Sosyal Hizmet Mesleği

Sosyal Hizmet Alanları

Sosyal Kaynak
Bilgiler

     
   
   



 Mehmet Emin ASLAN

Uzman Psikolog 

 alanemin@hotmail.com

   

 
 
 
 


  Ülkemizde Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerin Çalışma Niteliğine Genel Bakıș
 


AVERTISMEN

 İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan Dünya Sağlık Örgütü, bütün dünyada sağlıkla ilgili standartları belirler. 1977 yılında Kazakistan’ın Alma-Ata kentinde gerçekleştirilen Uluslararası Temel Sağlık Hizmetleri Konferansı’nda Dünya Saglik örgütü Toplumsal sağlık hedefini benimseyerek tarihi bir karar almıştır. Alma-Ata Bildirgesi’nde sağlığın temel insan haklarından biri olduğu ve seviyesinin yükseltilmesinin sağlık sektörü için olduğu kadar Psikolojik, ve Sosyo- Ekonomik sektörler için de önemli bir amaç olması gerektiği vurgulanmıştır. Bildirge’de ayrıca gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin arasında var olan sağlık hizmetlerindeki eşitsizliğin en yüksek derecesine ulaştığı kabul edilerek, bunun tüm ülkelerin ortak sorunu olduğuna dikkat çekilmiştir. Toplumsal sağlık hedefinin gerçekleştirilmesiiçin benimsenen strateji, önceliğin Temel Sağlık Hizmetlerine verilmesidir. Saglik hizmetleri’nin dört öğesi sağlığı geliştirici, koruyucu, tedavi edici ve rehabilitasyon sağlayıcı hizmetlerdir.


Gelişmiş ülkelerde İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra artan sayıda yaralı ve sakat askerin tıbbi tedavi ve rehabilitasyon ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla fiziksel ve tıbbi rehabilitasyon tıpta yeni bir uzmanlık alanı olarak ortaya çıkmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nin New York eyaletinde Dr. Howard Rusk tarafından kurulan ilk rehabilitasyon merkezi kapsamlı rehabilitasyon hizmetlerinin sunulduğu kurumsal
temelli modele öncülük etmiştir. Rehabilitasyon tıbbının öncüsü olan Rusk, kişinin sadece hastalık veya sakatlığına değil, Psikolojik, Sosyal ve Toplumsal ihtiyaçlarına da odaklanan; “geriye kalan yetilerinin elverdiği ölçüde yaşayabilecekleri en kaliteli yaşama geri döndürmeyi” amaçlayan bir yaklaşımı benimsemiştir.

 Türkiye’de nüfusun yaklaşık %12,35’ini oluşturan engelli bireylerin hakları, uluslararası sözleşmeler, Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmıştır. 2005 yılında çıkarılan 5378 sayılı Engelliler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve 27084 sayılı Resmi Gazete’de 18.12.2008 tarihinde yayınlanan 5825 sayılı Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun ile engelli bireylerin
sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam, bakım ve sosyal güvenliğine ilişkin sorunların çözümü hedeflenmiştir.

 01.07.2005 tarihli karar 5378 sayılı Engelliler ile ilgili bazı kanun  kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında kanun’un hedefi engelliligin önlenmesi, engellilerin sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam, bakım ve sosyal güvenliğine ilişkin sorunlarının çözümü ile her bakımdan gelişmelerini ve önlerindeki engelleri kaldırmayı sağlayacak tedbirleri alarak topluma katılımlarını sağlamak ve bu hizmetlerin koordinasyonu için gerekli düzenlemeleri yapmaktır. Kanun uyarınca “engellilerin” önündeki engellerin kaldırılması esas olup, bu uygulama  Resmi Gazetede 07.07.2005, Sayı ile yayınlanarak yer bulmuș ve
25868 .esas çalışmada da, uygulamalara Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin
Sözleşme temel alınarak üç ana açıdan yaklaşılmıştır:


Engelliliğe dayalı ayrımcılık: Siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya başka herhangi bir alanda insan hak ve temel özgürlüklerinin tam ve diğerleri ile eşit koşullar altında kullanılması veya bunlardan yararlanılması önünde engelliliğe dayalı olarak gerçekleştirilen her türlü ayrım, dışlama veya
kısıtlamayı kapsamaktadır. Engelliliğe dayalı ayrımcılık makul düzenlemelerin gerçekleştirilmemesi dahil her türlü ayrımcılığı kapsar.


Makul düzenleme: Engellilerin insan haklarını ve temel özgürlüklerini tam ve diğer bireylerle eşit şekilde kullanmasını veya bunlardan yararlanmasını sağlamak üzere belirli bir durumda ihtiyaç duyulan, ölçüsüz veya aşırı bir yük getirmeyen, gerekli ve uygun değişiklik ve düzenlemeleri ifade eder.


Evrensel tasarım: çevrenin, programların ve hizmetlerin özel bir ek tasarıma veya düzenlemeye gerek duyulmaksızın, mümkün olduğunca herkes tarafından kullanılabilecek şekilde tasarlanmasıdır. “Evrensel tasarım” gerek duyulduğu takdirde bazı engelli grupları için ihtiyaç duyulan yardımcı cihazların tasarımı zorunluluğunu da dışlamayacaktır.

 ÜLKEMÎZDE REHABÎLÎTASYON ҪALIȘMALARIN TARÎHҪESÎ

 Tarihçesine bakildiginda ülkemizde ilk olarak 1983 yılında 2828 sayılı Kanunla kurulan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun kuruluş yasasında; Rehabilitasyon ve Rehabilitasyon Merkezleri tanımı yapılmış ve bu hizmetler yasal olarak Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun sorumluluğuna verilmiştir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü bağlı olarak, 1988 yılında 288 kapasite ile Ankara Sarayköy’de “Zihinsel Özürlüler” Rehabilitasyon Merkezi, 50 kapasiteli Körler Rehabilitasyon Merkezi açılmış ve takip eden yıllarda değişik illerde de yatılı ve gündüzlü benzer kurumlar açılmıştır.

1990’ lı yıllarda Sosyal Hizmetler ve çocuk Esirgeme Genel Müdürlüğü tarafından Özel Spastik, Bedensel, Zihinsel, İşitme ve Konuşma Engellilerle ilgili ayrı ayrı çıkarılan yönetmelikler, daha sonraki yıllarda birleştirilmiş çerçeve yönetmeliği niteliğinde Englliler Özel Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği şeklinde yayımlanmış ve uygulamaya geçilmiştir.

Başlangıçta Avrupa birliğinin teşvikiyle olmak üzere Devletin eğitim desteği adıyla engelli bireye yaptığı parasal katkı nedeniyle açılan özel rehabilitasyon merkezleri kısa sürede ülke genelinde artış göstermiştir.

Ülkemizde engellilerin sosyal yaşama katılım alanı olarak gelişmekte olan Rehabilitasyon Merkezlerinin kurulusu 2007 Yılında somut biçimi ile yürürlüge girmiștir. Bu kurulușun temel amacı bilgi, beceri ve metodolojik işlevi, sağlıklı bir alt yapıya dayanmakta’dir.

Özünde Rehabilitasyon genel anlamıyla pek çok nedene bağlı olarak bireyde oluşan engel durumunu en aza indirgemek, veya onarmak amaciyla alternatif çözümü sağlamak için yapılan bilimsel yaklaşımlardan ibaret oldugunun altini çizmek gerekir.

Milli Eğitim Bakanlığınca benimsenen tanıma göre de; Özel Eğitim gerektiren bireylerin bedensel, fiziksel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal becerilerindeki çeşitli derecelerde oluşan fonksiyon kayıplarının giderilmesi, veya, var olan güç ve yeteneklerinin geliştirilerek psikolojik, fiziksel, gelişimsel, eğitsel ve mesleki yönden mevcut kapasitelerinin en üst düzeye çıkarılması için yapılan çalışmalardır.

Milli Eğitim Bakanlığı açısından, 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu, Engelli Bireylere Uygulanacak Destek Eğitim Programları ve Eğitim Giderlerinin Karşılanmasına Dair Yönetmelikte yapılan tanımlarda belirlenen farklılıklara sahip bireylerin bir kısmı, okullarda ve iş merkezlerinde kaynaştırma ve destek eğitim programlarından yararlanabilirler. Ancak bunların rehabilite edilmelerinde yeterli donanım, uzman ekip ve uygulama olanakları yoktur.

Rehabilitasyondaki amaç Millî Eğitiminin genel amaç ve temel ilkeleri doğrultusunda, özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin; sosyal yaşamda rol almaları, uyum içinde üretgen ve mutlu birer vatandaş olarak yaşamlarını sürdürebilmelerini, temel yaşam becerilerindeki kısıtlılığın en aza indirilmesini, kendilerini geliştirebilmelerini ve bu konuda hayata hazırlanmalarını amaç edinen özel eğitimin temel ilkeleri arasında eğitsel değerlendirme ve tanılaması rehber edinmiștir.

Rehabilitasyon çalismalari genel yapı itibariyle Programların uygulamasında Haftada 2 Saat olmak koșulu ile 40 dakikalık seanslar halinde verilen eğitimin pratik değeri ve anlamından ibarettir. Bu tanımlamaların uygulamadaki sonuçlarına bakıldığında; maalesef yapılan çalışmaların istenilen normal akademik okul ve sınıflarda yapılan eğitim ve öğretimden başka bir sonuç görülmemektedir. Diğer bir bakışla aynı kanunun 2. maddenin h fıkrasındaki Özel Eğitim Okullarında yapılan Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu tarafından onaylanan Destek Eğitim Programlarının okul-dersane ortamında uygulanmasıdır.

