Sosyal Hizmet Mesleği

Sosyal Hizmet Alanları

Sosyal Kaynak
Bilgiler

İnsan Kaynakları

       



 



 

Prof. Dr. İlhan TOMANBAY

İstinye Üniversitesi
Sosyal Hizmet Bölümü
itomanbay@istinye.edu.tr



 SOSYAL ÇALIŞMA VE AVRUPA SOSYAL ŞARTINI DOĞRU ANLAMAK
 

 

        Ben bugün sosyal çalışmanın tanınmama, statü yokluğu, kadrolarının başka mesleklerle paylaşılması, meslek kişiliğinin parçalanması, açıköğretim sorunu, lisans ile önlisans öğretim ve eğitimlerin adlarının aynı olması, sosyal çalışma görevlisi kavramının ortaya çıkışı, özgüven zayıflığıyla patlaması arasında gitgeller vb. gibi birçok başına gelenleri temelde (ceteris paribus) kavram eksikliğine ve kavram algısızlığına bağlarken (kargaşasına değil) hiç de yanlış yapmadığımı her konu ve örnekle tanıtlayabilecek durumda olduğumu söylemeliyim.

Facebook’ta 2018 Mayıs-Eylül arasında sürdürdüğüm kavram algısını ve buna bağlı olarak düşünce geliştirme amaçlı saydamlarımın birinde çok değer verdiğim sevgili meslektaşım Nihat Tarımeri bir çığlık atmış. Diyor ki;

“AVRUPA SOSYAL ŞARTININ 14. MADDESİ SOSYAL HİZMETLERDEN YARARLANMA HAKKINI İÇERMEKTE OLUP SOSYAL HİZMET YÖNTEMLERİNİ DE YÜKÜMLÜ KILMAK HERHALDE ESTONYALILAR İÇİN GALİBA.."SOSYAL ÇALIŞMA GÖREVLİSİ" VE ASDEP İLE SOSYOLOG,ÇAKMA PEDAGOGLARIN BENZER YETKİYE SAHİP OLUNMASI İLE 2005 DEN BERİ SÖZ KONUSU OLAN YOZLAŞMIŞ SOSYAL HİZMET TÜRKİYE İÇİN NE ZAMAN NORMALLEŞECEK.?TÜRKİYEDEKİ BİR ÇOCUĞUN GELECEĞİNİN KARARTILMASI YERİNE ALMANYADAKİ ÇOCUKLAR GİBİ KORUNMASINI HALA HAYAL EDİYORUM....” [Kendisi büyük harflerle yazdığı için ben de öyle aldım.] (İlhan Tomanbay, Facebook, 28 08 2018)


Ne kadar samimi bir feryat değil mi? Ama gelin bu cümlelerin çözümlemesini yapalım.

Sevgili Nihat’la birbirimizi anlayacağımızı ve kendisinin Avrupa Sosyal Şartı (ASŞ) konusunda uzman olduğunu bilerek yazıyorum. Önce, 18 10 1961 yılında Turin'de imzalanan ASŞ'nin 14. maddesini doğru çevirmek ve okumak gerek. Şöyle ki: İlk cümlesi Nihat dostumun yazdığı gibi sosyal hizmetlerden yararlanma hakkı değil sosyal refah hizmetlerinden yararlanma hakkı kavramını kullanıyor. İkisi çok farklıdır. Sosyal hizmetler sosyal refah hizmetleri içinde pantolondaki ufak bir yama olarak kalır. Sosyal refah hizmetleri son nokrada sosyal hizmetleri de kapsar ama sosyal hizmetlerden çok daha geniş bir kapsamı ifade eder. Ekonomik varsıllığın arttırılması, işsizliğin ve konutsuzluğun giderilmesi, sağlıklı konutlarda yaşamaları, sokakta yaşayan insan ve dilenci kalmaması, işyeri gücencesi ve işyeri güvenliği, dışlanmama, ötekileştirilmeme, ayrımcılık yaşamama, yıllık tatil hakkı vb. gibi daha birçok ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel ve kişisel boyutta kalemi ifade eder.

