Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

AİLENİN DİJİTAL REİSİ: TELEVİZYON

İlyas Ali DAŞTAN /  Sitemiz yazarı
Yazarımızın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
 dastanilyas@gmail.com  ulaştırabilirsiniz


      İlk tanışıklık…

     Televizyon ile olan ilk tanışmamız, İskoçyalı mühendis John Logie Baird’in televizyonu icadından tam altmış yıl sonra oldu. O zamanlar beş yaşındaydım, bacağımda kısa pantolonum vardı. Zamanım arkadaşlarımla birlikte köy meydanında çember çevirerek ve derelerde çimerek geçiyordu. Şehrin ne olduğunu bilmiyor, dünyayı bizim köyden ibaret sanıyordum. Bizden zengin olan komşumuz Musa Emminin siyah beyaz televizyonu köye getirip, evinin toprak damında upuzun ardıç direğinde sallandırdığı çatallı anten ile köyde bir numara oluşu ile köyümüzün elektrik ve elektronik tarihi kitabında yeni sayfa açılmış oldu.
Camlı kutuda siyah beyaz noktalar arasında kıpırdayan görüntülere şaşırır, Musa Emminin oğlu, televizyonun tek varisi sidikli Ellez’in, köy meydanında şişinerek gezinmesine illet olurduk. Ellez ile arkadaşlığı bozmanın faturası pahalıya mal olurdu. Zaten, televizyon evlerine girdiğinden beri sidiklinin halleri pek değişti. En küçük şeyden alınır oldu. Nazlanması arttı, doyumsuz bir çocuk oldu. Artık, köy çocukları arasında ona Sidikli Ellez diye hitap eden çocuk kalmadı.
Ellez’e taşınan tornet, misket, gazoz kapağı ve aşık kemiğinin haddi hesabı yoktu. Bütün oyun araç ve gereçlerimizin tek varisi o olmuştu. Her gün yeni şeyler vermek zorundaydık, akşama televizyon izlemek için gerekli olan geçiş vizesini almak için. Ellez’in annesi Esma Teyze de sidikli oğlunun çocuklar arasındaki bu hükümranlığını anlamış olmalı ki oğluna yaltaklanmayan çocuklara televizyon izleme ambargosu koyardı.
     Benim durumum da diğer çocuklardan farklı değildi. Ellez ile olan arkadaşlığımız televizyon öncesi ve sonrası diye ikiye bölündü. Televizyon gelmeden önce Ellez’i hiç sevmez, sık sık kavga eder; kimi zaman ağzını burnunu kanatırdım. Ama televizyon geldikten sonra durum değişti. Artık, Ellez köyde en yakın arkadaşım olmuştu. Hatta, Ellez’in hamiliğini üstlenmiş, benden birkaç yaş küçük olan Ellez’e dalaşanlara karşı korumalığını yapıyordum. Bu şekilde, akşamları televizyon başında yan yana oturmamızı garantiliyordum. Esma Teyzenin, ‘geç oldu evinize dağılın’ diye çocukları evden kovaladığında Ellez’in yanında kalan ender çocuklardan biri ben oluyordum.
Televizyon sadece çocuklar arasında değil, yetişkinler arasında da vazgeçilmez bir tutku haline gelmişti. Musa Emmilerin evinde televizyon sayesinde sürekli birileri olurdu. Musa Emmiden cesaret alan diğer köylüler de birer ikişer televizyon almaya başladılar. Her hafta pazar alışverişi için kasabaya giden köylüler, kucaklarında televizyon ile dönüyordu. Toprak damların üzerinde gökyüzüne uzanan antenler çoğalmaya başladı.
     Televizyon, önce köy meydanında toplanıp sohbet edenleri dağıttı. Ardından, uzun kış geceleri bir araya gelmeler sona erdi. Köyümüzün ve köylümüzün renkli, hareketli, hoşsohbet, konuşkan havası sis gibi dağıldı yerine ekranlara kilitli yeni tip kişilikler bıraktı.
Köydeki çocukluk yaşantımız televizyon öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılıyor. Musa Emminin köye getirdiği televizyon ile asıl eğlencemiz olan oyunları bir kenara bıraktık. Harman yerinde oynadığımız çelik çomak, saklambaç, kovalamaca, uzuneşek gibi oyunların yerine koyduğumuz televizyon hiçbir zaman sadık bir oyun arkadaşı olamamıştır. Televizyon kapandığında ya da program bittiğinde arkadaşlığımız da sona ermiş ve televizyon ile arkadaşlık geleneksel oyunlarımızı unutturmuştur

......




