Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Sitemizin Yazarları

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

ŞU BİZİM “ARSIZ” ÇOCUKLAR
SHU.Rıza ELİTOK
 
secesme@hotmail.com

Ülkemizde son dönemlerde üst üste yaşanan ekonomik krizler, metropol kentlere yönelik süre gelen göçler, yetersiz eğitim, sağlık, barınma, beslenme ve sosyal devletin gereği olan temel sosyal hizmet sunumu ve psiko-sosyal destek hizmetlerinin kurumsal yetersizliği ve müdahale potansiyelinin güdükleştirilmesiyle birlikte “kriz çocukları”nın sayısında ve çocuk suçluluğunda önemli artışlar meydana gelmiştir.

Ulusal medyaya sık sık yansıyan kapkaç, hırsızlık, uçucu madde kullanımı, sokakta çalışan veya yaşayan çocuklarla ilgili haberler ve yorumlar kamuoyunda hemen herkesin çocuk ve gençlerin sorunlarıyla ilgili doğru yada yanlış bilgiler edinmesini sağlamış ancak, söz konusu haber ve göndermelerin sorunların temel çözümlemelerini ortaya koymaya yönelik etkisinden çok, dramatik ve duygusal tepkimeler düzeyinde, toplumsal paniğin depreştirildiği rastlantısal ve gelişigüzel bir medyatik meze olarak ele alınıp işlendiği anlaşılmaktadır. Modern çağın ve kapitalizmin temel bir sorunu haline gelen çocuk ve gençlerin sokakla ilişkisi, uyuşturucu madde kullanımı, şiddet ve fanatizm, organize suç ve çetecilik, aile içi istismar ve şiddet, fuhuş sorunsallarıyla mevcut ilişkileri ve bağları kendisini üreten gerçek temelleri üzerinde ele alınıp değerlendirilmediği sürece, mevcut çocuk ve gençlik sorunlarının toplumsal bir cinnet ve histeriyle el ele yürümesi ve kör bir platformda durmadan tartışılması kaçınılmaz olarak devam edecektir. Sosyal sorunların sistemin mevcut sosyo-politik duruşu ve tercihiyle ilgili bir zihniyet meselesi olduğu yıllarca aklı selim akademik, sivil toplum veya çeşitli kurum/kuruluşlarca dillerde tüy kalmayacak şekilde anlatıldı ve ortaya konuldu. Ama buna rağmen çocuk ve gençlerle ilgili trajedi ve sorunların hızından hiçbir düşüş göstermemesi, konunun kronik bir sistem sorununa dönüştüğünü apaçık ortaya koymaktadır. Ülkemizde sosyal devletin anlaşılması güç bir coşku ve süratle terk edildiği, sosyal sorunların mevcut sosyo-politik sistem ve zihniyetteki yanlış strateji ve tercihle birlikte temel bir çürüme ve tükenmişlikle el ele yürüdüğü gerçeği bir yana, aslında bataklıkta sinek avlama sürecine dönüşmüş halihazırdaki uygulamalar hakkında bir değerlendirmede bulunmakta fayda var şimdi.         

Varolan ve kamunun yürüttüğü çalışmaların (çocuk ve gençlik merkezleri, 1. ve 2. adım rehabilitasyon merkezleri, uçucu madde tedavi merkezleri vb.) bir birinden kopuk, sorunların kısa vadede sonuçlarıyla uğraşan, çocuk ve gençlerde normal ve anormal ayrımından hareketle örgütlenmiş ve çocuğu toplumsal yaşam bütünselliğinden ayrıştırabilen bir risk ve yapılanma anlayışla hareket ettiğini düşünmek için yeterince sebep bulabiliriz. Daha da düşündürücü olanıysa, suç ve çocuk suçluluğu ile ilgili ıslahevlerinden hariç her hangi bir koruyucu- önleyici ve tedavi edici yapısal kurum ve yaklaşımın mevcut olmamasıdır ki, bu durumun da sorun hakkında başlı başına bir boşluk ve muamma oluşturduğu ortadadır.

