SOSYAL HİZMET MESLEĞİ

SOSYAL HİZMET ALANLARI

   KAYNAK
BİLGİLER

 

                                                                                                                               

 


İş İlanı Veriniz

 





 Sitemizde Yayınları Yayınlanan Sosyal Hizmet Uzmanları
 



Sitemizde Diğer Meslek Elamanlarının Yayınları
 

sosyalhizmetuzmani.org
 


 

Sosyal Çalışma Bilim Dalı Mı Yoksa Meslek Dalı Mıdır?
 

 Cafer ASAN

Sosyal Hizmet Uzmanı
Kamu Yönetimi Bilim Uzmanı
caferasan@gmail.com


 
 

 

SABEV tarafından düzenlenen ve sosyal medya üzerinden de yayımlanan meslek tartışmalarını takip etmeye çalışıyorum. 17 Mart 2018’deki SABEV söyleşi programının (SABEV adına vakıf başkanı sayın hocamız Prof. Dr. İlhan TOMAMBAY’ın) konuğu sosyal çalışma lisans eğitimli felsefe profesörü Sayın Prof. Dr. İsmail DEMİRDÖVEN’di. Sayın DEMİRDÖVEN’i ilgiyle izlemeye çalışırken ve de katılımcıların soru ve katkılarını izlerken alan ve akademik çevreler arasında (kavramsal/teorik konular da dahil) yeterince sağlıklı bir ilişkinin olmadığını, fark ettim.

 

 Oysa uygulamadan kopuk bir akademi dünyası ve kuramdan kopuk bir uygulamacı dünyasının sosyal çalışma (social work) evreninde kabul edilebilir olması beklenemez. Her iki kesimin de birbirini besleyen aktörler olması gerekir. Katılımcıların çekingen duruşları ve kavramları kullanmadaki kafa karışıklıkları ve sosyal çalışma konusundaki uygulama ve literatür konusundaki eksiklikleri çabuk fark edilir düzeydedir. Sosyal çalışmacıların ve daha genel ifadeyle sosyal çalışmanın bilgi üretemeyeceği, başka bilimlerin bilgilerini kullandığı, kullanması gerektiği, bilim olmadığı şeklindeki açıklamalar oldukça ilginç, ilginç olduğu kadar da düşündürücü idi.

 

 Sahi sosyal çalışmacılar veya sosyal çalışma bilgi üretemez mi? Gerçekte sosyal çalışma bilim değil midir? Biz mi içgörüyü kaybettik? Şizofreni hastası mı olduk ne: Sosyal çalışmayı bilim sayıyoruz? Sayın DEMİRDÖVEN sunumunda sosyal çalışma gibi tıp ve hukuku da bilim olarak saymadı.


Sosyal çalışmanın/sosyal hizmetin (social work) bir bilim dalı olup olmadığı zaman zaman tartışılmakta olan bir konudur. Tartışma dahilinde irdelenen önemli bir soru ise sosyal çalışmanın bir bilim mi yoksa sanat mı olduğu sorusunda yatmaktadır. Bu sorulara net ve nihai bir cevap vermek her zaman kolay olmasa da, "sosyal çalışma bir bilim değildir." diyerek kestirip atmak da doğru olmayacaktır.


Sosyal çalışmanın bilim olup olmadığını tanımlayabilmek için öncelikle bilimin tanımlanması gerekmektedir -ki bu da pek de kolay bir iş değildir. Ancak bilimin temel metodolojisinden yola çıkılarak bilimin ne yaptığı kabaca da olsa sorgulanacak olursa, sosyal çalışmanın bilimselliğine yönelik işlevsel bir analiz yapmamıza yarayacak kadar bilgi edinebiliriz: Bilim insanları, etraflarında süregelen olay ve olguları gözlemleyen, hâlihazırda var olan bilgi birikiminden yola çıkarak bunlara yönelik hipotezler geliştirerek açıklamalar yapmaya çalışan, bu hipotezlerini test eden, yanlışladıklarını eleyen, doğruladıklarını ise elimizdeki bilimsel bilgi birikimine ekleyerek insanlığın bilgi dağarcığını genişleten insanlardır.


