|
|
 |
SOSYAL
HİZMET UYGULAMALARINDA HAYIRSEVERLİK YAKLAŞIMI
GERİ Mİ DÖNÜYOR-DÖNDÜ?-2
SHU.Bülent KARAKUŞ/Sitemiz Yazarı
SHU Derneği Mersin Şubesi Başkanı
bulentkarakus75@mynet.com |
XXI. yüzyılın küresel
mantığında ise sosyal hizmet sosyal-tarihsel yurttaşa, toplumsal ilişkilerde
özne olan bireye, sosyal hukuk devletinin rol ve sorumluluklarına gönderme
yapan bir disiplin ve meslek konumuna gelmiştir. Aydınlanmanın mirasçısı
olan sosyal hizmet, insan hakları ve demokratikleşmenin, sosyal adaletin de
temsilidir. Bu bilinç, Dünya insanları için yaşanılabilir bir dünya kurma
yolunda gerçekleşebilir isteklerinin destekleyicisidir. Savunucusudur da…
2-
Ülkemizde Sosyal Hizmet-Hayırseverlik Konusunun Gelişimi:
Anadolu’da geleneksel yaklaşımla, kişisel veya dini, tasavvufi, Ahilik vb.
uygulamalarla sosyal hizmet ve sosyal yardım bir yapı içerisinde
verilegelmiş, hatta Devlet çeşitli yapılarıyla yardım konusunda hizmet
vermiş ancak tam olarak Batı’daki tarzda bir gelişme gözlenmemiştir.
Bu geleneksel yaklaşım yanında Devletin çeşitli düzenlemeler yoluyla sosyal
hizmet konularını bir düzene sokma girişimlerini de görmek mümkündür.
Örneğin sosyal hizmetin temel konularından birini oluşturan çocuk bakımı
sisteminin ilk temeli 1822 yılında “Çocuk İslahevlerinin” kurulmasıyla
atılmıştır. 19.yy.ın ilk yarısında Tanzimatla başlayan Batılılaşma
hareketleri toplumdaki yetişkinleri olduğu gibi çocukları da etkilemeye
başlamıştır. En çok etkilenme ise eğitim hayatında olmuş 1869 tarihli
Maarif’i Umumiye Nizamnamesi ile mekteplere yeni düzen getirilerek Fransız
eğitim sistemi esas olarak alınmış hatta özürlü çocukların eğitimi için özel
eğitim kurumları bile açılmıştır. Bunu çocukların dilenmesinin önlenmesine
ilişkin 1893 tarihli yönetmelik izlemiştir.
1900’lerin başında Osmanlı İmparatorluğunun Balkan Savaşları ve Birinci
Dünya Savaşında birçok cephede savaşması nedeniyle kimsesiz çocuklar sorunu
her geçen gün büyüyerek sürmüş, büyük göçler vb. nedenler ailelerin sosyal
ve ekonomik yönden çöküşüne neden olmuştur.
Kimsesiz çocuklar sorununun boyutunun büyümesi üzerine halkın girişimiyle
çözüm arayışlarına girilmiş, girişimlerin yetersiz kalması üzerine Devlet
kanalıyla çözümler aranmıştır. Devlet kanalıyla yapılan çalışmaların ilki
1903 yılında II.Abdülhamit’in tahta çıkışının yıldönümünde kurulan Darülhayr-ı
Ali'dir. Ancak Kurum 22 Ağustos 1909 yılında kapatılmıştır.
16 Ağustos 1909’da Cemiyetler Kanunu yayınlanınca korunmaya muhtaç çocuklar
için kurulan yardım cemiyetleri hukuki bir çerçeveye kavuşmuştur.
Meşrutiyet döneminde İttihad ve Terakkinin destekleriyle kimsesiz çocuklar
sorununa çözüm amacıyla Darüleytamlar açılmıştır.
