|
|
İlk tanışıklık…
Televizyon ile olan ilk
tanışmamız, İskoçyalı mühendis John Logie Baird’in televizyonu icadından tam
altmış yıl sonra oldu. O zamanlar beş yaşındaydım, bacağımda kısa pantolonum
vardı. Zamanım arkadaşlarımla birlikte köy meydanında çember çevirerek ve
derelerde çimerek geçiyordu. Şehrin ne olduğunu bilmiyor, dünyayı bizim köyden
ibaret sanıyordum. Bizden zengin olan komşumuz Musa Emminin siyah beyaz
televizyonu köye getirip, evinin toprak damında upuzun ardıç direğinde
sallandırdığı çatallı anten ile köyde bir numara oluşu ile köyümüzün elektrik ve
elektronik tarihi kitabında yeni sayfa açılmış oldu.
Camlı kutuda siyah beyaz noktalar arasında kıpırdayan görüntülere şaşırır, Musa
Emminin oğlu, televizyonun tek varisi sidikli Ellez’in, köy meydanında şişinerek
gezinmesine illet olurduk. Ellez ile arkadaşlığı bozmanın faturası pahalıya mal
olurdu. Zaten, televizyon evlerine girdiğinden beri sidiklinin halleri pek
değişti. En küçük şeyden alınır oldu. Nazlanması arttı, doyumsuz bir çocuk oldu.
Artık, köy çocukları arasında ona Sidikli Ellez diye hitap eden çocuk kalmadı.
Ellez’e taşınan tornet, misket, gazoz kapağı ve aşık kemiğinin haddi hesabı
yoktu. Bütün oyun araç ve gereçlerimizin tek varisi o olmuştu. Her gün yeni
şeyler vermek zorundaydık, akşama televizyon izlemek için gerekli olan geçiş
vizesini almak için. Ellez’in annesi Esma Teyze de sidikli oğlunun çocuklar
arasındaki bu hükümranlığını anlamış olmalı ki oğluna yaltaklanmayan çocuklara
televizyon izleme ambargosu koyardı.
Benim durumum da diğer çocuklardan farklı değildi.
Ellez ile olan arkadaşlığımız televizyon öncesi ve sonrası diye ikiye bölündü.
Televizyon gelmeden önce Ellez’i hiç sevmez, sık sık kavga eder; kimi zaman
ağzını burnunu kanatırdım. Ama televizyon geldikten sonra durum değişti. Artık,
Ellez köyde en yakın arkadaşım olmuştu. Hatta, Ellez’in hamiliğini üstlenmiş,
benden birkaç yaş küçük olan Ellez’e dalaşanlara karşı korumalığını yapıyordum.
Bu şekilde, akşamları televizyon başında yan yana oturmamızı garantiliyordum.
Esma Teyzenin, ‘geç oldu evinize dağılın’ diye çocukları evden kovaladığında
Ellez’in yanında kalan ender çocuklardan biri ben oluyordum.
Televizyon sadece çocuklar arasında değil, yetişkinler arasında da vazgeçilmez
bir tutku haline gelmişti. Musa Emmilerin evinde televizyon sayesinde sürekli
birileri olurdu. Musa Emmiden cesaret alan diğer köylüler de birer ikişer
televizyon almaya başladılar. Her hafta pazar alışverişi için kasabaya giden
köylüler, kucaklarında televizyon ile dönüyordu. Toprak damların üzerinde
gökyüzüne uzanan antenler çoğalmaya başladı.
Televizyon, önce köy meydanında toplanıp sohbet
edenleri dağıttı. Ardından, uzun kış geceleri bir araya gelmeler sona erdi.
Köyümüzün ve köylümüzün renkli, hareketli, hoşsohbet, konuşkan havası sis gibi
dağıldı yerine ekranlara kilitli yeni tip kişilikler bıraktı.
Köydeki çocukluk yaşantımız televizyon öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılıyor.
Musa Emminin köye getirdiği televizyon ile asıl eğlencemiz olan oyunları bir
kenara bıraktık. Harman yerinde oynadığımız çelik çomak, saklambaç, kovalamaca,
uzuneşek gibi oyunların yerine koyduğumuz televizyon hiçbir zaman sadık bir oyun
arkadaşı olamamıştır. Televizyon kapandığında ya da program bittiğinde
arkadaşlığımız da sona ermiş ve televizyon ile arkadaşlık geleneksel
oyunlarımızı unutturmuştur
......
