Sosyal Hizmet Uzmanları Web Sitesi
  

SOSYAL SORUNLAR

TÜRKİYE’DE ÇOCUĞUN SOSYAL DURUMU 3

(Değerlendirme ve Sonuç)

Aziz ŞEKER

Sitemiz Eitörü
shuaziz@gmail.com

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Kültür/Sanat
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji

Meslek Elamanı Arayan Kurumlar ve İş Arayan Meslek Elamanları


Sitemiz Yazarları

 

 


     Engelli Çocuklar

Dünya’da genel olarak 600 milyonu aşkın insanın engelli olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de ise nüfusun %12.9’u engellilerden oluşmaktadır. Başka bir ifadeyle resmi rakamlara göre Türkiye’de 8.5 milyon engelli yaşamaktadır. Bu dezavantajlı nüfus oranının 3.5 milyon kadarını özel eğitime muhtaç çocuklar oluşturuyor. Bu sayının ise yalnızca 60.000 kadarı özel eğitim alabilmektedir. Toplam engelli nüfusun %12.94’ü ise ancak okuryazardır.

Örneğin, Tohum Otizm Vakfı’na göre, Türkiye’de 18 yaş altı 352 bin otizmli çocuk ve gencin sadece 29 bin 905’inin eğitim aldığı ifade edilmektedir. Bu sosyal sonuçlar gösteriyor ki engelliler başta olmaz üzere engelli çocuklara yönelik sunulan sosyal hizmetlerin hem nitelik hem de nicelik olarak yetersiz olduğudur. Eğitimin önemli bir insan hakkı olduğu ve engellilerin sosyal-ekonomik statüsüne katkısı düşünüldüğünde konunun önemi daha bir artmaktadır.

Çocuk Politikasına Yönelik Makro Eleştiriler

Çocuğun yüksek refahını gözeterek çocukların durumu üzerine bir değerlendirmede bulunacak olursak diyebiliriz ki, şuan ki çocuk algısı pek de mutlu etmiyor bizleri. Dünyada durum şu: Yoksulluk, göç, toplumsal eşitsizlik, çatışmalar bu sosyal sorunun ortaya çıkmasında önemli bir belirleyici. Türkiye’de de böyle bir sürecin ürünü olarak biçimleniyor. Sürekli yenilenen verilere bakarak devam edelim:

OECD’nin ‘Hayat Nasıl? Refah Ölçümleme 2015 Raporu’nda Türkiye’nin 34 üye ülkede arasında % 28.4’lük bir oranla, giderek artan çocuk yoksulluğuyla son sıralara kadar indiği belirtiliyor. Çocuk yoksulluğuna aileye gelir getirmek için çalışan çocuklar da eklendiğinde bu sosyal sorunun boyutları genişliyor. Yaşamını yitiren çocuk işçilerin sayısı, son dört yılda iki yüzü bulmuş durumda… TÜİK, son 10 yılda 482 bin 908 kız çocuğunun evlendirildiğini, çocuk gelin sayısının 2016’da 232 bine çıkarken yalnızca 2015’te 15-17 yaş arası toplamda 17 bin 789 kız çocuğun doğum yaptığını verilerinde işlemektedir. Çocuklar için iyiye ve güzele uzak bir dünya…

Şimdide Türkiye’de çocukların sosyal durumu üzerine kısa bir değerlendirme yapmak için “Çocuk İhmal ve İstismarı Önleme Platformu”na kulak verelim:

Çocuklar sadece bazı toplumsal durumlarda (eğitimsiz/yoksul aile gibi) değil, toplumun genelinde risklere açık olarak yaşamaktadır.

I. Devletin çocuğa bakış açısı ve çocuklara yönelik yükümlülüklerini yerine getirirken izlediği politikaların aşağıda sıralanan sonuçları çocuklara yönelik riskin ana zeminini oluşturmaktadır:

•Devletin, çocuğu yurttaş olarak hak sahibi bir birey konumunda görmeyip onunla sadece korunmaya muhtaç olduğu noktadan ilişki kuran bir sistemi benimsemiş olması; riskleri önceden gören ve önlemeye yönelik çalışan bir sistemin olmaması,

•Çocuğun gereksinimi olan ortamların desteklenmemesi, risklere karşı olumluyu özendiren ya da ortaya koyan ortamların ve mekanizmaların olmaması,

