sosyalhizmetuzmani.org tarafından,site editörümüz Aziz ŞEKER,tarafından gerçekleştirilen röportajlar

BİLDİĞİMİZ SOSYAL ÇALIŞMANIN GÜNÜMÜZDEKİ SORUNLARIYLA İLGİLİ OLARAK C. Ü. EĞİTİM FAKÜLTESİ ARAŞTIRMA GÖREVLİSİ SHU MEHMET ESER İLE BİR SÖYLEŞİ
(Bahar 2006 SİVAS) 
Prof. Dr. Necati DEDEOĞLU’na ithafen…

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji
 

 

 

 


A.ŞEKER: Sorularımızı yönelteceğimiz meslektaşımızı döneminin birçok meslek elemanı tanıyor. Biz yinede tanımayanlar için gerekli gördüğümüz birtakım bilgileri paylaşalım. Sosyal Hizmet Uzmanı Mehmet ESER 1987 yılında H.Ü. SHYO’nu bitirdi. 1989 yılında Cumhuriyet Üniversitesi S.K. ve S.D. Bşk. Rehberlik ve Psikolojik Danışma biriminde SHU olarak göreve başladı ve altı yıl bu görevini sürdürdü, Yüksek Lisansını Uygulamalı Sosyoloji alanında yaptı, daha sonra C.Ü. Sosyoloji Bölümünde Asistan olarak göreve başladı. 1998 yılında Eğitim Fak. ne geçti, bir yıl aradan sonra Fransa’ya gitti ve üç yıl kaldı. Şuan C.Ü. Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümünde Arş. Gör. olarak çalışmaktadır.  

Günümüzde yani yüzyılımız bu kadar toplumsal sorunla (insan hakları, mültecilik, çevre sorunları, kadın ve çocuğa yönelik şiddet, etnik savaşlar, yoksulluk gibi) doluyken dünyada ve de ülkemizde sosyal çalışma uygulamasının doğası, değeri nereye doğru gidiyor? 

M.ESER: Belirttiğiniz örnekleri düşündüğünüzde, bu kadar savaş ve şiddet, sömürü, yoksulluk, insan hakları ihlalleri süre giderken insanlık için günümüzde iyi bir noktadadır diyemeyiz doğrusu.

Diğer yandan ülkemizin liberal bir toplum olma yolundaki süreci de, sosyal hizmetlerin tasfiyesine ilişkin önemli bir olgudur. İçinde sosyal sözcüğü olan hiçbir şeye tahammül edemeyen anlayış toplumsal yarar yerine bireysel çıkarı öne çıkartarak, muhtaç durumdaki toplum kesimlerine yönelik bütün hizmetleri bir meta gibi alınır/satılır hale getirdi. Bırakın devletin yurttaşlarına hizmet sorumluluğu duymasını, toplumsal sorunların kaynağı olarak yine muhtaçlık durumunda olanları gösterdi. Bu, liberal sosyo-ekonomik sistemin özüdür aslında, olumsuz durumu yaratanın kendi siyasal ekonomik işleyişi olmasına karşın, bireylere kişisel kurtuluş reçeteleri dayatır. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, çalışma yaşamı vb. alanlarda devlet bireylere kendi başlarının çaresine bakmaları yolunu gösteriyor. Bu kendi başına aldığı bir karar değilse bile, gelinen noktada uluslararası sermaye güçleri böyle buyuruyor.

SH’in ülkemiz için konuşursak belirttiğimiz sorunlar konusunda etkili bir duruş sergileyememesi tarihsel açıdan hepimizin toplumsal sorumluluklarımızı yerine getirmede zafiyet içinde olduğumuz anlamına gelir. Bunu ister SH’in yeterli olgunlukta örgütlü olmayışına ister toplumsal duyarsızlığa bağlayın bizim eksikliğimizdir, önce bunu teslim etmek gerekiyor.

