|
|
 |
SOSYAL
HİZMET UYGULAMALARINDA HAYIRSEVERLİK YAKLAŞIMI
GERİ Mİ DÖNÜYOR-DÖNDÜ?-3
SHU.Bülent KARAKUŞ/Sitemiz Yazarı
SHU Derneği Mersin Şubesi Başkanı
bulentkarakus75@mynet.com |
4- Sosyal Hizmetler ve
Yardımlar Konusunda Ülkemizdeki Mevcut Yasal Durum
Yukarıda belirtilen gelişim süreci sonunda
ülkemizde yasal açıdan da sosyal hizmetin bir hak olarak görülüp, devletin
sorumluluğunda yerine getirilmesine yönelik yasal düzenlemelerin
oluşturulduğu görülmektedir. Bu konudaki düzenlemelerin bir kısmını şu
şekilde sıralayabiliriz.
Ülkemizde sosyal hizmetler konusunda temel
kanun olan 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun
3.Maddesinde "Sosyal Hizmetler"; kişi ve ailelerin kendi bünye ve çevre
şartlarından doğan veya kontrolleri dışında oluşan maddi, manevi ve sosyal
yoksunluklarının giderilmesine ve ihtiyaçlarının karşılanmasına, sosyal
sorunlarının önlenmesi ve çözümlenmesine yardımcı olunmasını ve hayat
standartlarının iyileştirilmesi ve yükseltilmesini amaçlayan, sistemli ve
programlı hizmetler bütünü, olarak tanımlanmıştır. Bu tanımla birlikte,
Anayasamızın doğrudan veya dolaylı olarak konuyla ilgili maddeleri de
aslında sosyal hizmetlerin devletin sorumluluk alanında olduğunu
vurgulamaktadır.
Bu çerçevede Anayasadaki ilgili maddeleri şöyle sıralayabiliriz;
MADDE 2-Türkiye Cumhuriyeti… demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk
Devletidir.
MADDE 5–Devletin temel amaç ve görevleri… kişinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın
maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmaktır.
MADDE 12–Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez
temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
MADDE 41–Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması
ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli
tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.
MADDE 56–Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir…
Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından
yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.
MADDE 60.– Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği
sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.
MADDE 61– …Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için
her türlü tedbiri alır. Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar
veya kurdurur.
Yukarıdaki madde ve atıfları çeşitlendirerek çoğaltmak mümkündür.
Buna karşın Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu yasa tasarısı taslağı
ve Aile Mahkemeleri, Çocuk Koruma Kanunu ve Denetimli Serbestlik Kanunları
vb. yeni düzenlemeler, maalesef sosyal hizmet bütünlüğünün bozulmasına ve
meslek elemanı seçiminde sosyal hizmet uzmanlarının sıradanlaştırılarak,
konuyla ilgili-ilgisiz diğer meslek elemanlarının bu alanlara sokularak,
uygulamalar için risk teşkil edilmekte ve bir nevi hayırseverlik
yaklaşımının bir ürünü görünümü vermektedir.
5- Genel Bakış ve
Son Değerlendirme
Genel Bakış
Dünya’da uygulanmakta olan neo-liberal politikaların hayata yansımaları ve
ülkemizde özellikle son yıllarda sosyal hizmet ve sosyal yardım alanında,
yoksulluğu kalıcı olarak çözmek yerine, insanları yardım vererek, yoksulluğa
alıştırma, kişi ve kuruluşlara bağımlı hale getirme(belediyelerde yaygın
olarak uygulanan bu yöntemin kamunun diğer alanlarına da sıçradığını
görebilmekteyiz) uygulamaları Sosyal Hizmetlerin bir hayırseverlik yaklaşımı
mı yoksa kamusal bir hak ve hizmet mi olup olmadığı konusunu günümüzde
tekrar tartışılan bir konu haline getirmiştir.