•Hizmetlerin ve kaynakların planlanmasında bütün çocukların gelişim ve topluma katılımlarına yönelik gereksinimlerinin öncelikli olarak dikkate alınmaması ve bu ortamların (hamilelikten itibaren izleme ve destekleme hizmetleri, anne baba okulları, okul öncesi eğitim hizmetleri, okul saatleri sonrası sosyal kültürel merkezler, parklar, oyun ve spor alanları, yetenek ve becerilerini geliştirme merkezleri) yeterince olmaması,

•Tüm çocukların gelişim ve topluma katılım surecindeki gereksinimlerini dikkate alan bir çocuk politikası olmaması: Özgürlükçü-eşitlikçi olmayan; otoriter, baskıcı ve sorgulatmayan yöntemleri tercih eden ve çocuk gerçeğini görmezden gelen eğitim politikaları ve eğitim sistemine bağlı olarak eğitim kurumlarının ihtiyaca cevap verebilecek nitelikte olmaması,

•Sosyal yardım sisteminin hak temelli örgütlenmemiş olması,

•Çocuğun korunma ihtiyacını gidermeye yönelik olarak kurum bakımının yaygın olarak kullanılması, aile ve aile tipi bakımı güçlendirecek hizmetlerin yeterince var olmaması,

•Çocukların bir arada yaşadıkları kurumlarda, birlikte bulundukları okul gibi ortamların çocuklara yönelik riskleri fark edecek ve önleyecek biçimde tasarlanmamış olması,

•Çocuklara yönelik hizmetlerde çalışan personele riskleri erken fark etme ve etkili müdahale etme becerilerini geliştirecek

desteklerin ve özlük haklarının yeterince sağlanmaması.

II. Toplumsal sorunlar en çok çocukları olumsuz etkilerken, bazı toplumsal değerler ya da kurumlarda çocuklar için riskli olabilmektedir:

•Sosyo-ekonomik güçlüklerin yarattığı riskler ve risk ortamları: işsizlik, savaş, göç, mültecilik, azınlık gruplarına mensup olmak gibi yapısal eşitsizlikler,

•Şiddetin meşrulaştırılması ve olağanlaştırılması; çocuğun içine doğduğu veya ait olduğu sosyal çevrenin istismar edici nitelikteki yapıları, onları bedensel ve ruhsal olarak yaralayıcı cezalandırma, öldürme hakkı veren töreler ve bunu destekleyen özlü sözler ile pekiştirilen kültürel normları ve çocukla ilgili geleneksel düşünme biçimleri, yetiştirme tutumları,

•Toplumsal değerleri çarpıtan, cinsellik ve şiddet görüntüleri içeren, çocukları tüketimin hedef kitlesi haline getiren ve cinsel yönden objeleştiren, bunun yanında topluma yönelik tehdit gibi gösterip önyargılar oluşturan yazılı ve görsel yayınlar.

III. Çocuğu bakıp, gözetmek, hayata hazırlamak yükümlülüğünü temelde aile taşırken bu yükümlülüğü desteklemesi ve kolaylaştırması gereken devletin bunu değerlendirmekte ve yerine getirmekte yetersiz kalması (çocuklara ve ailelerine yönelik sosyal destek sisteminin yetersiz olması) aşağıdaki durumları çocuklara yönelik risk faktörleri haline getirmektedir:

•Aile içi şiddet ve geçimsizlik, iletişimsizlik, yetersiz ebeveyn tutumları, ebeveyn-çocuk arasındaki bağlanma bozuklukları,

•Anne ya da baba ölümleri, terkleri, boşanmalar, üveylik ve evlatlık durumları,

•İstenmeyen gebelik, gayri meşruluk,

•Sık ve erken doğum,

•Ergenlik çağında (20 yaş altı) anne-babalık,

•Ailede ruhsal ya da bedensel süreğen hastalıklı veya engelli bireylerin olması,

•Ailede alkol ve madde bağımlısı bireylerin olması,

•Çocuklarda görülen gelişimsel, ruhsal bozukluklar ve engellilik durumları.[1]

Bunlara ek olarak 2015 yılı Avrupa Birliği İlerleme Raporunda da çocuk refahı alanı ile ilgili dikkat çekici yönlere eğilelim:

2013-2017 Ulusal Çocuk Hakları Strateji Belgesi ve Eylem Planı uygulanmamıştır. Çocuk Haklar İzleme ve Değerlendirme Kurulu toplanmamıştır. Çocuk haklarıyla ilgili şikâyette bulunma ve raporlama konusundaki düzenlemeler kapsamları ve etkililikleri bakımından sınırlıdır. En kötü biçimleri de dâhil olmak üzere çocuk işçiliği devam etmektedir. Çocuklara yönelik şiddeti önlemek için ulusal bir strateji bulunmamaktadır. Çocuklara yönelik cinsel istismar ve kötü muamele vakalarına ilişkin araştırmalar yetersizdir. Erken yaşta ve zorla yaptırılan evlilikler bir sorun olmaya devam etmektedir. Çocuk adaleti konusunda, çocuk mahkemeleri tüm illere kurulmamıştır.[2]

Unutulan bir başka konu ise kadın infaz kurumlarındaki çocuklarla ilgili: 0-6 yaş grubundan yüzlerce çocuğun cezaevlerinde annesiyle birlikte yaşadığıdır. Süren bir sorun… 

Neler Yapılabilir?

Çocuklar bir parçasını oluşturdukları toplumu yansıtırlar ve dolayısıyla heterojen bir grupturlar. Kimileri zengin, kimileri yoksul, bazıları siyah, beyaz ve kızdır; hemen hemen sonsuz bir çeşitlilik söz konusudur. Ancak bu çeşitliliğe bağlı olmaksızın bütün çocuklar ortak bir noktanın (çocuk olma statüsü) bir sonucu olarak bu politik, ekonomik, yasal, eğitimsel ve evle ilgili kısıtlamalara maruz kalırlar. Ayrıca yetişkin toplumunda olduğu gibi bazı gruplardan gelen çocuklar daha fazla acı çekerler ve ırk, cinsiyet, sınıf, fiziksel ya da zihinsel engeller yaşa bağlı haksızlıkları açıkça şiddetlendiren faktörlerdir. Yoksul çocukların yaşamın ilk yılında hayatta kalma, yüksek eğitim görme, sağlıklı beslenme ve iyi barınma ihtimalleri daha düşüktür; buna karşılık sürekli vesayete alınma, hastalanma ve bazı hastalıklardan ölme ihtimalleri daha yüksektir. Fiziksel ve zihinsel engelli çocuklar haklarını garantilemek konusunda özel güçlüklerle karşılaşırlar ve onların özel sorunlarının daha geniş bir tartışmasını ele almamızın mümkün olmaması üzüntü verici bir durum. Dolayısıyla bazı çocuklar evde, okulda ya da bir dizi başka sosyal yardım ya da cezalandırma kurumunda daha fazla sıkıntı, sefalet, fiziksel, zihinsel ya da cinsel kötü muamelelerle karşılaşıyorlar.[3] Bu karşılaşılan sorunların çözümünde çok yönlü çalışmalar yapılmakla birlikte olumlu anlamda istenilen duruma gelinmediği bilinmektedir.

Çocuk refahı alanı, çocuğa ve ailesine, çocuğun fiziksel, sosyal, duygusal bakımdan bireysel yeteneklerine göre gelişimine ve sosyal iyiliklerine yönelik hizmetleri içeren yardım sürecidir. Bu hizmetlerin düzeyi ve çeşitliliği, toplumun çocuğa ve aileye verdiği önemi ve değeri yansıtır. Çocuk refahı hizmetleri, çocukların mutlu bir yaşam sürmelerini ve yeteneklerini olabildiğince en üst düzeyde geliştirmelerini amaçlayan geniş bir çalışma alanı oluşturur. Bu etkinlikler, doğrudan doğruya çocukla ilgili olabildiği gibi aile hayatının devamına, güçlendirilmesine ve çocuğun tam gelişimine uygun bir toplum düzenine de yönelik olabilir.[4]

Çocuk refahı hizmetleri alanında bölgesel, ulusal, uluslararası çalışmalar yapılmakta, hükümetler ve hükmet dışı kuruluşlar önemli sorumlulukları yerine getirmektedirler. Örneğin, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 19, 34 ve 35. maddeleri uyarınca taraf devletler, her türlü tedbiri alarak çocuk sömürüsünü önlemek ve çocukları korumakla yükümlüdürler. Sözleşmeye ek olarak düzenlenen “Çocuk Satışı, Çocuk Fuhuşu ve Çocuk Pornografisi ile İlgili Ek Protokol” ile çocuk sömürüsünün türleri olan çocuğa yönelik ticari cinsel sömürünün engellenmesi çalışmaları üzerinde durulmuştur. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine ek olarak (CEDAW), İnsan ticaretinin önlenmesi, durdurulması ve cezalandırılmasına yönelik protokol kabul edilmiştir. İnsan Ticaretine Karşı Eyleme İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ile bu alandaki mücadelenin hem hukuki bağlamda yürütülmesi hem de uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Yine Sanal Ortamda İşlenen Suçlara İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesiyle ise işbirliğinin geliştirilmesi ve toplumun korunması üzerinde durulmuştur. İnternet teknolojileri ile çocuğa yönelik cinsel sömürünün türleriyle mücadelenin hukuksal zemini üzerinde ayrıca durulmuştur.