Bu hizmetleri de (sosyal refah hizmetlerini) ASŞ’nı okuyanlar bilir, içinde yeralan birçok temel haklarla somutlaştırmıştır. Barınma, sağlık, eğitim hakları, işçi hakları, tam istihdam, eşit işe eşit ücret, doğum izni, sosyal güvenlik, yoksulluk ve sosyal dışlanmaya karşı koruma, seyahat özgürlüğü ve herhangi bir ayrımcılığa tabi tutulmama, yaşlıların, engellilerin, göçmen işçilerin durumlarının iyileştirilmesi gibi. Bunlara sosyal hizmeti çok daraldıkları durumlarda verebilirsiniz, ancak, sosyal refahın sağlandığı ülkelerde “çok daralma” içine girenlerin sayısı çok düşük ve ani durumlarda olur zaten.


İngilizce metinde “Article 14 – The right to benefit from social welfare services” yazar. Sosyal refah hizmetleri çerçevesi ve anlamı daha sınırlı olan sosyal hizmetlerle kesinlikle karşılanamaz. Yapılacak çok iş var sosyal refah düzleminde. Sosyal refahla sosyal hizmetler arasındaki büyük farkı gözönüne alarak yeniden düzenli bir çeviri yaparsak, yukarıdaki yazıda ifade edilen cümlelerde, sosyal refah hizmetleri, mesleğe indirgeyelim derken öyle kısaca sosyal hizmetlerden yararlanma hakkı diye daraltılmamalı. Bakın ne diyor:

“Sosyal refah hizmetlerinden etkili bir şekilden yararlanma hakkını sağlama bakışıyla, anlaşmalı taraflar, sosyal çalışma yöntemlerini kullanarak hem bireyin hem topluluk içindeki grupların refah ve gelişimine ve onların sosyal çevreye uyumlarına katkı sunacak hizmetlerin geliştirilmesi ve sağlanmasını üstlenirler.” Demek ki sadece SH’ler değil, SRH’leri. Sorumlusu sadece sosyal çalışmacı değil, birçok mesleklerle soluk alıp veren geniş bir meslek alanı. Ancak, dikkat edelim, sosyal refah hizmetlerini yönetecek mesleksel güç sosyal çalışma olarak görülmüş ve sosyal refah hizmetlerinde ana meslek sosyal çalışma olduğu için bu mesleğin yönlendirmesi vurgulanmış ve o yüzden sosyal çalışma yöntemleri denmiştir. Bu noktada, sosyal çalışma mesleğinin sosyal refah alanında rolü olan diğer meslekler yanında ne denli önde ve belirleyici olduğunu açık ve ham sözlerle değil zarif bir ifadeyle belirtilmiş, tüm sosyal refah hizmetlerinin sosyal çalışma mesleğinin yöntemleriyle belirtilen hedefe sağlanmasını üstlenmeleri gerektiği söylenmiştir. Aynı sağlık alanında hekimin, eğitim alanında öğretmenin belirleyici rolü gibi, sosyal refah alanında da sosyal çalışmanın rolü başat roldür.

Yani Avrupa Sosyal Şartının tarafları – sosyal hizmet demiyor, sosyal çalışma diyor, çünkü sosyal hizmetleri aynı metinde social service olarak kullanmış, yoksa karışıyor ve bilmeyenler sosyal hizmet dediğin zaman social service mi social work’u mu kastettin, zinhar anlamıyorlar. Daha kötüsü social service’yi meslek diye görmeye başlıyorlar ve bu sosyal çalışmacıların kendilerine yaptıkları en büyük kötülük. (Yeri gelmişken: İçinde 50 kez sosyal geçen bir sözleşme (ASŞ) sosyal çalışma terimini kullanmaz mıydı? Sosyal refah alanında tek kullanılan meslek adı sosyal çalışmadır.)

Dolayısıyla sosyal hizmetlerden yararlanma hakkı değil, sosyal refah hizmetlerinden yararlanma hakkı diyor ASŞ. Çünkü daha kapsamlı. ASŞ sosyal hizmet yöntemleri demiyor sosyal çalışma yöntemleri diyor. Evlere kurban eti dağıtma yönteminden ya da depremde battaniye dağıtma yöntemlerinden sözetmiyor, derin bir mesleğin derin ve soyut yöntemlerinden sözediyor koca ASŞ. Nasıl sürdürüyor metni? Sosyal çalışma - mesleğinin - yöntemlerini kullanarak, bakın şimdi, tam sosyal çalışma!, “hem bireyin” (Sǒnın hedef öznesi!), hem “topluluk içindeki grupların” (Sǒnın ikinci hedef öznesi!) (ve bakın toplum demiyor, topluluk içindeki diyor, ne güzel ve doğru!) – genel anlamda – “refah” (sadece SH değil!) ve “gelişimine” katkı sunacak “hizmetlerin” geliştirilmesi ve sağlanmasını üstlenirler. Diyor!.

