Sosyal Hizmet Mesleği

Sosyal Hizmet Alanları

Sosyal Kaynak
Bilgiler

İnsan Kaynakları

       



 



 
 

 Aziz ŞEKER
Sosyal Hizmet Uzmanı /Sitemizin Editörü
shuaziz@gmail.com



 “SOSYAL HİZMET/SOSYAL ÇALIŞMA KAVRAM ÇALIŞTAYINA NEDEN GEREKSİNİM VAR?”

 

 

 

 Sosyal çalışma ve sosyal hizmet üzerinde yapılan kavramsal arayış tartışmalarıyla ilgili düşünceler ileri sürmek mümkündür. Sosyal çalışma, Türkiye’deki adlandırmasıyla sosyal hizmet mesleği, kendisini güvende hissetmek isteyen bir meslektir. Aslında yardım sunan bütün meslekler için bu varsayım doğrudur. Yetkilendirilmiş, hukuki çerçevesi kabul edilmiş, sınırları belirgin, aktörleri için iş doyumu yüksek, bilimsel tutumu benimsemiş bir sosyal çalışma, zorunlu olarak gelişecek ve benimsenecektir. Benim burada üstüne basa basa ileri sürdüğüm, sosyal hizmetin hem kendi içinden hem de yakın çevresinden son yıllarda yoğun bir patolojik ilgiyle karşı karşıya kalmış olmasıdır. Öyleyse, bu sağlıksız ilginin üstesinden gelindi mi? Sorusunu yanıtlamak da sanırım bana düşüyor.

 

Tek kelimeyle bu patolojik ilginin üstesinden yaratıcı ve olumlu bir şekilde gelinmedi. Aşağıda hem sosyal hizmetin gelişim ölçütlerindeki sıkıntıları hem de bireysel değerlendirmelerimi izninizle sıralayacağım:


a)  Sosyal hizmet mesleğinin yakın tarihi, okullaşmanın başlangıç yıllarından itibaren kendisine kapalı ve bu kapalılık oranında kendisine yetebildiği düşüncesiyle yetindi. Birkaç aykırı ses dışında sosyal hizmet akademisinden gelen gelenek günümüzdeki istenmeyen nicel genişlemeyle baş edebilecek bilimsel ve kültürel birikimi ne acıdır ki üretemedi. Bunu söylerken, kesinlikle bir hesaplaşma duygusuyla hareket etmiyorum. Bu nedenle, yazdıklarım arasında, bir parçası olduğum sosyal hizmet uygulayıcılarının desteklemediği argümanlar elbette olabilir. Bu açıdan beklentim de yok! Demin sözünü ettiğim bu yetersizliği, Türkiye realitesiyle sınamak isteyenler olabilecektir. Toplumsal koşullar, katı bürokratik hiyerarşi, gerçeğe dokunmayan bilimsel çıkışlar, karar aşamasındakilerin yanlış ve kişisel tutumları vs vs… sıralanabilir. Sonuçta sosyal hizmet, kendini yenilemesi hep geciken bir disiplin ve meslek olageldi.


b)  Sosyal hizmet mezunları giderek artan bir istihdam sorunuyla karşı karşıyalar. Onlara sunulanlar ne kadar yeterlidir? İnanın bu sıklıkla sosyal hizmet bölümünün açılması hem bilginin üretilmesi hem de meslek elemanı olacakların yetkinliğini çeşitli düzeylerde tartışmaya açacaktır. Kendi yanlışlarını çözümleyebilecek bir birikimin olanakları olmadığı için, sosyal hizmet ne yazık ki, bu süreçte de hem kavramsal anlamda hem de uygulamada kendi iç sorunlarını yaşamaya devam edecektir.


c)  Şimdi de kavramlarla ilgili bir durumu kritik edelim. Günümüzde çok sayıda sosyal hizmet bölümü var. Çok sayıda akademisyen! Meslek aktörü! Ancak halen daha akademinin çözebileceği bir kavram sorunun tartışılması, sosyal hizmet mesleğinin temel başarısızlıklarından biridir. Bu mesleğin doğru adlandırılmasının, ortak kavramlarının artık nesnel, bilimsel kurullarca onaylanmış olması ve alandaki meslek dernekleri tarafından desteklenmiş olması gerekir. Sosyal hizmet uzmanı mı, sosyal çalışmacı mı? Müracaatçı mı? Danışan mı? Sosyal kişisel çalışma mı? Bireyle çalışma mı? Ve çok sayıda kavram… Bu tartışmalar akademik cambazlıklarla aşılacak sorunlar değildir. “Sosyal hizmet/sosyal çalışma kavram çalıştayı” yapılmasına bu nedenle gereksinim vardır. Uluslararası sosyal hizmet okulları, meslek birliklerinin pratikleri yakından izlenerek, ulusal okullar ve meslek dernekleri vb. meslek kavramları konusunda belirleyecekleri standartları işleyişte tutmalıdırlar. Doğru olan budur. Yoksa bu kısır tartışma sürecektir.


