Sosyal Hizmet Uzmanları Web Sitesi
  

SOSYAL HİZMET MESLEĞİ


SOSYAL ÇALIŞMA İMGELEMİ VE İNSANI  YÖNLENDİRME

Aziz ŞEKER / Sitemiz Yazarı
shuaziz@gmail.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Kültür/Sanat
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji

Meslek Elamanı Arayan Kurumlar ve İş Arayan Meslek Elamanları


Sitemiz Yazarları

 

   
    Sosyal çalışma meslek elemanlarının, imgelemi olanlarının dışında çoğu eğitim yıllarında edindikleri bilgi ve becerilerle insan ve toplum gerçeğine yaklaşırlar. Sosyal çalışma kuramıyla ilgili bakış açısı zamanla yerini teknik bir takım mesleki işlerin kovalamasına bırakmaktadır. Ancak olgulara sosyal çalışma kuramı açısından yaklaşım, meslek aktörleri için zorunludur. Çünkü onlar insana yardım eden sıradan bir gönüllü değildirler. Sosyal çalışma uygulamasını yürütürken mesleğin değerlerine ve amaçlarına uygun rolleri ve sorumlulukları yerine getirmeleri beklenir. Bu onlar için etik bir normdur. Eleştirel sosyal çalışma kuramı bilimsel bilgiye önem veren uygulayıcılar için birey, grup ve toplulukların sorunlarının mikro-mezzo-makro çözümlemesine dayalıdır. Ne ki bilimsel çalışmalarda epistemolojik ilerleme kaydetmek bazı koşulara bağlıdır. Gerçekten bilimsel yaratımla, hatta sanatsal yaratımla ilgili bir teori geliştirmek istiyorsak, bir yandan olası bilgilerimizin kapsamını sınırlayan, bir yandan da az sayıda veriden karmaşık bilgi sistemlerine doğru o tümevarımsal sıçramayı yapmamızı sağlayan koşullar üzerinde odaklamalıyız dikkatimizi.[1]

Bu nedenle inşa edilen gerçeklikler, kavramlar ve kabuller yoluyla sosyal çalışma yöntembilimine zenginlik kazandırırken: uyum, işlevsellik, çatışma, bütünleşme gibi mesleki terminolojinin tanıdık kavramlarıyla sosyal çalışmanın amaçları insanı yönlendirmede, grupla ve toplulukla çalışmada aydınlatıcı olmaktadır.
Kuram, sosyal çalışmacıların bireye, gruba, topluluklara ve topluma bakış ve yaklaşımına yön veren pratiklerin arkasındaki esaslı düşünsel bileşendir. Kuram durumlar ve davranışları tahmin etmek, açıklamak ve değerlendirme yapmaya yardımcı olur. Sosyal çalışmacıların, belirli bir geçmiş, sorunlar ve hedefleri olan müracaatçılara (başvuru sahipleri) nasıl tepki vereceği ve nasıl müdahale etmesi gerektiğine mantıksal bir zemin hazırlar.[2]

Sosyal çalışma imgelemi bir insanın sıradan yaklaştığı bir sosyal sorunu; tüm bağlamlarıyla ele almaktadır. Çünkü insan, ekolojik ve politik sistemler gibi, bir sistemdir. Beden sistemi, hücreler sistemi, toplum sistemi ya da bir organizasyon sistemidir. İnsan sistemini analiz ederken, hareketli parçaların mekanik yapısını değil, bir güçler sistemini incelediğimizi fark ederiz. Başka sistemler gibi, insan sistemi de, bir bütünlük içindedir ve değişime büyük bir direnç gösterir. Ne var ki, bir parçanın değişimi sistemde, genel olarak, bir değişme yaratmaz. İnsan sisteminin anlaşılmasını engelleyen iki şey vardır. İlki, sistem kavramının bilinçli düşüncede karşılaştığı güçlüklerdir. Bilinç, süreçler şeklinde düşünmeyi ister, sebep-sonuç ilişkisi içinde düşünme tarzını kullanmaz. Öteki güçlük, çoğu insanlar için, açık ve dışa vurulan davranışların arkasında bilinçaltı güçlerin bulunduğu düşüncesini kabul etmenin zor olduğu gerçeğindedir.[3]

