Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org
“Suç İşleyen Çocuğun Kalbi Umutsuz”

Selim ISSIZADA* 

            Kısa bir süre önce Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü çocukları koruma şubesinin il içinde çocuk suçluluğu ile ilgili olarak yaptığı sosyal araştırma niteliğindeki bir çalışmanın sonuçları açıklandı. Araştırmada çıkan sonuçların çoğu beklenildiği gibi. Biri dışında: Suç işleyen çocukların yüzde 74’ü gelecekten umutlu…

 

            Araştırmaya 141 çocuk katılmış. Çocukların yaşantısı aile özellikleri de göz ardı edilmeden çeşitli sorularla analiz edilmiş. Kapkaç, yankesicilik, hırsızlık, kesici aletle adam yaralama olaylarında, 2004 yılına göre yarıdan biraz az bir artış olduğu ifade ediliyor. Aslında bu durum inanılması güç bir sosyal sonuçu da beraberinde getiriyor; yani bir yılda katlanarak artan çocuk suçluluğunun insanı ürperten sosyal boyutlarının nereye tırmandığını bizlere gösteriyor.

Anket sonuçlarında: Çocukların ailelerinin yüzde 80’inin göç eden aileler olduğu, aile içi şiddete maruz kalan çocukların yüzde 43 oranında olduğu, yüzde 60’nın okula gitmediği ve yarıya yakınının da madde bağımlısı olduğu belirtiliyor. En ilginç sonuçsa çocukların gelecekten ne beklediği ile ilgili kısımda göze çarpıyor. İfade edilen “gerçek” şu: Suça bulaşmış çocukların yüzde 74’ü gelecekten umutlu. Ve umutlu olan bu çocukların ailelerinin ortalama geliri ise asgari ücretten bile düşük. Açık bir ifadeyle aileler açlık sınırı altında yaşıyorlar. Hükümetler gelip geçtikçe çözülemez bir sosyal problem olma özelliğini koruyan yoksulluk ve açlık, onlar için de bir “kültür”dür diyebiliriz artık.

            Anket sonuçlarını analiz ederken bazı olasılıklar geliyor insanın aklına; yoğun ve gittikçe ağırlaşan sosyal sorunları iliklerine kadar yaşayan bu yoksul küçük bireyler nasıl olurda anlamını dahi tanımlayamadıkları bir gelecekle ilgili olarak umut beklentileri içinde yaşarlar. Öyle ya, yaşadıkları dünya zaten cehennemin öteki adı... Çünkü bu küçük yurttaşlar suç işlemiş çocuklar olmanın yanı sıra yoksullar da. Yine  normal şartlarda yaşayan bir çocuğa göre sosyal ve ekonomik eşitsizliği, yaşamlarının tüm alanlarında etiketlenerek yaşamaktadırlar.

Suç işleyen bir çocuk yakalandığı vakit önce emniyetin soğuk ve ürperten koridorlarıyla tanışıyor. Sonra işlediği suçun onun geleceğini nasıl tehdit ettiğini öğrenecek duygularla baş başa bırakılıyor. Şansı olansa mahkeme sonrasında bir sosyal hizmet uzmanı tarafından sosyal koruma altına alınıyor… Sosyal koruma altına alınanların çoğu ise Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun yurtlarından birine yerleştirilebiliyor ancak. Bilinmesi ve araştırılması gereken bir şey var ki, oda; yurtlarda yaşayan çocukların, yurtlardan ayrıldıktan sonra yaşam niteliklerini nasıl sürdüklerine dair, tüm yönleriyle “gerçekçi bir araştırmanın” henüz yapılmamış olmasıyla ilgilidir.    

Bizse hâlâ, suç işleyen çocukların kendi geleceklerinden umutlu oldukları düşüncesine, onlardan daha fazla inanarak yaşamayı sürdürüyoruz. Hadi diyelim onlar hayata ailelerinden daha umutlu baka bilme becerisine sahipler. Ki, buna inanmak da büyük bir saflık olsa gerek. Medyayı takip eden her yurttaş gün geçmesin bir tinerci ya da bir kapkaççının, halkın şiddet içeren tepkisine nasıl maruz kaldığını izlememiş olsun. Kuşkusuz, yalnız tinercisi değil, yasal bir derneğin bildirisini dağıtacağım diye ortaya çıkan birkaç kişi de hukuk devletinin gözleri önünde “ötekileştirilerek” bir ortaçağ muamelesinden geçirilip sosyal şiddetten (linçten) nasibini alabiliyor bazen.

Ve soruyoruz: Çocuğun sosyal tarihinin; sosyal değerinin yaşanan toplumsal koşullarca belirlendiği bir coğrafyada şiddeti, sosyalleşme sürecinde kişilikte parçalanma yaratacak yoğunlukta yaşayan suça itilmiş çocuklar geleceğe karşı nasıl umutlu olabilirler ki?

*Sosyal Hizmet Uzmanı

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.