Televizyon ve Sidikli
Ellez’in hayatıma girişinden bu yana otuz yıl geçti. Ellez, en yakın
dostlarımdan biridir. Ama aptal kutusu diyeceğim televizyon için aynı şeyi
söyleyemem.
Televizyon
ve Etkileri
Televizyon hakkında bu güne kadar yazılan birçok
yazı ve makale vardır. Bu yazılarda televizyonun yararlarından çok zararları
dile getirilmektedir.
1968 yılında televizyon ülkemize girmiştir. Kırk yıldır hayatımızda başköşeyi
alan televizyon toplum olarak birçok alışkanlığımızı da değiştirmiştir. Yediden
yetmişe kadar her insanın günlük yaşamının önemli bir kısmı televizyon
karşısında geçmektedir.
Geçmişte yapılan bir araştırmanın oldukça
düşündürücü bulgusunu paylaşmak istiyorum: “Amerikalıların günde ortalama 3 saat
59 dakika ile birinci sırada yer aldığı televizyon izleme sıralamasında, Türkiye
3 saat 36 dakika ile ikinci sırada yer alıyor.” Bugün, televizyon izleme
oranının Türkiye için günde 5 saat olduğundan söz ediliyor. Türk insanının
zamanı bu kadar değersiz ve bol mudur? Yararından çok zararının olduğu
belirtilen bir aygıta köle olmak, mahkum olmak zayıflık değil midir?
Günümüzde bireylerin televizyon ile tanışıklığı henüz anne karnında iken
başlıyor. Hamile kadının ekran başında geçirdiği hamililik süreci hem kendisi
hem de bebeği için zararlıdır. Doğumdan sonra da televizyon ile olan
birlikteliğimiz devam ediyor. Emzirme sırasında koşullu şartlandırma yöntemi ile
bebekler televizyon izlemeye koşullandırılıyor.
Bir anı…
Bir
yakınımın evinde misafir olarak bulunurken, ailenin on iki yaşındaki çocuğunun
davranışı dikkatimi çekmişti. Çocuk, televizyona gözlerini dikmiş, kendisine
seslendiğimi duymuyordu. Annesi gülerek, oğlunun henüz oturmaya başladığı
bebeklik döneminde, yastıklar ile etrafını beslediğini ve televizyonu açıp,
kendisinin mutfakta yemek pişirdiğini ve çocuğun saatlerce televizyon karşısında
hiç sesini çıkarmadan kaldığını anlatmıştı. Bebeklikten itibaren televizyon
bağımlısı olan çocuk pür dikkat reklâmları dahi izliyordu.
Kültürel
değerlerimizden olan misafir kabul etme ve misafir olma davranışları da davetsiz
misafir olarak evlerimizde başköşeye kurulan televizyondan nasibini aldı.
Misafirlikte hal hatır sorulur, sohbetler edilir, çaylar içilirdi. Şimdilerde
misafir olarak gidilen evlerde ya da misafir kabul ettiğimiz zamanlarda
konuşacak konu bulamadığımızdan misafirin sıkılmaması için televizyon açılır ve
ev sahibi ile birlikte televizyon izlenir oldu.
Televizyon ve aile
Televizyon;
bebeklikten, yaşlanıp ölene kadar hayatımıza aldığımız dijital bir aile üyesi
gibi vazgeçilmezimiz olmuş durumda. Türk aile geleneği; kalabalık ailenin
parçalanarak köyden kente göçmesiyle değişmeye başladı. Aile büyükleri kente ve
kentin hızlı yaşamına uyum sağlayamadığı için köylerde kaldı. Dede, büyükanne
gibi ailenin bilgi ve tecrübe kaynakları çocuklardan uzaklaştırıldı. Yaşlıların
sohbetlerinin dinlendiği, anıların paylaşıldığı günler geride kaldı. Artık,
çekirdek ailede tek söz sahibi televizyon oldu.