Kriz çocukları(sokak çocukları)’na  yönelik mevcut çocuk ve genç politika hizmetleri model olarak ele alındığında; çocuğu ve yaşamını sokakta çalışan, yaşayan yada madde kullanan şeklinde kategorize ederek hizmet bütünlüğünden kopuk ve toplumdan tecrit bir rehabilitasyon açmazına sürükleyebileceği riski açıkça görülmektedir. SHÇEK (Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu)’in Çocuk ve Gençlik Merkezleri yönetmeliğinde de açıkça kategorize ettiği “sokakta yaşayan” ve “sokakta çalışan” çocuk ve gençlerin, sokaklardaki hali hazırda dramatize edilmiş hal ve vaziyetine göre yapılanan Gençlik Merkezleri modeli, sorunun temelinden öte, sorunun toplumda yaygınlaşmasından kaynaklı huzursuzluk ve medyatik müdahalelerden kaynaklı rahatsızlıklardan hareketle 2000’li yılların başlarında alelacele ortaya sürülmüş bir hizmet modelidir. Bu model teorik dayanağını UNICEF’in sokak çocuklarıyla ilgili şabloncu ve şematik kategorizelerinden almaktadır. Oysa ki modern çağın özellikle gelişmekte olan ülkelerinde sosyal bir sorun haline gelen, çocuk ve gençlerin denetimsiz-kontrolsüz sokakla ilişkilerinin, metropol kentlere yönelik kontrolsüz kitlesel göçlerin ve ekonomik krizlerle kronikleşmiş yoksulluğun kendine has alt kültürleriyle, kendisini yeniden ürettiği ve biçimlendirdiği sosyo-politik bir sistem sorunu olduğu gerçeği karşımızda acı gerçeğiyle durmaktadır. Dolayısıyla kriz çocukları(sokak çocukları)’nın yaratığı sorunlara müdahalede, kanayan ana kaynağa yönelik(göç ve yoksulluk) uzun vadede planlama ve müdahale araçları oluşturulmadığı sürece, sorunun çözümünde oluşturulacak tespit, teşhis ve hizmet yapılanmalarının ana kaynaktan bağımsız dallanıp budaklanması da pek bir şey anlam ifade etmeyecek tam tersine sorunun kronik bir hal almasına da neden olabilecektir. Sosyal sorunların çözümünde teşhis sürecinin, hiçbir tereddüte yer vermeksizin doğru ve gerçekçi ele alınması çözümde önemli bir faktördür. UNICEF’in risk altındaki bazı çocuk ve gençleri tanımlamada kullandığı “sokak çocukları” kavramının bile çocuk ve gençleri olumsuz yönde teşhir ve rencide edebileceği gerçeği bir yana, hiç bir çocuğun ve gencin içinde bulunduğu koşullar ne olursa olsun kendisine “sokak çocuğu” “tinerci yada ballyci” denmesinden hoşnut kalacağını düşünmek de doğru bir bakış olmasa gerek. Dolaysıyla çeşitli riskler altında bulunan çocuk ve gençlerin “sokak çocukları” kavramı adı altında kamuoyunun bilincinde yer etmesi, bu çocukların gizlilik içinde, insan haysiyet ve onuruna yakışır bir hizmet alma hakkını ve güvenlerini yaralamış talihsiz bir süreç olarak değerlendirilebilir. Çeşitli nedenlerle sokağa itilmiş çocuk ve gençlerin toplumsal yaşamda “teşhir” edilmesine ve damgalanmasına yol açabilecek “sokak çocukları” kavramından kaçınılarak sorunun “toplumsal kriz çocukları”, “çocuk ve gençlik sorunları”, “çocuk ve gençlik politikaları” adı altında ele alınarak tartışılmasının daha doğru ve bütünsel olacağı aşikardır.

