Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri
 


 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

Üçüncü Çocukluk Çağı

Prof.Dr. Kemal Çakmaklı
Sosyal Hizmet Uzmanı

 Hatırlanacağı gibi çocuk 1.Bunalım döneminden sonra 2.çocukluk çağına, 2.Bunalım döneminden sonra da, 3.Çocukluk çağına girmektedir. İnsanlar psiko-sosyal erginliğe ve olgunluğa erişebilmek 3 aşamaya gereksinim göstermektedir. Buna 1. 2. 3. bunalımlar devresi denmektedir. 8-12 yaş döneminde 3. çocukluk çağı yer almaktadır. Şimdi bu döneme has özellikleri gözden geçirelim:


Bu çağ egosantrizmin gerileme çağıdır. Egosantrizm çocuğun kendi benliğini merkez haline getirmesi, bencillik, egoistlik dediğimiz hâl olmaktadır. Oyuncaklarını, annesini, babasını vd. kimselerle paylaşmak istememesi ha­lidir diye kısaca hatırlatabiliriz. Bu gelişimdir ve iyi bir olay­dır. Böylece egosantrizmin gerilemesi çocuğun sosyal plânda benzerlerinin dünyasına tamamıyla girmesine imkan verir. Bu aynı zamanda çocu­ğun zihin planından düşünce dünyasına girmesine imkân verir. Akıl ve ruh sağlığını oluşturan psiko-motor güçlerin gelişmesi yanında düşünmenin de bu gelişimlerin bir verisi olarak gelişmesi hız kazanır. Artık çocuk eskiye nazaran da­ha düşünen ve kendi iç dünyasında sebep sonuç bağıntısı aramaya başlayan bir kimse olur.

Bütün bu gelişimleri engelleme, en azından onlara olumsuz etkiler söz konusu olmaz ise ilerleme süratli olur, bu çağ başarıyla tamamlanır. Yine burada da aile anlaşmazlık­ları en büyük tehlikeyi meydana getirir. Onun sosyal çevre­ye (dış dünyaya) yeterince açılabilmesinde mühim bir olum­suz etki yapar. Bu hâl onun çeşitli psiko-sosyal sorunlarının da aileye açılabilmesini engeller. Çocuk iç dünyasına kapa­nır ve bu haller bu dönemin önemli zenginliklerini tehlikeye sokar veya onların elde edilmelerini güçleştirir.

Bundan önceki dönemde çocuk herşey hakkında ken­disine göre -egosantrizmin şiddeti nispetinde- tabiat olayları­na dair çeşitli açıklamalar yapmaktaydı.

Çocuk ancak 9-10 yaşlarına doğru doğa olayları hak­kında düzgün açıklamalar yapmaya başlar. Örneğin ağaç hareket etmek istediği ve kendisine özgü bir kuvveti olduğu için değil, fakat rüzgâr onu hareket ettirdiği için dallarını kı­mıldatır diye düşünmeye başlar. Yine bunun gibi, bulutların kendi iradeleriyle ve iç kuvvetleriyle hareket etmediğini onun da rüzgâr etkisiyle olduğunu düşünür. Görüldüğü gibi çocuk yavaş yavaş ve bir plân dahilinde gerçekleri görmekte ve psiko-sosyal gelişimini tamamlamaktadır. Bu gelişimin evrelerini iyi bilmek ve çocuğa saygılı olmak ona yapılabile­cek ilk büyük hizmettir.

Bu yaşa kadar çocuk yetişkin bir kimse tarafından kendisine yapılan açıklamaları dinliyor fakat benimsemiyor­du veya kişisel inançlarıyla hayalleriyle birleştirmeye çalışı­yordu. Bu hâl üçüncü çocukluk çağında daha gerçekçi dü­şüncelere yerine bırakacaktır. Zihin düzeyinde devam eden gelişmelerin buna müsaade ettiğini hatırlamakta yarar var­dır.