Ayrıca sosyal refah hizmetleri kavramını sosyal hizmetler olarak çevirirseniz ASŞ metninin 16. Maddesinde geçen “sosyal hizmetler” (social services) kavramını nasıl çevireceksiniz? Tabii ki onu da sosyal hizmetler olarak. O zaman da okuyanlar için sosyal refah hizmetleriyle sosyal hizmetler arasında hiçbir fark yok. İşte bu farkları törpüleye törpüleye sosyal çalışma tamamen törpülendi ve sosyal hizmetlere indirgendir koca meslek. Üzüntü verici!

Yani sadece sosyal hizmetler değil kastedilen. Geniş bakmak gerek. Ve kaldı ki bu geniş sosyal refah hizmetlerine sosyal çalışma mesleğinin yöntemleriyle ulaşılabileceğini belirtiyor. Kim? Avrupa Sosyal Şartı! Bu çok önemli Türkiye’deki sosyal çalışmacılar için. Hem bu cümle çok önemli hem bu cümleyi ASŞ’nın söylemesi. Sosyal çalışma mesleğinin değerini göstermek için daha nasıl bir örnek istiyorsunuz? Var mı hakkınız bu derin ve yüce mesleği sosyal hizmete indirgemeye? Ne güzel; bir Avrupa Sosyal Şartı sosyal çalışma mesleğine bu denli değer veriyor; atıf yapıyor. Ve biz bunu küçültüyoruz ve maalesef buna bağlı olarak da giderek kendimizi içten içe küçümsüyoruz. Bilinçaltı küçümsememizi de mesleği lisans düzeyinde uzmanlaştırarak ve süpermenleştirerek bastırmaya çalışıyoruz. Oysa ne uzmanız ne Süpermen. Ama içi dolu, çevresi geniş, insanın sosyal sorunlarını çözmeyi hedef alan, önemli, değerli ve anlamlı bir mesleğin elemanlarıdır sosyal çalışmacılar.

Siz mesleği bu boyutta görün, değerlendirin, öğretin ve yüceltin, görün bakın mesleğinizden nasıl doyum alacaksınız; statünüzün ne denli yüksek olduğunu farkedeceksiniz. Bunu farkedince de içi boş bir uzman kavramına ve sadece espri boyutunda değerli olan bir Süpermen deyişine bu kadar bağlanmayacaksınız.
Sizde bu değişiklik yaşanırken diğer sosyal mesleklerde de değişiklik yaşanacak. Ne herkes ben de sosyal hizmet yaparım diyebilecek, ne kimse sosyal çalışma içine başka meslekleri sokuşturmaya kalkacak. Çünkü farkınızı farkettirmiş oldunuz. Değerinizi yüksekliğini uzman ve Süpermen kavramları arkasından çıkarabilirsiniz artık!

Sizin mesleğinizi başkalarına yaptıranlar varsa bunun hatasını kendimizde aramamalı mıyız? Bir sorun, niye böyle oldu diye? Sosyal hizmet dediniz, sosyal hizmet anladılar ve biz de yaparız dediler. Var mı bunda bir terslik? Ama bu meslek sosyal hizmet değil. İngilizce söyleyeyim: Social work. Yani sosyal çalışma!
Bitmedi! Tarımeri, sosyal çalışma mesleğini kastederek sosyal hizmetin yozlaşmışlığından sözediyor. Kim yozlaştırdı? ASŞ’nda social work olarak yöntemleriyle birlikte yeralan yüce bir mesleğe yıllardır kimler sosyal hizmet dediyse yozlaşmanın kapısını onlar açmıştır ardına kadar. Gelin mesleği bu düzeyden kurtaralım, yakışır düzeyine çıkaralım. Bu tersliği Tarımeri’yle ve diğer tüm meslektaşlarla birlikte elele vererek düzeltmeliyiz.

