3 - BÖLÜM
ENGELLİLER VE TOPLUMLA OLAN
İLİŞKİLERİ
Bilindiği üzere “aile” toplum yapısının temel taşıdır. Sağlıklı, düzenli bir
şekilde oluşturulmuş bir temele bağlı olarak ortaya çıkan toplumlar da bir o
kadar sağlıklı olacaktır.
Aile yapısının sağlıklı olması da aileyi oluşturan bireylerin sağlık olmasına
bağlıdır. Ancak sağlıklı olmak, hasta olmamak anlamında değildir. Sağlıklı olmak
aile yapısının, aile tanımına uygun olması, aile içi iletişimin iyi olması gibi
anlamları taşımaktadır.
Ailenin aile olmasını sağlayan da çocuklardır. Bir bebeğin doğacak olması büyük
umutları da beraberinde taşır. Kimi kız çocuğunun olmasını ister; kimi erkek
çocuğunun. Belki istendiği gibi kız /erkek çocuk dünyaya gelmiştir. Ancak
engelli olması tüm umutları suya düşürür; annenin kapıldığı ilk duygu “utanç”
duymaktır. Çünkü böyle bir durumda ilk akla gelen “çevre”nin ne diyeceği, ne
düşüneceğidir. Anne utanç duyuyor çünkü doğan bebeğin engelli olduğunun belli
olmasıyla birlikte toplumsal bir baskı oluşturacaktır. Utanç duygusu beraberinde
korku ve endişeyi de beraberinde getirir.
Anita adlı bir anne yaşadığı olayı şöyle anlatıyor: “Ailemin önünde utandığımı
hissettim. Harika bir oğlan doğurmamı bekliyorlardı ve istedikleri gibi bir
oğlan dünyaya getirdim, ama oğlumun beyninde zedelenme vardı.”(Sinason, 2004,
s.34)
Anita’nın diğer bir düşündüğü şey de ailede engelli bir çocuğun olmasının
sağlıklı olan ablasının evlenme şansını azaltabileceğiydi. Çünkü hangi toplum
olursa olsun, korku ve endişeler farklılık gösterse de her toplumda belli
önyargılar vardır. Bilindiği gibi önyargıları yıkmak, yok etmek çok zor bir
durumdur.
Bu utanç duygusu anne ve babalar arasında da olur. Çünkü anne ve baba
kendilerinde olan eksik bir durumun çocuğa aktarıldığı düşüncesindedirler. Çünkü
çocuk, anne ve babanın ortak ürünüdür. Anne ve babadaki özellikler DNA’lar ile
çocuğa geçer. Böylece hissedilen duygular aile içinde de baskıya neden olur.
Toplum bir bütündür ve bütünü oluşturan da parçalarıdır. Bu parçalar ise bir
halkadır, birbirine bağlanarak bütünü yani toplumu oluşturur. Bu halkalardan
birini koparmak ise bir eksiklik yaratır. Yaşlısı, genci, kadını, erkeği vb.
birer halkadır. Toplum zincirini oluşturan bir halka da engellilerdir. Dünyada
engelli bireylerin toplumdaki oranının ℅ 10–12 arasında olduğu kabul
edilmektedir. Bu oran azımsanacak bir oran değildir.
Toplumla bir bütün oluşturabilme ve uyum sağlamanın temelleri ailede atılır.
Bireyi, özellikle de engelliyse, toplumun bir bütünü olarak yetiştirmek gerekir.
Bu da öncelikle ailenin eğitilmesi ve bilinçlenmesiyle gerçekleşir. Engelli bir
çocuğa doğduğundan itibaren kendi kendine yetebilme yetisi verilmeli, özgüven
kazandırılmalıdır. Böylece bu bireyler toplumun tüm önyargılarına karşı
çıkabileceklerdir.
Daha önce de belirtmiş olduğum gibi, toplum engellilere çeşitli önyargılarla
bakar, tavır takınır. Genellikle engelli bireyler suçlu, günahkâr gibi
görülmektedir. Tolumun onlara olan tutumu acıma, onları dışlama, alay etme,
aşağılama biçimindedir. Çünkü toplum, onları kendisinin bir parçası olarak
görmez. İşte asıl sorun da bu noktadan itibaren başlamaktadır.
Dr. Mehmet AYSOY engelliliğin sorunların en önemlisinin toplumsal düzeyde
olduğundan ve bunun sonucunda “ideal toplum modeli”nden bahseder. İdeal toplum
modeli de ulaşılabilir toplumu gerekli kılmaktadır.
