteye geçemediğini, oysa
ailelere,çocuklara psikilojik ve maddi yardım gibi
maddelerin bu mahkamelerin prosedüründe
bulunduğunuvurguluyor. Probleme köklü çözüm üretilmesi
gerektiğini belirten Usta, ”çocukları sokaktagörmemenin”
çözüm olmadığını belirtiyor. Genelge ise çocuklardan
ziyade toplumu koruyor sanki.
Valiliğin genelgede belirttiği gibi ileriki yıllarda
toplum için ”Potansiyel tehlike” oluşturacağı belirtilen
bu çocuklar için biraz da bıçak kemiğe dayandığından
şimdi apar topar önlem alınmaya çalışılıyor.


|
|