Çocukların korunması, kurtarılması, geliştirilmesi çalışmaları kendine özgü yöntemleriyle bir bütün olarak sosyal çalışmadır. Çocukların bakılması, karınlarının doyurulması, düzenli uyutulmaları, oyun oynatılmaları sosyal hizmettir. Bu nedenle çocuk bakım evlerine sosyal hizmet kuruluşu deniyor, sosyal çalışma kuruluşu değil!

ASŞ’nın resmi Türkçe çevirisi de doğru değil. Yıl 1961. 10. Ay. Aynı yıl ve aylarda Türkiye’de Sosyal Hizmetler Akademisi kuruluyor ve öğretime başlıyor. ABD kökenli kitaplar AID parasal yardımıyla hızlıca Türkçeye çevriliyor. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı bünyesinde. Kimler çeviriyor? O tarihlerde 25-35 yaş arası DTCF İngiliz filoloji mezunu gençler. Social work’u nasıl çeviriyorlar? Sosyal iş ve sosyal işçi dememek için, hizmet diye çeviriyorlar. Temel yanlışlık burada başlıyor. Bunu kâğıda geçiriyorlar. Karşılarına bir de social service kavramı çıkınca bunu ne yapalım diyorlar. Koca filoloji mezunları, ona da çoğul takısı takalım sosyal hizmetler olsun diye çözüm buluyor. 7000 farklı dil konuşulan koca dünyada belki de tekiliyle çoğulu arasında anlam farkı olan tek sözcük budur! Sosyal hizmet ve sosyal hizmetler. Dili bilimini katleden, Türkçeyi gülünçleştiren filoloji mezunları bunlar. Tarih yazdı!

Bunu niye anlattım? Türkiye’nin en ciddi çeviri merkezi olması gereken TBMM tarafından yapılan çeviride de hata vardır. Social work sosyal hizmet olarak çevrilmiştir! Sözleşmenin 14. Maddesinin İngilizcesinde social work, Türkçe resmi çevirisinde sosyal hizmet yazılıdır. Herhalde ASŞ’nı Türkiye’de (TBMM’nde) Türkçeye çevirenler, social work kavramıyla karşılaştıklarında duraladılar, sosyal iş mi desinler; Türkiye’de öyle bir kavram ve kulak alışkanlığı yok. Kamuda birbirine güven doruktadır. Birşeyi bilemeyen bir kurum diğer bir kuruma sorar. Aynı aylarda Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığında kurulan Sosyal Hizmetler Akademisi kuruluş çalışmalarını herhalde biliyorlar. Açtılar telefonu. Friedlander’ın kitabını çevirene bağladı sekreter. Ya da Sosyal Hizmetler Akademisinin başındaki kişiye. O da bilmiyordu, açtı telefonu öbür odadaki çevirmene sordu: Social work’un Türkçeye nasıl çevrilebileceğini soruyorlar dedi! Soruyu alan kişi de hemen yanıtladı: Sosyal iş hoşumuza gitmedi, biz sosyal hizmet dedik! TBMM’de ASŞ’nı Türkçeye çevirenler bu bilgiyle social work’u sosyal hizmet olarak çevirdiler ne yazık ki!
Aynı, 14. Maddenin devamında da sosyal hizmet değil sosyal çalışma mesleğinin önemli bir işlevini vurguluyor. Diyor ki;

“…anlaşmalı taraflar, sosyal çalışma yöntemlerini kullanarak hem topluluk içindeki bireyin hem de grupların refah ve gelişimine ve onların sosyal çevreye uyumlarına katkıda bulunacak olan hizmetleri geliştirir veya sağlar.” “Katkı sunacak hizmetlerin geliştirilmesi ve sağlanmasını üstlenirler.” Kim eliyle? Sosyal çalışmacılar eliyle. Hangi yolla? Meslek yöntemleriyle. Bunu böyle kavramış ve bu boyutta çalışma yapan sosyal çalışmacı kaç tane var sevgili okurlar? Sosyal çalışmaya sosyal hizmet dendiği için herkes sosyal hizmet yapmakla meşgul. Bilimsel mesleki yöntemler hak getire.