Mevcut Çocuk ve Gençlik Merkezleri modeli çocuk ve gençlere yönelik hizmet anlayışında kısır ve teşhir edici sonuçlar doğurma riskini taşımaktadır. Bundan hariç böylesine devasa bir sosyal sorunda bütünsel olmayan izole bir bakış açısı sunmaktadır.(Hatta bir dönem İstanbul’daki sokak çocuklarının ıslahı için ciddi kanallardan öne sürülen, çocukların kent dışında bir adada tecrit bir halde rehabilitasyonlarının sağlanması bile tartışma konusu olmuştur.) Suçluluk, sokakta yaşayan ve çalışan çocuk, uçucu madde bağımlısı çocuk olguları tek başlarına bir birinden bağımsız gelişen süreçler olmayıp, aynı anda iç içe geçen ve ayrışabilen sorunlardır ki, böyle bir soruna toplumsal panik ve güvenlik gerekçelerinden hareketle yaklaşmak bile en baştan sorunun çözümünde tıkanıklığa, sorunun muhatabı çocuk ve gençlerde teşhiri doğuran bir güvensizlik ve eşitsizlik duygusuna yol açacağı kuşkusuz ortadadır. Bu arsız çocukları, toplumdan ve akranlarından soyutlayarak ayrı merkezlerde yada çeşitli yerlerde toplamanın sorunu büsbütün derinleştirip açmaza sürükleyeceği ortadadır. Mevcut durumda sağlam ve bilimsel bir duruş arz eden sosyo-politik bir çocuk ve genç politikasının mevcut olmaması bir yana, en azından hemen hemen bütün mahallelerde olacak şekilde başta aile danışmanlığı ve toplum merkezlerinin yaygınlaştırılması ve tüm okullarda psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin kurumsal anlamda güçlendirilmesi gerektiği aşikardır. Bu tarz yaklaşımların hem manevra kabiliyetlerinin yüksek olması, hem çocuk ve gençlerin doğal yaşam çevrelerinde ailelerinden kopuk kalmaksızın gizlilik esası altında rehabilitasyonlarını sağlaması, hem de uzun vadede sorunun dallanıp budaklanmadan ana yerleşim merkezleri ve kaynağından müdahale etme imkanını sağlayacaktır.        

Esasında sosyal sorunları, bir birinden bağımsız kategorize edip ele alma veya şemalaştırma ve buna göre söz konusu olayların yapısallaştırma sürecinin altında sorunların kronik bir sistem meselesi olduğu gerçeğinden göz ardı edilerek teşhisi bir yana, sorunların öznesi çocuk ve gençleri  normal ve anormal kategorileriyle ele alma ve yorumlama biçimleri yatmaktadır. Sosyal- beşeri meselelerde çocuk ve gençlerle ilgili sorunlarda bir form olarak kullanılan normal ve anormal kriterlerinin, genel geçer ve kesin kıstaslara göre saf haliyle ele alınması ve bu ele alınışın dogmatik şablonlarla ve sloganlarla sosyal sorunların çözümüne entegre edilmesi, sorunların çözümünde temelsizliği, tecridi ve dağınıklığı oluşturmaktadır. Aslında beşeri ve toplumsal meselelerde normal ve anormal durumları bir birinin içine geçen, birbirinden etkilenebilen, çoğu zaman anlık olarak bile birbirine dönüşebilen durumlardır. Dolayısıyla mesela, normal çocuklar bir tarafa, anormal çocuklar diğer tarafa, sokak çocuğu bir tarafa, suçlu çocuk diğer tarafa, bally ve tiner kullanan sokakta yaşayan çocuklar bir tarafa, sokakta çalışan çocuklar bir tarafa, normal zekalılar bir tarafa üstün zekalılar diğer tarafa gibi kategorize edilerek sınıflandırılmış anlayışlar insanın doğasına ve sosyal gerçeklerine ters düşmektedir. Bundan hariç bu tür kategorizeler çocuk, gençler ve aileleri arasında güvensizliğe, kamplaşmaya, zıtlaşmaya, teşhirciliğe, eşitsizlik ve adaletsizlik duygusuna da neden olabilecek riskler taşımakta olup, her insanın doğuştan hür ve eşit olduğu evrensel anlayışına da taban tabana zıttır.  