“Ulaşılabilir toplum, özürlülüğün “özel ihtiyaç” çerçevesinde ele alındığı ve
özürlülerin toplum yaşamına katılmada ve kendi seçimleri olan yaşam biçimlerini
sürdürmede desteğe ihtiyacı olan bireyler olarak değerlendirildiği yaklaşımın
bir ürünü olan bir kavramlaştırmadır. Bu anlamda ulaşılabilir toplum; daha güçlü
ve daha benimseyici, herkesin amaçlarına ulaşmada ve toplum yaşamına katılmada
aynı imkânlara sahip olduğu bir toplumdur.” (Aysoy,2004:72)
Aksoy’un belirttiği ve öngördüğü gibi ulaşılabilir toplumun engellilik konusunda
toplumun temelini toplum temelli sistem oluşturmaktadır. Toplum temelli sistemin
en önemli öğesini gönüllülük oluşturur. Böylece sorunlara daha kolay çözüm
önerileri üretilebilir.
Yine Aysoy’a göre “toplum temelli yaklaşımın merkezi ise ailedir. Ailenin toplum
temelli politikanın merkezine alınması, özürlü ailesinin eğitimi, özürlü
ailesinin desteklenmesi gibi ana temaların özürlüler politikasının temel
bileşenleri haline gelmesini de belirlemektedir.” (Aysoy, 2004:73) Burada
Aysoy’un da belirttiği gibi her sorunun çözümünün temelinde aile bulunmaktadır.
Çünkü iyi bir aile yapısı iyi bir toplumu meydana getirir. Toplumun engelliye
bakışını etkileyen en önemli öğe eğitimdir. Çünkü eğitim görmüş bireyler
bilinçli bireyler anlamına gelir ki, bu da bilinçli toplum demektir. Böylece
engelli bireyler toplum içinden dışlanmayacak, toplumun bir parçası olacaktır.
Toplum baskısı, aile üzerinde bir baskı yaratır. Karancı, bu konudaki fikrini
şöyle ifade etmiştir; “ ailenin yaşadıklarını duygusal zorlama, çocukların
yaşadıklarına ilişkin yeterli bilgi edinememe, başkalarına çocuğun durumunu
açıklamada çekilen güçlük, çocukta özre bağlı olarak davranış ve sağlık
sorunlarını, tedavi, eğitim konusunda pek çok uzmanla görüşme gerekliliği, uygun
eğitim alanlarını bulma çabaları, daha fazla zaman, para harcama gereksinimi ve
çocuğun geleceğine ilişkin kaygılar, aileler için önemli stres kaynaklarını
oluşturmaktadır.” (Karancı, 1997,s.38) Bunların sonucunda da, aile engelli
çocuğa karşı olumsuz davranışlar sergiler. Kimi aileler çocuklarını yok sayar,
kimileri de dışlar.
Daha önce de belirtmiş olduğum gibi bu ailelerin eğitim düzeylerinin yüksek ve
hayat standartlarının iyi olması, çocuklarına olan bu olumsuz davranışları
önlemede etkili olacaktır.
Toplumun olumsuz davranışlarını önlemek için oluşturulacak bir setin adı da
sosyal çevreden destektir. Çünkü aileler çevrelerindeki eş-dost, akraba gibi
yakınlarından destek görürse toplumun ön yargılarına daha kolay karşı koyabilir.
Yine toplumun ön yargılarının sonucu engelli bireyler bir “damgalanma” ile karşı
karşıya kalır. Eripek’e göre “ bunun sonucunda çocuk kendini değersiz görerek,
kendisine ilişkin beklentilerini aşağıya çekmekte, kendisine olan güvenini
yitirmektedir.” (Eripek, 1993.s.82)
Damgalama, sadece engelli bireyi değil onun ailesini, yakınlarını da etkiler.
Örneğin, eğer ailenin bir bireyi engelli ise o aileden kız almak ya da o aileye
kız vermek kuşkuları da beraberinde getirir. Çünkü ailenin engelli bir çocuğu
vardır. Yeni evlenecek olan çiftin de engelli bir çocuğa sahip olabileceği
düşünülür. Evet, bu belki bir anlamda doğrudur. Çünkü engellilik kalıtsal olarak
da ortaya çıkmaktadır. Ancak şu var ki engellilik doğuştan olabileceği gibi
sonradan geçirilen bir kaza sonucu ya da hastalık vs. gibi durumlarda da
oluşabilmektedir.
Sonuç olarak, engelliler de toplumun zincirini oluşturan bir halkadır. Dünya
nüfusunun ℅ 10-12’sini engelliler oluşturuyorken onları görmezden gelemeyiz, yok
sayamayız. Toplumun engellilere olan olumsuz bakış açısını değiştirebilmek için
bilinç önemlidir. Bu bilinç de ailelerin dolayısıyla da toplumun eğitimiyle
gerçekleşir. Bilinçli bir tolumda yaşayan engelliler de daha başarılı ve öz
güven sahibi olan bireyleri oluşturur.