Tekrar ediyorum: Avrupa, Sosyal Şartı, 1961 yılında, anlaşmalı devletlerin topluluk içinde yeralan “birey ve grupların” “refah ve gelişimine ve onların sosyal çevreye uyumlarına katkıda bulunacak olan hizmetlerin geliştirilmesi ve sağlanmasını” sosyal çalışma mesleğinin meslek yöntemleri eliyle gerçekleşebileceğini hükme bağlıyor. Bu yönde bir düşünce çalışması var mı bugün Türkiye’de Sevgili Nihat?
Ayrıca, sosyal çalışma yöntemlerine sosyal hizmet yöntemleri dediğin zaman herkes onu bir sosyal hizmeti verirken kullanılan yöntem olarak anlıyor. Meslek yöntemleri o denli günübirlik değil. Bilimsel. Doğru temelli. Mantıksal. Yerine göre. Yerine uygun. Sorun çözücü.

Başta Sevgili Nihat meslektaşım olmak üzere birçok arkadaşımın aynı bu çığlığı attığını, aynı düşündüğümüzü biliyorum. Tek farkımız, bu yozlaşmayı ben;

a) “sosyal hizmetin” Türkiye’de sosyal çalışma mesleğine sosyal hizmet diye diye ve herkesin de bunu – haklı olarak - social service olarak anladığı için ben de yaparım diye cesaretlenmesine; diğer birçok mesleğin bu alana kendini sosyal çalışmacı sanarak girmesine ve

b) hükumetlerin de pragmatist bir yaklaşımla kadrolarda hukuksal zemin açmalarına;

c) Bu süreçte, sosyal çalışma disipliner mesleğinin vereceği değiştirici mesleksel hizmetlerin sosyal hizmet uygulamalarına indirgenmesine ve

d) ne acıdır ki, “sosyal hizmet uzmanları” içinde de - öyle görülmesine;

e) Sosyal hizmet yükseköğretim kuruluşlarında da meslek olarak kastedildiği için içeriği gerçek sosyal çalışma olan bir öğretimin baştanberi bir bilimdalı olarak geliştirilememesine, yaratılamamasına
bağlıyorum.

Kızmayın ama siz, sadece neden sosyal hizmet böyle yozlaştı diye üzülmekte ve çığlık atmaktasınız. Ben yanıtını ve gerekçelerini anlatıyorum. Tek farkımız bu? Sonuçta anlaşıyoruz.

“Yozlaşmış sosyal hizmetin” kavram değişimi olmadan, yeni bakış, yeni üretim, yeni bilgiler, yeni toplum çözümlemeleri, yeni siyasal bakış, yeni yaratı, bunları sağlayacak yeni düşünceler ve tartışmalar olmadan Türkiye için normalleşebileceğini düşünmüyorum.

Ayrıca şunu da akademik namus içinde belirtmeliyim. 2005 diyerek herhalde AK Parti hükumetinin olduğu dönemi kastediyorsun. Hiçbir siyasal iktidarın gücü kendi içini doldurmuş, mesleki çalışmalarıyla önemli gereksinimleri karşılamış bir mesleği ve disiplini yozlaştıramaz. Kadrosunu da daraltsa da, belirli makamlara getirmese de, ücretini düşürse de… o mesleğin akademik ve uygulamaya dayalı değerini düşüremez; bilimsele ağırlığını hafifletemez, gereksinim sahiplerinin gözündeki üretken, yaratıcı, değerli yerini alçaltamaz. Ve hiçbir meslek hükumet eliyle en tepelere de oturtulsa halkın gözünde içeriksel değeri düşükse en üst makama geldiği için değeri artmaz, tersine çıktığı o yüce makamların da değerini düşürür.
AK Parti sürecinde sosyal çalışma evet gelişmedi, sosyal çalışma yerlerde sürünüyor, ama daha ünce zirvede miydi? Sağlam zemini vardı da o yıl mı yozlaşıverdi? Düşünelim.

Onun kendi yarattığı değer ölçüsüne siyasal düzenlemeler yapar. Hükumet zaman zaman hekimlerle de mühendis odalarıyla da siyasal tersleşme içine giriyor, ne hekimliğin, ne mühendisliğin mesleki değerinde düşme olmuyor, değil mi? Onun gibi.