Konunun Dünya’daki gelişimine baktığımızda sosyal hizmetin tarihsel gelişim
dinamiğinin şu makro olgulara bağlı olarak şekillendiğinin altını
çizebiliriz;
a) XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Batı Avrupa'da yaşanılan tarihsel ve sistemsel
dönüşümler.
b) Bu dönüşümlerin ortaya çıkardığı toplumsal ve ekonomik alanlardaki
değişmeler ile meydana gelen yapısal sorunlar.
c) Sanayi devrimi ile Fransız devrimine bağlı olarak; teknolojik alanda,
sosyal, ekonomik ve politik alanlardaki yaklaşımların ve kuramların
değişimi.
d) Teknolojik ve bilimsel alandaki gelişmelere, sistemsel dönüşümlere, bağlı
olarak devlet anlayışındaki değişmelerle ekonomik ve sosyal politikaların
gelişmesi.
e) Hukuk devleti anlayışından, sosyal devlet anlayışına dönüşüm sürecinde;
tüm nüfusa ve özellikle yoksullara ve çalışanlara yönelik yeni sosyal
güvenlik sistemlerinin gelişmesi, sosyal yardım ve sosyal hizmetler alanında
yeni hizmet programlarının oluşturulması,
f) Tarihsel ve sistemsel dönüşüm sürecinde; dinsel düşünceden kaynaklanan
hayırseverlik yaklaşımının ve hümanist düşünceden kaynaklanan yardımseverlik
yaklaşımının neden olduğu kiliseye bağlı örgütlü yardımların, bireysel ve
gönüllü örgütlerin sergilediği yardım çabasının ve hareketlerinin gelişimi.
Belirtilen tarihsel ve toplumsal etmenler, sanayileşme süreci içinde sosyal
hizmetin gönüllü çabalardan meslekleşmeye dönüşümünü belirlemiştir.
Endüstrileşmeyle gelen sosyal acılardan dolayı, bu acıların çözümü,
sanayileşme sonuçlarının içerisinde, genel kalıplarıyla ve yönleriyle sosyal
refah düşüncesinin gelişmesinin de temel nedeni olarak kabul gördü.
İnsanlığın iyiliği ve esenliği için bir pradigmadır sosyal refah. Batı
zamanla sosyal acıları, sosyal refah olanakları ile ancak giderebilme
olanağına kavuşabilmiştir. Sosyal sorunların çözümünün çabası ve sosyal
refah anlayışı ise ihtisaslaşma, profesyonelleşme vb. oluşumlarla paralel
olarak sosyal hizmeti, "hayırseverlik" duygusundan arındırıp, bir meslek
niteliğinde; sorun kategorilerini mesleki müdahalelerle çözmeye yönelik
olarak, sözü edilen sosyal refah alanlarında mesleki hizmet sunmaya
itmiştir. Ortaya çıkarmıştır.
XXI. yüzyılın küresel mantığında ise sosyal hizmet sosyal-tarihsel yurttaşa,
toplumsal ilişkilerde özne olan bireye, sosyal hukuk devletinin rol ve
sorumluluklarına gönderme yapan bir disiplin ve meslek konumuna gelmiştir.
Aydınlanmanın mirasçısı olan sosyal hizmet, insan hakları ve
demokratikleşmenin, sosyal adaletin de temsilidir.
Ülkemizdeki gelişimde ise süreç içerisinde geleneksel yaklaşım yanında
Devletin çeşitli düzenlemeler yoluyla sosyal hizmet konularını bir düzene
sokma girişimlerini görmek mümkündür. Ancak bu konudaki asıl yaklaşım farkı
1950’lerin sonu ve 60’ların başında tüm Dünya’da esen Sosyal Devlet, Sosyal
Refah, Sosyal Adalet ve İnsan Hakları rüzgarlarının etkisiyle Türkiye’de de,
1957 yılında, Birleşmiş Milletler Sosyal Refah Müşavirliği’nin önderliğinde,
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı başta olmak üzere ilgili bakanlık, kamu ve
özel kuruluş temsilcilerinin katılımıyla, Türkiye’de mevcut sosyal
hizmetlerin bilimsel ve mesleki bir yaklaşımla yeniden örgütlenmesine
yönelik toplantıda alınan kararlar çerçevesinde ivme kazanmıştır. Bunun
sonucunda 1959 yılında 7355 sayılı kanunla alanda araştırma yapmak üzere
Sosyal Hizmet Enstitüsü, Sosyal Hizmet eğitimi vermek üzere 1961 yılında
Sosyal Hizmetler Akademisi, 1963 yılında ise S.S.Y.B. bünyesinde uygulama
amaçlı Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü kurulmuştur.