Devlet eliyle kurulan Darülhayr-ı Ali ve Darüleytemların yetersizlikleri
sonucu kapanması üzerine kimsesiz çocuklara bakım için yeni arayışlara
girilmiş, bunun sonucunda 1917’de Galatasaray yurdunda oluşturulan bir grup,
cemiyetin kurulabilmesi için hükümete başvuruda bulunmuştur. Hükümetten
gerekli izinin alınması üzerine oluşturulan kurucular kurulu ilk
toplantısını 1 Mayıs 1917 tarihinde yapmış olup 11 Ağustos 1917 tarihinde
Kurum, kamuya yararlı dernek statüsünü kazanmış, yeşil hilalli amblemi
kullanmıştır.
28 Mart 1918'de Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin bünyesinde "Hanımlar Heyeti"
kurulmuştur.
1920 yılında kurulan TBMM çocuk haklarının da içinde yer aldığı Sosyal
Hizmetlerin temini için önemli düzenlemeler yapmıştır, konuyla ilgili
çalışmalar Sağlık ve Sosyal yardım Bakanlığı’nca yürütülmüştür. Meclis
kurmuş olduğu “Sosyal Yardım Komisyonu” aracılığıyla Ankara’daki Çocuk
Yuvalarının denetimini gerçekleştirmiştir.
1921 yılında Atatürk tarafından Himaye-i Etfal Cemiyeti kurulmuştur.
Meclisin açılış günü olan 23 Nisan Atatürk tarafından Çocuk Bayramı ilan
edilmiştir.
İstanbul Himaye-i Etfal Cemiyeti çalışmalarını yürütürken, Büyük Millet
Meclisinin bazı üyelerinin de girişimiyle Ankara'da yeni bir Himaye-i Etfal
Cemiyetinin kurulması ve her iki cemiyetin aynı adla yardım toplaması halk
arasında kuşkulara neden olur. Bunun yanı sıra Damat Ferid Paşa Hükümeti
sırasında Himaye-i Eytam Cemiyeti'nin kurulması İstanbul Himaye-i Etfal
Cemiyetinin yardım toplamasını güçleştirir.
İstanbul ve Ankara Himaye-i Etfal Cemiyetleri arasında zaman zaman
yazışmalar yapılmasına karşın birleşme konusunda tam bir görüş birliğine
varılamamıştır. Milli Mücadelenin kazanılması üzerine Ankara Himaye-i Etfal
Cemiyeti Mustafa Kemal Atatürk'ün de desteğini alarak tüm ülke çapında
örgütlenerek, anne ve çocuğa yönelik hizmetlerini sürdürmüştür.
1917 yılında İstanbul'da kurulan Himaye-i Etfal Cemiyeti 1923 yılındaki
genel kurulundan sonra, yeni bir genel kurul yapmayarak tarihe karışmıştır.
Bu arada Türkiye 1924 tarihli Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesini imzalayan
ülkelerden biri olmuştur.
30 Haziran 1921 tarihinde Ankara'da kurulan Himaye-i Etfal Cemiyeti, aile,
kadın, çocuk alanında birçok çalışmayı başlatmıştır. Himaye-i Etfal
Cemiyetinin adı 1935 yılında “Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu” olarak
değiştirilmiş ve resmi statü kazanmıştır.
Ayrıca 1923 ile 1945 yılları arasında Medeni Kanun, Belediyeler Kanunu, İş
Kanunu ve Ceza Kanunu yürürlüğe girmiştir, bu kanunlarla çocukların
korunması konusu isteğe bağlı ve dini kavramlarla hayırseverlik
yaklaşımından ayrılarak bilimsel, akılcı ve yasal yaklaşımlara bağlanmıştır.
Dönemin Devlet büyüklerinin manevi ve halkın gönüllü katkılarıyla her geçen
gün büyüyerek hizmetlerini sürdüren Çocuk Esirgeme Kurumunun, 1961 yılında
kısa bir süreyle Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca atanan idare heyetince
yönetilmesi kararı alınmıştır.
1980 yılına gelindiğinde Kurum ekonomik sıkıntılar yaşamaya başlamış,
“Devlete müracaat etmek zorunluluğu” duyulmuştur. Bunun üzerinden uzun bir
süre geçmeden askeri bir darbe sonucu, ülke yönetimine el konulmuş ve Çocuk
Esirgeme Kurumunun kapanış süreci başlamıştır.