Bunu bilimsel olarak inceler. Sosyal çalışma praxisi kendine özgüdür; başka disiplinlerden alış verişte bulunsa bile kendi tarihselliği içinde kendisini deneyimler. Örneğin sosyoloji geleneğinden edindiğimiz; Durkheim ve Marx’ın yabancılaşma kavramından anlaşılan şeyler, iki düşünürün toplumsal yapıyı çözümleme kuramlarıyla ilişkilidir. Durkheim’e göre işbölümünün giderek farklılaştığı organik toplumlarda meslek dernekleri/meslek grupları yeterince işlevsel olamadığı takdirde kolektif bilinç etkisini yitirebilir ve sonucunda anomi (yabancılaşma) ortaya çıkar. Burada söz konusu olan uyum, işlev ve düzen arasındaki sorundur. Bu anlamda Durkheim bir sosyal reformist olarak toplumsal düzenden ve toplumsal sınıfların sosyal düzenlemelerle uyumundan yanadır. Ancak Marx’ta, çatışma ve değişme kuramının özü olduğundan, işbölümünün toplumsal sınıflar arasında sömürüyü artırdığına değinir. Bu kaldırılmadığı sürece yabancılaşma sanayi toplumunun kaderidir; yani büyük oranda onun çok güvendiği işçi sınıfının, kendisine, ürettiği şeye, emeğine, yaşadığı toplum ve dünyaya yabancılaşmasının sürmesidir. Kapitalist sanayi toplumunun bir diğer kuramcılarından olan Weber, Marx’ın kuramına reddiye üzerine epistemolojisini zenginleştirme yolunu seçmiştir. İdeal tip olarak gördüğü bürokrasiyi rasyonelleşme kuramıyla çözümler. Onun anlamaya çalıştığı, ekonomi, toplum, din, kültür, sanayi, hukuk, sanatın piyasa ilişkileriyle ne derece rasyonelleştiği ve “dünyanın büyüsünü yitirdiği”ne dairdir. Burjuva uygarlığında yanlış giden neydi? Burjuva uygarlığı her şeyi yıkıp tahrip eden, her şeyi dönüştüren bir üretim tarzına temellenirken, fiili işleyişi, kurumları, siyasal ve değer sistemleri (genişleyebilir ve genişleyecek bir kesimi oluşturmakla birlikte) bir azınlık tarafından ve o azınlık için tasarlanıyordu. Meritokratik bir yapısı vardı (bugün de hâlâ aynı yapıdadır), yani ne eşitlikçi ne de demokratikti.[4]

Aslında toplumsal kapitalizmin erozyonu yeni bir eşitsizlik formülasyonu yarattı. Toplumsal olan her şey küçülürken kapitalizm yerinde duruyor. Eşitsizlik giderek artan bir şekilde yalıtıma bağlanıyor. Siyasetçiler ise bu tuhaf dönüşümü kamu alanındaki reformlar için bir model olarak kullanıyorlar.[5]

Weber’i anımsatarak denebilir ki, büyüsünü yitiren dünya, bürokratikleşmenin toplumsal yaşama egemen olduğu gelişmiş toplumlarda insanları “demir kafese” doğru sürükler. Bu bağlamda her üç kuramsal aktörün geldiği nokta; yabancılaşma olgusuna farklı bakış açılarıyla değinmiş olmalarıdır. Dolayısıyla yabancılaşma olgusuyla ilgili okumalarda sosyal çalışma bilgisini zenginleştiren bu yaklaşımlardan süzülen değerlendirmelerle sosyal çalışma imgelemi zenginleşecektir. Çünkü kendisine, çevresine, doğaya, topluma genel anlamda yaşadığı dünyaya yabancılaşan birey’dir sosyal çalışmanın ana konusu. Yabancılaşan bu bireyin sosyal işlevselliğini yerine getirememesi, uyumsuzluğudur. Birey toplum etkileşiminin bozulması ise yeni sosyal sorun alanlarını ortaya çıkarır. Neler yapılabilir sorusuna karşılık olarak, sosyal çalışma mutfağı zengindir. Sosyal çalışma ontolojisiyle tutarlı olan mesleki ve bilimsel davranış, olguları ele alırken bu kavrayışın üzerine oturduğu takdirde yapılan uygulamanın felsefi değeri olur. Örneğin yoksulluğun küreselleşme sürecinde dünyadaki boyutları, toplumsal cinsiyetin kökenleri ve yansımaları bu anlamda kadınların ve çocukların durumu sosyal çalışma analizinin konusudur. Başka bir ifadeyle birey toplum arasındaki etkileşimi, “yapılaşma” süreçlerini sorun çözücü ve toplumsal gelişmeyle sosyal çalışma kuramı olanakları açısından ele alır. Modernleşme ve postmodern teoriyi özümsemeden ne modern sanayi toplumunun sosyal sorun kategorilerini ne de geç modern dönemin ya da Bauman’ın ifade ettiği gibi ‘akışkan modern dünya’nın ortaya çıkardığı değişik hayat tarzlarını, sosyal sorunların dinamiklerini ve farklılıklarını nesnel bir çözümlemeye taşıyabiliriz. Yine sivil toplum örgütlerinin işlevini yalnızca bir takım kamusal hizmetlerin yerine getirilmesi olarak görmek yanılsamasına düşmemek için Habermas’ın kamusal alan ve iletişimsel eylem teorisini dikkatle değerlendirdiğimizde sosyal çalışma ve sivil toplum ilişkisine yeni çehre kazandırabiliriz. Bütünleştirici meta sosyal çalışma kuramı bu şekilde hem dönüşür hem çalıştığı alanda dönüştürücü olur. Örneğin sosyal çalışma düşüncesi modern dünyada sanayi toplumlarının biçim verdiği haliyle ortaya çıkıp geliştiği için yoksulluğu ve toplumsal cinsiyeti toplumsal yapı değişimi ve tarihsel yönüyle ele alır. Toplumsal yaşama yansımalarının nedenlerini, ortaya çıkış koşullarını kritik ederek geliştireceği çözümleme modelleriyle bir sonuca götürür. Ötedeyse toplumsal gelişmenin biçimlenmesinde rolleri olan kadınları; yalnızca gelişmenin getirdiği refahtan pay almak noktasında cinsiyet ayrımcılığı üzerinden değerlendirirseniz, kadını yabancılaştırırsınız.