Ancak 1983 yılı öncesinde, çeşitli kamu kuruluşları, yerel kuruluşlar, sivil
toplum örgütleri vb. tarafından sunulan sosyal hizmetlerde yaşanan büyük
aksaklıklar sonucu, bu duruma bir son verip sosyal hizmetlerin tek elde
toplanarak, devlet çatısı altında kamu ve toplum kaynaklarıyla, profesyonel
bir anlayışla verilmesini öngören 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Kanunu 27.05.l983 tarih ve 18059 sayılı Resmi Gazete’de
yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu doğrultuda mevzuat açısından sosyal hizmetin bir hak olarak görülüp,
devletin sorumluluğunda yerine getirilmesine yönelik yasal düzenlemeler de
ülkemizde yapılmıştır.
Buna karşın ülkemizin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı ve uygulanan
politikalar nedeniyle dönem dönem bu anlayışın uzağında uygulamalar ve
teşebbüsler görmek de olasıdır. Bu teşebbüsler günümüzle sınırlı da
değildir, burada örnek olarak geçmişte gündeme gelen çarpıcı bir teşebbüs
örneğine yer verelim:
“Türkiye demokrasisi İkinci Milliyetçi Cephe hükümeti döneminde; yani
1970’li yılların sonlarına doğru, açık bir deyişle 4. Beşyıllık Kalkınma
Planı Taslağına ‘mühendisliği’ aratmayacak bir yapılanmayla -manevi
kalkınma- denilen ilkeler ve tedbirlerle giriş yapmıştır. Yıl: 1977,
Taslağın tedbirler kısmında:
Md 7: Çeşitli iş yerleri, fabrikalar, askeri birlikler, hapishaneler gibi
hizmetlerin toplu olarak görüldüğü yerlerde ihdas edilecek sosyal hizmetler
kadrolarında Yüksek İslam Enstitüsü, İlahiyat Fakültesi ve İslami İlimler
Fakültesi mezunları görevlendirilecektir.
Md 13: Okullar, fabrikalar, hastaneler ve askeri birlikler için ‘sosyal
görevler’ ihdas edilecek, bu görevlere dini eğitim görmüş elemanlar
getirilecektir.”( Kongar, E: Demokrasimizle Yüzleşmek. Remzi Kitabevi.
İstanbul, 2007, s. 204-205)
Metin yasallaşmadı. Ancak Bakanlar Kurulu Kararları içinde yer aldı. 7. ve
13. maddeler şu an hangi boyutlarda varlık bulmuş olabilir? Ya da
günümüzdeki bazi söylem ve teşebbüslere ne kadar benziyor değil mi?
Bununla birlikte 2003 tarihli Aile Mahkemeleri Kanunu, 2005 tarihli Çocuk
Koruma Kanunu ve Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma
Kurulları Kanununun yürürlüğe girmesi, gündüzlü rehabilitasyon merkezlerinin
Milli Eğitim Bakanlığına devredilmesi ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Aile Araştırma Kurumu,
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü vb. sosyal hizmet ve sosyal yardım
kurumlarının kurulması sosyal hizmetler alanında tekrar dağınıklığı ve çok
başlılığı getirmiştir. Çeşitli uygulama, söylem ve tasarılar da sosyal
hizmeti meslek olmaktan çıkartıp, bir hayırseverlik yaklaşımı olarak görme
eğilimine günümüzdeki örnekleridir.
Tüm bunlara karşın Sosyal Hizmetlerin ülkemizdeki gelişiminde de
hayırseverlik yaklaşımından uzaklaşılarak, sosyal hizmetin bir hak olarak
görülmesi ve bilimsel bir meslek alanı halin getirilerek, Devlet tarafından
verilmesi yolunda epeyce mesafe alınmıştır. Yetişmiş ve yetişmekte olan
işgücü-meslek elemanı, üretilmiş olan bilgi birikimi, tecrübe ve
çalışmalarla sağlanmış olan büyük deneyim alanda geri gidişi önleyecek
yeterliktedir.
Son Değerlendirme
Günümüz toplumlarının bütünlüğünü tehdit eden en büyük etkenlerden biri
sosyal güvensizliktir. Neoliberal küreselleşmeyle birlikte emek ile sosyo-ekonomik
güvence arasındaki bağ zayıflarken nesiller arası dayanışmaya ve toplumsal
risklerin kolektif bir anlayışla karşılanmasına dayanan sosyal devletin
sorgulanan bir kurum haline gelmesi, ailenin sosyal refah odağı rolünü
yitirmesi, bireyin toplum ile kurduğu bağları zedelemekte, toplumsallığımızı
tehdit etmektedir. Bu şartlar altında yoksulluk günün ekonomik koşullarına
bağlı gelir yetersizliği ile açıklanabilecek, geçici bir toplumsal sorun
olmaktan çıkmıştır. Yeni yoksulluk sosyal güvenceden yoksun bireylerin
ekonomik sosyal ve kültürel kaynaklara ulaşamaması ve toplum ile bağlarını
giderek yitirmesi sorunudur. Yani çok boyutlu bir sosyal dışlanma sürecidir.
