Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 



ANA SAYFA

SUÇUN SİYASALLAŞMASI

Durdu Baran Çiftci 

Sosyal Hizmet Uzmanı
 

 

Bu çalışma suçun kişilerle ilgili bir patolojik davranış olarak değil de özellikle günümüz göz önüne alınarak toplumsal anlamda alt sınıfların ,değişen ,çözülen toplumsal koşullarda ötekileştirilerek ve dışlanarak var olan insanların isyanı olarak ortaya konulmaya çalışılacaktır. Tabi bu çalışma süreci içinde kısaca suçun tarihsel ve sosyolojik boyutu , direniş hakkı, kısmen sivil itaatsizlik ve sosyal hizmete yansıması bağlamında değerlendirilecektir. Çalışmada suçun meşrulaştırılmaması göz önüne alınacaktır 
Suç ve cezalandırma yönelik çalışmalarıyla tanınan Foucault Hapishanelerin Doğuş’u adlı eserinde amacının iktidarın cezalandırma yoluyla bedenler üzerindeki işleyişini anlamak olduğuna söyler. Foucault bedeninin 17.18. yüzyıllarda bireyler üzerindeki cezalandırmanın ağırlıklı üretim gücü olarak kullanılmasından ileri geldiğini söyler toplumsal anlamda işsiz , yoksul, köle , dilenci , deli , hasta gibi isimlerle nitelenen heterojen kitlelerin sanayi devrimi sonuçu oluşan üretim şekillerine uygun olmadıkları ve bu uygunluğun ancak onların kitleler halinde her birine atfedilen kurumsal alanlarda bunlar; okul, hapishane, hastane gibi yapılar oluşturularak toplumsal norma uygun ve işler hale getirilerek yapılanmasını kurduğunu söyler(Özkazanç) Bu heterojen kitleler kategorize edilerek ve buna yönelik kurumlar oluşturularak yöneltilmeye çalışılmıştır. Bu kitleler 20. yüzyılın sonlarına kadar üretim gücü olarak ve toplumsal normlara uygunluğu bu şekilde sürdürmüştür. Çağımızda bu durumun disipliner tekniklerle düzülen heterojen gruplar, sınıfsal anlamda alt sınıfların, işsizlerin,evsizlerin, suçluların, metropol gettolarındaki insanların tekrar tehlikeli bir hal almaya başladıkları görülmektedir( Fransa’daki olaylar iyi bir örnektir). Foucault vari anlamda modern toplum bu kitleyi disipliner mekanizmalarla normalleştirmek yerine yani kendi disipliner mekanizmaları ile norma (kurala) uygun hale getirmek yerine ötekileştirerek ,dışlayarak etkisizleştirmek yoluna gitmiştir. Bu dışlana ağırlıklı olarak artık bu alt sınıflara toplumun üretime ve gelişimine katkısı olmayan Fransa İçişleri Bakanı Sorkazy’ nin deyimiyle ‘’pislikler’’olarak tanımlanmaktadırlar. Bu ötekileştirme, toplumsal normalleştirmeye yani toplumsal norma uygun hale getirmeye çalışmadan dışlamaktadır ki bunun en iyi mekansal örneği sayıları hızla artan kentlerdeki gettolardır . Bu suçun ve cezalandırmanın ötekileştirme ve buna verilecek gerek bireysel gerekse toplumsal cevaplarla şekilleneceğini göstermektedir. Bu cezalandırma artık gelişen teknolojinin ağırlıklı olarak bedensel güce daha az ihtiyaç duyduğunu ve bu normalleştirmenin artık çok pahalıya mal olmaya başladığını bununda bu grupların( işsiz ,hasta, suçlu v.b) ağır ağır ötekileştirilerek hareketsiz hale getirilmeye başlandığını söyleyebiliriz. Bu heterojen grupların artık daha çok toplumsal fazlalık olarak görülmeye başlanmıştır. Bu modernliğin özü olan normalleştirme toplumsal norma uygunlaştırma günümüzde artık (özellikle Fransa’daki göçmen olayları tecrübe ettiği gibi) çözülmeye başlanmıştır. Bu normalleştirme işlevinin ürünü olan refah devletin en önemli ayaklarından olan sosyal dayanışma , sosyal güvenlik artık bu süreçde iktidara da pahalıya mal olmaktadır. Bu bağlamda sosyal hizmet Özkanç’ın deyimiyle devletin vesayeti altındaki bir uygarlaşma pratiği olmaktan çıkarak birey ve gruplarını kendi ihtiyaçları ve tercihlerine göre uzmanlardan yardım aldıkları bir pratiğe dönüşür . Bu dönüşüm sosyal hizmetin içinde var olduğu refah devletin tasfiyesi anlamındadır. Çünkü toplum önemi yitirmiş birey ve cemaat ilişkileri önem kazanmıştır.Bu sosyal hizmetin ve sosyal refahın var oluş pratiğe yani toplumsal anlamda insanı normalleştirmek ve onun en yüksek yararlığına hizmet etme pratiğine ters düşecektir.Sosyal hizmetin varoluşunu sadece birey perspektifine indirgeyecektir.