Sosyal çalışmayı yozlaşmadan kurtaracak olan akademik dinamiktir. Akademik sosyal çalışma yapısı da, kimse kızmasın, yerlerde sürünmüyor mu? Meslekten olanlarıyla ve olmayanlarıyla! Sosyal çalışma disiplinini önce akademia geliştirebilir, uygulamacılarla elele vererek. Akademia kavram ve kavram varsıllığına bağlı düşünce değişimiyle dirilmeye başlayabilir. Yoksa zaten düşünce üretemez.

Son söz: 2000’li yıllardan başlayarak mesleğin yozlaştığı düşüncesi gene aynı kavram kargaşasına bağlı olarak eriyip gidiyor. Anlaşılamıyor. Çünkü sosyal hizmet diyor, ama sosyal çalışmayı kastediyorsunuz. Yozlaştı diye. AK Parti bırakın yozlaştırmayı, sosyal çalışmayla ilgilenmedi bile. AK Parti döneminde, açık olalım, model farkı tabii ki tartışılabilir, ancak, sosyal hizmetler (social service) büyük ölçüde geliştirildi. Her boyutta. Ve ürettiği yeni sosyal hizmetleri yapabileceğini düşünerek her sosyal mesleğe de izin verdi; mevzuatta yanlış bir uygulama yaparak. Bu pragmatik yaklaşımdır. Sosyal hizmet diyerek kapıyı sen açmadın mı? Girdi. Ve hemen her mesleğe de buyurun “sosyal hizmet” yapın dedi; eleştirebiliriz, ama bu da doğru bir tavırdır. Sosyal hizmetleri aynı düzeyde olmasa da herkes, her kuruluş yapabilir. Siz bunu meslek elden gitti diye algıladınız; oysa onlar sadece sosyal hizmet yapıyorlardı. Size sosyal çalışmayı geliştirmek ve uygulamak düşüyordu, bunu yapamadınız.

Herkesin yaptığı sosyal hizmetlerde de yetersiz uygulamalar öne çıktıkça yozlaşma hızlandı. Sen sen olsaydın,

a)  Zamanında mesleğin doğru adını koyup doğru savunsaydın;
b)  Böylelikle bunun farklı bir meslek olduğu algısını yerleştirseydin,
c)  Kendin mesleği sosyal hizmetle sınırlandırmasaydın,
d)  Akademik öğretiminde 50 yıldır çeviriyle gelen eski bilgileri tekrarlamasaydın,
e)  Öğretimde sosyal çalışmanın içini uluslararası, ulusal ve yerel bilgi birikimleriyle doldursaydın,
f)  Yeni bilgilerinin uygulamaya aktarılabilmesi için programlar uygulasaydın,
g)  Yeni sosyal çalışma bölümlerinin açılmasını yanlış görmeseydin,
h)  Uzun yıllardır hasis davranıp sosyal çalışma öğretimi görenlerin sosyal çalışma bölümleri açmalarını engellemeseydin,
i)  Üniversite olarak yeni bilgi üretimlerini özendirseydin,
j)  Düşmanlık tohumları ekmek yerine üniversitelerdeki sosyal hizmet bölümleri arasında akademik işbirliği ve paylaşımını, ortak eser üretmeyi… sağlayabilseydin,
k)  Yeni açılanlara ağabeylik yapabilseydin, kitaplarını yazabilseydin,
l)  Doğru ders kitapları yazdırılmasına destek olabilseydin, katkı verebilseydin,
m)  50 yıldır yeterli ve hatta yeterli ötesinde gerçek sosyal çalışma akademisyeni yetiştirilmesine engeller koymasaydın, yeterli akademisyen yetiştirseydin,
n)  Akademisyen seçerken az sayıda olsun, benden olsun demeseydin; yakınımdıra değil yeterliğe, yetkinliğe, okuma ve öğrenme isteğine baksaydın,
o)  Zamanındanberi mesleki kökten yetişen sosyal çalışma akademisyenlerini yeni bölümler açması için özendirseydin,
p)  Bu tür akademisyenlerin yeni bölümler açma girişimlerini istihbarî telefonlarla engellemeseydin,
q)  Yeni bölümlerden yetişen çok sayıda sosyal çalışmacıyı duayen öğretim kuruluşu olarak etkin ve yetkin kurslarla alana hazırlasaydın,
r)  Türkiye’deki tüm sosyal çalışma stajlarının (eğitsel uygulamalarının) doğru ve yeterli yapılması yönünde çözümler üretseydin, üretilen çözümleri engellemeseydin,

