Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE TÜRKİYE’DE SOSYAL HİZMETLER

( YEREL YÖNETİMLER YASA TASARISININ SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMUNA YANSIMALARI )

“SHÇEK Genel Müdürlüğü taşra teşkilatının görev ve yetkileri ile huzurevi, çocuk yuvası, kreş gibi tesisleri ile bina araç ve gereci, taşınır ve taşınmaz malları alacak ve borçları bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personelinin belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları dışında il özel idarelerine devredileceği...”Yasa tasarısının geçici 1. maddesi

Sosyal hizmetlerin, Kamu Yönetimi Reformu ile yerel yönetimlere devrinin süreç ve dinamiği; IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütünün ekonomi politikalarının bir getirisi olan küreselleşmeyle bağlantılı olarak yani, yaşanan yüzyılın ilintili olduğu sosyoekonomik ve tarihsel ilişkilerin bütünsel yapısı ile ilişkilendirilerek açıklana bilir ancak. Bütünselliği göz ardı etmek şüphesiz üzerinde çalıştığımız olgunun parçalarını da anlamsızlaştıracaktır.

Sosyal hizmet düşüncesinin ortaya çıkışında sanayi devriminin büyük etkisi olmuştur. Sosyal hizmet düşüncesi dünya uluslarına XIX. yüzyılın dönüşümler ve değişimler perspektifinin bir getirisidir. Sanayi devrimi, batı toplumsal yapısında önemli toplumsal değişimler yarattığı gibi endüstrileşmenin getirisi olan toplumsal sorun alanları da yaratmıştır. İşte sosyal hizmet, büyük oranda bu sorun alanlarının çözümüne yanıtlar aramıştır. Sosyal hizmetin bir disiplin ve meslek anlayışında şekillenmesinde, toplumsal yapıdaki bu mikroskobik ve mikroskobik problemlerin çözümüne sunmuş olduğu sosyal refah modelleri etkili olmuştur. Bu süreçte sosyal hizmet disiplininin ve mesleğinin parametreleri olarak demokrasi, laiklik, akıl, bilim, hümanizma, sosyal hukuk devleti, ulus gibi belirleyiciler de büyük önem kazanmıştır.

Yüzyılımız “neo emperyalizmin” kanlı yüzyılıdır. Küreselleşme, emperyalizmin; yani kapitalizmin gömlek değiştirmiş halidir, ufak bir benzetmeyle yüzü güzel bir vampirdir küreselleşme. Biliyoruz ki sosyal hizmet modernitenin bir ürünüdür. Modernlik projesinin bir kurumudur. Modernlik ise aydınlanma düşüncesine bağlı olarak gelişen bir toplumsal tasarı biçimi. Küreselleşme kültürel yönleriyle postmodernizm, demokrasiye - ulus devlete, sosyal hizmet düşüncesine karşı bir başkaldırı biçimidir. Küreselleşme argümantasyonunun ana hatları kapitalizmin değerlerinde, emek - sermaye çelişkisinde, yoksullaşan halk kitlelerinde, sömürüde...hayat bulur. Toplumsal bütünleşmeyi dinamitleyen bir süreçtir küreselleşme. İşçi sınıfının dayanışmasını parçalar, böler ve atomize eder. Farklılaşma adına Ulusları mikro milliyetçilik anlayışı altında bir savaşımla karşı karşıya bırakır. Aynı coğrafyada hukuksal eşitlik, vatandaşlık tümleyenlerine sahip Ulus devlet biçimlenişini yok eder. Küreselleşme işsizliktir. Emperyalizmin esnemesi olarak tabir edilen küreselleşme dünya halklarına yoksulluk, kitlesel işsizlik, göç, ayrımcılık, ırkçılık, etnik çatışmalar ve sayısız toplumsal sorunlar getirmiştir. Hemen bir örnek verelim, “Gelişmekte olan ülkelerde yaşayan 4,5 milyar kişi arasında her beş kişiden üçü temel altyapı hizmetlerinden yararlanamıyor: üçte bir içecek su bulamıyor, dörtte biri ev demeye layık bir yerde oturmuyor, beşte biri sıhhi ve tıbbi hizmetlerden hiç yararlanmıyor. Beş çocuktan biri herhangi bir okula 5 yıl bile gitmiyor; sürekli beslenenlerin oranı da aynı. Gelişmekte olan 100 ülkeden, 70-80’inde kişi başına düşen ortalama gelir bugün on, hatta oyuz yıl öncekinden bile daha düşük.”( Bauman, Zygmunt 2000, Siyaset Arayışı, Çev: T.Birkan. Metis Yay.İstanbul. )