5 Mayıs 1981 tarihinde Resmi Gazete 'de yayınlanan 51 Nolu Milli Güvenlik
Kurulu Kararıyla, Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu feshedilmiş, feshedilmiş
örgütleri yeniden oluşturuluncaya kadar, Kurumun bütün hizmetleri ve
görevleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca teşkil edilecek heyetler
veya atanacak kişiler tarafından yürütülmesi kararlaştırılmıştır.
1983 yılı öncesinde, çeşitli kamu kuruluşları, yerel kuruluşlar, sivil
toplum örgütleri vb. tarafından sunulan sosyal hizmetlerde yaşanan büyük
aksaklıklar sonucu, bu duruma bir son verip sosyal hizmetlerin tek elde
toplanarak, devlet çatısı altında kamu ve toplum kaynaklarıyla, profesyonel
bir anlayışla verilmesini öngören 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Kanunu 27.05.l983 tarih ve 18059 sayılı Resmi Gazete’de
yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Kanunla sosyal hizmetlere ilişkin geniş perspektifte tanımlar yapılarak,
görevler sıralanmış ve Kanunla verilen görevleri yapmak üzere Sosyal
Hizmetler Danışma Kurulu ile Başbakanlığa bağlı kamu tüzel kişiliğine sahip
katma bütçeli Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü
kurulmuştur.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün merkez
teşkilatı Ankara´da olup, Başbakanlığa bağlanan Kurum, 81 il ve 35 ilçede
taşra teşkilatını kurmuş Kuruluşları aracılığıyla korunmaya muhtaç; aile,
çocuk, genç, özürlü, yaşlı ve topluma yönelik hizmetlerini sürdürmektedir.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu profesyonel yaklaşımın
sonucudur. Böylece hizmetlere bir kalite ve standart getirilmiştir. Kanunun
Sosyal Hizmetlerin değişimlere ve gelişmelere uygun olarak örgütlenmesini
öngören bir sosyal reform yönü vardır.
Sosyal Hizmetlerin tek elde toplanarak, sosyal devlet ilkesi çerçevesinde
profesyonel olarak verilmesi çok önemli bir gelişme iken sosyal hizmetlerin
bir alanı olan korunmaya muhtaç çocuklar alanında 2003 tarihli Aile
Mahkemeleri Kanunu, 2005 tarihli Çocuk Koruma Kanunu ve Denetimli Serbestlik
ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanununun yürürlüğe girmesi,
gündüzlü rehabilitasyon merkezlerinin Milli Eğitim Bakanlığına devredilmesi
ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi
Başkanlığı, Aile Araştırma Kurumu, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü vb.
sosyal hizmet ve sosyal yardım kurumlarının kurulması sosyal hizmetler
alanında tekrar dağınıklığı ve çok başlılığı getirmiştir.
Bu dağınıklığa ek olabilecek bir gelişme ise 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun değiştirilmesine yönelik Tasarı Taslağının
uzun süreden beri gündemde tutulmasıdır. Taslağa göre sosyal hizmetlerin
sunumunda gönüllülük ve hayırseverlik esas alınmakta, sosyal hizmetlerin ve
kuruluşların yerel yönetimlere, vakıf vb. oluşumlara devri ve dolayısıyla
taşeronlaştırılarak özelleştirilmesi öngörülmekte, eski sisteme dönülerek,
daha çoklu bir yapının ve olası risklerin yaşanmasının önünün açılması
tehlikesi doğmaktadır. Sosyal hizmetlerde gönüllü katkısı ve doğal olarak
insan sevgisi merkezi önemdedir, ancak sosyal hizmetler, hayırseverlik
temelinde yürütülemeyecek ve insanların vicdanına bırakılamayacak kadar
önemli ve bilimsel yaklaşım gerektiren bir hizmetler bütünüdür.
Bu son gelişmeler her ne kadar sosyal hizmetler alanında ki gelişim
konusunda bir soru işareti yaratsa da buna rağmen görüldüğü gibi Sosyal
Hizmetlerin ülkemizdeki gelişiminde de hayırseverlik yaklaşımından
uzaklaşılarak, sosyal hizmetin bir hak olarak görülmesi ve bilimsel bir
meslek alanı halin getirilerek, Devlet tarafından verilmesi yolunda epeyce
mesafe alınmıştır.