Sosyal Hizmet, ülkenin derinleşen/yayılan yoksulluk, eşitsizlik, işsizlik, eğitim, sağlık, şiddet, ayrımcılık, göç vb. toplumsal sorunlarına, engelliler, çocuklar, gençler, yaşlılar, kadınlar, göçmenler, kırsal bölgelerde yaşayan “muhtaçlar” vb. (ülke nüfusunun önemli bir oranının kırsal bölgelerde yaşamasına rağmen bu kesimlerde yönelik sosyal hizmet uygulamaları ve politikalarına rastlanmaz) toplumsal kesimlerine yönelik politikalar üretemedi.

Başka bir deyişle toplumun bu kesimlerini, sorunlarını yeterince anlamak ve açıklamak kapasitesinde olmadı. Sosyal Hizmet adı ve içeriğine uygun biçimde ve yeterli düzeyde ne toplumsal olabildi nede gerekliğine uygun uygulayıcı.  

A.ŞEKER: Sosyal çalışmanın 21. yüzyıldaki toplumsal rolü ne olacaktır? Sosyal çalışma nasıl bir toplumsal değişme sürecinde yaşıyor? Sosyal çalışma bu değişmenin dışında kaldı gibi mi? Parametrelerinde bir dağılma söz konusu mu? Yoksa kendisini yeniden örgüleyebilecek, anlatabilecek bir güce sahip mi? Batı’da durum ne? 

M.ESER: Ülkemizde Sosyal Hizmet bir tıkanma süreci yaşıyor, bu sürece SH’in kendisi geldi. Ne eğitim-uzmanlaşma nede toplumsal uygulamalar uzlaşmacı ve edilgen bir duruşla kimlik kazanamazlar, değişim gösteremezler.

Toplumsal değişim ve gelişimi karşılayabilmek bunu anlayıp çözümleyebilecek bir bilinç perspektifi ile olur, buna sahip değilseniz bu değişimin gerisinden sürüklenirsiniz. SH ülkedeki toplumsal değişimin içeriği ve hızına ayak uyduramadı.

Bütün olumsuzluklara rağmen bu yüzyılda Sosyal Hizmetlerin gerçek rolünü yüklenmesi anlamında bir gelişmeyi de yaşayacağımız düşüncesindeyim, değişmenin getirdiği karmaşa ve belirsizliklerden sıyrılma konusunda araçlarımızı geliştirmek, kurumsal yapılarımızı hızla oluşturmak durumundayız, yeter ki bunu isteyelim, bunu istememe keyfiyetimiz yok gibi, toplumsal koşullar aslında bizleri buna zorlayacak noktaya gelmiş durumda. Bu sürece öncülük/önderlik edebilme seçeneği dayatmış durumda bu anlamda yeniden ve her zaman Sosyal Hizmetler demenin tam vakti.

Çünkü Sosyal Hizmetleri olmayan bir toplum düşünülemeyeceği gibi, Sosyal Hizmetlerde yetersiz, bu hizmetleri kurumsallaşmış hizmetlere dönüştürememiş toplumlarda, bireylerin yaşamlarını ve geleceklerini güven içinde sürdürmeleri de söz konusu olamaz.

Batıda Sosyal Hizmetlere ilişkin birçok değer ve uygulama, mesleki ve toplumsal anlamda yerleşmiş, Sosyal Hizmet benim yaşadığım örneklerinde insanın olduğu her yerde ve uygulamaları temel insan hakkı anlamında toplum bireyleri tarafından kanıksanmış bir şekilde yürütülüyor. Üstelik SH uygulayıcıları hem mesleki anlamda, hem de sosyal devlet anlayışına uygun fonları ve kaynakları organize edilmiş bir donanımla hizmet üretmekteler. Bu da SH’in toplumda kabulü ve yerleşikliğini destekliyor. 

A.ŞEKER: Sosyal çalışma ile Türkiye muhalif sosyal hareketleri arasında bir ilişki kurulabilir mi? Günümüzde toplumsal muhalefetin yetersizleşmesi “sosyal” olanı da hiçliyor, onu etkisizleştiriyorsa, sosyal çalışma, reel sosyal hareketlerin suskunluğu tercih ettiği bir süreçte hangi toplumsal dinamiklerden beslenmelidir? 