Kent yaşamının zorunlu değişimi olan çekirdek aile; anne, baba ve çocuktan
meydana gelmektedir. Ortalama gelire sahip olan çekirdek ailede en az iki tane
televizyon bulunmaktadır. Çocukluğumda, servet değerinde olduğu için alınamayan
bu aygıt, teknolojinin ve seri üretimin artması sonucu ucuzladı. Televizyon
alamayan aile yoktur; sadece devasa ekranlı veya plazma televizyon alamayan
aileler vardır.
Günümüzde, aile bireylerinin sayısı kadar televizyona sahip durumdayız. Çocuk
odasında televizyon vardır: Çocukların, çizgi film ve benzeri programları
izlemeleri için. Aslında, yetişkinlerin istedikleri programları izlemeleri için
çocuklar dışlanır. Kumandayı eline alan yetişkin, çocuğunun mızmızlanıp
televizyon keyfini kaçırmasını istemez. Kadın ve erkek olarak da farklı program
seçenekleri olduğundan ayrıca salona ve oturma odasına televizyon kurulur.
Kadın, eşinden ve çocuğundan farklı olarak kendisine özgü programları izlemek
istemektedir. Kadının takip etmesi gereken bilmem kaç tane pembe dizisi,
sabahları kaçırmaması gereken sabah programları ve haberdar olması gereken
dedikoduları sunan magazin programları vardır.
Erkek için de benzer şeyler geçerlidir. Hala, ailenin reisi olan babaya
ayrıcalıklı olarak en büyük ekran sunulur. Erkek, salondaki büyük ekranın başına
kurulur ve futbol maçlarını, haberleri, tartışma programlarını ve filmleri
izler.
Görüldüğü gibi aile bireylerinin televizyon izleme gereksinimleri ve program
seçimleri de birbiri ile uyuşmaz. Bu nedenle aile üyeleri, akşamları evde
buluştuklarında yemek saati sona erdikten sonra kendi dünyasına ve televizyonuna
dalar. Hatta akşam yemeği saatinde de mutfağa kurulu küçük ekran televizyondan
atıştırmalık bir şeyler izlenir.
Aileyi, fiziken bir arada tutan şey televizyondur. Aynı ev içerisinde yaşayan
aile üyeleri televizyon ile birbirlerini aldatırlar. Çünkü birbirlerine
ayırmadıkları zaman ekran başında harcanır.
Tek televizyonlu ailelerde yaşanan olaylar daha farklıdır. Kumanda savaşlarının
yaşandığı bu ailelerde şiddete kadar varan durumlar olabilir. Kumandayı elinde
bulunduran kişi aynı zamanda ailenin de otoritesidir ki bu çoğunlukla erkektir.
Diğer aile üyeleri, erkeğin seçtiği kanallarda yayınlanan programları izlemek
durumundadır. Erkek, elinde kumanda uyuklamaya başladığında hâkimiyet bu sefer
kadına geçer. Erkek ve kadın arasında kalan çocuklar, yaşlarına ve gelişim
özelliklerine ters düşen program ve yayınları izlemek zorunda kalırlar.
Aile bireylerinin hepsine birden hitap eden televizyon programlarının sayısı az
ya da izlenme saati uygun değildir. Aile olarak bir programı izlemek ve program
üzerinde tartışmak, fikir alışverişinde bulunmak nadir görülen
davranışlardandır.
Peki, aile üyeleri arasındaki bu kopukluk ve soğukluk kimin işine yarar?
Kapitalist bir anlayışın ürünü olan, insanlara hayali renkli bir hayatı sunan
televizyon, reklâm ve ticaretin dışında bir kaygı gütmemektedir. Televizyon
kanalı sahipleri reklâm pastasından daha büyük payı kapmak amacıyla gece gündüz
çalışarak insanları daha uzun süre ekranlara bağlamayı amaçlamaktadır.
Televizyon kanallarının yayın akışları incelendiğinde eğitim, kültür gibi
programların yok denecek kadar az olduğu görülecektir. Birbirinin kopyası dizi
senaryoları, yarışma programları, magazin haberleri ile yirmi dört saat
doldurulmaktadır.
İçinde bulunduğumuz yüzyılda ailenin tanımını yeniden yapmak gerekiyor. Aile;
televizyon, baba, anne ve çocuklardan meydana gelen en küçük sosyolojik
birimdir. Egemenliğin televizyona kaptırıldığı ailelerde televizyon, ailenin
dijital reisi olarak karşımıza çıkmaktadır.
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|