9 yaşından önce çocuk hiçbir zaman birtakım ilişkileri (sebep-sonuç ilişkilerini) yeterince göremez. Örneğin anlatılan hikaye yarıda bırakılıp çocuğun kendine göre bu hikayenin sonunu getirmesi ondan istense çocuk bunda başarılı olamaz. Çocuğun hikayeyi mantıkî bir şekilde bir neticeye bağlayamadığı gözlenir. Çocuk bu hi­kayede geçen 2 nci, hatta 3 ncü derecedeki bir meseleyi ele alır ve hikayeyi onunla bitirmek ister. Esas konuyu ihmal eder. Hikayenin sonunda ise olayla ilişkisi olmayan bir senaryo sergiler. Dinleyen bundan bir zevk almaz ve ona türlü sualler sorar, hikayeyle ilgili olarak, hikayedeki filanca ne oldu, pekiyi o kimse sonra ne yaptı vs. gibi. Anlamlı bir sebep-sonuç ilişkisi kuramadan hikayeyi tamamlar.

Bu çağda resimleri gibi, kendi anlatacağı hikayeleri de birbirini tutmayan şeylerle doludur.

Mantıklı bir şekilde muhakeme işini 10-12 yaşından küçük çocuğun yapmasına imkân yoktur. "Çünkü, ma­demki, öyleyse" gibi kelimeler onun dilinde ancak 9-10 yaşları arasında görülür. Bu konuda aile olarak bilgili dav­ranmak lazımdır, bu zihin gelişmesinin önemli bir aşamasıdır.

Çocuk 11 yaşından önce A, B'ye eşit olduğu ve B'de Cye eşit ise, A'nın da zorunlu olarak Cye eşit olduğunu ifa­de etmekten acizdir. Çocukları kolejlere hazırlamak için onların yarış atı gibi koşturulmalarına ne demelidir?

Bu çağda ders kitabını yazdırarak bunu öğrenin gelin tarzında bir açıklama çocuğun merakını öldürür.

Annelerin ve çocukla ilgili bireylerin onun sorularına cevap vermek için her gün onlara birkaç dakika ayırmaları gereklidir. Yeter ki soruları ilgisizlikle karşılanmasın. Haklı meraklarını tatmin için yakınlarından ümidini kesmesin. Bu çocuk ile aile arasında diyaloğun kopmaması anlamında da olmaktadır ve önemlidir. Böylece anne-baba ve çocuğun ya­kın sosyal çevre bireyleri çocuğun üzerinde yaptıkları etkiyi -büyük etkiyi- korumuş olurlar. İleriki yıllarda buna özellikle çok ihtiyaç olacağı unutulmamalıdır, aileye başkaldıran ço­cuklar vd. böyle böyle ortaya çıkarlar.

Bilindiği gibi üçüncü çocukluk yaşı olan 8-12 yaş arası çocukların psiko-sosyal özellikleri üzerinde durulmaktadır. Bu çağın diğer özellikleri şöyledir:

Merak çocukları hayata sevk eden önemli bir özel­liktir. Çocukların kişisel merakları gerçeklerle temas ettik­çe tatmin olur. Bu nedenle bu çağda da çocukların kişisel meraklarını tatmin edebilmeleri için onlara keşif görevleri verilerek gelişimlerini iyi anlamda desteklemiş oluruz. Bu nasıl olabilir? Çocuk soru sorduğu zaman ona zaman ayırıp yanıtlar vermekle olur. İlgi duyduğu konularda ona fırsatlar tanımakla olur. Sözgelimi senfonik konseri merak eden ço­cuk, bilet alınıp oraya götürülür, bu konuda ona bilgi verilir. Hayvanat bahçesini merak eden çocuk oraya götürülür, gi­derken, gelirken kendisiyle ilgilenir çocuk ciddiye alınır, o alanda açıklamalarda bulunulur. Esas olan çocuğa samimi olarak ilgi duyabilmek zemini oluşturmaktadır, bu alanda onu tatmin edebilmek için.

Aritmetik problemlerine ait açıklamaları çocuk ortala­ma olarak 11 yaşından önce kavrayamaz.

10-11 yaşındaki çocuk artık her şeye kolayca inanma­ya başlar. Ancak gördüğü işittiği ve söylediği şeyler hakkın­da hüküm vermesini öğrenir. Bu onun bu dönemdeki geli­şimlerinden bir tanesidir.