Sosyal güvensizlik en fazla kadınları, çocukları, yaşlıları ve özürlüleri
yani sosyal hizmetin ana müracaatçı gruplarını oluşturan kesimleri sosyal
dışlanma tehdidi ile karşı karşıya bırakmaktadır.(Boğaziçi Üniversitesi
Sosyal Politika Forumu Çocuk Yoksulluğu Çalışma Grubu Kuruluş Bildirgesi 22
Nisan 2005 İstanbul, Prof Dr. Ayşe Buğra ve arkadaşları).
Yoksulluk vb. sosyal yardım konusundaki sorun alanları çok boyutlu olmakla
birlikte diğer sosyal sorunlarla da alakalıdır. Nedenlerin oluşumuna
bakıldığında çoğunlukla dünyadaki neo-kapitalist yaklaşımdan ve ülkenin
sosyo-ekonomik şartlarından kaynaklandığı açıktır. Bu nedenle çözüm için de
ülke organizasyonunun gereken sorumluluğu alarak, sosyal yardım ve sosyal
hizmeti vatandaşının bir hakkı olarak görmesi ve bu yönde profesyonel bir
anlayışla, sosyal hizmet yapısını işleterek gerekli hizmetleri sunması
gerekmektedir.
Sosyal hizmet mesleği, sosyal refah kurumunun insan yaşamı içerisinde artan
düzeyde işlevsellik kazanmasının ürünüdür. Sosyal hizmet mesleği, sosyal
refah alanı içerisinde görev alan bazı meslek, disiplin ve kurumların yaşam
ve insan sorunlarının değişip farklılaşmasıyla yetersiz kalabilmesi
sonucunda ortaya çıkmış bir meslektir.
İnsan ihtiyaçlarını bir bütün olarak gören sosyal hizmet, meslekleşme
sürecinde kimi zorluklar ile karşılaşmıştır. Bu güçlüklerin temelinde ise,
sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın insanlık tarihi kadar eski geleneksel bir
uygulama oluşu gelmektedir. Böyle bir uygulamaya bilimsel içerikli mesleki
bir oryantasyon kazandırmak kolay olmamıştır.
İlkel toplumlarda gerek bireysel düzeyde gerek toplumların sosyal
örgütlenmesi içinde insanların birbirleriyle ihtiyaçlarına yönelik
ilişkileriyle başlayan sosyal yardımlaşma, günümüze gelinceye kadar,
toplumların sosyal, ekonomik, politik yapılanma biçimlerine göre çeşitli
evrelerden geçmiştir. Dinsel, flantropik, utalitarien, hümanist ve nihayet
sosyal adalet olarak bilinen bu yaklaşımlar yüzyıllar boyu sosyal
yardımlaşma ve dayanışmanın dayalı olduğu düşünce tarzını biçimlendirmiştir.
Herhangi bir mesleki faaliyeti sosyal hizmet müdahalesi olarak
değerlendirebilmek için bireyin değer ve onurunu geliştirmesi,
self-determinasyonunu maksimize etmesi ve varolan sosyal koşulları
müracaatçı lehine geliştirmeye yönelmesi gerekmektedir.
Sosyal hizmet temel ihtiyaçların karşılanması ve sorunların çözümlenmesi ile
ilgilenirken konuya ilgisi, anılan ihtiyaçların giderilmesi ve sorunların
çözümlenmesinin insanlar açısından bir hak olduğu nosyonundan kaynaklanır.