d)  Günümüzde sosyal hizmet açısından bir başka konu açıköğretim pratiğidir. Meslekteki ve akademideki farklı grupların bu konuyu olumsuzlaması elbette hak eden bir ilgiyi çekmektedir. Ama şu gerçeği göz ardı etmemek gerekir. Türkiye bürokrasisinde kademe yöneticilerin büyük çoğunluğunu açıköğretim mezunları tutmuştur. Görevde yükselmeye girmelerinin önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Tarihsel olarak Türk bürokrasinin alt ve orta düzey idarecilerine baktığınızda açıköğretim bitirenlerin çoğunlukta olduğunu görürsünüz. Açık söylemek isterim, üniversitelerde genel sekreter, genel sekreter yardımcısı, daire başkanı, fakülte sekreteri, şube müdürü, şef, hastane müdürü, hastane müdür yardımcısı, belediyelerde ve diğer kamu dairelerinde sanıyor musunuz ki “liyakat” her zaman esas tutuluyor. Emin olun, bununla ilgili istatistikler açıköğretimin ne kadar geniş bir kitleyi yakından ilgilendirdiğini ortaya çıkarmaya yeter. Öyle ya da böyle üzülseniz de yaşadığımız gerçek budur.


e)  Sosyal hizmet mesleğinin okuma ve kitap yazma kültürü üzerine de birkaç şey söyleyeceğim. Yalnızca ders notları etrafında işleyen bir mesleki eğitim anlayışı ne yazık ki sürüyor. Açıköğretim sistemine kitap yazılmaz diyen okumuş cahiller de var. Bununla ilgili Anadolu Üniversitesi Açıköğretim sistemini örnek vermek isterim. Alandaki en yetkin kitapların yayınlandığı adreslerden biridir. Kitaplar alınır, ama okunmaz o ayrı bir konu. Mesleğin gelişimindeki yetersizlikleri başka bir sistemi ağır bir şekilde eleştirerek geri plana itmemek gerekir. Açıköğretim mezunları, örgün eğitime gidenlerin yetiştiği toplumun bireyleri. Ve bu toplumun birey yetiştirme düzeninden farksız bir süreçten gelmiyorlar. Uygulamada mesleki hata, etik sorun ortaya çıkaranları tartışırken, günah keçisinin yanlış yerde aranmasına hiç gerek yok. Her meslek elemanını, kişiliği, geldiği toplum, kurum kültürü, mesleki değerler ve standartlar uygulamada gelişme göstermesine katkı sağlar. Unutmayın, atom bombasını oluşturanlar da bilim insanlarıydı. Yüzbinlerce insanın ölümüne neden olacaklarını kestirebilirler miydi? Bir de açıköğretim sisteminde sosyal hizmet kitabı yazılmaz diyenler var. Meslekten gelen birinin yazdığı bir kitabın okunması neden eleştirilir ki? Bunu mal bulmuş mağribi gibi ortaya sürenlere söylüyorum. Başka mesleklerden insanların yazması mı hoşunuza giderdi. Uygulamanın yanlışlığını savunuyorsanız, haklı ve bilimsel gerekçelerinizle ortaya çıkar, yapılması gerekenleri yapmaya çalışırsınız…

 

Kitap yazmak yüksek bir beceri ve bilgi işidir, dedikodu işi değil.
 

Sonuçta, sosyal hizmet akademisyenlerinin ve meslek aktörlerinin görevi, eğitimde yeterlilik, bilimsel yetkinlik, uygulamada değerlere, amaçlara ve etik standartlara bağlılıktır. Yukarıda özetlediğimiz konular arasında yer alan, uzun yılları kapsayan kavram kavgasının nasıl noktalanması gerektiği konusunda yapılması gerekenler gün gibi ortadadır. Bu sorun çözümlenmelidir. Yoksa yeterli bilimsel yakıtı olmayan bir meslek, başını ağrıtmaya devam edecektir. Mesleğin kendisiyle ve kavramlarıyla ilgili bilimsel standartlar için gecikmenin ve suçlayıcı tartışmaların bir anlamı yok…
 

 
 

 

 



Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye   /  sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.