12 yaşına doğru çocuk, muhakeme kabiliyetini çok defa aşırı bir şekilde belli etmeye başlar. Her şeyi mesele yapabilir ve yine her şey üzerinde tartışmaya eğilimlidir. Bu onun çevresinde yeni güçlüklerle karşılaşmasını sağlar. Ken­disine yapılan hizmetleri, kendisine verilen sözleri eleştirir. Bilindiği gibi muhakeme akıl ve ruh sağlığını oluşturan mele­kelerdendir. Şahsın etrafında ve kendisinde cereyan eden hadiseleri akl-ı seliminin süzgecinden geçirerek onlardan doğru neticeler çıkarma melekesidir. Hal böyle olunca ço­cuk bu tanımda belirtilen durumu 12 yaşma doğru aşırı bir şekilde belli etmeye başlar. Anne-babaların ve çocukla ilgili bireylerin onun bu özelliğini bilmeleri ve ona ters düşmeme­leri gerekmektedir. Kendi haklarının amansız bir savunucu­su olabileceği gibi, haksızlıklara da tahammülü azalmıştır. Kendi kendini de eleştirmeye böylece daha belirgin olarak başlar. Muhakeme kabiliyeti bunu da kendisine sağlar. Ken­disini kendisinin tanıyabilmesinde bu dönemde sosyal çalış­ma bilim ve sanatından çok yararlanır. Keza çevresini de ta­nıması için bunu söyleyebiliriz.

Zaman kavramı, zamanın önemi, zamanı değerlen­dirme gibi konuları çocuk 9 yaşlarında kazanır. Zamanını ayarlayabilmesi 9 ncu yaşın en büyük kazançlarındandır. Derslerimi şu kadar saatte bitirebilirim veya bitiremem gibi yargılara varabilmesi önemli bir gelişim olarak değerlendiril­melidir. Zaman kavramı gelişmemiş nice büyükler vardır. Görüldüğü gibi bu da tesadüfi olmamaktadır. Oluşması geliş­mesi zamanı ve kuralı bulunmaktadır. Herşey zamanında güzeldir, bunları ilk rehber olan anne ve baba -özellikle- ço­cuğuna sağlayacağı kolaylaştırıcı imkânlarıyla temin edebil­melidir. Günümüzde annenin de çalışma hayatına girmesi, türlü ekonomik sıkıntılar belki yeterince çocuklara aile ilgisi­ni mümkün kılmamaktadır.


Şimdi çok önemli bir noktaya daha gelinmiştir. Üçün­cü çocukluk çağı (8-12 yaşlar) tam bir koleksiyonculuk çağı­dır. Bu zevkin geliştirilmesi gereklidir. İleride üçüncü kapris­ler döneminden çocuğun kurtarılmasında, bu dönemi başa­rılı bir şekilde atlatabilmesinde bu tür zevklerin çocukta ge­lişmiş olması aranacaktır. Çocuğun yapabileceği bazı kolek­siyon (biriktirme) işleri şöyle olabilir. Pul koleksiyonu, para koleksiyonu, kartpostal koleksiyonu, bitki koleksiyonu vd. Örne­ğin bir eski kitap arasında bunları beyaz bir kağıda yapıştırması ve bir klasörde bunları saklaması. Daha pekçok faydalı psiko-sosyal olgunluğa ermede kolaylık sağ­layabilecek koleksiyonculuk türleri vardır. Bu işleri bilen bir aile dostu sözgelimi çocuğa faydalı olabilir, onu koleksiyon­culuğa yönlendirebilir. Çok anne-baba bilirim ki, bir tek pul defteri alma masrafını üslenmeyi bile lüzumsuz buldukları için kabul etmemişlerdir. Rehberlik herşeyden önce inanma meselesidir.