Daha açık bir deyişle, sosyal
hizmet, tüm mesleki faaliyetlerini insanların ihtiyacı olduğu için değil,
insanların hakkı olduğu için gerçekleştirir. Yine sosyal hizmetin
ilgilendiği her temel ihtiyaç eşdeğer bir pozitif hakka dönüştürülebilir
Türkiye’de sosyal hizmet deyince birçok yerel yönetimin sosyal yardım
uygulamaları, Fakir Fukara Fonları, kimi vakıflar, kimi sivil toplum
örgütlerinin flantropik bakış açılarının çıktılarıyla akla geldiğini ve
benimsendiğini görebilmekteyiz. Ancak Sosyal Hizmet hak ile yardım
tartışmasında hak olandan yanadır. Sosyal hizmetin özü sosyal “yardım”
değildir. Sosyal hukuk devletinin işlemesi, sosyal adaletin sağlanmasıdır.
Sosyal hizmet hem bireyin hem de bireyin içinde yaşadığı durumun sosyal
işlevsellik ve sosyal refah açısından daha iyi bir konuma getirilmesinde
fonksiyoneldir. Sosyal hizmetin birey ve topluma ilişkin temel felsefi
değerlerine dayalı bir uygulamada insanın değeri ve onuru ile sosyal adalete
dayalı bir toplum düşüncesi ön plana çıkmaktadır.
Ülkemizde yukarıda belirtilen süreç ve mevzuattan hareketle sosyal hizmete
ihtiyaç duyan gruplara yönelik sosyal hizmetler kamu tarafından verilmekle
birlikte bu hizmetlerin etkinliğinin artırılması gerektiği açıktır. Meslek
elemanı personel takviyesi, bütçeden daha fazla kaynak aktarılması, başvuru
esasından ziyade ulaşana değil ihtiyacı olan tüm bireylere hak esasıyla
ulaşılmasını ve hizmet verilmesini sağlayacak yaygın ve etkin bir yapıyla
hizmet verilmesi gerekmektedir.
Çoğunlukla batıda gördüğümüz sosyal devlet uygulamalarının hayata
geçirilmesinde ülkemizin farklılıklarını da göz ardı etmemek gerekmektedir.
Örneğin Batı’daki kilise, vakıf, sivil toplum kuruluşu vb.lerin işlevlerini,
dünya ve ülkemiz tecrübelerini göz önünde bulundurarak, ülkemizde benzer
yapılardan beklemek çok gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır.
Bununla birlikte özellikle 1990’lardan sonraki gelişmelerle hız kazanan neo-kapitalist
uygulamalar(özelleştirme, devletin küçülmesi vb. küreselleşme hareketleri)
sosyal devlet anlayışı içerisinde, kamunun sorumluluğunda görülen sosyal
hizmetlerin kamu tarafından uygulanması ve gelişimi açısından risk teşkil
etmektedir.
Tüm bunlara rağmen sorunun özellikleri, Anayasamızın sosyal devlet ilkesi ve
konuyla ilgili diğer maddeleri ile konuya ilişkin mevzuatımız ve ülkemizin
de taraf olduğu uluslar arası düzenlemelerle, hepsinden önemlisi insan
odaklı bakış açısıyla sosyal hizmetlerin ihtiyaç duyan her birey için
kamusal bir hak ve hizmet olarak görülmesi gerekmektedir.
Sosyal hizmetlerde gönüllü katkısı ve doğal olarak insan sevgisi elbette ki
merkezi önemdedir, ancak sosyal hizmetler, hayırseverlik temelinde
yürütülemeyecek ve insanların vicdanına bırakılamayacak kadar önemli ve
bilimsel yaklaşım gerektiren bir hizmetler bütünüdür. Bu nedenle sosyal
hizmetler kamusal bir hak ve hizmet olmaktan çıkarılıp tek başına yerel
yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının(dernek, vakıf vb.) veya özel
sektörün sorumluluğuna terk edilemez, kamunun ana sorumluluğunda diğer tüm
toplum kaynaklarıyla yürütülmelidir. Sosyal hizmeti sunmak devletin
yükümlülüğündedir. Devlet bundan dolayı yurttaşına karşı sorumludur. Sosyal
hizmet uzmanı da sosyal hizmet mesleğinin değerleri, insan hakları,
demokrasi, sosyal adalet ve refah devleti anlayışında kurumsallaşmış bir
sosyal hizmet dünyası ortaya çıkarmada doğru bir uygulayıcı seçimidir.
Sosyal Hizmet Uzmanının müracaatçı gruplarla kurması gereken mesleki ilişki,
insani ilişki temeline dayalı mesleki ilişki, meslek sosyal hizmet
uygulaması da vicdani ve etik temelli, mesleki ve profesyonel çalışma
olmalıdır.