ENGELLİLERİN TOPLUMLA BÜTÜNLEŞMESİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER
Yoksulluk
Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki engellerin en başında yoksulluk
gelir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki engellilerin çoğunun gelir düzeyi
geçim sınırının altındadır. Bundan dolayı olanakları kısıtlıdır. Örneğin; eğer
tekerlekli sandalye alma imkânı yoksa o engelli bireyin toplum içine karışması
oldukça zordur.
Bu nedenle eğer engelliler topluma kazandırılmak isteniyorsa, öncelikle bu
engellilerin ekonomik durumları iyileştirilmelidir. Yani, onlara iş olanakları
sağlanmalıdır.
Eğitim
Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki diğer bir engel de eğitimdir.
Planlanmış olan tüm eğitim programları engelli bireyler düşünülmeden
yapılmıştır. Bundan dolayı okul çağına gelmiş çocuklar eğitim alanındaki bu
sorunla karşı karşıya kalırlar. Yani bir taraftan eğitimle topluma
kazandırılmaya çalışılan engelli bireyler, onlar düşünülmeden yapılan eğitim
programlarıyla da bir anlamda toplumdan dışlanmaktadır. Ancak, unutulmamalıdır
ki eğitim engelli olsun olmasın herkesin hakkıdır. Bu çarpıklığı düzeltmek için,
eğitim programları engelliler düşünülerek yeniden düzenlenmelidir.
Yapılan bir araştırmanın sonucuna göre “eğitim alanındaki engelli çocukların
℅96’sı okula gidemezken , ℅ 99’u ise istihdam edilemiyor.” ( www.cnnturk.com )
Kısacası engelliler yok sayılıyorlar.
Ulaşım, Fiziksel Çevre ve Konut Ulaşım, fiziksel çevre ve konut gibi faktörler
de engellilerin toplumla bütünleşmesini engelleyen problemlerdir. Bunların sorun
olması ise yine engelliler düşünülmeden yapılmış olmasıdır. Parklar, bahçeler,
kaldırımlar, yollar, kamu binaları, tiyatro ve sinemalar, tuvaletler, ulaşım
araçları gibi alanların engelliler düşünülmeden planlanıp, yapılmasından
kaynaklanmaktadır. Bu durumlar engellileri toplumdan uzaklaştırmaktadır. Fakat
tüm bu alanları düzenleyerek engellilerin toplumla bütünleşmesini sağlamak
mümkündür.
Rehabilitasyon
Bir birey, yapabildiği işi yapamayacak duruma geldiğinde, o işi tekrar
yapabilmesi için ona bir takım olanaklar sağlanmalıdır. Bu işe de “ rehabilite
etmek” denmektedir.
Rehabilite edilmeyen bireyler kendi kendine yetecek halde olamayacaklarından
bağımlı hale gelecektir. Engellilerin rehabilitasyonla eğitilmesi onları
toplumla bütünleştirecektir. Bunun sağlanması için hem engellilerin, hem de
ailelerin iyileştirme olanaklarından yararlanması sağlanmalıdır.
Engellilerin Özel Yaşamı
Daha önce de belirtmiş olduğum gibi engelli bireyler için aileleri çok
önemlidir. Onların da evlenmeye ve aile kurmaya hakları vardır. Bu, diğer
bireylere göre biraz daha zordur. Ancak gereklidir. Toplumun yanlış inanışları
yüzünden engellilere ait bir özel yaşamın olmayacağı düşünülmüştür. Ancak bu bir
ön yargıdan başka bir şey değildir.
16 yaşındaki John bu konuyla ilgili şunları söylemiştir: “Hiç kimse bedenim
hakkında bana bir şey söylemedi. Sanırım gözlerim görmediği için bir penisim
olduğunu fark etmeyeceğimi düşündüler. Eğer bir gün görme engelli gençlerle
çalışırsam, onların bu konuda iyi eğitilmelerini sağlayacağım. Bedenimizin nasıl
çalıştığını bilmemek insanı duygusal ve toplumsal açıdan tehlikeye atıyor.” (Sinason,2002,
s.67)
Yani engellilerinde bir özel yaşamının, gereksinimlerinin olacağı görmezlikten
geliniyor. Küçükkaraca’ya göre, “engelliye ait bir mekanın yokluğu ve kimi
etkinliklerin( cinsel yaşam gibi) yasaklanması gibi pek çok sınırlama özel
yaşamı ortadan kaldırmaktadır.” (Küçükkaraca, 1998, s.100–103) Yok sayma, sınır
koyma engellileri toplumsal yaşamdan uzaklaştırmaktadır.