M.ESER: Sosyal Hizmet Türkiye de muhalif sosyal hareketlerle ancak yakın zamanda sendikalar aracılığı ile bir bağ kurdu denebilir, aslında bu da genel ve kapsayıcı bir niteliğe dönüşmedi.

Sosyal Hizmetlerin örgütlü olduğu alan sanki sağlık alanı ile sınırlı gibi bir görüntüye sahip, mesleki anlamda kendi örgütü olan dernek ise yaygınlık ve etkinlik anlamında dar bir alanda etkili.

Sosyal Hizmetin toplumsal dinamikler olarak; gençler, yoksullar, işsizler, ücretli çalışanlar, işçiler, kadınlar, göçmenler vb. toplumsal kesimlerden hareketle, olgusal konularda politikalar üretmesi gerekir. Üstelik bu politikalar Sosyal Hizmetlerin kendi bilgisel temeline de (sosyal güvenlik, sosyal politika vb.) uygunluk gösterir.

Üstelik bu politikalar içinde yaşadığımız toplumun demokratik, özgür, eşitlikçi bir temelde gelişimine de katkı sağlayacaktır.

Toparlarsak, Sosyal Hizmetlerin toplumsal muhalefete katkı sağlama kapasitesine-etkisine sahip olduğunu fakat günümüzde bunun yeterli düzeyde olmadığını söyleyebiliriz. 

A.ŞEKER: Sosyal çalışmayla iktidar odakları arasında nasıl bir bağ kurulabilir? Toplumsal değişme karşısında sosyal çalışmanın kendisini tartışmaya açamamış olmasında da bu güç odakları etkili olmuş olabilir mi?  

M.ESER: İktidar odakları dediğiniz güçler, Sosyal Hizmetler ile ilgili bütün değer ve uygulamaları silip-süpürmek, temizlemek istiyorlar, hem toplum hafızasından, hem hizmet gruplarının hafızasından, bu güçler içinde sosyal geçen hiçbir şeye tahammül bile edemiyor. Her şeyin satılık olduğu, piyasa koşullarına teslim edildiği bir düzen ve değerler dizgesi içinde sürdürülen uygulamalardan Sosyal Hizmetler de payına düşeni alıyor. Hızlı bir değişim sürecinde olan toplumun değişim hızı ve düzeyine aynı paralellikte uyum gösteremeyen Sosyal Hizmetler bu etkinin SH’i değersiz/önemsiz kılmasına da hazırlıksızdır. Bunca olumsuz koşulu yaratan güçler ve etkenler bir arada düşünüldüğünde, tartışmaya açılamamasında tabi ki etkilidir.  

A.ŞEKER: Biliyoruz ki, küreselleşmenin sosyo-ekonomik boyutu eşitsiz bir gelişmeyle örtüşüyor…

Bir geçiş sürecini yaşıyoruz. Bu süreçte ne tür  bir yol kullanılabilir? Kaos, düzene uygunluk, yeniden yapılaşmayı daha dürüst başlatma vbg. Hangi kavramsal çerçeve daha uygun kullanılabilir? Sosyal çalışma disiplini küreselleşme koşullarında nasıl inşa edilebilir?  

M.ESER: Kendi ayakları üzerinde doğrularak, insanları ve toplumu kavrayıp, açıklayarak, aydınlatarak, sorunlarına sosyo-ekonomik çözümler, sosyal refah politikaları üreterek, sanal olandan çıkartıp, belirttiğimiz gerçek gereksinimlerine yönelerek, mesleki anlamda toplumsal bir saygınlık kazanarak.

Aslında sosyal hizmet uygulamalarının toplumda derin etkileri olan örnekleri yok değil, yeter ki kendisi güçlü duruşlar sergilesin, küreselleşme dediğiniz eski adıyla kapitalist sömürü biçimi toplumsal değer ve kurumları da tasfiye ediyor insanı köreltiyor, bu körelmeye, çürümeye kapılmadan bir duruş sergilemesi Sosyal Hizmetlerin kendi elinde.