Rehabilite edilecek bireyler eğitsel değerlendirme ve tanılanması amacıyla RAM’a (Rehberlik ve Araștırma Merkezi) yönlendirilmektedirler. Destek Eğitimi açısından uygun olan bu yönlendirme Rehabilitasyon Planlaması bakımından uygun görülmesi halinde bireyin değerlendirme ve tanılamasında ilgi alana yönlendirilir. Sağlık komisyonu bazında ilgili tıp uzmanı, psikolog, pedegog, odyolog, dil terapisti, çocuk gelişim uzmanı, fizyoterapist, sosyal hizmet uzmanı, alanla ilgili özel eğitim uzmanı, meslek eğitim öğretmeni v.b diğer meslek elemanlarının katılımı ile saglik raporu hazirlanmakta’dir.

Rehabiliteye muhtaç bireyler arasında : İşitme, Görme ve Ortopedik yetersizliği olan bireyler ve Zihinsel yetersizliği olan bireyler için ile Otistik, Epileptik, Hidrocephali bireyler için RAM tarafindan bir Modül/ Seans çizelgesi hazirlanmakta’dir. 

REHABÎLÎTASYON ҪALIȘMALARINDAKÎ MESLEKÎ DONANIM

Rehabilitasyon tıbbi, sosyal, psikolojik ve mesleki boyutlarıyla bir yaşam süreci içinde bir ekip çalışması halinde ele alınması gereken planlamaların devamlılığını içermektedir. Bu programların oluşturulması ve uygulamasında elbette özel eğitimden ve eğitim yöntem ve tekniklerinden yararlanılması doğaldır. Ancak Engellilerin Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki okullarda verilen akademik eğitim dışında, Engellilerin Rehabilitasyon Merkezlerinde rehabilite edilmeleri Milli Eğitim Bakanlığının mevcut kurumsal hizmet modelleri ile doku uyuşmazlığı söz konusudur.

Türkiye’de, kısmen yeteri donanıma sahip bazı Rehabilitasyon Merkezleri dıșında, maalesef major bazda sağlıklı bir alt yapı oluşturulmadan yetersiz fiziksel mekanlar, donanımlı kaliteli personel bulma güçlüğü ve  materyal eksikliği rehabilitasyon çalıșmaların gerek modeli, ve gerekse verilen hizmetin geçerliliği ile  güvenirliğini ve verimliliğini tartışılır hale getirmiştir. Bu konuya iliskin bazı durumlarda personel istihdaminda yapilan uygulama biçimleri dahi tartisilir konu haline gelmistir, örnegin bir önceki yillarda Psikolog çalıștırma mercburiyeti günümüzde sistem dıșı bırakılmıș ve adeta Psikoloji mesleği tedarik edinmede diğer mesleklerle vücube edinmiș, karıștırılmıș ve bu anlamda Psikologlar mevcut piyasada ișsiz konuma sürüklenmıș, yada ucuz iș gücüne zorlandırılmıșlardır.

Tabir yerinde ise, denilebilirki, Engelli Bireyin yaşamını anlamlı ve katılımcı bir hale getirmek olan Rehabilitasyon Merkezlerinin kesinlikle bireyin ihtiyacına göre ve aile-toplum (sosyal yaşam) ve merkez odaklı tam gün programlanmasını ve bir süreç olarak bireyin potansiyeli dahilinde ele alınması gereken bir model esas alınması gerekmektedir.

Hizmet Modelinde Engelli birey bulunduğu çevreden alınıp 40 dakikalık süre içinde özel eğitim öğretmeni ile veya onun denetiminde Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulunun uygun gördüğü diğer meslek elemanlarının özel eğitim verdiği engelli bireyin bir oda içinde haftada 2 seans eğitimci ile birlikte olabildiği sürelerde engelli bireyin rehabilite etmeye çalışılmıș olması eğitim endeksinden bir yetersizlikten ibarettir.

Mevcut merkezlerin engelli grubunun özelliklerine göre standardize edilmesi ve amaca uygun faaliyet göstermesi ile zaman birikimini uygun șekilde eğitim vermesi tartıșılır konu iken Rehabilitasyon Merkezi alanlardaki : Spor, Oyun yerleri, Güzel sanatlar ve el işi faaliyetleri, Üretim atölyeleri, yüzme havuzu, agrikültür alanları v.b. etkinliklerden yoksun olmaları düșündürücüdür.

Ҫoğu durumlarda Rehberlik ve Araştırma Merkezinin yönlendirdiği ve Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulunca onaylanan müfredatın içeriği doğrultusunda hazırlanan Bireysel Eğitim Planı engelli bireyin rehabilitesi ile çelișmekte ve dolayisiyla kendisine verilen egitimin bazı yönleri ile sekteye uğramasına sebebiyet verebilmekte’dir. 

Rehabilitasyon merkezlerinde psikolog bulundurma gayet tabi Milli Egitim yönetmenlikleri geregi sevindirici bir uygulamadir, ancak; engelli bireyin tanısıni kapsayacak bir programdan uzak tutulmasi veya tanısının dikkate alınmaması düșündürûcü olmakla birlikte gerçekle bağdașmamakta’dır. Bu anlamda, Mevcut uygulamada programın tıbbi, sosyal ve mesleki boyutu maalesef eksik kalmaktadır.

Halen Rehabilitasyon Merkezlerinde istihdam edilmeyen meslek elemanları arasında Psikolog, Hemșire, Doktor, Nörolog gibi personelin zorunlu sekilde bulunmasına özen gösterilmesi gerekmektedir.

İnsan Hakları, Çocuk Hakları ve Engelli Bireylerin Haklarının korunması ve güvence altına alınması konularında Uluslar Arası Sözleşmelerde taraf olan ülkemiz de de bu sözleşmeler kapsamında engelli bireylerin yüksek yararları düşünülmek zorundadır. Bunun için alanla ilgili kurumsal hizmetlerin ciddiyetle ele alınarak engelli bireyin potansiyeli dahilinde toplumsal yaşama kazandırılmaları ve ailelerinin sosyal yaşamlarını rahatlatıcı tedbirler alınması gerekmektedir.

Engelli bireyin ve ailesinin yaşam kalitesini üst düzeye çıkarmanın ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutları ile yarattığı sorunların çözümünde profesyonel destek verilmelidir.

Sosyal Devlet anlayışı ilkesinden hareketle sosyal yaşamın her aşamasına ulaşabilme olanağı sağlayacak ortam hazırlamanın devlet olanakları ile sağlanması gerekmektedir. Zira bu alanda maddi kaynakların kısıtlanmadan alana harcanması gerektiği anlayışından hareket edilmesi gerekmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığındaki mevcut yönetmelikler, sadece engelli bireyler için hazırlanmadığından dolayisiyla hizmet verilecek yaş gruplarının çerçevesinde belirsizlik olması, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde aile merkezli hizmet politikalarının olmaması, kurum yöneticileri, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri işleyiş ve çalışma kuralları konusunda sıklıkla özel eğitim alanında az bulunan bazı elemanlar sebebiyle zorluklar yaşanınıyor.

Personelin denetlenmesinin, özel eğitim gerektiren öğrencinin kişisel ve gelişim özelliklerine göre, öncelikle bireyselleştirilmiş eğitim programlarında hedeflenen amaçları gerçekleştirebilme düzeyini dikkate alarak yapılması gerektiği dile getirilerek, kurumların denetlenmesinin ise hem idari hem mesleki yapılanmada aranan özelliklerin yerine getirilme durumu maalesef istenen randımanı vermekte zorlanmakta’dir.

Farklı hizmet alanlarına sahip olmasi gereken eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin, engelli çocukların öğrenme sürecine aktif katılımı için engel gruplarına göre düzenlenmesine dikkat çekilmelidir, lakin, işitme engelli çocuklara hizmet veren merkezlerin gürültüden uzak bölgelerde kurulması, otistik çocuklar için ise, basit ve sade planlanmış bir mekânın, bol ışıklı, dinlendirici renklerin hakim olduğu, az eşyanın bulunduğu ortamların sağlanmasının önemine dikkat çekilmelidir.

Türkiye'de engelli öğrencilere öğretmen ve hizmet personeli yetiştirmenin, özel eğitim alanındaki önemli sorunlardan biri olduğu varsayımı ile düșünüldüğünde, Türkiye'de halen özel eğitim öğretmeni yetiştirmekte olan üniversitelerdeki öğretim üyesi açığının kapatılması, özel eğitim ve ilişkili hizmetler alanlarındaki öğretim üyesi açığını kapatmak için çalışmaların acilen başlatılması gerekmekte’dir. Mamafih, bu açık sıradıșı bir staj ve bir sertifika ile yerine getirilme arzusu beraberinde engelli öğrencilere yönelik eğitim kalitesinin düșürüldüğü anlamına gelmekte’dir.