3- Sosyal Hizmet Mesleği,
Kavramları ve Sosyal Yardım İlişkisi:
Sosyal hizmet uygulaması için gerekli olan bilgi, amaçları, fonksiyonları ve
çözmeye çalıştığı problemlerle belirlenmektedir. Mesleki yetenek üç süreç
sonunda meydana gelen sonucu kapsamaktadır. Bu süreçlerin birincisi, eldeki
mevcut mesleki göreve uygun bilginin bilinçli olarak seçimi, ikincisi bu
bilginin sosyal hizmet değerleri ile birleştirilmesi ve üçüncüsü, bu
birleşimin ilgili profesyonel faaliyete aktarılmasıdır.
Sosyal hizmet tanımlarında yer alan boyutlar incelendiğinde öne çıkan
tanımların çerçevesi şunlardan oluşmaktadır:
1) Kendi kendine yardım ve işbirliği ilkesi,
2) Değişmekte olan toplum yapısı,
3) Toplum içindeki kişi, aile, grup ve topluluklar,
4) Gereksinimlerin karşılanması,
5) Sorunların çözülebilmesi,
6) Çevreleriyle karşılıklı uyumlarına yardım etmek,
7) İnsan kaynaklarıyla, sosyal ve ekonomik koşulların korunması ve
geliştirilmesini
sağlamak,
8) Kendine özgü bilimsel teknik ve metotlar,
9) İnsan ilişkilerindeki becerilere dayanma,
10) Düzenli çalışmaları kapsama,
11) Bir meslek olma.
Bireyin karar verme özgürlüğünü kendi yararına kullanması açısından
bilinçlenmesinde ve yaşadığı çevrenin değişen sosyo-ekonomik koşullarına ve
normatif sisteme uyum sağlayarak toplumda verimli bir unsur olması yönünden
gerekli olan değişmenin yaratılmasında müdahale edebilecek bilgi, yöntem ve
becerilere sahip ve hatta bu tür bir müdahaleye yetkisi olan bir meslektir.
(Kut, 1988)
Sosyal hizmet mesleği, bireyin toplumsal işlevselliğini yerine getirmesinde
tıkanıklıklar olduğunda bunları ortadan kaldırmak ve bireyi topluma tekrar
kazandırmak amacıyla mesleki müdahalede bulunmaktır. Bunun için gerekli olan
toplumsal kaynakları, mevcut ihtiyaç veya soruna yönelik olarak kullanarak
amacına ulaşmaktadır. Koruyucu-önleyici, eğitici-destekleyici ve tedavi-rehabilite
edici yönde çalışmalarda bulunmaktadır.
Sosyal hizmet mesleği, sosyal refah kurumunun insan yaşamı içerisinde artan
düzeyde işlevsellik kazanmasının ürünüdür. Sosyal hizmet mesleği, sosyal
refah alanı içerisinde görev alan bazı meslek, disiplin ve kurumların yaşam
ve insan sorunlarının değişip farklılaşmasıyla yetersiz kalabilmesi
sonucunda ortaya çıkmış bir meslektir.
İnsan ihtiyaçlarını bir bütün olarak gören sosyal hizmet, meslekleşme
sürecinde kimi zorluklar ile karşılaşmıştır. Bu güçlüklerin temelinde ise,
sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın insanlık tarihi kadar eski geleneksel bir
uygulama oluşu gelmektedir. Böyle bir uygulamaya bilimsel içerikli mesleki
bir oryantasyon kazandırmak kolay olmamıştır.