Yeni bir yapılanma ve yeniliklere her dönem ihtiyaç var, fakat bu yenilenme birikimleri ve gereksinimleri göz ardı etmemeli, Sosyal Hizmetlerin teorisi ve pratiğinin bileşkesini eksen almalı.

Değişimin nüveleri yok değil fakat Sosyal Hizmetler bu değişime öncülük edebilme kapasitesinde mi? Günümüzdeki sorun aslında burada düğümleniyor, bu düğümü çözecek bir Sosyal Hizmetler örgütlülüğünün varlığından şüpheliyim, yaşanan birçok pratik bunu doğrular niteliktedir bence.

Bununla birlikte toplumda gelir dağılımındaki eşitsizlik, sınıflar arasındaki eşitsiz farklılaşmadaki derinleşme, yoksul, işsiz, muhtaç, özürlü, göçmen, ayrımcılığa uğrayanlar, çocuk, genç, yaşlı, kadın vb. toplumsal gruplardaki yaşanan toplumsal sorunlar konusunda Sosyal Hizmetler taraflılığını açıkça ortaya koyarak Sosyal Hizmet programları geliştirebilmeli, toplumsal sorunlara çözüm üretebilmelidir. Bu toplumsal sorunlara müdahalesi gereken sosyal hizmetleri devletin kaderine terk etme keyfiyeti olamayacağı gibi, bu konudaki zafiyetine de yine Sosyal Hizmetler toplumla birlikte yanıt vermeli ve bir duruş sergileyebilmelidir.

A.ŞEKER: Var olan meşru-yasal toplumsal tarihsel sistemimiz nasıl Türkiye’ye özgü bir sosyoloji geleneğini tam anlamıyla kurgulayamadıysa, sosyal çalışmada da bir gelenek oluşturamadı, ya da buna öncülük edecek cesaretli özgün disiplin aydınları, akademisyenleri pek çıkmadı. Bu konuyla ilgili olarak hangi nedenler üzerinde durmalı sosyal çalışmacılar…

Ve sosyal çalışma geleneğini gözeterek sosyal çalışmanın var olduğundan beri geçirdiği temel kırılma noktaları ve bunlardan etkilenme durumuyla ilgili ne söyleyebilirsiniz? 

M.ESER: Sosyal çalışmanın bir gelenek oluşturabilmesi için önce kendi kabuğundan çıkması gerekirdi, fakat o vurgusunu yaptığınız aydın, akademisyen tipi kabuğundan çıkmak bir yana kapandı diyebiliriz, bunda Sosyal Hizmetlere ilişkin akademinin bir tane olması da önemli bir etkendi tabi. Bu akademik gelenek statükocu bir yol izledi, hatta bu tavır Hac.Üniv. nin Sosyal Çalışma ve Sosyal Hizmetler bölümü ile birleşme sürecinde de yaşandı. Bizlerin öğrenciliği tamda o döneme rastlar, 12 Eylül sonrası YÖK ile gelen bu birleşmenin ardında zaten sosyal çalışmanın tasfiye edilmesi gibi bir açık amaçta vardı. Fakat biz buna bile farklı bir açıdan bakıyorduk, Sosyal Çalışma bölümünü sindirebilme konusunda bile güçlükler yaşadık. Akademi geleneği aslında kendi dayanaklarının yok edilmesinden kaygılıydı, bu anlamda daha çok statükocu davrandı. Sonuçları sonradan ortaya çıkan ve günümüze kadar devam eden olumsuzlukların temelinde askeri darbe ve onun ürünü olan YÖK vardır.

Yani Sosyal Çalışma 12 Eylül 1980 darbesinde gerçek bir kırılma yaşadı, mesleki rol ve uygulamalarla toplumda niteliğine uygun bir süreçte devam eden meslek ve meslek elemanı yetiştirme sekteye uğradı. YÖK tarafından derslerin içeriğine müdahale edilemedi belki, fakat konulan zorunlu derslere ne demeli?