Özel eğitim ve Rehabilitasyon hizmetlerinin sunulmasında yaşanan sorunlar arasında nitelikli personel istihdamı’da önemlidir, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışma sürelerinin ve yoğunluğunun fazla olduğu, istihdam edilen personelin engelli bireylerin eğitimi ve rehabilitasyonu konularında yeterli bilgi ve deneyime sahip olmadığı görülmekte’dir, Bu sorunun Rehabilitasyonlarda görev alan Psikologlar tarafından düzenli olarak hizmet içi eğitime tabi tutulmaları, seminerler ile ișlev sağlamaları, bilimsel etkinliklere katılmalara teşvik edilmesi önemlidir.

ENGELLÎLÎĞÎN BÎRLEȘMÎȘ MÎLLETLER TEMEL HAKLAR TASLAĞINDAKI YERÎ

 2 Ağustos 2000’de New York’ta imzalanan ve Haziran 2003’te Türkiye’nin onayladığı Birleşmiş Milletler Ekonomik, sosyal ve kültürel Haklar Uluslararası sözleşmesi’nin) eğitim hakkını düzenleyen 13. maddesinde bu sözleşmeye taraf devletler, herkesin eğitim görme hakkına sahip olduğunu kabul ederler” ifadesi yer almaktadır.

 Engelli kişilerle ilgili Genel yorumda engellilerin bütünleştirilmiş ortamlarda eğitim hakkından faydalanması gerektiği vurgulanmış ve bu yaklaşımın uygulanması için devletlerin, öğretmenlerin normal okullarda engelli çocuklara eğitim verebilecek şekilde yetiştirilmesi ve engelli kişilerin engelli olmayan yaşıtlarıyla aynı eğitim düzeyine sahip olmalarını sağlayacak ekipman ve yardımı sağlaması gerektiğine değinilmiştir.

 
Engelli olmaya dayalı ayrımcılığı açık bir biçimde yasaklayan ilk insan hakları belgesi Türkiye tarafından Aralık 1994’te onaylanan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına dair sözleşme’dir (Madde 2). Çocuk Haklarına dair Sözleşme Madde 23’te engelli çocuklara ilişkin taraf devletlerin yükümlülükleri sıralanmıştır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları komitesine ilişkin Genel yorum’da engelli çocukların haklarına vurgu yapmaktadır. Buna göre engelli çocukların kişiliğinin, yeteneklerinin, zihinsel ve fiziksel kapasitesinin mümkün olan en üst düzeye ulaşması için eğitim olanaklarına etkili erişimlerinin sağlanması ve eğitimde olumlu sonuçlar alınabilmesi için öğretmenlerin farklı beceri ve yeteneklere sahip olmasi hedeflenmistir.


Bu bölümün kapsamı belli başlı uluslararası sözleşmelerle sınırlı tutulmuştur. Burada bahsi geçen uluslararası sözleşmelerin yanı sıra Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği tarafından birçok çalışma yürütülmüş ve engelli bireylerin haklarına ilişkin belgeler ortaya konmuştur.

 Genel yorumda ayrıca, bütünleştirmenin norm olması gerektiğine değinilmiş ve engelli çocukların genel nitelikte okullara devam edebilmesi için taraf devletlerin öğretmenlere konuya ilişkin eğitim verilmesi, fiziksel çevrenin erişilebilir hale getirilmesi, öğretim programının engelli çocukların ihtiyaçları gözetilerek
uyarlanması gibi tedbirleri alma yükümlülüğü olduğu belirtilmiştir.


Engellilerin genel nitelikteki okullarda eğitim için tedbirler alınması gerektiğini vurgulayan ASHK bu çerçevede taraf devletlerden :

• Normal öğretim programının çocukların engelleri gözetilerek düzenlenip düzenlenmediği ve düzenlendiyse, bunun nasıl yapıldığı;


• Engelli öğrenciler için bireysel eğitim planları hazırlanıp hazırlanmadığı ve hazırlandıysa, bunun nasıl yapıldığı;


• Destek elemanlar ve diğer teknik destekler dahil olmak üzere, mali ve insan kaynaklarının, çocuğun eğitimini sağlamak amacıyla doğrudan çocuğa tahsis edilip edilmediği;

• Eğitim sonuçlarının değerlendirilmesine ilişkin bir uyarlama yapılıp yapılmadığı ve yapıldıysa, bunun nasıl yapıldığı;

• Eğitim sonunda alınan diploma ve derecelerin diğer çocuklarınkilerle aynı olup olmadığı ve resmi olarak tanınıp tanınmadığı konularında bilgi talep etmektedir.

Engelli bireylerin eğitim hakkına ilişkin en kapsamlı düzenleme Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin sözleşme’dir. Türkiye EHİS’i 2007 yılında imzalamıştır ve sözleşme Aralık 2008’de TBMM’de onaylanmıştır. Sözleşmenin ihtiyari ek protokolü de 2009 yılında imzalanmıştır.

Sözleşme, engellilerin haklarına bütüncül bir koruma sağlayan ve bağlayıcılığı olan uluslararası nitelikte ilk ve tek araçtır. EHİS, engellilerin insan hak ve özgürlüklerinden tam ve eşit olarak yararlanabilmeleri bakımından bir dönüm noktasını ifade eder. Sözleşmenin eğitim hakkını düzenleyen 24. maddesi
engellilerin eğitim hakkının fırsat eşitliği temelinde, ayrımcılık yapılmaksızın, eğitim sisteminin her seviyesindeki engellileri içine alarak ve hayat boyu sağlanması gerektiğini vurgular.

 Sözleşmede bu hakkın hayata geçirilmesi için taraf devletlerin aşağıda belirtilenleri sağlaması gerektiğine gerek görülmüștür :

. Engelliler, engelleri nedeniyle genel eğitim sisteminin dışında tutulmamalıdır ve engelli çocuklar, engelleri nedeniyle parasız ve zorunlu ilk ve orta öğretimin dışında tutulmamalıdır;

. Engelliler yaşadıkları çevrede, engellerini gözeterek onları da içine alan,kaliteli, parasız ilk ve orta öğretime diğerleriyle eşit bir şekilde erişebilmelidir;. Bireylerin ihtiyaçlarına göre makul uyumlulaştırma yapılmalıdır;


. Engelliler genel eğitimden etkili şekilde yararlanabilmeleri için, genel eğitim sistemi içinde ihtiyaç duydukları desteği almalıdır;


. Engellilerin eğitime dahil olması hedefine uygun olarak, bireye özgülenmiş etkili destekleyici tedbirler akademik ve sosyal gelişimi azamileştiren ortamlarda sağlanmalıdır.

Engelliliğe dayalı ayrımcılık uluslararası insan hakları belgelerinde açık bir biçimde yasaklanmıştır. Engellilerin eğitim hakkına ilişkin düzenlemelerde de engellilerin engelli olmayan akranlarıyla eşit bir biçimde kaliteli eğitime ve hayat boyu öğrenme fırsatlarına erişiminin güvence altına alınması
gerektiği vurgulanmaktadır. Uluslararası insan hakları belgelerinde engellilerin bütünleştirilmiş eğitim ortamlarında akranlarıyla birlikte eğitim alması bir norm olarak kabul edilmiştir. Yalnızca “çocuğun yüksek yararı” göz önüne alınarak gereken durumlarda ayrıştırılmış ortamlarda eğitim yapılabileceği vurgulanmıştır. Her iki durumda da engelli çocukların bireysel ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik
özel tedbirler alınması gereklidir ve bu tedbirlerin alınmaması da ayrımcılık olarak
nitelendirilmektedir.

 ÜLKEMÎZDE ENGELLÎ REHABÎLÎTASYONU ÎLE ÎLGÎLÎ ONAYLANMIȘ MEVZUAT

 Türkiye Cumhuriyeti anayasası ve kanunlar olmak üzere iç mevzuatta ve türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde özel eğitim gereksinimi olan bireylerin eğitim hakkı korunmuştur.

 Ülkemizde ortalama %12,35 Düzeyinde bir engal nüfusunu olusturduğu varsayımlarda geçmekte’dir.  2010/10 maddenin fırsat eşitliğini de içerecek şekilde düzenlenmiș olmasi beraberinde devletin engellilere yönelik daha fazla tedbir alması yükümlülüğünü getirmiştir. Ayrıca Anayasa’nın eğitim hakkı ile ilgili 42. maddesi de devlete, özel eğitime gereksinimi olan bireylerin eğitimi konusunda gerekli tedbirleri alma sorumluluğu yüklemiştir.

 Ülkemizde Özel eğitime gereksinim duyan çocukların genel eğitim okullarına yerleştirilmesi,
tanılama süreci ile başlamaktadır. Ülkemizde eğitsel değerlendirme ve tanılama hizmetleri Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği ile düzenlenmektedir. Eğitsel değerlendirme ve tanılama sürecinde bireyin tüm gelişim alanındaki özellikleri ve akademik yeterlilikleri ile eğitim ihtiyaçları belirlenerek en az
sınırlandırılmış eğitim ortamına ve özel eğitim hizmetine karar verilmiștir. Eğitsel değerlendirme ve tanılama, nesnel, standart testler ve bireyin özelliklerine uygun ölçme araçları kullanılarak rehberlik ve araştırma Merkezleri’nde (RAM) yapılmaktadır.