İlkel toplumlarda gerek bireysel düzeyde gerek toplumların sosyal
örgütlenmesi içinde insanların birbirleriyle ihtiyaçlarına yönelik
ilişkileriyle başlayan sosyal yardımlaşma, günümüze gelinceye kadar,
toplumların sosyal, ekonomik, politik yapılanma biçimlerine göre çeşitli
evrelerden geçmiştir. Dinsel, flantropik, utalitarien, hümanist ve nihayet
sosyal adalet olarak bilinen bu yaklaşımlar yüzyıllar boyu sosyal
yardımlaşma ve dayanışmanın dayalı olduğu düşünce tarzını biçimlendirmiştir
(Kut 1988:9)
Sosyal hizmet mesleğinin en üst düzeydeki amacı, bireylerin ve tüm toplumun
yaşam kalitesini iyileştirmek, korumak ve/veya artırmak amacı ile
oluşturulmuş planlı değişme stratejileri yolu ile müracaatçıların
etkileşimlerini geliştirmektir (Connoway ve Gentry 1988; Fink, Pfouts ve
Dobenstein1985).
Sosyal hizmet insanlara;
1. İhtiyaç duydukları ve hakları olan kaynaklara ulaşmalarında,
2. Problem çözme kapasitelerini geliştirmelerinde,
3. Müracaatçılara hizmet sunanların gelişimini destekleme yolu ile
örgütlerin gelişmesini
teşvikte,
4. Özel ve kamu kurumlarında sosyal, sağlık ve çevresel politikaları
etkileyerek destek sağlar (Fink, Pfouts ve Dobenstein 1985; Pincus ve
Minahan 1973; Skidmore ve Thackeray 1982).
Değişme, sosyal hizmetin mesleki müdahalesinin odağı olduğu gibi, sosyal
hizmetin kendisi de bir değişme ajanıdır (Compton ve Galaway 1979: 5-7).
Smalley (1967: 1)’e göre, tüm sosyal hizmet faaliyetlerinin altında yatan
amaç, sosyal iyileştirme ve bireysel doyum için bireylerdeki insani gücü ve
tüm insanlık için kendini gerçekleştirmeyi mümkün kılan toplumsal
örgütlenme, sosyal kurumlar ve sosyal
politikanın gücünü ortaya çıkarmaktır.
Sosyal hizmet mesleğini vücuda getiren iki temel nokta vardır. Bunlar;
1. Bireyin değer ve onuruna saygı,
2. Uygun sosyal koşullar altında bireyin ve toplumun değişip
gelişebileceğine dair olan inançtır.
Herhangi bir mesleki faaliyeti sosyal hizmet müdahalesi olarak
değerlendirebilmek için bireyin değer ve onurunu geliştirmesi,
self-determinasyonunu maksimize etmesi ve varolan sosyal koşulları
müracaatçı lehine geliştirmeye yönelmesi gerekmektedir.
Sosyal hizmet temel ihtiyaçların karşılanması ve sorunların çözümlenmesi ile
ilgilenirken konuya ilgisi, anılan ihtiyaçların giderilmesi ve sorunların
çözümlenmesinin insanlar açısından bir hak olduğu nosyonundan kaynaklanır.
Daha açık bir deyişle, sosyal
hizmet, tüm mesleki faaliyetlerini insanların ihtiyacı olduğu için değil,
insanların hakkı olduğu için gerçekleştirir. Yine sosyal hizmetin
ilgilendiği her temel ihtiyaç eşdeğer bir pozitif hakka dönüştürülebilir
(United Nations 1992).
Sosyo –ekonomik alanda varolan olanaklar (çalışma, sağlık, eğitim, sosyal
güvenlik, sosyal hizmetlere ulaşma) yeterli değil ise sosyal hizmet mesleki
çalışmalarını bu kaynakların dağılımını dengelemeye yönelterek temel insan
haklarının gerçekleştirilmesine çabalar. Yine sosyal hizmete çerçeve
sağlayan manevi alanda yer alan değerlerin insan haklarına uygun olmaması
durumunda, anılan değerlerin değiştirilmesine yönelik uygulamaların
gerçekleştirilmesi mesleğin temel fonksiyonu haline gelir.
