Sosyal Hizmet Uzmanları Web Sitesi
  

SOSYAL SORUNLAR


Soma’nın Geride Bıraktıkları…

Aziz ŞEKER / Sitemiz Yazarı
shuaziz@gmail.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Kültür/Sanat
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji

Meslek Elamanı Arayan Kurumlar ve İş Arayan Meslek Elamanları


Sitemiz Yazarları

     
 13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa Soma’da 1’inci sınıf olduğu iddia edilen bir madende yeryüzünün en acı facialarından birisi yaşandı. Kamudan özele devredilmiş, üretim koşulları değişmiş, yalnızca kâra odaklanmış bir şirketin maden çalışanlarının yüzlercesi yaşama veda etti. Ne yaşam odaları, oksijen odaları, kaçış odaları, ne de hayata tutunmayı sağlayacak ekipmanın yeterliliği… İnsansız bir üretim kârı getirir ama ölümü de!

Önce maden ocağında yer altı trafosunun patlamasından kaynaklı olayda yüzlerce madenci öldü, dendi. Sonra bilgi yalanlandı. Kömür kızışması ileri sürüldü. Hatta karbonmonoksit yükselişinin göz ardı edildiği gündeme geldi. Kurtarma çalışmaları yangın, karbonmonoksit nedeniyle ilk günlerde sekteye uğradı. Çok fazla insan ve kurtarma ekibi tahliye alanına birikince olmadık görüntüler de yaşandı. Tam bir kargaşa haliydi. Bu durum ölenlerin, yaralananların, kayıpların bilgilerine ulaşmada yakınlarını olumsuz etkiledi. Halk çağdaş demokrasilerde görmeye alışık olduğumuz bir tutumla aydınlatılmadı. Madeni işletenler birkaç gün ortalıkta görünmedi. Neyi beklediler? Bilinmez değil. Ama karanlıkta kaç insan kaldı? sorusuna güvenilir yanıt gelmedi. Bilenlerden öğrendik ki denetleme eksikti, yetersizdi. Sistem “kâr”ı düşünen patronun lehine işliyorsa sizce ne kadar sağlıklı olabilirdi ki? Afet ortamı da başlı başına travma kaynağıydı. Kayıp duygusu ile baş etmeye çalışan insanlar bir yanda diğer yanda ölü bedenlerin taşındığı soğuk hava depoları, kavun depoları, çevre yerleşimlerden taşınan tabutlar… Türkiye halkını aydınlatıcı bilgilere ulaşılamaması; ve halkın protestosuna gölge düşürmeye çalışanlar? Dünya medyasına fotoğrafları geçen yerde tekmelenen bir insanın görüntüleri birçok şeyi anlatmaya yetiyordu. Taziye mesajları çoğalırken görmeye alışık olduğumuz türden gazlı sulu müdahalelere de rastlıyorduk.

Peki, içi yanan insanların tepkilerini sağa sola çekiştirenlere ne demeli? Nasıl bir vicdanın bekçiliğini yapmaktadırlar ki? Cevaplamak kolay değil. Kederini örten acıdır insanın hem de evlat, eş, çocuk acısı… İzleyenlerin yüreğini sızlatan görüntülerin sosyal boyutuna baktığımızda toplumun tüm kesimlerini olumsuz etkileyen bir yön aldığını tahmin etmek zor değildi. Öyle ki insan ilişkileri, sarı sendikacılık, insanların kendileriyle olan ilişkileri, toplumla, iktidarla-muhalefetle olan ilişkileri de sorgulanmaktaydı.

Binlerce işçiyi kömür madeninde çalıştıran şirketin “psikososyal” kriz ve destek masası var mıydı? Olsaydı bilgi akışı en azından nesnel olurdu. İnsanlar yakınlarıyla ilgili gelecek haberleri beklerlerken öyle bir hal aldı ki katliamın yaşandığı yerde artık bizi acımızla baş başa bırakın durumuna getirildiler.

Yabancı basın bile canlı yayınlarla bağlanıyor. Dizginlenemez kâr hırsının getirileriyle işveren ise neoliberal bir sessizlik içinde olmayı tercih ediyordu. Verilen her doğru bilgi bir tedavi yöntemidir aslında. Türkiye halkının gerçeği öğrenmeye ihtiyacı vardı. Yalanların yeni yalanlarla büyütülmesine değil. Günler sonra işverenin kamera karşısına geçip Yönetmeliğe sığınması ise kendisini aklamaya çalışması değil midir? Uygulamada neden sıkıntı çekilir? Neden uygulanmaz? İnsanoğlu yapımı değil mi bu? O zaman! Ya ülke olarak ILO’nun onay yüzü görmemiş maddeleri için ne demeli! İnsan odaklı olmayan Maden Yasası… Söylenecek yazılacak öyle şeyler var ki, hangi birine el atsak, gökyüzü sökülüp geliyor.

Bu faciadan kim ya da kimler sorumlu? Ne acı ki bu coğrafyada insan yaşamı çok ucuz. Kimse yanlışları onaylamamalı, üstünü örtmemeli, çarpıtmamalı… Sorun güçlüyü korumak değil, sorun Soma’da yaşanan maden kazası ve iş güvenliğinin eksikliğidir. Sorun Türkiye yurttaşlarının iş güvenliği ve diğer temel haklarının İnsan hakları hukukunun uluslararası boyutuyla güvence altına alınamamasıdır. Sorunun aşılması için ilk adım katliamın nedenleri ve bu nedenleri tetikleyen elleri bulup halkın huzurunda yargılamaktır. Yoksa vicdan kaybettiğimiz bir “değer” olarak çırpınıp duracaktır göğüs kafesimizin altında…

Elbette eleştireceğiz. Çünkü insan yaşamının maliyeti olmaz. Kimse ölmek istemez.
Soma’daki katliam halkın adalet duygusunu yaralamıştır. Onarmak için ne yapmalı? Bilinmelidir ki yapılacaklar var. Adaletin tarafında yer alırken bu mekanizmanın da hakkıyla işleyişinin koşullarını oluşturmaya Batı demokrasilerinde olan özeni göstermektir. Beklenen bu facia neden yaşandı? sorusuna hakkıyla cevap verip gerekli düzenlemeleri bir an önce yapmaktır.

Konuyu yakından ilgilendiren bir örnek vermek gerekirse: TEPAV’ın 2010’da yayınlanan Madenlerde Yaşanan İş Kazaları ve Sonuçları Üzerine Değerlendirme raporunda en büyük eleştiri noktası madenlerin özelleştirilmesinden sonra iş ölümleri oranındaki artışla ilgiliydi. SGK verileri dikkate alınarak hazırlanan raporda 1991 yılından 2008 yılına kadar sadece kömür sektöründe iş kazaları ve meslek hastalığı nedeniyle toplam 2554 kişi hayatını kaybederken 13.087 kişinin ise sürekli iş göremez durumunda olduğu belirtilmektedir. İş ölümlerinin ve yaralanmaların artışının temelinde yatan nedenlere baktığımızda önlenebilir sorunlara dayandığını rahatlıkla görebiliriz.
Sonuç olarak Soma’nın geride bıraktıklarını düşündüğümüzde diyebiliriz ki, geleceğin güzel olabilmesi için bu coğrafyanın insanları en azından çocuklarının hatırına her alandaki insan hakları ihlallerine el birliğiyle artık “dur” demelidirler. Yoksa emin olun ki yaşanabilir bir geleceğimiz olmayacak.
 

 
BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org