 Milli Eğitim temel kanunu’nda eğitimin temel ilkeleri arasında özel eğitime ve korunmaya muhtaç çocuklar için özel tedbirler alınacağı belirtilmiştir. Ayrıca, İlköğretim ve Eğitim kanunu’nda da özel eğitim gereksinimi olan çocuklara özel eğitim ve öğretim hizmetleri sunulacağı ifade edilmiştir. Kaynaştırma yoluyla eğitimin gerekliliği ilk olarak 1983 tarihli Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar kanunun’da vurgulanmasına rağmen 1997 yılına kadar kaynaştırma-bütünleştirme yoluyla eğitimi düzenleyen kapsamlı bir mevzuat bulunmamaktaydı. Bununla birlikte, 90’lı yıllarda Milli Eğitim Şurası ve Özel Eğitim konseyi’nde kaynaştırma uygulamalarını yaygınlaştırmaya yönelik kararlar
alındığı görülmektedir. Bu kararların da etkisiyle 1997 yılında yürürlüğe giren 573 sayılı
Özel Eğitim Hakkında kanun Hükmünde kararname’de, “kaynaştırma uygulamaları
sistemi” oluşturulmuş ve daha önceki yasa ve yönetmeliklerden farklı olarak kaynaştırma
eğitiminden yararlanacak olan çocukların özellikleri tanımlanmış ve uygun yöntem ve
teknikler ile bireysel eğitime vurgu yapılmıştır.


Günümüzde mevzuat düzenlemelerinde kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitime  yapılan vurgunun artması olumlu bir gelişmedir. 2005 yılında yürürlüğe giren ve “Engelliler” kanunu olarak anılan 5378 Sayılı “Engelliler” ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’da “Engelli” çocuklara, gençlere ve yetişkinlere, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak, bütünleştirilmiş ortamlarda ve engelli olmayanlarla eşit eğitim imkânı sağlanır” ibaresi yer almaktadır. 5378 sayılı Kanun’da ayrıca, engellilere yönelik ayrımcılık yapılamayacağı ve devletin engellilere yönelik ayrımcılıkla mücadeleyi esas alan politikalar geliştireceği de vurgulanmıştır.

573 sayılı Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye dayalı olarak 2000 yılında Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği hazırlanmış ve yürürlüğe girmiştir. 2006 yılında yeniden düzenlenen ve 6287 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun doğrultusunda Temmuz 2012’de güncellenen Özel Eğitim Hizmetleri yönetmeliği özel eğitime ilişkin ayrıntılı düzenlemeler içermektedir. Bu yönetmelikle özel eğitime ihtiyacı olan bireylere,ilköğretim ve ortaöğretimde verilen hizmetlerle yaygın eğitim, aile eğitimi, erken çocukluk dönemi eğitimi, evde eğitim ve kaynaştırma eğitiminin ilkeleri ve ölçütleri belirlenmiştir.15 Ayrıca bu Yönetmelik’te, diğer yasal metinlerden farklı olarak, “kaynaştırma yoluyla eğitimin esasları” da detaylandırılmıştır.

Özel eğitim gereksinimi olan bireylerin erken çocukluk ve okulöncesi eğitime
erişim hakları da yasal olarak güvence altına alınmıştır. 573 sayılı Özel Eğitim
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de “özel eğitime erken başlamak esastır. Erken
çocukluk dönemindeki özel eğitim hizmetleri ailenin bilgilendirilmesi ve desteklenmesi
temeline dayalı olarak evlerde ve kurumlarda sürdürülür” ifadeleri yer almaktadır.

 ÜLKEMÎZDE REHABÎLÎTASYON ҪALIȘMALARIN YAKLAȘIM MODELLERÎ

 1980’li yılların başlarında sağlığın biyopsikososyal modelle ele alınmasının ardından,engelliliğe yaklaşım tıbbi anlayıştan sosyal anlayışa geçmiştir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından geliştirilen İşlevsellik Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması’nda (International Classification of Functioning, Disability and Health – ICF)“engellilik” bireyin mevcut sağlık durumuyla çevresel, psikolojik, fiziksel, toplumsal koşulların etkileşimi sonucu ortaya çıkan bir kavram olarak tanımlanmıştır.

Rehabilitasyonun öncelikli hedefi, kişinin toplum yaşamına katılımı olarak benimsenmiştir. Buyeni bakış açısı “kurum temelli” rehabilitasyon hizmetlerinin, “toplum temelli” yaklaşımlarla entegre edilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

 Tıbbi rehabilitasyon alanında uzmanlaşmış tıp hekimlerinin önderliğinde, geniş bir  terapist kadrosuyla hizmet veren rehabilitasyon merkezlerinde yürütülen hizmetlerin amacı, doğuştan veya sonradan meydana gelen sakatlıklarda üçüncü basamak sağlık hizmeti sunmak olarak planlanmıştır.

 REHABÎLÎTASYON ҪALIȘMA EKÎBÎ

 Rehabilitasyon ekibinde, Psikolog, Fizyoyatrist, Fizikseltıp, rehabilitasyon uzmanı Hekim, konuşma ve dil Terapisti, rehabilitasyon Hemşiresi, Ortez teknisyeni, Klinik, Sosyal, ve Gelișim Psikologu, Bireysel destek egitimi uzman ögretmenler, Sosyalhizmet personeli, rekreasyon terapisti, diyetisyen gibi uzmanların yanı sıra Nörolog, Psikiyatrist, iç hastalıkları uzmanı Doktor, Ortofonist, beyin cerrahı, çocuk Doktoru, çocukNöroloğu gibi farklı tıp disiplinlerinden uzman hekimler yer alabilir.

Ülkemizde yapilan Rehabilitasyon çalıșmalarında bu mesleklerden sadece bir kısmı istihdam edilmekte’dir.

 ÜLKEMÎZDE NÎTELÎK OLARAK ÖZEL EĞÎTÎM VE REHABÎLÎTASYON

 Ülkemizde Özel eğitimin niteliğini etkileyen önemli etmenlerden biri bu alanda çalışan personelin niteliğidir. Engellilerin, engel durumuna göre kendileri için en az kısıtlayıcı ortamda eğitim alması gerekliliği bu alanda çalışan personelin önemini etkilemektedir. Özel eğitim alanındaki personele ilişkin sorunlar nicelik ve niteliğe ilişkin sorunlar olarak iki temel başlık altında ele alınabilir. Nicelik açısından personel yetiştirme alanındaki sorunlar ele alınırken öncelikle alandaki öğretmen ve akademisyen kalitesinden söz etmek mümkündür.

 Özel eğitim kurumlarında görev alan çocuk gelişimi ve eğitimcisi, fizyoterapist, odyometrist, dil ve konuşma terapisti, psikolog usta öğreticiler, iş ve uğraşı terapisti, hemşire, hekim, diyetisyen, gibi farklı görevlilerin de eksikliği, özel eğitim hizmetlerini aksatmaktadır.

 Özel eğitimde personel yetiştirmede kaliteye ilişkin sorunlar daha katmanlıdır. Bu sorunlar özel eğitim alanında eğitici olma prosedürlerinden, üniversitelerde uygulanan eğitim programının ve programı uygulayanların niteliğine, üniversitelerdeki fiziksel altyapının uygunluğundan diğer personellerin aldığı hizmet öncesi eğitimin onların engelli çocuklarla ve gençlerle çalışırken gereksinim duyacakları yeterlilikleri kazandırtıp kazandırtmadığına kadar uzanmaktadır.

 REHABÎLÎTASYONDA EĞÎTÎCÎ OLMAK

 Ülkemizde özel eğitime ihtiyacı olan bireylere eğitim hizmeti veren öğretmenler, eğitim fakülteleri özel eğitim bölümleri çatısı altında yürütülen dört yıllık lisans programlarıyla yetiştirilmektedir. Engelli öğrencilerin genel ve mesleki eğitim haklarını her vatandaş gibi kullanabilmeleri sözkonusu olduğunda öğretmenlerin nitelikleri, eğitim ve rehabilitasyonda yer alan diğer personelin engellilik alanındaki formasyonları şüphesiz ki çok önemlidir.

 REHABÎLÎTEDE PSOKOLOĞUN ROLÜ VE ÖNEMÎ

 Özel eğitim ve rehabilitasyon uygulamalarında aksayan yönleri tespit etmek, çözüm yolları bulmak ve sunulan hizmetlerin kalitesini artırmak amacıyla yapılan denetim ve incelemeler, engelli bireylere sunulan özel eğitim hizmetlerinin kalitesinin ve niteliğinin artırılması açısından da çok önemlidir. Bu anlamda Ülkemiz’de özel eğitim hizmetlerine ilişkin mevcut durum bir bütün olarak ele alınıp iyileştirilmesinden ve eğitim sisteminni gereksinimlerine yanıt verebilecek şekilde yapılandırılmasından geçtiği bilinmelidir.

 Bunun yanı sıra, engellilik biyo-psiko-sosyal yaklaşımla ele alındığı düșünüldüğünde bunun zarüriyeti tartıșma götürmez bir gerçek olarak gözler önüne sergilenmekte’dir. Lakin özel eğitim gereksinimi toplumsal ve psikolojik boyutları çok önem kaydeden bir unsur kaynağıdır. Nitekim Rehabilite çalıșmaları bu seyirde ele alınmalıdır. Bu anlamda Psikologsuz bir Egitim kurumu asla düșünülemez.