Bu açıdan bakıldığında sosyal çalışma, tartışmasız olarak bir bilim dalıdır. Zira sosyal çalışmacılar, kendilerine gelen müracaatçıları incelerler, gösterdikleri semptomlara bağlı olarak sıkıntılarının sebebini yansıtacak bir açıklama geliştirmeye çalışırlar, bunu yaparken halihazırda var olan bilgi birikimlerinden faydalanırlar, bu açıklamalarından yola çıkarak bazı müdahale/uygulama yöntemleri uygularlar, başarısız olanlardan vazgeçip, başarılı olanlara odaklanarak sorun/ihtiyaç ile müdahale/uygulama arasında bağlantılar kurarlar ve böylece insan-sorun/ihtiyaç ilişkisine dair bilgi dağarcığımıza katkı sağlarlar. Hatta sosyal çalışmacılar, karşılaştıkları extreme durumlar veya bazı sorunlara/ihtiyaçlara karşı keşfettikleri yeni müdahale yöntemlerini hakemli dergilerde yayınlayarak sosyal çalışma biliminin akademik bilgi dağarcığını genişletirler. Tüm bunlar göz önüne alınacak olunursa, sosyal çalışmanın bir bilim dalı olmadığını iddia etmek yanlış olur diye gözükmektedir.
Lakin bilim, sadece burada izah ettiğimizden ibaret değildir. Mesela bilimin en önemli yapıtaşlarından birisi tekrar edilebilirliktir. Örneğin, kütle çekiminin doğasını açıklamaya çalışan fizik oldukça mutlak gözükmektedir.

Ne yazık ki sosyal çalışma için aynı şey geçerli değildir:

Bazı müdahale yöntemleri, bilimin diğer sahalarında gördüğümüz kadar tekrar edilebilir değildir. Birçok sorunun/ihtiyacın her seferinde birebir aynı patikayı takip etmediği bilinmektedir. Birebir aynı semptomlara sahip iki müracaatçıya birebir aynı sosyal hizmet (sosyal çalışma) uygulamasının-müdahalesinin yapılması, birebir aynı iyileşme/sorun çözülmesi süreçlerini tetiklememektedir. Yani sosyal çalışmada stokastisite (belirsizlik ve rastgelelik) daha çok karşımıza çıkmaktadır.

Ne var ki bu, sosyal çalışmayı bir bilim olmaktan tek başına diskalifiye etmeye yetecek geçerli bir durum değildir. Zira bu, sosyal çalışmanın sosyal bilimlerin hangi kategorisine ait olduğuyla ilgili bir durumdur ve sosyal bilimler, genel olarak iki büyük kategoriye bölünebilir: Temel sosyal bilimler ve uygulamalı sosyal bilimler. Bilim metodolojisini kullanan sosyal çalışma gibi bilim dalları, diğer bilimlerden aldıkları bilgileri ürüne (hizmete) dönüştürürler. Uygulamalı sosyal bilimleri bilimden saymayıp da, bilimi sadece temel (sosyal) bilimlerden ibaret görmek hatalı olacaktır. Çünkü günümüzde temel bilimlerin kendi araştırmalarını sürdürebilmesi çoğu zaman uygulamalı bilimler sayesinde elde ettiğimiz araçlara bağlıdır. Öyle ki, iki bilim kategorisinin birbirine muhtaç olduğu bile düşünülebilir.


Her ne kadar anlaması ve kabullenmesi kimi zaman çok kolay olmasa da, sosyal çalışmayı "temel bilgi üretmiyor" diye bilimlerden dışlamak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. İnsanın bilgi birikiminin bir uzantısı olan ve bilimin temel metodolojisini takip eden sosyal çalışmayı, bilimden ayrı görmemiz, bilimin uzantısı olarak analiz etmememiz hata olacaktır.
Peki sosyal çalışma neye "uygulanmaktadır"? Sonuçta mühendislik; fizik, kimya, biyoloji gibi alanlardan gelen verilerden yola çıkarak pratik alet ve edevat üretmektedir. Yani yaşamlarımıza "uygulanmaktadır". Peki ya sosyal çalışma? Sosyal çalışma, çok genel bir perspektiften bakılacak olursa, felsefe, sosyoloji, biyoloji, psikoloji, ekonomi gibi bilim sahalarından gelen verileri kişi, grup ve topluluklara kendi yetkinlik alanıyla ilgili olarak uygulama işine verilen isimdir. Yani sosyal çalışma, bilim-dışı bilgi türlerinde genellikle gördüğümüz "düzensiz ve birikimsiz ilerleme" sürecine tabi değildir. Tam tersine, tıpkı diğer bilim dalları gibi birikerek ilerler.

 

Ancak amacı temel bilgi üretimi değil, üretilen temel bilgiyi kendi müracaatçı sistemine/sistemlerine uygulayarak müracaatçılarının kendilerini daha iyi tanıma ve sorunlarını çözme/ihtiyaçlarını giderme işidir. Bu bakımdan sanatın önemli parçalarını barındırdığı doğrudur. Lakin bir şeyin sanatsal açılarının olması, o işin bilimsel olmadığı anlamına gelmez.