senin hala ısrarla sosyal hizmet dediğin sosyal çalışma mesleği bu kadar yozlaşmazdı.
İktidardaki hükumet de, mesleğini hakkıyla uygulayan sosyal çalışma meslek elemanlarını kenara itip olabilen her meslekten mezunları aile ve çocuk mahkemelerinden sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına, sosyal çalışmacı kadrolarına bu kadar rahat sokamazdı. Sen sosyal çalışmaya sosyal hizmet deyince onlar da sosyal çalışmayı sosyal hizmet anladı ve herkesin yapabileceğine hükmetti. Mesleki farkını ortaya koyamadın. Herkesin yaptığını en iyi biz yaparız, çünkü adımızda uzman var demekle bu işler olmuyor.

İrade ve iddia olarak, sosyal çalışma, ortada yoksun. Mezun sayın, kendi yanlış politikalarından ötürü, yani sen zamanında uzun yıllar boyunca yeterince sosyal çalışma bölümü açılmasını engellediğin için, yetersiz. Bilgi birikimin sosyal çalışma düzeyinde değil, sosyal hizmet düzeyinde. Sosyal çalışmayı kavramış mezun yetiştiremiyorsun, sosyal destek elemanı ve sosyal hizmet elemanı yetiştiriyorsun. Hükumet de bu deyişleri meslek adı olarak kullanıp herkese bu işleri yaptırıyor işte. Sosyal hizmetleri yaygınlaştırmanın politik doğru olduğunu da biliyor; işsizlik de var; geleni aldı, geleni aldı. Şimdi neden yozlaştırıldık diye hayıflanıyorsun?
Tabii ki konu sosyal refah hizmetleri olunca bu alanda hizmet veren diğer birçok meslek de kendi meslek yöntemleriyle görevlerini yaparlar. Onlar da sosyal çalışmacı gibi farklı bir önemli mesleğin temsilcileridir. Ama ASŞ’nın 14. Maddesinde özellikle belirttiği gibi bu sosyal refah yolunun en başında konum alan meslek sosyal çalışmadır; social work! Sosyal refah mesleğidir çünkü, sosyal hizmet alanının birincil mesleğidir çünkü.

Sonuç: Türkiye sosyal çalışma otoriteleri sosyal çalışma mesleğinin doğru algılanmasını sağlayacak kavram duyarlılığını geliştirmeli, mesleki terminolojisini yeniden ele almalı, yanlışlarından kurtarmalıdır. Yabancı dilden çeviriler dürüst ve doğru yapılmalıdır. Ve ASŞ gibi önemli temel düzenlemeler yorumlanırken İngilizce ya da Almanca metine dayalı çalışılmasını tavsiye ederim.

Bu çerçevede ASŞ, bu yazının sonunda görülen hukuksal gelişim sürecindeki tüm aşamalar ve bu aşamalarda yapılan değişiklik ve eklemeler de dahil olmak üzere sosyal çalışmacılar tarafından ele alınmalı, yazılarla ve panellerle, sempozyumlarla titizlikle değerlendirilmeli, tartışılmalı, hatta SHUDER TBMM’ye bir raporla başvurarak çeviri ve dilbilgisi hatalarının düzeltilmesini talep etmelidir. ASŞ Türkiye sosyal çalışmasına ışık tutacak ve güç verecek ve onu toparlayacak bir metindir.

Bakın sadece bu olayda, İngilizce özgün metinde yeralan sosyal refah hizmetlerine sosyal hizmetler, sosyal çalışmaya sosyal hizmet derseniz sosyal refah hizmetlerinden sosyal hizmetlere sosyal hizmetten sosyal çalışmaya alan, disiplin, meslek, uygulama, düşünce, plan program hepsini tek kavramla sosyal hizmet/ler açıklamaya kalkarsanız doğru bir sonuca ve yoruma ulaşamazsınız.