 Milli Eğitim Bakanlığı  tarafından yayımlanan Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği ve Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliği dikkate alındığında Psikolojik ve rehberlik personelce, Psikoloğun özel eğitimde hizmet veren diğer personel olarak tanımlanamayacağı anlaşılmaktadır. Sözü geçen yönetmeliklere bakıldığında, Psikolojik ve rehberlik birimin, Psikologun özel eğitim kurumlarında görevleri arasında, eğitsel değerlendirme ve tanılama sürecinde öğrencilerin özelliklerine uygun ölçme araçları kullanarak rapor hazırlaması, Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı (BEP) hazırlanmasında ilgili birimle iş birliği içinde olması, programın uygulanma sürecine aktif olarak katılması ve değerlendirme yapması yer almaktadır. Engelli öğrencilerin eğitim performanslarını izleyerek eğitim sırasında kullanılmak üzere materyal hazırlamak da rehberlik müfredatın sorumlulukları arasındadır. Ayrıca öğrencilerin ilgi alanları, yetenekleri, iletişim becerileri gibi konularda kendilerini tanımaları, sorun yaşadıkları alanlarda etkin çözüm yollarını hayata geçirmede rehberlik etmeleri de beklenmektedir.

 Rehberlik birimi, Psikolog, çok önemli olduğu düşünülen diğer bir faaliyet alanı da, özel eğitime gereksinim duyan öğrencilerin ailelerine yönelik aile eğitim hizmetlerini planlamak ve yürütmektir. çalıştıkları kurum çatısı altında sınıf öğretmenleri ve diğer kurum personeline yönelik hizmet alanına uygun hizmet içi eğitim planı hazırlamak ve uygulamak, Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliği gereğince, diğer çalışanlardan farklı olarak rehberlik ve Psikolojik görevleri arasında yer almaktadır. Tüm bu sorumluluklar dikkate alındığında, akla gelen soru rehberlik ve psikolojik müfredatın özel eğitimle ilgili formasyonların engellilik alanındaki donanımlarının yeterli olup olmadığıdır. Bu konuya iliskin maalesef gelinen yönetmenliklerde Psikologun yerine bir baksa müfredat yada mesleki personel görev alabilmektedir. Bu durumda Psikologun görev ve sorumluluğu dikkatten alikonulmakta ve tabir yerinde ise psikolog mesleği idrak edilmekten soyut bir konuma indirgenmekte’dir ki bu görev ve sorumluluk uluslar arası arenada değer biçerken ülkemizde maalesef değerin ötesinde bir konum arz etmekte’dir.

ÜLKEMÎZDE TOPLUM TEMELLÎ  REHABÎLÎTASYON ҪALIȘMALARI

 Toplum temelli rehabilitasyon merkezleri toplumda temel hizmetlere ulaşmakta güçlük
çeken bireylere ulaşmanın alternatifi veya tamamlayıcısı olan bir yaklaşımdır. Toplum temelli rehabilitasyon kavramı içinde; tıbbi rehabilitasyon boyutuyaklaşımın sadece bir bölümünü kapsar. Engelli kişinin toplum hayatına uyumu; diğer bireylerle eşit haklardan yararlanması ve yaşadığı çevre ve toplumun engelli kişinin yaşamasına olanaklı kılacak şekilde düzenlenmesi gibi kavramlarla bütünleşir.

 Kurum merkezli rehabilitasyon modeline alternatif olarak sunulan roplum temelli rehabilitasyon yaklaşımıyla ilgili ülkemizde az sayıda çalışma yapıldığı gözlenmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesinde başlatılan İstanbul Toplum Temelli Rehabilitasyon Programı 2002 yılında başlatılmış, 2005 yılında sonlandırılmıştır. Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü (önceki adıyla T.C. Engelliller İdaresi Başkanlığı) tarafından Ankara Sincan’da yürütülen pilot çalışma yürütülmek istenmiştir. Sivil toplum ve/ veya üniversiteler tarafından yürütülen az sayıda ve küçük ölçekli diğer Rehabilitasyon projelerinde de ülkemizde toplum temelli rehabilitasyon modelinin gerçekleştirilmesine ilişkin bilimsel verilere rastlamak mümkündür.

 Bu konda denilebilirki Türkiye’de rehabilitasyon hizmetleri açısından son yıllarda oldukça önemli gelişmeler kaydedilmiş olmasına rağmen söz konusu  hizmetlerin  henüz  yeterli kalite  ve yaygınlığa erişememiş  olduğu  görülmektedir.  Daha da önemlisi, başta ABD olmak üzere birçok ülkede mesleki rehabilitasyon alanında öncülük eden ve etkililiği bilimsel  araştırmalarla kanıtlanan  bir  alan olan  rehabilitasyon  danışmanlığının  Türkiye’de  halen yeteri seviyede olmadığı  görülmektedir.  Bu olgudaki temel sebepler arasinda ülkemizde Rehabilitasyon hizmetlerinde yaşanan kalite sorunları büyük ölçüde personel
eksikliği, personelin niteliği ve merkezlerdeki altyapı eksikliklerinden kaynaklanmaktadır.

 Hatırlatmak gerekirse, Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’de taraf devletlerin, engellilerin, ayrımcılığa uğramaksızın, ulaşılabilir en yüksek sağlık standardından yararlanma hakkını tanıdıkları ve sağlıkla ilgili rehabilitasyon dahil olmak üzere, cinsiyet duyarlılığı olan sağlık hizmetlerine erişimini sağlamak için tüm uygun tedbirleri alması gerektiği vurgulanmaktadır.

 Bunun yanı sıra halen engellilerin sağlık kurumlarına erişimi ile ilgili de sorunlar  yaşanmaktadır. Türkiye’de son yıllarda engellilerin erişimine ilişkin mevzuat düzeyinde değişiklikler yapılmasına ve konuyla ilgili ulaşılabilirlik Stratejisi ve Eylem Planı hazırlanmasına rağmen merkezi yönetim kurumları ve yerel yönetimler tarafından bütüncül ve sistematik çalışmalar pek çok kentte yeterli ve doğru uygulama yapılmamıştır ve yapılan düzenlemelerin pek çoğu maalesef kullanılabilir değildir.

 Türkiye’de kaynaştırma/bütünleştirme uygulamalarındaki sorunların temel nedenlerinden biri kaynaştırma/bütünleştirme eğitiminin yeterli ölçüde destek eğitim hizmeti ile birlikte yürütülmemesi olarak tespit edilmektedir bu destek hizmetleri kapsamında sınıf içinde ve sınıf dışında kurgulanabilecek destek modellerini tanımlamışlardır. Bu modeller arasında yer alan özel eğitim öğretmeni destekli genel eğitim sınıfı uygulamasının kaynaştırma/bütünleştirme eğitimi yapılan okullardaki sınıflarda öğretmenlere ve öğrencilere ihtiyaç duydukları özel eğitim desteğini sunma olanağı 2018 Yılından itibaren resmen sunulmuștur.

 Bu sertifika programının özellikle süresi ve ücretinin yüksekliği bağlamında maruz kaldığı eleştirileri dikkate alinmasi ve nitelik ve beceri kazanımları itibariyle uygun prosedüral şekilde kurgulanması gerekmektedir. Bu şekilde özel eğitim gereksinimi olan bireylerin erken çocukluk ve okul öncesi eğitim hizmetlerine erişimlerini sağlamaya yönelik ilerleme sağlanabilecektir.

 Son yıllarda yapılan araştırma ve yayınların genel olarak tüm psikolojik danışmanlar açısından önemli olan sosyal adalet ve eşitlik kavramlarının rehabilitasyon danışmanları  açısından  ayrı  bir  öneme  sahip  olduğu  üzerinde durduğu  görülmektedir. 

 Araştırma bulguları söz konusu akademisyenlerin büyük çoğunluğunun sosyal adalet  kavramı’nın da rehabilitasyon  danışmanlığı  açısından son derece  önemli  olduğu konusunda  hemfikir  olduklarını  ortaya  çıkarmıştır. Tüm bu araştırma ve açıklamalara  dayalı olarak rehabilitasyon danışmanın kapsamlı tanımı “engelli bireyleri bireysel, psikolojik, sosyal ve mesleki hedeflerine ulaşabilmeleri konusunda desteklemek için psikolojik danışma ve rehberlik  alanına ek  olarak engele  ve  engel durumunu  etkileyen  çevresel  faktörlere ilişkin bilgi, beceri ve tutumlara  yönelik  eğitim almış profesyonel” şeklinde  yapılabilir. 

 Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere ABD’de rehabilitasyon danışmanlarının rol ve sorumluluklarının oldukça geniş bir kapsamı bulunmakla birlikte söz konusu uzmanların en çok ön plana çıktıkları alanın mesleki rehabilitasyon uygulamaları olduğu görülmektedir Rehabilitasyon danışmanlığı alanının dünya genelinde de daha çok mesleki rehabilitasyon uygulamaları içerisinde yer bulduğu görülmektedir.

 Örneğin, rehabilitasyon danışmanlığı alanında ABD’den sonra en gelişmiş ülkelerden biri olan Avustralya’da  iş yeri güvenliği  ve  yaralanmalara müdahale  konularında özellikle  son  yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle birlikte rehabilitasyon danışmanlığı alanı oldukça ön plana çıkmaya başlamıştır.  Bu bağlamda sadece devlet kurumlarının değil büyük şirketlerin de engelli bireylere yönelik kurum içi birimler oluşturduğu ve hizmetlerin koordine edilebilmesi için rehabilitasyon danışmanlarının istihdam edildiği görülmektedir.  Almanya’da da rehabilitasyon danışmanlarının mesleki rehabilitasyon hizmetleri kapsamında  aktif rol oynadığı ve engelli bireylerin hizmetlere uygunluğunun, ihtiyaçlarının  ve  isteklerinin  belirlenmesi  konularında  hizmet  verdikleri bilinmektedir.

