Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

 TÜRKİYEDE ÇALIŞAN ÇOCUKLARIN DURUMU

Doç.Dr Ayşe OCAKÇI


Toplumsal, fiziksel, ekonomik ve kişisel yönleriyle iş, insana özgü bir faaliyettir ve kimin kim için çalıştığı, kimin hangi araçları kullandığı hesaba katılmadan anlaşılmaz. İş, çevreyle bütünsel bir ilişkinin bir parçasıdır. Olumlu yönde sosyalleşmeyi ve yetenek kazanmayı sağlayabileceği gibi, çocuğun zihinsel ve eğitime yönelik potansiyelini sınırlayan, bedensel ve ruhsal gelişimine ket vuran ve bazı tehlikeli koşullarda yaralanma, hastalık hatta ölümle sonuçlanabilen, kölelik ve can sıkıntısıyla geçen upuzun yıllar anlamına da gelebilir.
Çocuklar arasında fabrikalarda ya da madenlerde ücretli işçi olarak çalışanlar bulunduğu gibi,sokak arası ticarette kendi hesabına çalışan işçi konumunda olanlar da vardır. Bazıları işyerinin eklerinde çalışırken, yine bazıları gezginci mevsimlik işçi olarak çalışır. Çoğu bir dizi yüklenici tarafından yapılmakta olan işlerin en son halkasını oluşturan işlerle ilişkilidir. Bazıları ücretlerinin bir bölümünü mal olarak alırken, diğer bazılarına parça başı esasına göre ücret ödenir. Çoğu, ücret almaz ve kan bağı içinde oldukları kimseler hesabına ev ya da tarlada çalışır. Çocukların çalışması verimli ya da verimsiz olabilir veya başkalarına verimli işler yapma olanağını hazırlayacak bir nitelikte olabilir. Örneğin, çocuklar evdeki günlük işleri ve çocuk bakımını üstlenip, öylelikle büyüklerin ücretli işlerde çalışmak suretiyle serbest kalmalarını sağlayabilirler. Çocuğun çalışması tam günlük bir çalışma olabileceği gibi ayrı - zamanlı bir çalışma da olabilmektedir. Ayrıca, çocuk işçilerin önemli bir bölümü okula da devam etmekte, o nedenle de resmi istatistiklerde işçi yerine öğrenci olarak yer almaktadırlar.

Bazı çocuklar işi, okulu, eğlenceyi birleştirmeyi becerirler. Bazıları ise evde ve dışarıda çok ağır iş yükü altındadır. Bundan dolayı, bırakın boş zamanlarını değerlendirmeyi, okul için bile çok az enerjileri kalır. Genelde bunlar paraya en çok muhtaç olan çocuklardır (Ennew 1998).

Cumhuriyetin ilanını izleyen 1927 yılında yapılan sanayi sayımında çocuk işçilerin çokluğu dikkat çekmektedir. Bu yıllarda tarımda çalışanların yarıdan çoğunun %51.5 inin çocuk olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte üretim alanlarında çocuk istihdamı zamanla azalmıştır. Sanayide çocuk işçi istihdamı 1927 yılında %15.4 düzeyinde iken 1934’de %2.7’ye inmiştir. Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından Ekim 1992’de yapılan Hane Halkı İşgücü Anketi sonuçlarına göre 12 – 19 yaş grubunun %36.6’sı işgücüne katılmaktadır. İşgücüne katılan 12 – 19 yaş grubundaki 3 milyonu aşan kişiden %23’ü ücretli işçi, %10.1’i mevsimlik işçi, %62.2’si ücretsiz aile işçisi olarak, %3.7’si işveren ya da kendi adına çalışmaktadır (Bilir, Yıldız 1998).

Beyoğlu – İstiklal Taksim bölgesinde sokakta çalışan çocukların ağırlıklı olarak kağıt mendil satış işinde çalıştıkları ve medyada ‘selpakçı çocuklar’ olarak tanımlandığı bilinmektedir. Bu bölgede yapılan bir araştırmada, 120 çocuktan %45inin kağıt mendil satışında çalıştıkları tespit edilmiştir. Geri kalan kesimin arabaların camlarının silinmesi, tebrik kartı satılması, boyacılık, çiçekçilik gibi çok çeşitli işlerde çalıştıkları görülmektedir. Çocukların cinsiyet dağılımı incelendiğinde erkek çocukların %74, kız çocukların ise %26 oranında olması çocukların ağırlıklı olarak kız çocukların çalışmasına karşı olan geleneksel değerlere sahip ailelerden gelmeleri ile açıklanmıştır (Karatay, Demir, Aksüt, Gümüş, Ertaş 1999).