Son tahlilde, toplumsal yaşamın akışkanlığı ve çok sorunlu doğası, sosyal çalışma ethos’unu insan, grup ve toplukların sorunlarını anlamaya ve sosyal sorunlarının çözümünde zayıflayan kolektif refleksi uyarmaya ve bu minvalde değişim ve reel sosyal politika belirleyip, pratiğe dönüktür. Bu ise sosyal çalışma duyarlılığının olmazsa olmazıdır. Denenmiş bir soruyla bitirelim, toplumsal eşitsizliğin bireyin karar alma ve kendi kaderini tayin hakkına etkisi var mıdır? Toplumsal eşitsizlik yapısı gereği ötekileştiricidir, dışlayıcıdır. Bireyin değişimine ve topluma katkısına engel midir? Toplumsal eşitsizliklerin kısır döngüsünde yoksul bireylerin içsel ve dışsal sorunlarıyla baş edebilmelerinde güçlendirilmeleri, yemek düşünüldüğünde yeniyor anlamı çıkarılmaması kadar net bir yanıt doğurur: böylece sosyal çalışmanın temel değeri; insanın onur ve haysiyetine olan saygı ile “yaşama hakkı” toplumsal eşitsizliklerin gölgesinde silinip gidiyor. Birey kendi kaderini tayin edemiyor. Engeller, sınırlar ve eşitsizliğin çemberinin içinden geçen bir kereliğine gelinmiş hayat, kaybediyor. Bu nedenle toplumsal eşitsizliğin bahçesinde beklemesi için çadır kurulup konaklatılan insanlar, sosyal çalışma mesleğinin ve akademisyenlerinin her seferinde yüzleşmeleri gereken bir durum olacaktır. Elbette şunu unutmadan, bugünün ideolojisi üretim ve tüketimin egemenliği yeniden üretmesinde ve aklamasında yatarken[6]sosyal alanın insancıl rasyonel inşasında sosyal çalışma da insanla ve toplumla ancak varolabilen bir meslek olmayı sürdürecektir.[7]


[1]Chomsky, N. Foucault, M. (2012) İnsan Doğası İktidara Karşı Adalet. Çev., Tuncay Birkan. bgst Yay., İstanbul, s, 29
[2]Teater, B. (2015) “Yöntem ve Kurama Giriş” Sosyal Hizmet Kuram ve Yöntemleri. Bölüm Çev., Abdullah Karatay. Nika Yay., Ankara, ss, 9-25
[3]Fromm, E. (1998) İnsan Bilgisi ve Hümanist Planlama. Çev., Acar Doğangün. Arıtan Yay., İstanbul, s, 125-126
[4]Hobsbawm, E. (2014) Parçalanmış Zamanlar. Çev., Osman Akınhay. Agora Kitaplığı. İstanbul, s, xıı
[5]Sennet, R. (2015) Yeni Kapitalizmin Kültürü. Çev., Aylin Onacak. Ayrıntı Yay., İstanbul, s, 62
[6]Marcuse, H. (1998) Eros ve Uygarlık. Çev., Aziz Yardımlı. İdea Yay., İstanbul, 84
[7]Şeker, A. (2008) Sosyal Çalışma Mesleği. Sabev Yay., Ankara, s, 227

 

 
BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org