          Televizyon ve Sidikli Ellez’in hayatıma girişinden bu yana otuz yıl geçti. Ellez, en yakın dostlarımdan biridir. Ama aptal kutusu diyeceğim televizyon için aynı şeyi söyleyemem.

            Televizyon ve Etkileri

      Televizyon hakkında bu güne kadar yazılan birçok yazı ve makale vardır. Bu yazılarda televizyonun yararlarından çok zararları dile getirilmektedir.
1968 yılında televizyon ülkemize girmiştir. Kırk yıldır hayatımızda başköşeyi alan televizyon toplum olarak birçok alışkanlığımızı da değiştirmiştir. Yediden yetmişe kadar her insanın günlük yaşamının önemli bir kısmı televizyon karşısında geçmektedir.
      Geçmişte yapılan bir araştırmanın oldukça düşündürücü bulgusunu paylaşmak istiyorum: “Amerikalıların günde ortalama 3 saat 59 dakika ile birinci sırada yer aldığı televizyon izleme sıralamasında, Türkiye 3 saat 36 dakika ile ikinci sırada yer alıyor.” Bugün, televizyon izleme oranının Türkiye için günde 5 saat olduğundan söz ediliyor. Türk insanının zamanı bu kadar değersiz ve bol mudur? Yararından çok zararının olduğu belirtilen bir aygıta köle olmak, mahkum olmak zayıflık değil midir?
Günümüzde bireylerin televizyon ile tanışıklığı henüz anne karnında iken başlıyor. Hamile kadının ekran başında geçirdiği hamililik süreci hem kendisi hem de bebeği için zararlıdır. Doğumdan sonra da televizyon ile olan birlikteliğimiz devam ediyor. Emzirme sırasında koşullu şartlandırma yöntemi ile bebekler televizyon izlemeye koşullandırılıyor.