Müracaatçıların haklarını savunan bir meslek olarak sosyal hizmet zaman
zaman
kuruluşlar, toplum ve hükümetler tarafından tehlikeli olarak
algılanabilmektedir. Çünkü sosyal hizmet, bireysel ve toplumsal düzeyde
değişme ajanlığına yönelen, varolan olumsuz sosyal koşullara birey ve toplum
refahı adına meydan okuyan (challenging) bir meslek ve disiplindir. Tüm
toplumun yararını gözeten bir denge mesleği olarak sosyal hizmet, insan
haklarını korurken, kendisi için oluşabilecek tehlikeli durumlar ile
başetmeyi, her zaman değer ve felsefesinden ödün vermeyerek başarmaya
yönelmelidir.
Sosyal hizmet hem bireyin hem de bireyin içinde yaşadığı durumun sosyal
işlevsellik ve sosyal refah açısından daha iyi bir konuma getirilmesinde
fonksiyoneldir. Sosyal hizmetin birey ve topluma ilişkin temel felsefi
değerlerine dayalı bir
uygulamada insanın değeri ve onuru ile sosyal adalete dayalı bir toplum
düşüncesi ön plana çıkmaktadır.
Ülkemizde Sosyal Hizmet Mesleği ve Eğitiminin Gelişimi:
Tüm Dünya’da esen Sosyal Devlet, Sosyal Refah, Sosyal Adalet ve İnsan
Hakları rüzgarlarının etkisiyle Türkiye’de, 1957 yılında, Birleşmiş
Milletler Sosyal Refah Müşavirliği’nin önderliğinde, Sağlık ve Sosyal Yardım
Bakanlığı başta olmak üzere ilgili bakanlık, kamu ve özel kuruluş
temsilcilerinin katılımıyla, Türkiye’de mevcut sosyal hizmetlerin bilimsel
ve mesleki bir yaklaşımla yeniden örgütlenmesine yönelik toplantıda alınan
kararlar gereğince;
1959 yılında 7355 sayılı kanunla alanda araştırma yapmak üzere Sosyal Hizmet
Enstitüsü, Sosyal Hizmet eğitimi vermek üzere 1961 yılında Sosyal Hizmetler
Akademisi, 1963 yılında ise S.S.Y.B. bünyesinde uygulama amaçlı Sosyal
Hizmetler Genel Müdürlüğü kurulmuştur.
Sosyal Hizmetler Akademisi, B.M. Eğitim Müşavirleri ve Türkiye’de ki öğretim
üyelerinin çabalarıyla, ilk eğitim müfredatını hazırlayarak 1961’de
mülakatla seçilen eşit sayıda kız-erkek karışık tahmini 18 öğrenciyle
eğitime başlamıştır. Bu dönemde 17 kişi çeşitli burslarla yurtdışına eğitim
amaçlı gönderilmiştir.
Sosyal Hizmetler Akademisi 1965’de ilk mezunlarını vermiştir. İlk
mezunlardan 13 kişi, öğrenci asistanlığı statüsüyle okulda kalmış, diğerleri
ise S.S.Y.B. bünyesinde tıbbı sosyal hizmet alanında atanmışlardır. Yine ilk
mezunlardan Adalet Bakanlığı ve D.P.T. de yer alanlar olmuştur.
1963 yılında, Uluslar arası Sosyal Hizmet Okulları Birliğine üye olunmuştur.
Üyelik kabulü, Sosyal Hizmet Eğitiminin uluslararası normda Türkiye’nin
koşullarına uygun verildiği anlamında önemli bir başlangıçtır.
1967 yılında 26 öğrenciyle H.Ü. Sosyal İdari Bilimler Fakültesi bünyesinde
Sosyal Çalışma bölümü açılmıştır. 60’lı yıllar planlı döneme geçildiği, göç,
gecekondu, kat sorunları nedeniyle ağırlıkla toplum kalkınması yönteminin
uygulandığı yıllardı. Bu yıllara Sosyal Hizmet Eğitiminde de yöntem ve
teknikler ağırlıklı olmuştur. Kırsal Kalkınma projelerinde meslektaşlarımız
ver almaya başlamıştır.