Küreselleşme bir kaos durumudur. Varlığını, üstyapısal kurumu görünümünde olan postmodern söylemlerle besler. Toplumsal gerilimleri artırır. Toplumsal sorunların çözümü için yapısal öneriler getirmez. Dünya halklarını yoksullaştırır. Ulusların sosyal hizmet uygulamalarını işlevsizleştirir. Sosyal bilimler arasındaki ayrımcılığı körükler. Sosyal bilgiyi parçalara böler. Sosyal devletin toplumsal koruma dizgelerini piyasanın vahşetine terk ederek sosyal devlet olgusunu içeriksizleştirir.

Kapitalizmin yeni formu olan küreselleşme ve postmodernizm, sosyal devlet anlayışını geriletmiştir, geriletmeyi de sürdürecektir. Ve bu nedenle sosyal hizmet de gerileyecektir, ticarileşecektir. Küresel mantık, sosyal hizmet çalışanlarının örgütlenmesini engelleyecek, iş güvencesini yok edip çalışanların sosyal - özlük haklarını kısıtlayacaktır.



KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU

24. 5.1983 tarihinde 2828 sayılı kanunla kurulan katma bütçeli ve tüzel kişilikli bir kamu kurumu statüsünü taşıyan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun amacı, korunmaya muhtaç çocuklara, özürlülere, yaşlılara, ailelere ve gereksinim duyan insanlara ayni ve nakdi nitelikte geçici ve sürekli sosyal hizmetler sunmaktır. Sosyal hizmetler, “İnsanların sağlık ve iyilik halinin geliştirilmesinde, insanların kendilerine daha yeterli hale gelmelerinde, aile bağlarının güçlendirilmesinde, bireylerin, ailelerin, grupların veya toplulukların sosyal işlevlerini başarıyla yerine getirmelerinde yardımcı olmak amacıyla, sosyal hizmet uzmanları ve diğer meslek mensupları tarafından yürütülen etkinlik ve programların bütünü” olarak tanımlanmaktadır. Kuşkusuz sosyal hizmet program ve politikalarının başarısı da uygulandığı devlet yapısının niteliklerine bağlıdır. Türkiye Anayasasının 61’inci maddesinde bu durum somutlanır, her ne kadar uygulamalarda büyük sorunlar yaşansa da, “Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar. Devlet, sakatların korunmaları ve toplum hayatlarına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır. Yaşlılar, devletçe korunur. Yaşlılara devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir. Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alır. Bu amaçla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar ve kurdurur” Bu maddenin işleyişine ilişkin Türkiye’deki sosyal hizmet uygulamaları daha çok bir toplumsal koruma dizgesi olarak işlev veren SHÇEK’nun kuruluşlarında işlevsellik kazanır. Bunun dışında Türkiye’de diğer sosyal güvenlik uygulamalarına da rastlanmaktadır: Sosyal sigortalar, sosyal yardım büroları, yeşil kart uygulamaları gibi. Zaten sosyal hizmetin ilgili alanlarını; eğitim, sağlık, adalet, sosyal güvenlik çatısı altında değerlendirmekteyiz. Türkiye’deki sosyal hizmet prizmasının varlığını hissettirdiği kuruluşların başında, çocuk yuvaları, yetiştirme yurtları, huzurevleri, toplum merkezleri, rehabilitasyon merkezleri, sığınma evleri gibi sosyal hizmet kuruluşları gelmektedir. Günümüze ulaşan rakamlar göz önüne alındığında 20 bine yakın çocuğun korunmaya muhtaçlık kapsamında olduğunu kimi verilere dayanarak ifade edebiliriz. Ayrıca sosyal yardım bürolarına başvuranları saymazsak, 20 bine yakın insan da SHÇEK’dan, çeşitli sosyal ekonomik nedenlerden ötürü sosyal yardım almaktadır. Sosyal devletin anlam ve önemini yitirdiği küresel yüzyılda sosyal hizmet uygulamalarına daha az ödenek ayrılırken, sosyal hizmet uygulamalarının bir kısmı da nasıl bir kuramdan beslendikleri belli olmayan sivil toplum kurumlarına kaydırılmaya çalışılmıştır. Sivil toplum örgütlerinin çoğunun da arkasında Avrupa’nın, Amerika’nın, Dünya Bankası’nın olduğunu da, az çok düşünen her varlık biliyor.