 Bu  merkezlerde  sunulan  geniş çaplı  hizmetlerin  genel hedefi  engelli bireylerin  bağımsız  yaşamalarını  sağlayabilmek  ve  istihdamlarını  kolaylaştırabilmektir. Söz konusu hizmetlerin kapsamı eyaletten eyalete değişiklik gösterse de mesleki rehabilitasyon ofislerinde sağlanan hizmetlerin başında kurum tarafından sağlanan hizmetlere uygunluğun değerlendirilmesi,  mesleki tanılama ve  değerlendirme yükseköğretime yönelik destek ve imkanlar, rehberlik  ve psikolojik danışma, bağımsız yaşamaya yönelik servisler ve işe yerleştirme ve sonrasındaki destek ve değerlendirme hizmetleri gelmektedir. 

 REHABILÎTE ҪALIȘMALARINDA ÎSTÎHDAM VE KALÎTE BÎRÎKÎMLERÎ

 OECD raporunun politika önerileri bölümünde, Türkiye ve benzeri durumdaki ülkeler  için özellikle nakit destek programlarının, engellilerin çalışma hayatına ve daha genel anlamda toplumsal yaşama katılımları için yeterli olmadığına vurgu yapılarak,her engelli bireye kendi ihtiyaçları, kapasitesi ve tercihlerine göre oluşturulmuş bir “katılım paketi” sunulması ve bu paket kapsamında rehabilitasyon, mesleki eğitim,iş arama konusunda destek, farklı nitelikte istihdam biçimlerine yönlendirme ile birlikte nakdi ya da ayni desteklerin yer alması önerilmektedir.


OECD ülkelerindeki engelli istihdam politikalarının etkinliğini inceleyen  çalışmasında istihdam politikalarının gelir güvencesi ile bütünleşmiş biçimde  uygulanabildiği ölçüde başarılı olduğunu göstermektedir. Çalışmada,engelli bireylerin topluma ve iktisadi yaşama tam katılımlarının sağlanabilmesi için destek ve teşviklerin sunulmasının yanı sıra, insana yaraşır koşullarda yaşam
sürdürmelerinin de önemine dikkat çekilirken, engelli bireylerin farklılıklarına  duyarlı bir yaklaşım geliştirilmesinin öneminin altı çizilmektedir. Mont, engelli  istihdam politika araçları olarak engelli çalıştırma yükümlülüğü sistemini kapsayan yasal düzenlemeler, mesleki rehabilitasyon, mesleki eğitim gibi araçları kapsayan destekleyici programlar ve korumalı işyerleri gibi ikame programlarının OECD
ülkelerindeki uygulamalarını inceleyerek, orta gelirli ülkeler için birkaç öneride bulunmaktadır:


• Mesleki rehabilitasyon, destekli istihdam ve işverenlere uyumlaştırma desteği
gibi daha kapsayıcı istihdam programlarını uygulanması,

• Hem kamunun hem özel sektörün engelli istihdamı konusunda teşvik edilmesi,

•İşyerlerinin uyumlaştırması konusunda engelli örgütlerinin savunuculuk çalışmalarının desteklenmesi.

 Daha da önemlisi, engelli bireylerin topluma eşit katılımlarını mümkün  kılmaya yönelik geliştirilecek politikalara yalnızca birer harcama kalemi olarak  yaklaşılmaması gerekir. Bu politikalar orta ve uzun vadede engelli bireylerin toplumun birer parçası olarak katma değer yaratmalarının da önünü açacaktır.
Örneğin engelli bireylerin eğitimsel kazanım düzeyinin yükselmesi, yüksek nitelik  gerektiren iş pozisyonlarına erişmelerini kolaylaştıracak ve yarattıkları katma değerin  seviyesini yükseltecektir. Engelli bireylerin topluma eşit katılımını kolaylaştıran  politikalar yine orta ve uzun vadede toplumun farklılıklarla birlikte yaşamayı öğrenmesine ve bu çerçevede zengin bir toplumsal yaşamın oluşmasına da katkı sağlayacaklardır.

 Kamu bütçesinin oluşturulma süreci, siyasi iktidarlar tarafından benimsenen yeni
politikaların uygulamaya geçirilmesine dair belirli bir çerçeve prosedür sunmaktadır.
Bu nedenle, politika önerileri geliştiren bu raporda, bu politikaların yaşama
geçirilmesi durumunda nasıl bir süreç takip edileceği konusu, bütçe sürecine kısaca
değinmeyi gerektirmektedir.

Türkiye’de bütçe süreçleri 2003 yılında çıkarılmış olan ve 2006 yılından itibaren
uygulamaya başlanan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile
düzenlenir. Sözkonusu kanun çok yıllı bütçeleme prensipleri ile, performans esaslı
olarak gerçekleştirilecek bir mali yönetim öngörmektedir.

 2005 yılında “Engelliler” Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye’de engelli
bireylere yönelik kamu politikalarının çeşitlendiği söylenebilir. 2005 yılını başlangıç
noktası olarak kabul ederek, engellilere yönelik kamu harcamalarının düzeyine
ilişkin genel durumu ortaya koymak, kamunun farklı kurum ve kuruluşlar eliyle
gerçekleştirilen bu harcamaların güncel seyriyle birlikte, kısa ve orta vade için
planlanan harcamaların değerlendirilmesi ve yeni politika önerilerinin finansmanına
ilişkin tartışmaların zeminini oluşturması açısından önemli görünmektedir.

Çok yıllı bütçeleme uygulaması cari yıla ait bütçe ile birlikte onu takip eden iki ya
da daha çok yılı kapsıyor olmasından dolayı planlama ile bütçeleme süreçlerini
ilişkilendirir. Zira uzun vadeli hedefler birden çok yılı kapsayan bütçe hazırlığı
ile bütçe sürecine dahil edilmekte ve her yıl sonunda izleyen yıllar için yapılan
revizyonlarla plan ve bütçe ilişkisi tutarlı kılınmaktadır. Bu anlamda, Performans esaslı bütçeleme yaklaşımı ise kamu mali yönetiminde yer alan stratejik amaç ve
hedeflerle uyumlu bir bütçe oluşturması önemlidir.

 Ancak bütün bu uygulamalara rağmen Engel Tabanı’na kayıtlı olan bireylerin % 85,7’sinin kamu kurum ve kuruluşlarından beklentisinin sosyal yardım ve desteklerin artırılması yönünde olması çarpıcı bir gerçeğe dikkat çekmektedir. Bu veri, engelli bireyin henüz kendini
yardıma muhtaç biri olarak görmekten kurtulamamış ve eşit vatandaş olduğunu
kavrayamamış olduğunu düşündürmektedir.

Bu anlamda öncelikle engelli bireylerin vatandaşlık bilincini geliştirecek faaliyetlere
ihtiyaç bulunmaktadır. Bu yöndeki faaliyetler engelli bireyin vatandaşlık haklarından
yararlanması açısından olduğu kadar, vatandaşlık yükümlülüklerini yerine getirmesi
açısından da önemlidir. Engellilerin istihdamı konusundaki sıkıntıların giderilmesi,
engelli bireylerin üretime dahil olmalarına ve kendi geçimlerini kısmen de olsa
sağlamalarına katkıda bulunarak, engelli bireylerin kendilerine yönelik bu hatalı
algılarını bertaraf edecektir.

 ÜLKEMÎZDE ENGELLİ  BİREYLERİN İSTİHDAMI

 Ülkemiz’de örgün ve yaygın eğitim olanaklarına eşit erişimlerinin sağlanması uzun vadede engelli bireylerin istihdamına olumlu etki yapacak en önemli unsurların başında gelmektedir.

 Engelli Memur Seçme Sınavı’nın getirilmesi hem engelli bireylerin rahatça  sınava girebilmelerine yönelik düzenlemelerin gerçekleştirilmesi hem de sınavın engelli bireylerin farklılıklarını dikkate alacak biçimde kurgulanması sayesinde olumlu sonuç vermiş görünmektedir. Fakat ÖMSS’nin getirilmesi dahi işitme engelli bireylere yönelik fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırmamıştır. Özellikle erken yaşlardan itibaren işaret dili eğitimi almamış bireylerin yazılı sınavda başarılı olma şansları çok düşüktür. Ayrıca her seçme sürecinde olduğu gibi, engelli memur seçme sürecinde de dezavantajlı bir grubun içerisinden daha az dezavantajlıların memuriyete seçildiği ve bunun engel derecesi yüksek ya da emek piyasasında engel türü nedeniyle dezavantajlı konumda bulunan engelliler aleyhine bir durum yarattığı unutulmamalıdır.

Bu duruma iliskin denilebilirki Engelli bireyler heterojen bir toplumsal kategori oluşturmaktadır. Halbuki engelli istihdamına yönelik yaklaşımlar çoğunlukla yekpare bir engellilik kategorisinin var olduğu yargısına dayanmaktadır. Örneğin, araştırmalar işverenlerin ezici çoğunluğunun engelli istihdamını toplumsal sorumluluk olarak gördüklerine işaret etmektedir.