Sosyal Hizmet Eğitimi dünyada ve ülkemizde önemli bir yer tutmaktadır ancak
yeni bir meslek olarak toplumda algılanması, kabul görmesi çok uzun yılları
almıştır. Yine 1963 yılında Birleşmiş Milletler önderliğinde, S.S.B.Y’ de
Koruyucu Aile konusunda Sosyal Yardımcı yetiştirme programı uygulanmış,
uygulamanın toplumda çok kabul görmemesi nedeniyle bu program bitirilmiştir.
1968 yılında Ankara Gazi Lisesi Sosyal Hizmetler Akademisine başvurarak okul
Sosyal Hizmeti başlatmak istemiş, bu alanda başarılı öğrenci uygulamaları
yapılmıştır. Yine bu yıllarda TAPD tarafından Ankara Topraklık semtinde ilk
toplum merkezi açılmıştır.
60’lı ve 70’li yıllarda, köy kalkınması, gecekondu çalışması gibi toplum
kalkınması yönteminin ağırlıkla yer aldığı uygulamaların yanı sıra
Hastanelerde, Cezaevlerinde, Çocuk Bakım Yurtlarında, Huzurevlerinde, Kız ve
Gençlik bakım evlerinde, Çocuk İslahevlerinde, Sendikalarda, Fabrikalarda
Sosyal Hizmet Uzmanları yer almaya başlamışlardır.
Mesleğin odağında insan olması nedeniyle, bireye, gruba topluma ulaşmak için
çok ciddi çalışmalarla, yoğun emekle meslek yol almaya başlamıştır.
12 Eylül 1980 sonrası 20 Temmuz 1982’de YÖK yasasıyla Sosyal Hizmet
Akademisi ve Hacettepe Üniversitesi Sosyal Çalışma Bölümleri birleştirilerek
Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu kurulmuştur. Okulun
öğrenci kapasitesi arttırılarak 120 öğrenci alınmaya başlanmış, 1982’ye
kadar 650 civarı olan mezun sayısının arttırılması hedeflenmiştir.
1980’li yıllar hem dünyada hem de ülkemizde toplumsal-ekonomik-siyasal
yapıların hızla değiştiği yıllar olmuştur. 1990’a gelindiğinde yeniden
kalkınma, işbirliği, topluma katılma, insan hakları, fırsat eşitliği gibi
değerlerin yükselmesiyle, toplumla çalışma, kalkınma, ulaşılabilirlik
sürdürülebilirlik kavramlarıyla Sosyal Hizmet yükselen değer olmuştur.
Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de sorun odaklı yaklaşımların yerine,
bütüncül ve generalist yaklaşım ağırlıklı olarak kullanılmaya
başlanılmıştır.
Toplumsal değişmeyle birlikte Sosyal Hizmetlerin hedef kitlesi, sorun
alanları da gelişmiştir. Sosyal Hizmet Uzmanları sayısal yetersizliklerini
korumakla birlikte niteliksel olarak gelişimlerini korumayı ve dünyayla
bütünleşmeyi başarmışlardır. Gerek Türkiye’deki Sosyal Hizmet Eğitiminin
uluslar arası Sosyal Hizmet Eğitiminin bir parçası olması gerekse ülkenin
Sosyal Hizmet sistemi içinde mesleğin bilgi, beceri ve değerlerinin
uygulamaya aktarılmasındaki becerileriyle Sosyal Hizmet Uzmanları Temmuz
2002 de Uluslar arası Sosyal Hizmet Uzmanları Birliğine üye olmuşlardır.
Ancak tek bir okulun, Türkiye’deki S.H.U. açığını karşılaması mümkün
değildi. 5, 6, 7, 8 ve 9. Beş Yıllık Kalkınma Planlarında, Sosyal Hizmet
Eğitiminin uygulaması ve yeni okullar açılması tespiti 2000’li yıllara dek
maalesef sadece bir dilek olarak kalmıştır.
2002-2003 yılında Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesine bağlı
Sosyal Hizmetler bölümünün açılmasıyla başlayan süreç sonucunda bugün
ülkemizde sosyal hizmet bölümü bulunan üniversite sayısı 7’yi, sosyal hizmet
bölümü bulunan İl sayısı 5’i bulmuştur.
DEVAM EDİNİZ
|
|