Türkiye yukarıda bahsi geçen sözleşmelerin tümünü imzalamış ve onaylamıştır. Bu alanda diğer sözleşme ise 2011’de onaylanıp 2012 yürürlüğe konan Lanzarote sözleşmesidir.

Yine iç mevzuatta ise 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu alanda önemli düzenlemelerin yapılmasının önünü açmıştır.

Uluslararası sözleşmeleri imzalayan Türkiye bunları içeride uygulamaya çalışmanın hukuki zeminini oluşturma anlamında önemli gelişmeler kaydetmesine rağmen tam anlamıyla pratikte istenilen düzeye gelinmemiştir. Çünkü sorunun toplumsal yapıya ilişkin kısmı, nasıl bir dinamiğe sahip olduğu, nedenleri ve sonuçlarıyla rasyonel mücadele, aile ve çocuğa yönelik sosyal hizmetleri güçlendirme, yasaları sosyal pratiklere aktarmada zihniyet değişiminin önemi, reel bir çocuk politikası oluşturma gibi konularda yapılması gerekenler var. Başka bir açıdan bakacak olursak çocuklarla ilgili sorunların sürmesinin nedenleri arasında Gündem Çocuk Derneği’nin Hande Çayır’a o anlamlı söyleşide anlattığı engelleri görürüz. Yani, “çocuğun hak ve özgürlükleriyle ilgili pek çok alanda eksiklikler söz konusu. Temelde devletin ve toplumun çarpık çocuk algısından tutun da yaşam, eğitim, sağlık, gelişim hakkına kadar birçok alanda hak ihlallerini görüyoruz. Aslında en temel eksiklik Türkiye’de bütüncül, hak temelli, çocuğu odağına alan bir ülke çocuk politikasının olmaması...”[5]

Sonuç olarak çocuk ister korunmaya muhtaç, masum, zayıf olarak ister birey, yurttaş, hak öznesi olarak değerlendirilsin, vurgulanması gereken nokta çocukların korunması ile çocuk haklarının korunmasının temelde birbirine karşıt değil, birbirini tamamlayıcı çabalar olduğudur. Çocuk, hem yalnızca insan olduğu için temel hak ve özgürlüklerin sahibidir, hem de fiziksel ve psikolojik özellikleri nedeniyle korunmaya gereksinim duymaktadır.[6] Bu nedenle çocuğu birey olarak gören bir toplumsal yapının inşası; toplumda yaşayan insanların çocuk haklarını, çocuklara yönelik mevzuatı, çocuk refahı alanlarına yönelik hizmetleri etkili bir biçimde içselleştirmesinden, yürütmesinden ve çocuğa bir insan olarak duyacağı saygıdan geçiyor.


[1]Ülgen, C. Ongun, C. (2009) Çocuk İhmal ve İstismarı Önleme Platformu (Yapılandırma Toplantıları) yay. haz. A. Beyazova ve Seda Akço. İstanbul Barosu. s, 10, 11,12

[2]Avrupa Birliği Türkiye İlerleme Raporu, 2015

[3]Franklin, B. (1993) “giriş”. Çocuk Hakları. Der. Bob Franklin. çev., Alev Türker. Ayrıntı Yay., Ankara, s,16

[4]Koşar, G. N. (1992) Sosyal Hizmetlerde Aile ve Çocuk Refahı Alanı. İltek A.ş. MN Ofset. Ankara, s, 36

[5]Çayır, H. (2016), “Gündem Çocuk Derneği Anlatıyor; neler yapıyorduk, neden kapatıldık?” T24.

[6]Turanlı, K. (2003) “Yoksulluk, Çocuk ve Çocuk Hakları” Türkiye İnsan Hakları Hareketi Konferansı 2002. yay. haz. Gül Erdost. Türkiye İnsan Hakları Yay., Ankara, s, 177-187

                                                         
                                                                                        BİR ÖNCEKİ BÖLÜM

                                                                                              

1.BÖLÜM          2.BÖLÜM          3.BÖLÜM


 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org