Sosyal çalışmanın bilimselliği ile ilgili tartışmalardaki bir diğer nokta da öngörü problemidir. Yine fizikten örnek verecek olursak: Eğer ki havaya atılan taşın yeri düşmesinde, taşa etki eden kuvvetlerin her birini bilebiliyorsak, taşın hangi noktaya düşeceğini neredeyse kesin bir şekilde hesaplamamız mümkündür. Kuvvetler aynı kalmak kaydıyla o topu 100 defa da fırlatsanız, neredeyse tamamında aynı ve önceden hesaplanabilir olan o noktaya düştüğü görülecektir.

 

 Ancak sosyal çalışma bilimi dâhilinde bir sorunun geleceğini tahmin etmek çok güçtür.
Bu durum da aslında sosyal çalışmanın değil, sosyal çalışmanın içerisinden doğduğu ve bilgi birikiminin kalbinde yer alan diğer sosyal bilimlerin "suçu"dur. Bu noktada devreye giren bir diğer önemli konu da, sosyal çalışmadaki özelleşme/uzmanlaşma miktarıdır. Ne yazık ki birçok insan sosyal çalışmayı sosyal hizmet kuruluşlarında gördükleri pratisyen sosyal çalışmacılardan ibaret saymaktadırlar. Pratisyen sosyal çalışmacılar, sosyal hizmetler konusunda en önemli unsurlardan birisidir. Onlara ne kadar fazla şey borçlu olduğumuz tartışılmazdır! Lakin pratisyen sosyal çalışmacıların görevi bilim üretmek değil, eğitimi süresince öğrendiği teknikleri (ki bu teknikler tamamen bilim odaklı ve bilim temellidir) müracaatçıya uygulamaktır.

 

Örneğin; huzurevinde çalışan bir sosyal çalışmacının bilime yeni bilgiler katmak gibi öncelikli bir amacı yoktur. Bu bakımdan onların icra ettikleri iş birazcık daha "sanatsal"dır. Burada sanatsalı tırnak içinde kullandık, çünkü yaptıkları iş bilgi birikimi, iletişim becerisi ve donanım gerektirmesi bakımından "sanatsal/mesleksel”dir.


Öte yandan "spesiyalist" olarak da bilinen uzmanlar da sıklıkla müracaatçılara bakıyor olsalar da, bu müracaatçılara birer "müracaatçı" olarak değil, "deney örneği" veya "denek" olarak bakarlar. Bu kulağa "korkutucu" ya da "soğuk" geliyor olabilir. Ancak her bilim insanının incelediği bir "unsur" ("denek") vardır. Bir astronom için bu unsur "Ay" olabilir, bir etolog için bu unsur "şempanze" olabilir, bir sosyal çalışmacı içinse bu unsur "insan"dır. Her bir müracaatçı, ayrı bir dünya, temel evren yasalarına boyun eğmek zorunda olan yeni bir gezegen gibidir ve sosyal çalışmacının görevi, elde bulunan verilerden yola çıkarak bu "gezegeni" tanımlamaktır. Bu emek ve çaba sırasında nice ilginç vakayla karşılaşılır ki bu "ilginçlikler", biz insanların kendisini tanımak yolunda önemli adımlar atması bakımından çok büyük öneme sahiptir.


Dolayısıyla, toparlayacak olursak, sosyal çalışmanın bilimselliği iddia edildiği kadar tartışmalı değildir ve olmamalıdır da! Sosyal çalışma, verilerden yola çıkarak sonuçlara ulaşma işidir. Bu sürecin içerisinde çok büyük miktarda bilimsel düşünce, mantıklı sorgulama, olasılıkları sistemli bir biçimde eleme gibi faktör bulunduğu gibi, "iletişim becerisi", “değerlendirme becerisi” ve "bilgi donanımı" bakımından önemli miktarda sanatsal unsuru da bünyesinde barındırmaktadır.

Lakin temellerinin sosyal bilimlerden geliyor olmasından ötürü, sosyal çalışma içerisinde de tıpkı diğer sosyal bilimlerde olduğu gibi bol miktarda belirsizlik bulunmaktadır. Bu belirsizlikler kimi zaman tamamen kaotik olduğu için tespit etmesi mümkün olmayabilir. Kimi zamansa henüz elimizde yeterli veri, bilgi bulunmuyor oluşu çeşitli analizleri güçleştirmektedir.


Son tahlilde sosyal çalışmayı sadece "uygulama olmaktan" ibaret görmek büyük bir hata, en azından ciddi bir eksiklik olacaktır.
 

 

 

 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

 

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır. 
Sitemizde yayınlanan  yazarlarımızın yayınları ve sitemizin yayınları  kaynak gösterilerek ve içeriği değiştirilmemek şartıyla alıntı yapılabilir.