Bu çağ aynı zamanda çocuğun zekice inşaat yaptığı ve makina tertibatını bozduğu, bozabileceği devredir. Ortaya bir eser koymaktan hoşlanırlar. İşte koleksiyonculuk çocu­ğun bu yönünü de tamamlar. Görüldüğü gibi tabiatta herşey bir denge içerisinde cereyan etmektedir. Evde saati, radyo­yu, ütüyü vd. tamir edeceğim diye bozması olağandır. En iyisi ona bozabileceği oynayabileceği, eski bir çalar saat, daktilo makinası, radyo vd. temin etmektir. Bu tür eski alet­ler atılmayabilir ve çocuğun üçüncü çocukluk çağına geldi­ğinde bunları değerlendirsin diye bir köşeye saklanabilir. Çocuğun bu tip bir tamirci yanında hafta sonların­da çalışması da mümkündür. Uygundur.


9-12 yaşları arasında çocukta, daha çok okul çalışma­larının meraka yer vermemesinden ileri gelen açık bir im­gelem (tahayyül) eksikliği vardır. Okul zihin fonksiyonlarının meydana çıkmasını kolaylaştırmalıdır. Hayal ileriki başa­rılar için başlangıç teşkil eder. hayal başarılara giden yolu açar. İnsan zengin olduğunu, seyyah olduğunu vd. hayal edebilir. Bu hayaller o kişiyi şekillendirir, aradığı doğruyu bulmalarında onlara yardım eder. Halk arasında "boş ha­yallerle uğraşma" gibi sözler çok duyulur. Hayal başarı­ya giden, veya bireyi başarıya götürebilecek önemli bir olay­dır. Yerli yerinde ol­mak şartıyla gereklidir. Tabii herşeyin olduğu gibi bunun aşırısı hastalıktır. Psikiyatri'de türlü imgelem (tahayyül) ile ilgili rahatsızlıklar vardır. Hayal görme bunlardandır. İnsan hayatta çoğu zaman hayal ettiklerine kavuşmak ister. İs­tisnai olarak da insanın başına hiç hayal bile etmediği olaylar da gelebilir. Tabii bütün bunlar ayrı konulardır. Bura­da amacımız en kısa bir şekilde çocuğun psiko-sosyal uyumuyla ilgili açıklamalarda bulunmak ve onun uyumunu sağ­lamanın yollarını özetlemeye çalışmaktır. Ancak hemen be­lirtelim çocuğun hayâl kurma, saflık, çocukça düşünceler safhasında tutulması tehlikelidir. Bu tehlikeye düşmemek için çare, çocuğu tanımaktır.

Çocuğun normal bir sosyal hayat yaşamasına imkân vermek için onu tanımak ve gelişimlerine uygun tutum ve davranışların sosyal çevrede benimsenmesi lazımdır. Çocuğun psiko-sosyal gelişiminde görülen bu evreler, sıkıntılar, bir bakıma küçük küçük hafif hastalıklar, aile, okul ve tüm sosyal çevrenin onda görülen bu halleri kompleksleri de­vamlı ve derin hale getirebilecekleri asla unutulmamalıdır. Çocuk sosyal varlıktır, sosyal çevre onu sosyalleştirecektir.

Burada özetlemeye çalıştığımız üçüncü çocukluk yılları aynı zamanda ilkokul çağıdır. İlkokulda çocukların başarısızlık­ları üzerine yapılmış türlü araştırmalarda mevcuttur. Bunlar­daki bulgular şöyledir:

İlkokul çocuklarında okul başarısızlıklarına sebep ola­bilecek faktörler:

1) Gelişim kusuru (bedensel faktörler, beyin ile ilgili bozuklukların sebep olduğu psiko-motor yetersizlikler

2) İç ve ruhsal problemler,

3) Çevre etkenleridir. Bu kusurların ve okul başarısız­lıklarının doğuşunda çocuğun yakın sosyal çevresi ile ve özellikle annesi ile kurmuş olduğu kişilerarası ilişki en önemli faktör olarak çıkmaktadır. Vak'aların çoğunda istikrarsız ve bazen de reddedici, baskı yapan anne söz konusudur. En ağır patolojik belirtiler reddedici annelerin çocuklarında görülmektedir. Başarısızlığın büyük ölçüde erkek çocuklarda
görülmesi, ana-oğul ilişkilerinin bu problemdeki önemini
göstermektedir.

kaynak:http://www.bebekkokusu.com/