              Bir anı…
             Bir yakınımın evinde misafir olarak bulunurken, ailenin on iki yaşındaki çocuğunun davranışı dikkatimi çekmişti. Çocuk, televizyona gözlerini dikmiş, kendisine seslendiğimi duymuyordu. Annesi gülerek, oğlunun henüz oturmaya başladığı bebeklik döneminde, yastıklar ile etrafını beslediğini ve televizyonu açıp, kendisinin mutfakta yemek pişirdiğini ve çocuğun saatlerce televizyon karşısında hiç sesini çıkarmadan kaldığını anlatmıştı. Bebeklikten itibaren televizyon bağımlısı olan çocuk pür dikkat reklâmları dahi izliyordu.
           Kültürel değerlerimizden olan misafir kabul etme ve misafir olma davranışları da davetsiz misafir olarak evlerimizde başköşeye kurulan televizyondan nasibini aldı. Misafirlikte hal hatır sorulur, sohbetler edilir, çaylar içilirdi. Şimdilerde misafir olarak gidilen evlerde ya da misafir kabul ettiğimiz zamanlarda konuşacak konu bulamadığımızdan misafirin sıkılmaması için televizyon açılır ve ev sahibi ile birlikte televizyon izlenir oldu.
              Televizyon ve aile
            Televizyon; bebeklikten, yaşlanıp ölene kadar hayatımıza aldığımız dijital bir aile üyesi gibi vazgeçilmezimiz olmuş durumda. Türk aile geleneği; kalabalık ailenin parçalanarak köyden kente göçmesiyle değişmeye başladı. Aile büyükleri kente ve kentin hızlı yaşamına uyum sağlayamadığı için köylerde kaldı. Dede, büyükanne gibi ailenin bilgi ve tecrübe kaynakları çocuklardan uzaklaştırıldı. Yaşlıların sohbetlerinin dinlendiği, anıların paylaşıldığı günler geride kaldı. Artık, çekirdek ailede tek söz sahibi televizyon oldu.
Kent yaşamının zorunlu değişimi olan çekirdek aile; anne, baba ve çocuktan meydana gelmektedir. Ortalama gelire sahip olan çekirdek ailede en az iki tane televizyon bulunmaktadır. Çocukluğumda, servet değerinde olduğu için alınamayan bu aygıt, teknolojinin ve seri üretimin artması sonucu ucuzladı. Televizyon alamayan aile yoktur; sadece devasa ekranlı veya plazma televizyon alamayan aileler vardır.
             Günümüzde, aile bireylerinin sayısı kadar televizyona sahip durumdayız. Çocuk odasında televizyon vardır: Çocukların, çizgi film ve benzeri programları izlemeleri için. Aslında, yetişkinlerin istedikleri programları izlemeleri için çocuklar dışlanır. Kumandayı eline alan yetişkin, çocuğunun mızmızlanıp televizyon keyfini kaçırmasını istemez. Kadın ve erkek olarak da farklı program seçenekleri olduğundan ayrıca salona ve oturma odasına televizyon kurulur.
Kadın, eşinden ve çocuğundan farklı olarak kendisine özgü programları izlemek istemektedir. Kadının takip etmesi gereken bilmem kaç tane pembe dizisi, sabahları kaçırmaması gereken sabah programları ve haberdar olması gereken dedikoduları sunan magazin programları vardır.
Erkek için de benzer şeyler geçerlidir. Hala, ailenin reisi olan babaya ayrıcalıklı olarak en büyük ekran sunulur. Erkek, salondaki büyük ekranın başına kurulur ve futbol maçlarını, haberleri, tartışma programlarını ve filmleri izler.
Görüldüğü gibi aile bireylerinin televizyon izleme gereksinimleri ve program seçimleri de birbiri ile uyuşmaz. Bu nedenle aile üyeleri, akşamları evde buluştuklarında yemek saati sona erdikten sonra kendi dünyasına ve televizyonuna dalar. Hatta akşam yemeği saatinde de mutfağa kurulu küçük ekran televizyondan atıştırmalık bir şeyler izlenir.
              Aileyi, fiziken bir arada tutan şey televizyondur. Aynı ev içerisinde yaşayan aile üyeleri televizyon ile birbirlerini aldatırlar. Çünkü birbirlerine ayırmadıkları zaman ekran başında harcanır.
               Tek televizyonlu ailelerde yaşanan olaylar daha farklıdır. Kumanda savaşlarının yaşandığı bu ailelerde şiddete kadar varan durumlar olabilir. Kumandayı elinde bulunduran kişi aynı zamanda ailenin de otoritesidir ki bu çoğunlukla erkektir. Diğer aile üyeleri, erkeğin seçtiği kanallarda yayınlanan programları izlemek durumundadır. Erkek, elinde kumanda uyuklamaya başladığında hâkimiyet bu sefer kadına geçer. Erkek ve kadın arasında kalan çocuklar, yaşlarına ve gelişim özelliklerine ters düşen program ve yayınları izlemek zorunda kalırlar.
Aile bireylerinin hepsine birden hitap eden televizyon programlarının sayısı az ya da izlenme saati uygun değildir. Aile olarak bir programı izlemek ve program üzerinde tartışmak, fikir alışverişinde bulunmak nadir görülen davranışlardandır.
Peki, aile üyeleri arasındaki bu kopukluk ve soğukluk kimin işine yarar? Kapitalist bir anlayışın ürünü olan, insanlara hayali renkli bir hayatı sunan televizyon, reklâm ve ticaretin dışında bir kaygı gütmemektedir. Televizyon kanalı sahipleri reklâm pastasından daha büyük payı kapmak amacıyla gece gündüz çalışarak insanları daha uzun süre ekranlara bağlamayı amaçlamaktadır.
             Televizyon kanallarının yayın akışları incelendiğinde eğitim, kültür gibi programların yok denecek kadar az olduğu görülecektir. Birbirinin kopyası dizi senaryoları, yarışma programları, magazin haberleri ile yirmi dört saat doldurulmaktadır.
İçinde bulunduğumuz yüzyılda ailenin tanımını yeniden yapmak gerekiyor. Aile; televizyon, baba, anne ve çocuklardan meydana gelen en küçük sosyolojik birimdir. Egemenliğin televizyona kaptırıldığı ailelerde televizyon, ailenin dijital reisi olarak karşımıza çıkmaktadır.
 

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.