Tabi konunun suç ile ilgili bölümü bu çözülme aşamasında daha farklı bir boyut almıştır. Artık suç kavramı bulanık bir hal almıştır. Suç ile direniş ayrımı da bulanık bir hal almış arasındaki farklar silinmeye başlanmıştır

Burada direniş ,direnme hakkını biraz daha ayrıntılı değerlendirmek gerekir. Direnme siyasal anlamda ağırlıklı olarak iktidara egemene karşı direnmedir. Meşruiyetin gerek yasal gerek hukuki ,gerekse toplum vicdanından alır ve meşruiyetini yitirmiş egemene karşı koymayarak tarihin her döneminde kendisini göstermiştir. Direnme hakkın yasal dayanağı kökenleri orta çağa Manga Carta’ya kadar dayanır. Direnme hakkı daha sonrasında da kendine her türlü özgürlük ve bağımsızlık bildirisinde yer bulmuştur( Manga Carta , Haklar Dilekçesi, Amerikan Virginia Haklar Bildirgesi, Fransa İnsan Ve Yurttaş Hakları Bildirgelerinde de direnme hakkı değişik biçimlerde görülür). Türkiye de ilk kez 1961 anayasasında direnme hakkından bahsedilmektedir.Direnme ,direniş değişik biçimlerde görülebilir. Bunlar pasif direniş ; şiddetten kaçarak daha pasifist barışçıl yöntemlerle mücadele verilen kitle hareketleridir. Bilinen örneğiyle Gandi’ nin siyasal tavrı direnme hareketidir.Direnme hakkının diğer bir şekli ise sivil itaatsizliktir. Sivil itaatsizlik, hükümetin ,iktidarın politikalarında veya yasada belli bir değişikliği hayata geçirmek amacıyla yapılan kamusal şiddet içermeyen ,bilinçli,fakat politik ve yasadışı eylem . Ayrıca bu eylemler gizli olarak değil kamunun bilgisine sunulmak üzere ve bu amacı gerçekleştirilebilecek araçlar dikkatle seçilerek yapılmaktadır. Sivil itaatsizlik siyasal direnişin, isyanın daha uygarlaşmış halidir. Yukarıda da anlattığımız ölçüde de sivil itaatsizliğin oluşturduğu toplumsal koşullar artık ağır ağır çözülmek üzeredir. Bu direniş hareketlerinin yerini isyan “uygarlaşmamış isyan “,direniş almaktadır. 

Artık Fransa’daki olaylarda göz önüne alındığında ötekileştirilmişler şimdi yeniden konuşmaya başlatmıştır. Bu direniş suç kavramına da farklı bakmamıza neden olmaktadır. Artık isyan boyutunu almaya başlayan olaylar Fransa’da yaşayan bir sosyal hizmet uzmanın anlatımıyla ,Fransa dahil hemen hemen tüm Avrupa ülkelerinde siyaset, sosyal adalet kavramıyla yapılmıyor. Öne çıkarılan ırkçılık ve milliyetçilik , yabancıları ve tüm ötekileştirilmişleri bütün çıkmazların sorumlusu olarak gösteriyor. Şimdide onlar tepki veriyor diye yazıyor, Suç yavaş yavaş kitlesel anlamda bir isyan, siyasal direniş halini alıyor. Ağırlıklı olarak kriminolojide suç bireysel hata ya da bireysel patolojilerle açıklanan hali kavramsal ve bilimsel anlamda geçerliliğini toplumsal pratikleriyle yitirmeye başlamış ve tekrar sorgulanması gereken bir duruma getirmiştir. Artık Fransa da açığa çıkan haliyle bir siyasal direnişe,isyana dönüşmüştür. Bu isyanı başlatanlar suçlu olup olmadığı bu yazının çapını aşan değerlendirmeler tabi olabilir ama artık toplumsal yapılardaki çözülmenin hızlandığı günümüzde iktidarın normalleştirme araçları yani sosyal adaletin, sosyal güvenliğin tasfiye edilmeye başlandığı ve dışlananların, ötekileştirilenlerin isyanı olarak daha siyasal bir hal almaya başlamış ve meşruiyetini sivil itaatsizlikten evrilerek siyasal direnişe ,isyana (Dışlananların başkaldırısı) geçmesinden aldığı söylenebilir Suç artık olgusal olarak siyasallaşmıştır. Patolojisi yeniden tartışılmalıdır. Çünkü bu büyük kitlelerin( Sadece Fransa örneği değil her ötekileştirilen kitle artık o kadar artmıştır ki hepsi böyle bir potansiyel taşımaktadır ) bu isyanı, haykırışı çözülmesi gereken sorunların değişimi için bir neden göstergesi olabilir

