Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri


Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

 SOSYAL HİZMETİN HAYALETLERİ*

Aziz ŞEKER  (Sosyal Hizmet Uzman/Sitemiz Yazarı)
Yazarımızın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
     
 shuaziz@gmail.com  ulaştırabilirsiniz.
 

“Entelektüelin rolü, başkalarına ne yapmaları gerektiğini söylemek değildir. Bunu hangi hakla yapabilir? Entelektüellerin son iki yüzyıl boyunca formüle etmeyi becerdikleri bütün o kehanetleri, umutları, uyarıları ve programları hatırlayın; bunların, şu an görebildiğimiz sonuçlarını getirin gözünüzün önüne. Entelektüelin işi, başkalarının siyasi iradesini şekillendirmeye değil, kendi alanında incelemeler yapmaya, olguları ve varsayımları yeniden sorgulamaya, alışkanlıkları, davranış ve düşünüş tarzlarını yeniden düzenlemeye, basma kalıp inançları yok etmeye, kuralları ve kurumları yeniden tartmaya, spesifik entelektüel rolünü oynayarak yaptığı bu sorunsallaştırma temelinde, yurttaş olarak oynadığı rolle, siyasal bir iradenin oluşum sürecine katılmaya yaslanmalıdır.”
Michel FOUCAULT
 

Sosyal Hizmetin Türkiye’deki yakın tarihine (zaten yakın bir tarihi vardır!) bakın; -daha çok sosyal hizmete ihtiyaç duyulmuştur, sosyal hizmete bir bilim olarak değil- işte bu olgusal gerçekliği görürsünüz. Açıkçası bunu çıplak bir gözle görürüz. Şimdilerdeyse neo-postmodern bir sosyal hizmet yapılanması gündemde; yani uyarlanamamış, kendi bilgisine ulaşamamış, ne olsa gider yaklaşımından bir pradigmayı benimseyiş söz konusu. İfade ediş duyarlılığını yitirmeye başlamış gibi… Peki, bu sürece nasıl gelindi. Adım adım buna bakalım. Çünkü günümüz sosyal hizmetini anlamak onun tarihini ve tarihte iktidarla kurduğu sosyal ilişkileri anlamakla eştir.

12. 06. 1959; 7533 sayılı Sosyal Hizmetler Enstitüsü Kurulmasına Dair Kanun dayanak yapılarak 1961 yılında kurulan Sosyal Hizmetler Akademisi, (KUT dönemi)

1967 yılında Hacettepe Üniversitesi; Sosyal Çalışma Yüksekokulu, (SİBF; Sosyal Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bölümü, KONGAR dönemi)

1982, 2547 sayılı YÖK ve her iki bölümün evlendirilmesi (Birlikteliğin KONGAR’ın “bilime” olan sevdası sonucunda ayrılmasıyla sonlanması, yuvada KUT’lu yıllar ve yıllar sonra genç delikanlı TOMANBAY’ın Antalya’da sonuç vermeyen cesur bağımsızlaşma çabaları ya da hasadı alınmayan türküler zamanı. (20. yüzyılın sonlarına doğru…)

Güler yüzlü KUT’tan (Yalnızca Türkiye’de değil belki de Dünyanın birçok yerinde aşılmamış yüksekokul müdürlüğü yılları; siz deyin 30 ben diyeyim 30 yılı aşkın…) Sonra:

Ve 2000’li yılları tarih öperken alnından; Başkent Üniversitesinde başlayan hareketlilik ile “BULUT-KAHRAMANOĞLU” akademisyenlerinin modern-devletçi-seçkinci sosyal hizmet argümanlarını sürdürme tutumu sonucunda bölüm sayısını başarıyla artırma girişimleri. İlk başarı, özel bir üniversite de olsa da! Somut ve saygıya açık…

2010 olmadan; yeni çocukların dünyaya gelmesi; Sakarya, Nazilli, Konya, Isparta hattı… Anadolu’ya ancak Anadolu’nun metropollerine sıçramayan sosyal hizmet! Sonuçlarını hep birlikte göreceğiz, sıradakilerle…
 

 Sosyal hizmetlerde yaprak dökümünün ve mesleksizleşmenin en iç karartıcı hallerinin yaşanmaya başladığı son yılların Cumhuriyet Türkiye’sinde sosyal hizmet “yapı” olarak kabul edilemez süreçleri yaşar konuma gelmiştir. Her şeyden önce Türkiye modernleşmesinin sosyal göstergelerinin başında kurumsallaşmış bir sosyal hizmet-sosyal refah ağı gelmektedir. Gelmelidir de.