Çocuklar farklı zaman ve anlarda, ihtiyaç ve beklentilerine göre suç işleyebilir, aynı anda sokakta yaşayabilir, madde kullanabilir, sokakta çalışabilir. Bu tamamen çocuğun mevcut içinde bulunduğu koşullarına, ruh haline, talep ve beklentilerine göre değişebilmekte olup akışkandır. Dolayısıyla “sokakta yaşayan”, “sokakta çalışan” çocuk kategorilerine göre oluşturulmuş bir birlerinden ayrı Çocuk ve Gençlik Merkezleri, en baştan çocuğun toplumsal yaşamdaki gerçek konumlanış ve akışkan sürecine denk düşmemekte, uyuşmamaktadır.  Çocukta baş gösteren mevcut bu durumların, süreklilik ve süreksizlik arz edip etmediklerine göre sınıflandırılmaları dahi titizlilikle ele alınmadığında, çocuk ve gençleri toplumsal bütünsellikten koparma yada beklentilerini karşılamama riskini taşımaktadır. Bu nedenle toplumda, her çocuk ve gencin kendine has ihtiyaç ve sorunları olduğundan hareketle, bütün çocuk ve gençlere eşit mesafede yaklaşan, katılımcılığı esas alan hizmetlerin oluşturulması anlayışından hareket edilmelidir. Çocuk ve gençler normal ve anormal dediğimiz psiko-sosyal olguları potansiyel olarak içlerinde barındırabilirler. Bu potansiyelin çocuğa ve topluma zarar verebilecek düzeye gelmesi, çocuğun içinde bulunduğu olumsuz çevre şartlarından ve yetersizliklerinden kaynaklanabilmektedir. Çağımızda, sorunlu veya sorunsuz olsun her çocuk ve gencin kabul görmeye, sevilmeye ve sevmeye, oyun oynamaya ve toplumsal yaşama eşit şartlarda katılmaya ihtiyacı ve hakkı olduğu öncelikle hedef olarak ortaya konulmalı ve bu durumun bir devlet politikası şeklinde kabul görmesi gerekmektedir. Aksi takdir de, toplumsal kaynakların gereksiz dağınıklığı ve israfı altında bataklıkta sinek avlanmaya devam edeceğiz.   

Olgulara ve parçalara ayrıştırılmış, belirlenen sorun ve durumların gelişim süreçlerine göre değil de; uzun vadeli ve stratejik planlamalar üzerine oturtulmuş, çocuk ve ailesine okulda, sokakta ve yaşamın bütün alanlarında çağın gerektirdiği sosyal hizmet sunumu, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleriyle paralel sosyal ve sportif mekanların arttırılması gereği ortadadır. Sorun olsun yada olmasın, çağımızda bütün çocuk ve gençlerimizin aileleriyle birlikte profesyonel sosyal hizmet alma hakkına sahip olduğu düşüncesinin ulusal bir politika olarak kabul görmesi, bilinçli ve sağlıklı bir toplum yolunda zorunluluk haline gelmiştir. Aksi takdirde medya kulvarlarında daha çok göreceğiz “nerde bu devlet, nerde bu millet” teranelerini. Sadece sorunlu kentlerde veya yığınlaşmış sorunlu bölgelerde çeşitli kategorilere sokulmuş çocuk ve gençlere değil, toplumda bütün kentlerde ilçe ve mahallelere kadar örgütlenmiş donanımlı ve profesyonel bir sosyal hizmet sunumuyla rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin aile ve çocuklara ulaştırılacak düzeyde yaygınlaştırılması gerçeği hesap edilerek ve ciddi olarak ele alınarak hareket edilmelidir. Bu da ancak insan ve toplum odaklı bir sosyo-politik tercih yada sistemle örtüşebilecek bir süreçtir. Temennimiz, daha fazla çocuğun sömürülmeden ve heba edilmeden kamuoyunda bu sürecin doğru bir şekilde ele alınıp ortak bir duyarlılık ve sorumluluk bilincinin ortaya çıkarılmasıdır.