 Her ne kadar engelli istihdamı bazı durumlarda toplumsal sorumluluk çerçevesinde ele alınabilecek olsa da, örneğin yükseköğrenim görmüş engelli bireylerin istihdamı, gerekli koşullar sağlandığı durumda (niteliğe göre işe yerleştirme, gerekli teknolojik donanımın sağlanması vb.) genel istihdamdan farklılık arz etmemektedir.

 Engelli bireylerin büyük bir bölümü yeterli eğitimi aldıkları ve destekleyici bir çalışma
ortamı sağlandığı durumda engeli olmayan bireylerden farklı değerlendirilmeye
ihtiyacı olmayan bireylerdir. Fakat bu gruptaki engelli çalışanlara destek
teknolojilerinin sağlanmaması durumunda çalışanların performansları düşük
seyredebilmekte ve bu durum engelli çalışanlara yönelik önyargılı genellemelerin
yaygınlaşmasına hizmet etmektedir.

Engelli bireylerin önemli bir bölümü gerekli destekler sağlandığında ve ayrımcılık ile
kurumsal olarak mücadele edildiğinde ana akım sektörlerde engeli olmayan bireyler
gibi çalışabilirler. Engelli bireylerin diğer bir bölümü ise, engel dereceleri ya da belirli
bir zamanda toplumsal yapının dışlayıcılığı dolayısıyla ana akım işgücü piyasasında
yer alamayabilirler. Özellikle bu iki gruba yönelik istihdam politikalarında önemli
bir anlayış farklılığına ihtiyaç vardır

 Güncel insan hakları hukukuna göre de engelli bireylerin iradelerini ortaya  koymaları bu bireylerin vazgeçilmez insan haklarından biridir bu anlamda Engelli bireylerin temsili demokrasi çerçevesinde seçme ve seçilme haklarını etkin olarak kullanabilmeleri, işleyen bir demokrasinin olmazsa olmazlarındandır. Nitekim, Birleşmiş Milletler 2010 sözleșmesi Engelli Hakları için Sözleşme’nin 29. maddesi engelli bireylerin siyasal katılım haklarının insan hakları temelinde nasıl düzenlenmesi gerektiğine dair kapsamlı bir yol haritası sunmaktadır. Sözleşmeye göre taraf devletler, engelli kişilere siyasal hakları ve bu haklardan başkaları ile eşit bir şekilde yararlanma fırsatını tanımakla yükümlü kılınmaktadırlar.

 ENGELLÎ BÎREYE DÖNÜK ULUSLARARASI  VE ULUSAL  MEVZUAT

 Engelli insanların istihdama katılımı engelli bireylerin toplumsal statülerinin yükselmesini, yaşam koşullarının iyileşmesini ve tüm kamusal alanlara eşit erişimlerini sağlamanın bir aracı olarak tanımlamıştır.

 Ancak Günümüz toplumlarındaki, çalışmayı kutsal bir konuma yerleştiren ve yalnızca para karşılığı yapılan işlere indirgeyen toplumsal değerler sisteminin engelli bireyler için dışlayıcı sonuçları olduğuna vurgu yapmaktadırlar. Ayrıca araştırmacılar, engelli bireylerin istihdamının artırılması savunulurken, engelli bireylerin farklılıklarının göz ardı edilmemesi gerektiğine işaret etmektedirler. Örneğin, engelli bireylerin bir bölümü için öz bakım faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi sağlam insanlara oranla çok daha fazla zaman alan faaliyetlerdir. Yalnızca bu farklılık dahi, örneğin işyerine gitmek üzere hazırlanmak için engelli bireyin daha uzun zaman harcaması ve sağlam bireylere oranla daha fazla emek vermesi anlamına gelmektedir. Ayrica,   engelli bireylerin istihdamının izole bir sorun alanı olarak değil; eğitim, ulaşım ve yapılı çevre gibi çok farklı alanlarla yakından ilişkili bir mesele olarak ele alınması gerektiğinin altını çizmektedirler.

 Bu konuya ilișkin, Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası’nın ortak yayınladıkları 2011 Dünya Engellilik Raporu’nda (2011 World Report on Disability) engellilik, bireylerin bedensel ya da ruhsal özelliklerine indirgenmemesi gereken, tüm bedensel ve ruhsal özellikleri ile bireyin içerisinde yaşadığı sosyal ve fiziksel çevre ilişkilenmesi ile ortaya çıkan bir durum olarak nitelenmeye başlanmıştır.

 Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme ile ise, engelli bireyler diğer tüm insanlarla eşit haklara sahip olan bireyler olarak kabul edilmişlerdir.


Ülkemizde engellilerin istihdamı 1970’li yıllardan itibaren 4857 sayılı İş Yasası’na  göre düzenlenmektedir. 4857 sayılı İş Yasası, İŞKUR’u engellilerin istihdamından  yetkili ve sorumlu kılmıştır. İş Yasası’nın 30. maddesi, 50 ve üzeri işçi çalıştıran özel  işyerlerinin asgari olarak çalışanlarının % 3’ünü ve kamu işyerlerinin çalışanlarının  % 4’ünü engelli bireylerden oluşturmasını öngörmektedir. 2008 yılında çıkarılan  İstihdam Paketi’yle yapılan değişikliklerin ardından, sözkonusu maddenin güncel hali şöyle olmuştur: 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre ise, kamu kurum ve kuruluşlarının en az çalışanlarının % 3’ü oranında engelli memur çalıştırma yükümlülükleri  bulunmaktadır. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesinin takip ve denetiminden Devlet  Personel Başkanlığı yetkili ve sorumludur.

 Süreli iş sözleşmesine göre Uluslararası hukukta ise engelli bireylerin istihdama katılımları “çalışma hakkı” çerçevesinde İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, Avrupa Sosyal Haklar Temel Yasası’nda, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün çeşitli sözleşmelerinde ve nihayet Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’de düzenlenmiştir.

2007 yılında ülkelerin imzasına açılan ve ülkemizin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler
Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme engelli bireylere yönelik tüm kamu politikalarında
olduğu gibi engelli bireylere yönelik istihdam politikalarında da temel alınması gereken
uluslararası hukuk metnidir. Anayasanın 90. maddesi gereğince, onaylanan uluslararası
insan hakları sözleşmelerinin Türkiye’de kanunların üzerinde olduğu kuralından hareketle,
günümüzde Sözleşme’nin ülkemizde engellilere yönelik tüm politikalarda temel alınması
gerektiğini hatırlatırız.

 Sözleşme’nin Çalışma ve İstihdam başlıklı 27. maddesi şöyledir :

Taraf Devletler, engellilerin çalışma hakkını diğerleriyle eşit bir şekilde tanır; ve
bu hak, engellilerin açık, kapsayıcı ve erişilebilir nitelikte bir iş piyasası ve çalışma
ortamında, serbestçe seçtikleri bir işte hayatlarını kazanmaları fırsatını da içerir.
Taraf Devletler, çalışırken sakatlananlar dahil tüm engellilerin çalışma hakkının
hayata geçmesini, yasama tedbirleri dahil uygun tüm tedbirleri alarak, güvence
altına almalıdır.

  Buna ek olarak:


. İşe alım ve istihdam edilme koşullarında, çalışma sırasında, kariyer gelişimi ve
sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları dahil olmak üzere, istihdama ilişkin her
hususta, engelliliğe dayalı ayrımcılığı yasaklar;

. Adil ve uygun çalışma koşullarının sağlanmasına ilişkin olarak, engellilerin
hakları diğerleriyle eşit bir şekilde korunmalıdır. Bu, fırsat eşitliğini, eşit
değerde bir iş için engellilere eşit ücret verilmesini ve tacizden korunma
ve mağduriyetin giderilmesi dahil olmak üzere güvenli ve sağlıklı çalışma
koşullarını içerir;

. Engellilerin diğerleriyle eşit bir şekilde iş ve sendikal haklarını kullanabilmelerini sağlar;

. Engellilerin diğerleriyle eşit bir şekilde genel teknik ve mesleki rehberlik
programlarına, yerleştirme hizmetlerine, meslek içi sürekli eğitime etkili
erişimini sağlar,

. İş piyasasında engellilerin istihdam olanaklarını ve kariyer gelişimini destekler,
ve engellilerin iş aramasına ve işe başlamasına, çalışmaya devam etmesine ve
işe geri dönmelerine yardım eder;

. Serbest çalışma, girişimcilik, kooperatif kurma ve kendi işini kurma konusundaki fırsatları geliştirir;


. Engelli kimseleri kamu sektöründe istihdam eder;

. Olumlu eylem programları, teşvikler ve diğer tedbirleri de içerebilecek uygun
politika ve tedbirlerle, engellilerin özel sektörde çalıştırılmasını destekler;

. Engellilerin çalıştıkları işyerlerinde makul uyumlulaştırmaların yapılmasını sağlar;

. Engellilerin açık iş piyasasında iş tecrübesi kazanmasını sağlar;

. Engelliler için mesleki ve profesyonel rehabilitasyon, işe uyum ve çalışmaya dönüş programları yürütür.

Taraf Devletler, engellilerin köle olarak tutulmamalarını sağlamalı ve engellileri
zorla çalıştırılmaya ve mecburi çalışmaya karşı diğerleriyle eşit bir şekilde
korumalıdır.