Tablo 1 – Türkiye’de Ekonomik İşlerde Çalışan Çocukların Yaş Grubu, Cinsiyet ve Çalışma Nedenine Göre Dağılımı*

*Çocuk İşgücü( 1994). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Yayın no: 1997. S: 24.
Tablo 1’de Türkiye’de ekonomik işlerde çalışan 6 – 14 yaş grubundaki çocukların yaş grubu, cinsiyet ve çalışma nedenlerinin dağılımı görülmektedir. Kendi gereksinimlerini karşılamak için %3.78 (67 492) çocuk çalışırken, aileleri istediği için %21.32 (308 980) çocuk çalışmaktadır. 1999 yılında yürürlüğe konan Türk Ceza Kanununun 473 ve 474. Maddelerine göre çocukların zorla çalıştırılması suç sayılmaktadır (TCK ).

Çocuklar mecbur oldukları için (yoksulluk, okul yokluğuyla birlikte eğitim yetersizliği, kırsal kesimlerden şehirlere göç, sosyal ve kültürel sorunlar gibi nedenlerle) çalışırlar. İşverenler, çocukları yumuşak başlılık, sürat, keskin görüş yeteneği gibi doğuştan gelen ve öyle olduğu kabul edilen özellikleri, ayrıca düşük ücretle çalışabilir oldukları ve istikrarsız ya da değişen piyasa koşullarında esneklik sağlamaları için tercih ederler ( Bequele, Boyden1995).

Tablo 2 –Türkiye’de Ekonomik İşlerde Çalışan Çocukların Yaş grubu, Cinsiyet ve İşteki Durumlarının Dağılımı**

** Çocuk İşgücü (1994). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Yayın No: 1997. Ankara. s: 31

Tablo 2’de Türkiye’de ekonomik işlerde çalışan çocukların yaş grubu, cinsiyet ve işteki durumlarının dağılımı görülmektedir. Buradan, %10.19 (102 754) çocuğun ücretli /maaşlı,%9.05( 91 216) çocuğun yevmiyeli, %1.37 (13 891) çocuğun kendi hesabına, %0.08(853) çocuğun çırak olarak, ücretsiz aile işçisi olarak çalıştıkları görülmektedir. Çocuklar çalışmalarının sosyal ve ekonomik bir işlevi olduğu için çalışırlar. Buna karşın, çocukların yaptıkları işler sosyal açıdan takdir görmezken, ekonomik açıdan çocuk emeğinin değerinin altında görülmesine yönelik belirgin bir eğilimde mevcuttur. Çocuklar ancak nadiren asgari ücret düzeyine yaklaşık bir gelir elde ederler ve aynı işi yaptıkları yerlerde bile gelirleri, yetişkinlerinkinin sürekli gerisinde kalır. Ayrıca hiçbir sosyal yardım, sigorta ya da sosyal sigorta ödentisi almazlar; bu da elbette işverenler için ek bir tasarruf olur. Çalıştıkları saat tutarı ile gelirleri arasında da bir bağlantı yoktur. Çocuk işçilere ödenen ücretlerin düşüklüğü, işverenlere hem iç hem de dış pazarlarda rekabet üstünlüğü sağlar. Dolayısıyla, işverenleri çocuk işçi çalıştırmaya iten yalnızca geçici işgücüne bağımlılık değil, aynı zamanda maliyet unsurudur (Bequela, Boydeb 1995).

Çocukta zorlanmaya yol açan etkinliklerin toplam yükü, çocuğun yaşı ve üstlendiği görevin ağırlığı göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Çalışma süresi aynı olan; örneğin bir köşe başında oturarak günde 12 saat sigara, kibrit satan bir satıcı çocuğun işgücü ile dar, loş, nemli ve havasız bir atölyede günde 12 saat tezgah başında eğilmiş, halı dokuyan 7 yaşındaki bir kız çocuğunun işgücü aynı değildir.