Diğer yandan SH mesleki anlamda sınırlı sayıda kurumsal örgütlenmeye, toplumda SH ihtiyacı olan bireyler ve gruplar bazında sınırlı bir kesimi kapsayabildi. SH örgütlenmesi SHÇEK sınırları dışına taşamadı, bu kurum ve kuruluşlardaki SH uygulamaları devlet memurluğu çalışması /hizmetine indirgendi.

Yine alan çalışmalarının/uygulamalarının deneyimlerinin bilimsel bir yöntemle değerlendirilememesi ve yeniden akademik anlamda bilimsel yollarla paylaşılarak aktarımının yayın vb. yollarla gerçekleştirilememesi bir eksikliktir.

Bence; SH. bilgi, belge ve uygulama çalışmalarının işlenmesi ve değerlendirilmesinin bilimsel bir yolla yapılamaması, SH. alanında okul-dernek-Sabev-kişisel web siteleri vb. dışında bilgi havuzu anlamındaki bir merkezin oluşturulamaması meslek ve ülkemiz açısından önemli bir eksiklik, böyle bir merkez SH’e ilişkin her türlü bilgi, belge, uygulama vb. nin işlendiği bilimsel olarak değerlendirilip tekrar iletildiği, ulaşıldığı bir oluşum ki, mesleki anlamda tekil olarak yürütülen bir çok değerli bilgi ve birikimi de çoğula (mesleki camiaya)/topluma aktarabilecek, Ülkemiz ve dünyadaki SH’e İlişkin gelişmelerden/değişmelerden haberdar edecek, bunları izleyecek, nabzını tutacak, mesleki anlamda diğer ülke ve toplumlarda SH’e ilişkin gelişmelerin izleyicisi/katılımcısı, aktarımcısı olacak oluşumlara gereksinimimiz var.

Bunun dışındaki kırılma noktalarını, iktidarlar tarafından ülkede uygulanan sosyo-ekonomik politikalarla açıklayabiliriz. İhtiyaç sahibi (yoksul, işsiz, sosyal güvencesiz vb.) toplumsal kesimleri gözden çıkartan iktidarlar kendi sınıfsal çıkarlarına ve uluslararası sermayeye hizmet etti. 

AŞEKER:  Bir süre Fransa’da kaldınız. Mesleki anlamda birtakım süreçlere katıldınız. Tanık oldunuz… Kültürel ve kültürlerarası sosyal çalışma hakkında gözlemleriniz oldu. Sosyo-kültürel ortam içinde insan olgusunu göz önüne aldığımızda insanla ilgili çoğu sürecin sosyo-kültürel olduğunu görüyoruz, insan olgusu yaşam süreçleri açısından hiç de evrensel bir yapıya sahip değil gibi, ülkemiz açısından yurt dışına göçleri ele alırsak yerleşilen ülkeyle sosyo-kültürel anlamda bir bütünleşme sağlana bildi mi? Yurt dışı göçü insanları hangi özlemlerin tutsağı yaptı, neler kaybedildi? Kazanılan bir şeyler var mı? Gençlerin durumu nasıl? Neler yapılabilir artık Türkiye sosyal bilimcilerine pek de ilgi çekici gelmeyen bu konuyla ilgili olarak? 

M.ESER: Avrupa’ya yönelik göç hareketinin kırk yılı aşkın bir geçmişi var, ilk göç hareketi yoğun olarak Almanya’ya olmuş. Fransa’ya yönelme daha sonra, yirmi beş-otuz yıllık bir geçmişi var, bu anlamda Almanya’nın göçmen politikaları konusunda kat ettiği mesafeyi kat edememiş durumda Fransa, bununla birlikte Fransa Sosyal Hizmet uygulamalarını ağırlıklı olarak sivil oluşumlar aracılığı ile yürütüyor, bu sivil oluşumlar hizmetleri organize eder bu konuda gerekli görevlendirmeleri yapar, hizmetleri sunacak meslek elemanlarını istihdam eder ve hizmetlerin sunumundan meslek elemanlarının ücretlerine dek her türlü kaynağı ve bütçeyi, devletin bu hizmetler için ayırmış olduğu fonlardan karşılar. Yine sosyal hizmet uygulamalarının kapsamı bireysel ölçekte olduğu gibi, gereksinimler ölçüsünde daha geniş alanlarda ve kapsamda da olabilmektedir.