KONGAR dönemi ve KUT döneminin bir sosyal refah eylem biçiminin noktalanması olarak kavrandığında sosyal hizmetin en yoğun ifade tarzları bulduğu bu dönemlerin diyalektiğin yasalarına uyarcasına izdüşümlerini dahi geride bırakmaya başlamasıyla, sosyal hizmet modernleşmesinde “ikinci halka” diyebileceğimiz bir önceki iki dönemin modern elitist argümanlarını taşıyan “BULUT-KAHRAMANOĞLU” yapılaşmasının görece olarak son dönemin “yeteneksiz” ortamında daha idealist ve sosyal hizmet bilgisini düzenleyici kaldığını ifade etmekte bir çekince görmüyorum.

Sosyal hizmetin fiziki dışavurumunun dönem olarak en olanaklı olduğu “KONGAR-KUT” dilemmasının birbirine teorik yetkinlik olarak eklemlenememesi öğrenci kulislerine dek yansırken ikinci dönemin akademik yapılanmasına da duygusal yönler dışında kalıcı imgeler bırakmasını terk etmiş gibidir. Çünkü hareketin aktörler dışındaki temel zaafı belirlenenin içinde tanımlanabilmiş olmalarıdır. Ki, “KONGAR” döneminin sonlanışını da düşünsel bir zorunluluk olarak ifade etmek gerekirse; tam anlamıyla bir tasfiye dönemi değildir. Bir kopuş, kırılma, travma ancak reorganize olamama dönemidir. Belki de dönmek üzere ama başka mevzilerden, belki de bir kaçış…

Günümüzde disiplin değil, meslek anlamında bir sosyal ferahlama döneminin şüphesiz elit-devletçi-modernist bir görünüm arz eden “BULUT-KAHRAMANOĞLU” liderliğinde seçkin hareketi olarak çözümlenmesi kanımca sorunsalımızın özü açısından daha çıkışsal durmaktadır. Ancak unutmadan, sözü edilen alanda, çoğalırken marjinalleşme belirtileri de bir yandan ifade olanağı bulmaktadır. Kuşkusuz dolaşıma girmiş olan küreselleşme karşısında mevzii niteliklerine iye özgürlükçü-antiemperyalist-toplumsal paylaşım açısından desteklenebilir bir reel sosyal hizmet yapılanmasının hali hazırda olmaması ise yarın da olmayacağı anlamına gelmemektedir. Yarın reel bir sosyal hizmet praksisi somutluğunu illaki bulacaktır. Kuşkusuza, o gün geldiğinde bu yazıya o işlevi yüklenmiş sosyal hizmet aktörlerinin varlıkları da kazınacaktır.

Sosyal hizmet acilen yapılanmaya gereksinim duymaktadır, ilginçliklere gebe bir yayılıp serpilmeye değil. Altı çizilen bu noktalara değişimcilerin-reformcuların olduğu kadar köklü ezbercilerin, eksik analistlerin, premodernlerin, stratejisi olmayan kavgacıların da dikkat etmesi gerekir. Tüm çabam buna dönüktür. Bir sosyal meslek elemanı olarak görevim de, kendi fenerimle bu izlerin birbirine karıştığı ortamda gölgelere ışık tutmaktır!


VE HAYALETLER:

“Sosyal hizmetin temel değerleri yol kenarındaki yabani çiçekler gibi birdenbire ortaya çıkmaz, köklerini medeniyetleri besleyen bereketli inançlardan alır.”

Walter. A. FRIEDLANDER
(Sosyal Hizmetin Kavram ve Metodları
Çev; Elkin BESİN. 1965)

İyimser bir hayalet sivil toplum (STK, DKÖ, NGO) adı altında “örgütsel” olarak kamusal hizmet sunmayı (birçok kişiye göre nitelikli sosyal hizmet) hedefleyen yapılar ne tür bir amaç birliğinden yola çıkarlarsa çıksınlar “yöntem” olarak sistematik verilmesi gereken zorunlu sosyal refah hizmetlerinin de sonuç olarak daha üstünkörü, ayrıntısız bir içerikte sunulmasına-algılanmasına zemin hazırlarlar. İtibar gören, yüceltilen de bu değil mi ki? Toplumsal değişmede aktör karakteri özelliğindeki bu kollektif organizeler, hangi reel kamusal demokratik ihtiyaca karşılık gelebilecek bir örgüsel yapıya sahiptirler ki?