Erkek çocuklarda 41 – 49 saat çalışan %2.36 (23 804) oranındaki yevmiyeli işçi çocuklar dikkat çekerken, kızlarda kendi hesabına çalışan ve ücretsiz çıraklık yapanların olmayışı geleneksel aile yapısında yaşayan kız çocukların ev dışı çalışmalarına sıcak bakılmaması görüşü ile açıklanabilir (Çocuk İşgücü 1997).

Çocuğun çalışması okullaşmasına her zaman engel oluşturmaz. Örneğin, çocuk kırsal kesimde ve okulu bırakmak zorunda kalmadan, evsel ve tarımsal etkinliklere katılabilir. Ancak, sıklıkla çocuğun çalışması eğitiminin önüne geçer. Çalışan çocuk daha baştan, onu çalışmaya zorlayan ekonomik ve ailesel baskı ile öğrenme isteği ve gereksinimi arasında ikilem yaşar. Her ikisi de zaman gerektiren bu iki karşıt etkinliği sürekli uzlaştırma arayışı, bu dayanılmaz gerilimin okulun sonsuza dek terk edilmesiyle çözümleneceği güne kadar sürer (Boidin 1995 ).

Türkiye’de 6 – 14 yaş grubundaki çocukların kardeş sayısı, cinsiyet,okul ve çalışma durumuna göre dağılımı incelendiğinde, okula devam eden çocukların %19.78‘i (2 352 396) ev işlerinde çalışmakta, okula devam etmeyenlerde ise ev işlerinde çalışanların oranı %4.10 (487 415) dur. Türkiye’de zorunlu eğitimin 1998 yılında sekiz yıl olmasının okullaşma oranını artıracağı düşünülebilir. Çalışmayan çocuk oranı, okula devam eden grupta % 63.95 (7 603 727), okula devam etmeyen grupta ise %3.68 (437 756)dir (Çocuk İşgücü).

Bu durum, Türk ailesinde okuyan çocuktan eğitiminin dışında başka bir iş beklentisinin az olduğu görüşü ile açıklanabilir. Kardeş sayısının her iki cinste de okula devam eden grupta fazla olmasını bir anlamda okuyan çocuğa diğer kardeşin destek olduğu şeklinde de yorumlamak olasıdır.

Yetişkinler tarafından yapılması gereken işleri çocukların yapmasına izin vermek, çocukların sağlığı ve gelişimi açısından ciddi tehlikeler arz eder. Yapılan araştırmalarda, okula giden çocuklara oranla çalışan çocuklar arasında adale, göğüs, baş ve karın ağrısı, yüksek ateş ve baş dönmesinin daha yaygın olduğu anlaşılmıştır. Öksürük, soğuk algınlığı, nefes darlığı ve grip gibi solunum bozuklukları ile ishal, kabızlık, sindirim güçlüğü, bulantı, kusma ve iştah kaybı gibi gastro – entestinal bozukluklar da çocuk işçilerde fazla görülmektedir (Bequele, Boyden 1995 )

“Oynamıyorum, çalışıyorum.’’ Gelişmekte olan ülkelerde, pek çok çocuk “Ne yapıyorsun?” sorusuna bu yanıtı verir. Çalışmaya ve diğer etkinliklere ayırdıkları süreler toplanırsa, bu çocukların oynamaya zaman bulamadıkları ya da çok az zaman ayırabildikleri görülecektir. Yürüttükleri etkinliklerde ise, yaratıcılığa ve hayallere hemen hiç yer yoktur; kişiliklerinde temel oluşturacak bu boyut elbette eksik kalacaktır (Derrien 1994).

Çocukların fiziksel açıdan çabuk etkilenir olmaları, yetişkinlerden çok farklı kapasiteye ve gereksinimlere sahip bulunmaları ile yakından ilişkilidir. Ekonomik ilişkilerinin türü, yaptıkları işin kapsamı ve çoğu zaman karşı karşıya oldukları çalışma koşulları, çocukları iş güvenliği ve sağlığı açısından ciddi tehlikelerin hedefi yapar. Çocukların çalışma yaşamındaki güçlüklere katlanmaları, küçük yaşta, büyüklerin dünyasında ayakta durabilmek için çeşitli savunma mekanizmaları geliştirmeleri boşuna değildir. Bu savunma mekanizmalarından biri, erken yaşta sigara içmeye başlamadır. Madde bağımlılığının ilk adımı olan sigaraya 15 yaşına kadar başladığını söyleyen çocukların oranı, %39’dur ( Fişek 1998).