Diğer bir taraftan ötekileştirilen bu büyük kitle yerini giderek daralan resmi alan yerine bu ayrımların anlamsızlaştığı özel alanlara bırakmaktadır. Suç mekanları genişleyerek örgütlü suç mekanları oluşturmaya başlamış , mafya ve diğer suç grupları buradaki yerini alıp hızlı genişlemiştir. Mafya suçun örgütler biçimde genişleyip her geçen gün tüm toplumsal yapılarda kendini ağırlıklı olarak hissettirmektedir. Bu yükseliş suçun artık gerek örgütlü mafya ve benzer yapıların artması gerek direniş gruplarının oluşması Paris gettolarında dışlanmış göçmen gençler yaptıkları eylemler olarak suçun bireysel hatalarla ve eksikliklerle açıklanan yapısını değiştirmeye zorunlu kılmıştır. Suç ve direniş ayrımı belirsizleştiği günümüzde bu belirsizliğin her an oranını arttırmasıyla iktidarın gücünü karşı her geçen gün karşıtlıkların sayısı artmaktadır. Yani dışlanan ötekileştirilen Paris gettolarındaki gençler ve diğer ötekileştirilen grupların toplumsal anlamda rövanşa hazırlandıkları aşikardır . Burada suç ve suçlu meşrulaştırmaya çalışılmamaktadır. Ama sosyal hizmetlerin, sosyal adaletin hükümetlerce uygulanmadığı ve yetersiz uygulandığı, yasalarla da dışlanan, ötekileşen grubun korunmadığı en azından normalleştirmeye çalışılmadığı bir zamanda suç artık suç olmaktan çıkar tanımlamasını belirginleştirmesi ve meşruiyeti toplumsal kabulü tekrar sorgulaması gereken bir hal almış olur. Gettoların artması dolayısıyla dışlananların artması zenginlerin ve yoksullukların artık mekansal olarak yoğunlaşmaları (ki bir örnek olarak Ankara da zenginler yoğunlaştığı siteler hızla artması ve gecekondu mahalle ) bu toplumsal ayrımı ve dışlamayı belirgin bir şekilde ortaya koyar ve bu dışlananlar kendi egemenlikler kurup yasa dışılık kavramını tekrar sorgulanır hale getirdikleri , egemen düzene karşı bir siyasal güç halini aldıkları göz önündedir . Artık yoksullar ötekileştirilenler siyasi bir güç halini aldıkları ortadır. Özkazanç’ın deyimiyle suç artık bireyle ilgili olarak değil heterojen tehlikeli sınıflar imgesi içinde düşünülmeye başlanmıştır. Suç gideren yaşam tarzı, kimlik ve geçim stratejileri ilgili bir bütünsel toplumsal varoluş biçiminin bir parçası haline gelmesiyle ilgilidir. Suçlu artık yalnız ve sapkın biri değil toplumsallaşmış ,kendi benzerleriyle kaynaşmış ana toplumdan dışlanmış bir başka yaşam tarzının içinden birisi olarak kurgulanmıştır . Suçun direnişe dönüşmesi ve bu isyan , mültecilerin, göçmenlerin ,evsizlerin, işsizlerin kendisine ulaşamayan sosyal hizmet , sosyal adalet gibi fırsatlardan yararlanma isteğinden başka bir şey değildir Burada artık belirgin olarak kanımca iki yol vardır ilki sosyal hizmetlerin, sosyal güvenlik ve sosyal adaletin dışlanan bu kitleyi ve kendisini yeniden sorgulayarak sosyal refah kavramı içinde bu ötekileştirilen grupların tüm kamusal mal ve fırsatlardan yararlanmaları için çalışmalar yürütülüp modern kurumlardan faydalanmaları sağlanabilir ve kitle tekrar heterojen halde kontrol altına alına bilir ,diğer bir durum ise ötekileşen bu grupların( Mülteci ,göçmen ,evsiz ,işsiz, yoksul) beklentileri ve istekleri göz artı edilip dışlanmalarına izin verilerek , onların bu kendisinden esirgenen hizmetleri başka şekilde almaları tarihsel olarak tekerrür eder(etmelidir belki de). 

Bu yazı geçen yıl Paris banliyölerinde(varoşlarında) arkadaşlarının polis tarafından öldürülmesine isyan eden gençler için kaleme alınmıştır. 
15 KASIM 2005

Kaynakça
1. Alev Özkazanç “ Örgütlü Modernliğin Çözülmesinde Suçun Yeniden Siyasallşaması” Yoksulluk, Şiddet ve İnsan Hakları,Edi: Yasemin Özdek,Todaie Yayınları,Ankara,2002
2. Peter Wagner,Modernliğin Sosyolojisi( Çev: Mehmet Küçük) Ayrıntı Yayınları,Ankara,2005
3. Eric Hobsbawn ,Eşkiyalar( Çev: O.Akalın,N. Hasgül) Avesta Yayınları,İstanbul,1997
4. Yılmaz Aliefendioglu,” Direnme Hakkı” Yoksulluk, Şiddet ve İnsan Hakları,Edi: Yasemin Özdek,Todaie Yayınları,Ankara,2002
5. Mıchel Foucault,Hapishanenin Doğuşu,İmge,Ankara, 2000
6. Ahmet Cecizci, Felsefe Sözlüğü, Paradigma ,İstanbul ,Ekim 2002
7. Muharrem Koç,”Fransa’da Şimdi Öteki Konuşuyor,” Cumhuriyet( 13 Kasım 2005).s.2

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.