Toplumsal evrim şemasında ancak Batı toplumlarında karşılık bulabilmektedir “sivil toplum” doğu toplumların da ise bir “?” ine karşılık gelmektedir. Boylu boyunca düşünmek lazım…

Sosyal hizmet, ekonomi politik bir kurumdur. Devlet merkezlidir. Hem de sosyal devlet orijinli. Bu nedenle başlangıç noktası vardır. Mevcudiyeti onun tanımlanmasını kolaylaştırır. Pratiği gerçekliğinden, değer olarak kabul görmesinden ileri gelir. Sivil toplum ise bu minvalde; süreksiz ve belirsizdir. Onu ortaya çıkaran koşullar ortadan kalktığında ya da değişiminde varlık savaşımı ve amacı da değiştiğinden sosyal hizmeti algılayışı da değişir. Refleksi böyle biçimlenince sunmuş olduğu kamusal hizmetlerde de renk ağarması olur. Kontrolsüzleşebilir. Duygusallaşabilir.

“Öfkeli” bir hayalet, bilim kurumu: İçseldir. Devingen değil statükocudur. Tabandan kopuktur. Akademik sınırlar dışında yeteneksizdir. Hedef kitlenin gereksinimlerine yanıtsızdır. Ekonomi politiklikten ziyada ufkunu diyalektik olarak tokatlayamayan ilişkiler örüntüsünde toplumsal sorunlara kadeh kaldırır. Söylem olandır. Korkak olanı... Ki, praksis ise başka bir şeydir. Sosyal hizmetin bilim analistleri içinde kendi özgüllüğünü kazanmış olanlarını bu tahlilin dışında tutmanın bir tür neokorkaklık biçimi olarak kabul edilmemesi gerektiğini de düşünüyorum. Sosyal hizmet bilim kurumu “bilgi” üretmelidir. Onun kaçınılmaz sorumluluğu budur… Doğruyu ifade etmek, gerçeği değiştirmeye hizmet etmiyorsa, tüm çabalar beyhudedir!

Hep var olan bir hayalet, “uhrevi” eğilimlerdir. Daha açık bir ifadeyle bu mistik Hegelist durumdan sosyal hizmetin (modern) içine sürülmüş olanı, onu uhrevileştireni kastediyorum. Sosyal hizmetin dinselleştirilmesi de (fitre ve zekât üst kimliğine evrimlendirilmesi) denebilir bir ölçüde buna. Sosyal hizmet kendi koruyucu kültürünü oluşturamaz ise toplumsal yapıda, vulgerleşir böylece. Ezberden baktığımızda karşımıza çıkacak olan ise sosyal hizmetin varoluş ikliminde Hegelist olduğu gerçeğidir.

Sosyal hizmetin topraklarını çölleştiren sıradan doğma yapılar; sosyal hizmetin kurumsal uygulama alanlarında ortaya çıkıyor. En can alıcı örnek çocuk refahı alanında hizmet veren yuvalarda! Ve bu kuruluşlarda, zaman olmasın şiddete maruz kalan korunmaya muhtaç çocuklar ortaya çıkmasın. Dolayısıyla uygulamada mesleki kimliği içselleştirememiş, bir kısım meslek elemanlarının da sosyal hizmetin zalim hayalet kitlesini oluşturduğunu ifade edebiliriz.


Korkak bir hayalet, “meslek elemanı”; meslek unsurlarından birisi olan meslek elemanının yazmamasıdır. Yazamamasıdır. Böylece rasyonel bir kimlik edinememesidir. Yazamaması, yazıya aktaramaması, kalıcı olamaması, meslek uğraşısını sosyal-tarihsel kılamaması ve böylece kimliğini var edememesidir. Sonuç olarak mesleki anlamda yabancılaşmasıdır. Sosyal hizmet düşünürü İbrahim CILGA’nın yerinde bir doğrulamasıyla; “mesleğe yabancılaştırıcı faktörlerle” yüz yüze kaldığında haklılaştırılmış bir mücadele hattı izleyememesidir. Sosyal hizmetin tarihsel gramerini de bozan bu kör nokta işte!

Son tahlilde sosyal hizmet kavramının hakkıyla ele alınmadığı içinde bulunduğumuz bu son dönem postmodern koşullarda, sosyal hizmetin hayaletlerini hatırda tutmanın, birçok yanılgıyı görmemiz açısından önemini sosyal bilimler etiğiyle kavramak sosyal hizmetin meşruluk kazanmasında ve toplumsal pratiği değiştirmesinde şimdi ve ilerisi için yapıcı katkılar sunabilir. Yoksa eksik / yetersiz uygulamalarla, hayaletlerin içinde nefessiz kalmış bir sosyal hizmet görüntüsü, verildiği gibi kabul edilecektir. Ve Cumhuriyet Türkiyesi; Anadolu insanı bunu hiçte hak etmiyor!

*Aziz ŞEKER
“Sosyal Hizmetin Hayaletleri”
(Yayına Hazır Kitap; Bir Önsöz Denemesi) 2007

 

 



Bize Ulaşın