(Konuyla ilgili daha geniş bilgilere ulaşmak isteyenler aşağıdaki kaynakça
da belirtilen veya konuyla doğrudan-dolaylı ilgili diğer kaynaklardan
yararlanabilir.)
Kaynakça:
Not: Bu çalışmada aşağıda belirtilen 2 bölümde kullanılan ana kaynaklar
şunlardır:
1. Dünya’da Sosyal Hizmet-Hayırseverlik Konusunun Gelişimi bölümünde; Aziz
ŞEKER’in “Dünya’da Sosyal Hizmetin Tarihsel Gelişimi(2)- 21.Yüzyılda Sosyal
Adalet Arayışında Sosyal Hizmet” başlıklı yazısından,
2. Sosyal Hizmet Mesleği, Kavramları ve Sosyal Yardım İlişkisi bölümünde;
www.sosyalhizmetuzmani.org sitesinden ve Fatih ŞAHİN’in “ İnsan Hakları ve
Sosyal Hizmet İlişkisi” başlıklı yazısından yararlanılmıştır.
Diğer bölümlerde yararlanılan kaynaklar şu şekilde olup
3. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü Web Sitesi:
www.shcek.gov.tr/Kurumsal_Bilgi/Tarihçe
4. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, SHÇEK Brifing, 2004.
5. T.C. Anayasası
6. Turgay ÇAVUŞOĞLU; “ÇEK Tarihçesi-Himaye-i Etfal Cemiyetinin Kuruluşu”
SHÇEK
7. Duhter Uçman-Yasemin AKÇAY;Osmanlı Fakir Çocuklarına Yardım Cemiyet-i
Hayriyyesi Nizamnamesi).
Aziz ŞEKER ve Fatih ŞAHİN’in çalışmalarında belirtilen kaynaklar ise şu
şekildedir:
8. Childe, Gordon: Tarihte Neler Oldu. Çev. M. Tuncay, A. Şenel. Alan Yay.
İstanbul, 1990, s. 31
9. Marx, Karl: Kapital 1 Çev: Alaattin Bilgi. Sol Yay. Ankara, 1997, s. 679
10. Tanilli, Server: Yüzyılların Gerçeği ve Mirası. III. Say Yay. İstanbul,
1987, s. 13
11. Küçükömer, İdris: Düzenin Yabancılaşması. Bağlam Yay. İstanbul, 1994,
s.18
12. Talas, Cahit: Toplumsal Politika. İmge Yay. Ankara, 1990, s. 39
13. Gıddens, Anthony: Sosyoloji -Eleştirel Bir Yaklaşım- Çev. M. Ruhi
Esengün, İ. Öğretir. Birey Yay. İstanbul, 1998, s. 41
14. Kongar, Emre: Sosyal Çalışmaya Giriş. Sosyal Bilimler Derneği Yay. G-2.
Ankara, 1972, s. 147
15. Aron, Raymond: Sosyolojik Düşüncenin Evreleri. Bilgi Yay. Ankara, 1994,
s. 265
16. Kara, Uğur: Sosyal Devletin Yükselişi ve Düşüşü. Özgür Üniversite Yay.
Ankara, 2004, s. 57
17. Kıray, B. Mübeccel: Toplumsal Yapı Toplumsal Değişme. Bağlam Yay.
İstanbul,
1999. s.364
18. Tanilli, Server: Yüzyılların Gerçeği ve Mirası. Cilt III. Say Yay.
İstanbul, 1987,
s.250
19. Polanyi, Karl: Büyük Dönüşüm. Çev. Ayşe Buğra. İletişim Yay. İstanbul,
2003,
s.117
20. Talas, Cahit: Toplumsal Politika. İmge Yay. Ankara, 1990, s. 200
21. Frıedlander, A. Walter: Sosyal Refah Hizmetlerine Başlangıç. Çev. Resan
Taşçıoğlu. SSYB SHGM Yay. No: 44. Ankara 1966, s. 21
22. Koray, M. Topçuoğlu, A: Sosyal Politika. Ezgi Yay. Bursa, 1995, s. 5
23. Tanilli, Server: Yaratıcı Aklın Sentezi. (Felsefeye Giriş) Adam Yay.
İstanbul,
2003, s.56
24. Beaud, Michel: Kapitalizmin Tarihi. Çev. Fikret Başkaya. Dost Yay.
Ankara, 2003, s. 143
25. Kut, Sema: "GAP Bölgesel Kalkınma ve Sosyal Hizmet" Sosyal Hizmet
Sempozyumu 1999. Yay. Haz: Ümit Onat / Aycan ALTAY. Ankara, s. 27-30
26. Tufan, B. Koşar, N: "Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Tarihçesine Genel Bir
Bakış"
Sema KUT'a Armağan Yaşam Boyu Sosyal Hizmet. Editör: N.Güran KOŞAR. HÜ
SHYO Yay:4 Ankara, 1999, s.1-20
27. Tomanbay, İlhan: Ana Çocuk Sağlığında Sosyal Boyut. Doruk yay. Ankara,
1992,
s.20
28. Cılga, İbrahim: "Toplumsal Değişim ve Sosyal Hizmet Eğitimindeki
Gelişmeler" Nihal TURAN'a Armağan. Yay. Haz: Veli DUYAN/A.Mavili AKTAŞ. HÜ
SHYO
Yay: 8 Ankara 2001, s. 30-39
29. ABRAMOVITZ, Mimi. “Should All Social Work Students Be Educated For
Social Change”, Journal Of Social Work Education, Vol: 29, Nu.:1, 1993, s.
6-11.
30. BARTLETT, Harriett M. The Common Base of Social Work Practice, New York:
National Association of Social Workers, 1970, s. 116.
31. CONNOWAY ,R.S. ve M.E. GENTRY. Social Work Practice. Englewood Cliffs,
NJ:Prentice Hall. 1988
32. COMPTON, B.R. ve B. GALAWAY. Social Work Processes.The Dorsey Press,
Homewood, Illinois, 1979.
33. DOLGOFF, Ralph L.“Clinicians as Policymakers.” Social Casework: The
Journal
of Contemporary Social Work, Vol: 62, Nu:5, 1981 s. 284- 292.
34. FIGUEIRA, Mc DONOUGH , Josefına. “Policy Practice: The Neglected Side Of
Social Work Interventions.” Social Work, Vol:38,Nu:2, 1993, s. 179-188.
35. FINK, A.E. , J.H. PFOUTS, A.W. DOBELSTEIN The Field of Social Work.
Beverly Hills, CA:Sage, 1985.
36. HAYNES, Karen S. “The One Hundred-Year Debate: Social Reform versus
Individual Treatment”, Social Work, Vol:43, Nu:6, 1998, s.501-509.
37. IFSW, INTERNET, http: //www.ifsw.org/4.5.6.pub.html 1999
38. JANSSON, Bruce S. Social Welfare Policy:From Theory to Practice.
Wadsworth Publishing Company, Belmont, California ,1990.
39. KUT, Sema. Sosyal Hizmet Mesleği: Nitelikleri, Temel Unsurları, Müdahale
Yöntemleri, Ankara,1988, s. 8-9.
40. PINCUS, A. ve A. MINAHAN, Social Work Practice: Model and Method.Illinois:
Peacock Press, 1973, s.9.
41. SCHORR, Alvin “Professional Practice as Policy.”Social Service Review,
Vol:59,Nu:2, 1985, s. 178-196.
42. SKIDMORE, R. ve M. THACKERAY Introduction to Social Work. Englewood
Cliffs,NJ: Prentice Hall,1982.
43. SMALLEY, Ruth, E, Theory for Social Work Practice. New York :Columbia
University Press, 1967 s.1.
44. SPECHT, Harry “Social Work and Popular Psychotherapies.” Social Service
Review,Vol:59, 1990, s. 345-357.
45. ŞAHİN, Fatih Sosyal Hizmet Uzmanlarının Sosyal Refah Politikası
Süreçlerine Katılımı, Aydınlar Matbaası, Ankara ,2000.
46. ŞAHİN, Fatih. “ Sosyal Hizmetin Doğası ve Paradigmaları”, Prof. Dr. Sema
Kut’a Armağan, Ankara 1999 (b)
47. UNITED NATIONS, Teaching and Learning abaut Human Rights: A Manual for
Schools of Social Work and the Social Work Profession, ,New York, 1992, s.7.
48. UNITED NATIONS, Teaching and Learning abaut Human Rights: A Manual for
Schools of Social Work and the Social Work Profession, ,New York, 1999.
DEVAM EDİNİZ
|
|