Sosyal hizmetlerin yerel yönetimlere bağlı olduğu ülkelerin çoğunda demokratik bir kültür, güçlü bir işçi sınıfı, hukuk devletinin gereklerini yerine getiren bir kamu idaresi ve sosyal refahı önemseyen demokratik çağdaş bir ulus devlet yapılanması vardır. Sosyal hukuk devletinin gereklerini dahi tam anlamıyla yerine getiremeyen, demokratik işleyişin olgunlaşmadığı ülkemizde sosyal hizmet alanlarını yerel yönetimlere devretmek; yerel yönetimlerin hizmet alanlarına terk etmek sosyal hizmetin bir politika olarak yaygınlaşmasını aksatacağı gibi, sosyal hizmetleri yerel unsurların etkisinde siyasallaştıracaktır. Öyleki sosyal hizmet alanlarında çalışan meslek elemanları olan sosyal çalışmacıların ( Sosyal hizmet uzmanları ), ülkenin sosyal boyutunun yerel yönetimlere devredilmesiyle mesleki örgütlenmelerinin seyri de aksayacak, yerel bürokratik bir anlayış içinde meslek kültürlerinin gelişimi de gerileyeceklerdir. Böylelikle iş uyumu ve iş yaşamı bozulacağı gibi, sözleşmeli istihdam, norm kadro, performansa bağlı ücret, esnek çalışmanın olumsuzluklarını taşıyan iş koşulları, henüz daha patronaj ilişkilerini terk edemeyen bir coğrafyada, hem çalışanlar hem de sosyal hizmet kuruluşlarından hizmet alan insanlar açısından yerel inisiyatiflerin etkisi altında kalacaktır. Bu durum sosyal hizmetlerin adil ve insani dağılımında zaten varolan dengesizliğe yeni dengesizlikler ekleyecektir.

Küreselleşme sürecinin getirisi olan sosyal ekonomik politikalar, ulusal kalkınma ve ulusal gelişimi güçsüzleştirir. 24 Ocak 1980 ekonomik istikrar(!) kararlarını uygulamaya başlayan Türkiye’de liberal ekonomik politikaların halka getirmiş olduğu yoksulluk ve sefalet açmazını anımsayacak olursak yine yerel yönetimlere devredilmeye çalışılan sosyal hizmetlerle de kapitalizm, 21. yüzyılda Türkiye’deki nihai amacına yaklaşmış olacaktır.

Türkiye gibi ülkelerde sosyal hizmet politika ve uygulamaları bütüncül bir anlayıştan hareket edilerek değerlendirilmelidir. Sosyal hizmet çalışanlarına, sosyal hizmet okullarına düşen görev sosyal hizmet disiplin matrisinin temel unsurlarına sahip çıkarak, sosyal ekonomik hakları kısıtlayıcı her türlü müdahaleye, küreselleşmenin getirisi olan her türlü politika ve uygulamalara örgütlenerek karşı çıkmaktır. Unutulmamalıdır ki, sosyal devlet olmadan sosyal hizmetin yaşaması mümkün değildir.

Türkiye’de, kamu yönetim reformunun, personel yönetim yasasının, yerel yönetimler yasa tasarısının yaşam bulması demek toplumsal mücadele kaynaklarının infilak etmesi, neo liberal politikaların, posmodernizmin yaşam bulması demektir. Bu ekonomik politik durum mikro milliyetçiliklerin, fundemantalizmin önünü de açacaktır. Küreselleşme, ulusların iç dinamikleriyle oynamaktadır. Sermayenin uluslar arasılaşmasıdır, küreselleşme ulusal birlikteliği bölgesel ve özerk yapılanmalar altında sarsacak, sosyal hizmet uygulamalarının yapısal yanını göz ardı edip yerelleştirecektir. Bu yerelleşme olgusu neo liberal saldırının karanlık yüzüdür. Uluslar arası sermaye hiçbir koşulda kendisine engel teşkil edecek bir yapı görmek istemediğindendir ki demokratikleşme adı altında yerelleşme olgusuna yatırım yapmaktadır. Bu süreç mevcut sosyal devlet yapılanmasını da ortadan kaldıracaktır.

 


 
Bize Ulaşın