İstihdam Sorunu
İnsanlar bir şeyler üretebildiği sürece, kendilerini daha önemli hissederler.
Üretebilmenin yolu da çalışmaktır. Bir toplumda ise çalışan birey sayısı ne
kadar fazla ise toplumun refahı da o derece yüksek olur.
İşsizlik hem maddi hem de manevi açıdan sorun yaratan bir durumdur. Bu durumun
engeliler üzerinde yarattığı etki ise daha fazladır. Çünkü onlara tam anlamıyla
istihdam olanağı sağlanmamıştır.
Özürlülerin toplumsal yaşama uyumlarının ve katılımlarının sağlanması için
öncelik verilmesi, hizmetlere gönüllü kuruluşların katılımlarının sağlanması ve
bilgi birikimlerinden yararlanması son derece önemlidir. Yaşamını kendi başına
sürdürmekte zorluk çeken özürlünün mümkün olduğu kadar toplumdan bağımsız olarak
yaşayabilmeleri ve kendileri için öngörülen hizmetlerin yönetiminde ve
geliştirilmesinde yer almaları, bir başka ifadeyle katılımları sağlanmalıdır.
Ülkemizde; özürlünün katılımını sağlamayı, onun bağımlılığını en aza indirgeyen
kapasite geliştirmeyi, tüketici olmaktan çıkıp üretici olmasını, kendine güvenin
artması, hizmetlerle gelişen teknolojiyi transferlerin yapılmasını, mevcut
kaynakları maksimize edecek ve yeni kaynaklar yaratacak finansman sağlanmasını
öngören bir politika oluşturma sürecine ihtiyaç olduğu açıktır. Böylece
ayrımcılıktan uzak, kalkınmanın temeli olan insan kaynağının gelişmesine katkıda
bulunacak, özürlünün insan hak ve özgürlüklerine, sosyal güvencesine sahip
çıkacak, yasal düzenlemeleri eyleme dönüştürecek gerçekçi bir “özürlüler
politikası” oluşturmak gereklidir.
Toplum, kadını erkeği, yaşlısı genci, sağlıklısı özürlüsü ile bir bütündür.
Özürlünün durumu sağlıklıyı etkileyecek, toplumsal gelişmenin hızını düşecektir,
gelişmeler özürlülerin hakları ve bizim tutumlarımızda etkileyecektir. Bizim
yapmamız gereken sıradan bir yurttaş olarak özürlüyü anlamaya çalışmamızdır.
Bu çalışma boyunca; birçok engelli sorunun altında toplumsal yaşayıştan
kaynaklandığı ve bunun da sosyoloji açısından ortaya konması ve veriler ışığında
engellinin nasıl bir toplumda yaşabilecekleri gözler önüne konulmaya çalışılarak
engellilerin sorunlarına bakış açısı çizdik.
KAYNAKÇA
1). ARIKAN, Çiğdem; “Türkiye’de Görme Özürlü Kadınlar: Sorunlar, Beklentiler,
Çözüm Önerileri,” Altı Nokta Körlere Hizmet Vakfı Yayını, Ankara, No:3, 2001.
2). AYSOY, Mehmet; “Avrupa Birliği Sürecinde Özürlüler Politikası”, Açı
Kitapları, İstanbul, 2004.
3). Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı; “Özürlüler ile İlgili Mevzuat”,
Ankara, 2002.
4). CİRHİLİOĞLU, Zafer; “Sağlık Sosyolojisi”, Ankara, 2001.
5). ERİPEK, Süleyman; “Zihinsel Engelli Çocuklar”, Eğitim Fakültesi Yayınları,
Eskişehir, 1993.
6). KOCACIK, Faruk; “Toplum Bilim Ders Notları”, Cumhuriyet Üniversitesi
Yayınları, Sivas, No:92, 2003.
7). KULA, Naci; “Bedensel Engellilik ve Dini Başa Çıkma”, Dem Yayınları,
İstanbul, 2005.
8).KÜÇÜKKARACA, Nilgün; “Zihinsel Özürlülük ve Cinsel Yaşam”, Hacettepe
Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Yayını, Ankara, Yayın No:003, 1998.
9). ÖNCÜL, Remzi; Özel Eğitim Sözlüğü, Karatepe Yayınları, Ankara, 1989.
10). ÖZGÜR, İskender; Engelli Çocuklar ve Eğitimi, Özel Eğitim, Karahan
Kitapevi, Adana, 2004.
11). SİNASON, Valerie; Engelli Çocuk, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, 2002.
İNTERNET ALINTILARI
1). ( www.cnnturk.com )
2). ( www.ozida.gov.tr )
1 - BÖLÜM
2 - BÖLÜM
3 - BÖLÜM