Belirttiğiniz göçmen politikası konusunda Fransa diğer batılı ülkelerden farklı olarak daha esnek ve sürece bırakılmış bir göçmen politikası uygulamaktadır. Hak ve özgürlükler konusunda demokrasiyi iyi uyguladığını iddia eden Fransa, göçmenlerinin süreç içerisinde Fransız toplumuna kendiliğinden uyum sağlayacağı, kendi toplumsal ve kültürel kaynaklarının, dayanaklarının bunun üstesinde gelme kapasitesine sahip olduğu düşüncesindedir.

Fransa da yaşayan göçmenler konusunda ise şunu söyleyebilirim, Fransa da resmi kayıtlara yansımayanları da dikkate aldığımızda 1975’lerden başlayarak oraya giden ve yerleşmeye çalışan 350-400 bine yakın Türkiyeli göçmen söz konusu. Bunların halen %10’una yakın kısmı Fransız vatandaşlığına geçmiş, bu anlamda temel hak ve özgürlüklerden tam olarak yararlandıkları söylenemez.

Göçmenler, kendi içlerine kapanmış bir biçimde yaşamlarını sürdürüyor ve orada bulunma gerekçelerini, ekonomik, güvenlik, geri dönüşünde yaşayacağı uyumsuzluk vb. gerekçeler ile açıklıyor. Bu anlamda, içinde yaşadıkları toplumla sosyo-kültürel anlamda bir bütünleşme kaygısı ve kapasitesinden söz edemeyiz.

Her göç; Bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine, coğrafi bir bölgeden başka bir coğrafi bölgeye yada ülkeye olduğu gibi, göçenlerin köklerinden uzaklaşması, kopması, göçülen yer ve çevreye yeniden kök salması, aitlik duyması, yeniden uyumları gibi, insanların (göçmen bireylerinin) yaşamlarında alt-üst oluşları içermektedir.

Göçmen gençlerinin yaşam sürecinde ise göçmenlik iradi olarak kendi istekleri dışında gerçekleşmiştir. Bu anlamda bulundukları konumun olumsuzluklarından, ikileminden en çok etkilenenler gençlerdir diyebiliriz.

Fransa da yaşayan Türkiyeli göçmenler konusu diğer Avrupa ülkelerindeki örneklerinden de birçok yönüyle ayrıldığı için, Sosyal Hizmetler boyutuyla da önemli, Örneğin Türkiyeli göçmenlere yönelik konularda çalışacak meslek elemanına çok ihtiyaç var ve Fransa Türkiyeli göçmen topluluğu konusunda da donanımlı meslek elemanı ihtiyacını karşılayamıyor. Bu konuda söylenecek çok şey olmasına karşın söyleşi sınırlarına bağlı kalarak şimdilik bu kadarını söyleyebilirim. 

A.ŞEKER:  Sonuç olarak sosyal çalışma mesleği günümüzde Türkiye’de “hangi tavrın sahibi” olmalıdır?  

M.ESER: Sosyal Hizmetler toplumsal dayanakları da göz önüne alındığında toplumda demokrasinin, insan haklarının özgürlüklerin gerçekleştirilmesinde yaşamsal öneme sahiptir. Bu dayanak tabi ki sizin doğru bir noktada olduğunuzda size kaynaklık eder, sistemin dışladıklarıdır Sosyal Hizmetlerin muhatapları, o zaman sistemi doğru tahlil edip toplumsal sorunlara çözüm üretmek konusunda toplumun içinde iyi bir noktadadır. Sosyal Hizmetleri bu anlamda doğru ve yerinde, kapasitesine uygun biçimde kullanmak, uygulayıcıları olarak bizlerin tarihsel sorumluluğudur.  

A.ŞEKER: Teşekkürler.  

M.ESER: Ben teşekkür eder çalışmalarınızda size ve bütün Sosyal Hizmet emekçilerine kolaylıklar dilerim.

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org