 YÜKSEK ÖĞRETÎMDE ENGELLÎ  INSAN

 Enegelli ögrencilere dönük Yükseköğretim programları konusunda söz edilecek olunursa, Engelsiz üniversiteden söz edilebilmesi için ders materyallerinin, ders programlarının, internet sitelerinin, üniversitelerdeki fiziksel düzenlemelerin engellilerin erişimine uygun biçimde düzenlenmesi gereklidir. Bu konularda erişilebilirliğin/ulaşılabilirliğin nasıl sağlanabileceğini ortaya koyan evrensel standartların, tasarımların izlenmesi gerekmektedir.


Bu olușum Yükseköğretim kurumları tarafından eğitim öğretim işlerinden sorumlu rektör başkanlığında ve sorumluluğunda, engelliler alanında uzmanlaşmış veya özel eğitim alanına yakın alanda uzmanlaşmış koordinatör öğretim elemanları veya yardımcıları ile ilgili daire başkanlıkları, fakülte, yüksekokullar ve enstitülerin görevlendireceği yönetici veya akademik kişilerden seçilmiş temsilcilerden oluşan, engelli öğrencilerin idari, fiziksel, barınma ihtiyaçları ile sosyal ve akademik alanlarla ilgili ihtiyaçlarını tespit etmek ve bu ihtiyaçların karşılanması için yapılması gerekenleri belirleyip, yapılacak çalışmaları planlamak, uygulamak, geliştirmek ve yapılan çalışmaların sonuçlarını değerlendirmek üzere, doğrudan rektörlüğe bağlı engelli öğrenci birimleri oluşturularak yapılması daha mantıklı olur.

 TEDBÎR AMAҪLI REHABÎLÎTE ҪALIȘMALARINDA UYGULANMASI GEREKEN BAZI  KRÎTERLER

 . Kurumsal düzeyde yürütülen rehabilitasyon hizmetleri nicelik açısından geliştirilmelidir. Rehabilitasyon merkezi sayısı artırılırken, ülke ihtiyacı göz önüne alınmalı ve coğrafi dağılım gözetilmelidir.

 . Özel eğitim gereksinimi olan bireylerin, temel eğitimin yanı sıra bağımsız yaşam eğitimlerine erişimlerinin sağlanması gereklidir. Bu temelde eğitime katılımlarının yükseltilmesinde ailelere verilecek destek hizmetleri önemli bir yer tutmaktadır.

 . Kaynaştırma ve bütünleştirme uygulamasına ilişkin denetleme ve yaptırım mekanizmalarının güçlendirilmesi ile Okul-sınıf mevcutlarının yasal düzenlemeyle uyumlu olup olmadığı uygulanması dikkate alınmalıdır.

 . Egitim sürecinde saat bazının arttırılması gerekmekte’dir.

 . Özel eğitim ve rehabilitasyon hizmeti veren kurumlardaki hizmet kalitesini artırabilmek amacıyla Milli Egitim Bakanlığı tarafından bu kurumların programlarının yeniden yapılandırılması ve denetimler için uzmanlar yetiştirilmesi önem arz etmekte’dir.

 . Mesleki rehabilitasyon, destekli istihdam ve işverenlere uyumlaştırma desteği
gibi daha kapsayıcı istihdam programlarını uygulanması gerekmekte’dir, bu anlamda, hem kamunun hemde özel sektörün engelli istihdamı konusunda teşvik edilmesi önem arz etmekte’dir ve bu prosedürde İşyerlerinin uyumlaştırması konusunda engelli sivil toplum kurulușların desteklenmesi gerekmekte’dir.

. Engelli bireylerin topluma eşit katılımlarını mümkün kılmaya yönelik geliştirilecek uygulamalara yalnızca birer harcama kompülsüyonu olarak yaklaşılmaması gerekir. Lakin bu uygulamalar uzun vadede engelli bireylerin toplumun birer parçası olarak katma değer yaratmalarının da önünü açacağı var sayılmalıdır.

. Engelli bireylerin eğitimsel kazanım düzeyinin yükselmesi beraberinde yüksek nitelik
gerektiren iş pozisyonlarına erişmelerini kolaylaştıracak ve yarattıkları katma değerin
seviyesini’de yükseltecektir nitekim bu uygulama sayesinde uzun vadede toplumun farklılıklarla birlikte yaşamayı öğrenmesine ve bu çerçevede zengin bir toplumsal yaşamın oluşmasına da katkı sağlayacaklardır.

 . Engelliler Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye’de engelli bireylere yönelik kamu harcamalarının düzeyine ilişkin genel durumu ortaya koymak, kamunun farklı harcamaların güncel seyriyle birlikte planlanan harcamaların değerlendirilmesi ve yeni reel uygulama önerilerinin finansmanına ilişkin yönetmenliklerin zeminini oluşturulması açısından önemlidir. Lakin bu avantaj gerek Rehabilite çalıșanları ve gerekse kurum sahiplerinin daha verimli çalıșmaları açısından önemli bir gelișme olabilecektir.

 Bütün bu etmenlerden çıkarılacak yegane sonuca bakılırsa, denilebilirki, Ülkemizde halen șaibeli, kalite bazında yoksun ve standart aksiyondan soyut bir özel Eğitim ve Rehabilitasyon çalıșmaları görülmekte’dir, nitekim bu uygulama beraberinde milyonlarca engellinin yașam koșullarına ve geleceğinecevap vermekten uzaktır. Nihayetinde, Ümid edilsinki mensubu bulunan yetkililer bu sorunu yakından görüp nihai bir çözüme kavușturmaları temennidir.

KAYNAKҪA

Rehabilitasyon Dergisi, 54 Özel Sayı 1; 1-3.


Avrupa Komisyonu. (2010) Avrupa Engellilik Stratejisi 2010-2020


Birleşmiş Milletler. (1983) Dünya Engelliler programı


Birleşmiş Milletler. (30.11.2012) Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme.

 ILO. (1958). Discrimination (Employment and Occupation) Convention (No: 111);

ILO. (1983) Vocational Rehabilitation and Employment (Disabled Persons) Convention (No: 159);
ILO. (2002) Code of Practice for Managing Disability in the Workplace.
ILO, UNESCO, UNICEF, WHO. (2002) Community -based Rehabilitation (CBR) with and for people with disabilities.

 Declaration of Alma-Ata. (1978) International Conference on Primary Health Care, Alma-Ata, USSR 6-12Sept 1978. 09.12.2012,

 Report Series Geneva: World Health Organisation.

Resmi Gazete (14.01.2012), Sayı: 28173. Enegellilik Ölçütü, Sınıflandırması ve Enegellilere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik.

Rusk Insititute of Rehabilitation Medicine.( 09.12.2012)

Sağlık Bakanlığı. (2011) Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı (2011-2023). Ankara: Sağlık Bakanlığı.
Sağlık Bakanlığı Sağlık Araştırmaları Genel Müdürlüğü. (2012) Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2011. Ankara:

Sağlık Bakanlığı, (2008) Türkiye’de Sağlık Eğitimi ve Sağlık İnsangücü Durum Raporu. Ankara: YÖK Yayınları.

Sağlık Bakanlığı,. (2010) Türkiye’de Sağlık Eğitimi ve Sağlık İnsangücü Durum Raporu. Ankara: YÖK Yayınları.

Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığı. (2012) Sağlık Kurumlarında Enegelli Bireylerİçin Ulaşılabilirlik Temel Bilgiler Rehberi. Ankara: Sağlık Bakanlığı.

 TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu). (2002) Türkiye Eneglliler Araştırması. Ankara: TÜİK.

T.C Başbakanlık Eneglliler İdaresi Başkanlığı. (2010) Enegelliliğe Dayalı Ayrımcılığın Ölçülmesi Araştırması. Ankara: T.C Başbakanlık Engelliler İdaresi Başkanlığı.

TÜİK, T.C Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı. (2011) Enegellilerin Sorun ve Beklentileri Araştırması.Ankara: TÜİK.

TÜİK (2012). Türkiye İstatistik Yıllığı 2011. Ankara: TÜİK.

 World Health Organisation, 1981; Birleşmiş Milletler, 1983; 1989; 2001

World Health Organisation. (2001) Disability Prevention and Rehabilitation. Technical Report Series Geneva: World Health Organisation.


World Health Organization. (2001) International Classification of Functioning Disability and Health.

 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi. 30.11.2012,

 MEB (Milli Eğiim Bakanlığı). (2007) Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Kaynaştırma Eğitimi.

 MEB. (2009) Hayat Boyu Öğrenme Strateji Belgesi.

 MEB Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığı. (2010-11-12) İlköğretim Okullarındaki Kaynaştırma Uygulamalarının Değerlendirilmesi.

 Tohum Otizm Vakfı. (2010-12) Türkiye’de Otizm Spektrum Bozuklukları.

 UNICEF ve MEB İlköğretim Genel Müdürlüğü. (2011) İlköğretime Zamanında Kaydolmama: Nedenleri ve Önlenmesi için Öneriler.

 World Health Organisation. (2011) World Report on Disability. Geneva: World Health Organisation.

 World Health Organisation, 1981; Birleşmiş Milletler raporu, 1983.

ILO, UNESCO, UNICEF, WHO, Notlar - 2002.

 
 
 

 




Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye  

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.