SOSYAL HİZMET MESLEĞİ

SOSYAL HİZMET ALANLARI

   KAYNAK
BİLGİLER

 

                                                                                                                               

 


İş İlanı Veriniz

 





 Sitemizde Yayınları Yayınlanan Sosyal Hizmet Uzmanları
 



Sitemizde Diğer Meslek Elamanlarının Yayınları
 

sosyalhizmetuzmani.org
 


 


Türkiye Siyaseti’nin Kriz Dönemi

 Emre Özcan
Sosyal Hizmet Uzmanı Başkent Üniversitesi
eozcan@baskent.edu.tr
 


 
 

        Bu günlerde Türkiye siyasetine ilişkin dikkatli bir okuma yaptığımızda, özellikle son 12 Haziran seçimlerinin ardından gelişen sürece ve Uludere katliamını takiben gündeme gelen kürtaj meselesine odaklandığımızda, Türkiye’deki kamplaşmanın artık sınırlarının daha da belirginleştiğini / keskinleştiğini rahatlıkla görebiliriz. Çünkü artık savaşın tarafları belli olmuş durumda:

 “ AKP ve AKP karşıtları ”…
Bu karşıtlığın oluşumu, son on yılda, demokrasinin yolunun açılması ve askeri vesayetin çözülümü ekseninde değişimin kaçınılmaz kıldığı dinamikleri ve onun kitlesel dağılımıyla yerelden merkeze ivme kazananarak günümüze ulaşan AKP iktidarını odak noktamıza alırsak muhalefet geleneğinin kendi dil ve siyasetini oluşturamamış olmasında yatıyor. Bunun en önemli sebebini ise devletin kurucu unsuru olan Kemalizmin tarihsel ve ideolojik gelişimiyle o veya bu biçimde paralel hareket etmiş, mesafeli olma kaygısını gütse dahi zihniyet ve algılayış payandasında sınırlarını hiçbir zaman belirginleştirememiş siyasal yapılarda aramak gerekiyor. Dostoyevski’nin Gogol’u işaret ederek sarf ettiği ”Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık” sözünü sanırım Türkiye’deki bütün ideolojik yapılanmalar için ”Hepimiz Kemalizm’den çıktık” biçiminde düşünebiliriz. Bugünkü sağ- muhafazakâr kulvarda kendi politika ve programlarını hodbin ve hegemonik yeksanda hayata geçiren AKP iktidarının karşısında dirençli bir muhalaefetin çıkmaması esasen buralarda aranmalıdır.

Şu anki siyasi tabloda AKP’nin koşulsuz olarak karşısında yer alan gruplar, AKP karşıtlılığı / diğerleri potasında kendilerini eritmiş durumdalar. Bu potada milli görüş çizgisinden, MHP geleneğine, MHP geleneğinden Kemalistlere, Kemalistlerden Marxistlere kadar uzanan geniş bir yelpazenin varlığından söz edebiliriz. Bu birlikteliğin karşısında ise kim ne derse desin tek başına devlet olabilen AKP’nin konum aldığını görmekteyiz.
1984 yılından itibaren silahlı örgütlenmeyle siyasi bir aktöre dönüşen PKK ve onun kitlesel uzantılarını bu grubun içinde tutmamak gerekiyor.

 