Türkiye’de iş sağlığı konularında çözümü beklenen konularla ilgili olarak Cumhuriyetin 50. Yılında yapılan bazı saptamaların halen geçerli olduğu görülmektedir. İşçi sağlığı – iş güvenliği konularında 1973 yılında belirtilen ve günümüzde de sürmekte olan sorunların başlıcaları şöyle özetlenebilir (Topuzoğlu 1973 ).

*Sağlık hizmeti yalnızca 50 ve daha çok işçinin çalışmakta olduğu işyerlerinde verilmektedir. Böylece sanayi işlerinde çalışanların yarıya yakın bir bölümü yasa ile bu hizmetlerin kapsamı dışında tutulmaktadır. Sanayi dışı işlerde çalışanlar, özellikle tarım çalışanları ise tümü ile kapsam dışındadır.

*İşyerlerinde ‘’iç denetim mekanizması’’ olan işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları da 50 ve daha çok işçinin çalıştığı işyeri için söz konusudur. Bunun sonucu olarak işyerlerinde hizmetlerin düzenlenmesi bakımından tarafları bir araya getirebilecek olan bu kurul da işyerlerinin çok büyük bir bölümünde oluşturulmamaktadır.

*İşyeri denetimleri yeterli olarak yapılmamaktadır.

*İşyeri sağlık hizmetlerinin ağırlıklı olarak ‘’koruyucu’’ hizmetler olması öngörülmekle birlikte, uygulamalarda tedavi hizmetlerinin ön plana çıktığı ve koruyucu uygulamaların aksadığı gözlenmektedir.

*İşe giriş ve aralıklı kontrol muayeneleri yalnızca ‘’ağır ve tehlikeli’’ işlerde çalışanlara uygulanmaktadır.

*İşyerlerinde sağlık ve güvenlik önlemleri bakımından danışmanlık ve bu konudaki teknik destek hizmetlerinde eksiklikler vardır.

*İş sağlığı hizmetleri genel sağlık hizmetleri ile eşgüdüm içinde değildir.

*İş kazası ve meslek hastalıkları konusu başta olmak üzere genel anlamda iş sağlığı konularında istatistik bilgiler bakımından önemli eksiklikler vardır.

*İşçi sağlığı – iş güvenliği alanında eğitilmiş insan gücü bakımından yetersizlikler vardır.

*Bir yandan işsizlik önemli bir sorun olarak varlığını sürdürürken diğer yandan çocukların çalıştırılması da devam etmektedir.

*İş sağlığı hizmetleri bütün çalışanları kapsamamaktadır.

Sonuç olarak, çocuklar çok değişik nedenlerle, çok değişik çalışma koşulları altında çalışmaktadırlar. Ancak, çocuk istihdamının özellikle rahatsızlık veren ve politika belirleme ve yasa çıkarma açısından öncelik alması gereken üç yönü vardır. Birincisi, önemli sayıda ve yüksek oranda çocuğun çok genç yaşta işe başlamasıdır. İkincisi, bir çok çocuğun (ev hizmetleri görenler ve borç bağımlılığı altında çalışanlar gibi ) sömürü ve istismara son derece açık bir istihdam ilişkisi içinde çalışmak zorunda kalmış olmasıdır. Son olarak, daha bir çok çocuğun çok uzun saatler çalışmakta, yeterli besin, sağlık hizmeti ve eğitim olanaklarından çok ender yararlanmakta ve çoğunlukla çok düşük ücret almakta olduğu da bilinmektedir.

Ancak, iş sağlığı uğraşlarının, uluslararası ve ulusal düzeydeki işbirliği ve işyeri düzeyindeki çalışmalarla başarıya ulaşacağı düşüncesi umut vericidir. İş Sağlığı Hemşirelerinin yaygınlaştırılarak iş yerinde çalışan çocukların sağlıklarının korunması, bakım ve rehabilitasyonlarının sağlanması için çalışmalar yapılmakta olup iş yeri hemşireliği kavramı işlenmeye başlamıştır.

Bu yazı sitemize aittir.



 


 
Bize Ulaşın