Sosyal çalışma mesleğini kimlerin karmakarışık ettiği, anlaşılamaz kıldığı, bildikleri gibi anlasın ve yapsın diye mesleği herkesin kucağına kimlerin bıraktığı gün gibi ortaya çıkar ve kimse bu kavramları yerliyerinde ve doğru kullanmak isteyenlere kafaları karıştırıyorsun diyemez. Kafalar işte böyle karışıyor. Sosyal çalışmadan, sosyal hizmet, sosyal refah hizmetlerinde sosyal hizmetler çıkarırsanız ve her şeyi tek kavramla anlatmaya kalkarsanız işler anlaşılmaz yerlere gidiyor, yorumlar da doğru olmuyor. Üzgünüm sevgili dostlarım, bu yanlış inatla bu gidişle olacağı da yok; görünmüyor. Doğruda sebat yok, yanlışta inat çok.
(22 10 2018, Istanbul)

AVRUPA SOSYAL ŞARTIYLA İLGİLİ MEVZUAT

Avrupa Sosyal Şartını anlamak için geçirdiği evre ve gelişmeleri bilmek, ona göre konuşmak gerek. Bu nedenle ASŞ gelişim sürecinin hukuksal temellerini çıkardım. İlgilenenlerin bilgilerine… (Tarafımdan özgün düzenlenmiştir. Hata varsa benimdir.)

Avrupa Sosyal Şartı, (Avrupa Konseyi tarafından çıkarılan Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesi) Sözleşme No: 035, Kabul Tarihi ve Yeri: 18.10.1961, Torino, Yürürlüğe Giriş Tarihi: 26.02.1965. (Türkiye 18 Ekim 1961 tarihinde imzaladı.)

Avrupa Sosyal Şartı’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, No. 3581, K.T. 16 06 1989, R.G. T. 04 07 1989, S. 20215.

Avrupa Sosyal Şartı’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Bakanlar Kurulu Kararı, Karar Sayı: 1989/14434, Karar: 07 08 1989, Yürürlüğe Giriş: 24 12 1989, R.G. T. 14.10.1989, S. 20312.
Avrupa Sosyal Şartı’na Ek Protokol, 5 Mayıs 1988 tarihinde imzaya açıldı. (Dört grup yeni hak.) 4 Eylül 1992 günü yürürlüğe girmiş. (Türkiye protokolü 5 Mayıs 1988 tarihinde imzaladı, ancak, onay yasasını çıkararak protokole taraf olmadı.)

Avrupa Sosyal Şartı’na Değişiklik Getiren Protokol (Torino Protokolü. Denetim sistemi değişikliği), Avrupa Konseyi Sözleşmesi Sözleşme No: 142, Kabul Ediliş Tarihi ve Yeri: 21.10.1991, Torino. (Türkiye tarafından imzalanma tarihi: 06 04 2004).

Avrupa Sosyal Şartı’na Değişiklik Getiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, Kanun No. 5546, K.T. 27 09 2006, Y.T. 03 10 2006, R.G. T. 03 10 2006, S. 26308.
Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokol’ün (Torino Protokolü – Torino, 21 10 1991) Onaylanması Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı, Karar Sayı: 2009/14613, K.T. 21 01 2009, R.G. T. 15 02 2009, S. 27142.

Avrupa Sosyal Şartı’na Ek Protokol, 9 Kasım 1995 tarihinde imzaya açıldı. (Toplu Yakınma Sistemi getirmiş) 1 Temmuz 1998’de yürürlüğe girmiştir. (Türkiye bu protokolü imzalamamıştır.)
Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, (Avrupa Konseyi tarafından çıkarılan Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesinin yenilenmesi) Sözleşme No: 163, Kabul Tarihi ve Yeri: 3 Mayıs 1996, Strazburg, Yürürlüğe Giriş Tarihi: 1 Temmuz 1999, (Türkiye 6 Ekim 2004 tarihinde imzaladı.)

Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, No. 5547, K.T. 27.09.2006, Y.T. 03 10 2006, R.G. T. 3 10 2006, S. 26308.

Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Bakanlar Kurulu Kararı, Karar Sayı: 2007/11907, Karar Tarihi: 22 03 2007, R.G. T. 09 04 2007, S. 26488.
Türkiye (Cumhurbaşkanı) Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Bakanlar Kurulu Kararını onayladı. Onay: 27 06 2007, Yürürlüğe Giriş: 01 08 2007.
*

 
 
 

 



Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye   /  sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.