 Çünkü Kürt hareketi 2002 yılından bu yana tek başına iktidarı elinde tutan AKP olmadan öncede aynı taleplerle aynı düzlemde varlığını sürdürüyordu ve gerek kimlik hakları gerekse de yurttaşlık talepleri için verdikleri mücadelenin de öz itibariyle değişmediğini kanıtlamış görünüyorlar. Bunun olası üç boyutunu birinci olarak, Kürt hareketinin geçmişte Kemalizm’in “tek dil, tek millet, tek bayrak” düsturuyla kendilerine ödettiği ağır bedellerin varlığı ile açıklayabiliriz. İkincisi ise Kemalizm’in Sünni Müslümanlarla olan husumetinden Kürtlerin de payını almasıdır. AKP bir yere kadar Kürt kimliğini İslami kimliğe kanalize etme stratejisinin hiç olmazsa bazı dindar Kürtlerde işe yaradığını görerek anti-Kemalist eksende Kürtlerle ortak payda da buluşmanın yollarını aradılar. Fakat bu stratejinin pek işe yaramadığı ortadadır. Üçüncüsü ise Kürt sorunun çözümünü neo-liberal paradigmalarda arama gayretidir ki bu çabalar şu an için Kürt hareketinin buna razı olmamasıyla boşa çıkartılmak üzeredir. Kürtler yılların mücadele deneyimi ve politize edilmiş kitlelerin gücüyle AKP’ye karşı da kendi vizyonunu geliştirebilmiştir ve geliştirmektedir de…

Türkiye’nin iktidarından ana muhalefetine, ana muhalefetinden kitleselleşemeyen gruplarına kadar siyasal arenasının uzun süredir geleceğe dair bir söylem üretebilme yeteneğinden uzak olduğu aşikârdır. Türkiye’deki siyasal gündem son birkaç yıldır dün ve bugün üzerine kurgulanmış durumdadır. Bunun sebeplerini elbette ki tek bir değişkenle açıklamak mümkün değildir. Fakat buradaki temel mesele bu mahrumiyetin Türkiye’yi siyasal bir krize doğru götürdüğü gerçeğidir. Bir an için AKP’nin ve onun oluşması muhtemel türevlerinin iktidarını / varlıklarını kaybettiğini düşünelim. Bu durum Türkiye’nin sosyo-ekonomik ve politik bütün damarlarını krize sürükleyecektir ve Türkiye’de bir iktidar krizi yaşanacaktır. Bunun yegâne sebebi kendini AKP karşıtı / diğerleri olarak konumlandıran grupların gerek kavram ve teoriye gerekse pratiğe ilişkin öz-gündemlerinin veya söylemlerinin olmaması ve kedilerini yukarıda da söylediğimiz gibi eritmeleridir. Bu grupların söylemlerine ve mücadelesine baktığımızda ( Kürt hareketi hariç, çünkü Kürt hareketinin talep, söylem ve mücadelesi buna paralel olarak gündemi daima bellidir, değişmezdir ve hemen hemen aynıdır ) daima AKP üzerinden sistematize edilen bir yöntemle karşılaşmaktayız. Çünkü onların siyasal söylemlerini belirleyenin AKP olduğunu düşünürsek her ifade AKP’nin pozisyonundan, söyleminden veya eyleminden yola çıkılarak oluşturulmaktadır. Tıpkı “iyi” nin “kötü”, “güzel” in “çirkin” üzerinden tariflendirildiği gibi… Bu doğrultuda kendi ilke ve değerlerini, ideolojik pozisyonunu, mücadele yöntemini bağımsız bir şekilde ortaya koyamayan muhalefet, Türkiye’yi olası muhtemel bir AKP sonrası dönemde krize götürecektir. Bunun en güzel örneği de Uludere olayını örtbas etmek adına ortaya atılan kürtaj meselesinin kuyruğuna yine AKP’nin söylemi üzerinden takılınmasıdır.

Bu muhalif çember kendisine hedef olarak önümüzdeki yerel seçimleri seçmiştir. Çünkü bu yerel seçimlerde çıkacak olan Türkiye tablosunda, Kürt coğrafyasının ve Batı kıyılarının çoğunluğunu AKP’nin kazanması veya AKP denktir Türkiye postulatının gerçeğe dönüşmesi, Türkiye’deki tüm AKP karşıtlarının treni kaçırmasına sebep olacaktır.

Emre Özcan
Andaç Yazlı 

 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

 

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır. 
Sitemizde yayınlanan  yazarlarımızın yayınları ve sitemizin yayınları  kaynak gösterilerek ve içeriği değiştirilmemek şartıyla alıntı yapılabilir.