Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 



ANA SAYFA

 SOSYAL HİZMET BİLİM DÜNYASI ULUSAL ÇAPTA SÖYLEM ÜRETEMİYOR…
Aziz ŞEKER
shuaziz@gmail.com  

 

 / “-Şarapla doldur tasını, tasın toprakla dolmadan,”-dedi Hayyam.
Baktı ona gül bahçesinin yanından geçen uzun burunlu, yırtık pabuçlu adam
“-Ben, bu nimetleri yıldızlarından çok olan dünyada açım,”-dedi,
“şaraba değil, ekmek almaya bile yetmiyor param…” /

Nâzım Hikmet


Sosyal hizmet mantığı, öz açısından Batı düşüncesinin ürünüdür. Belki de bu temel yönüyle Türkiye sosyal hizmet sorunsalına eğilirken Batı sosyal hizmet yaklaşımının bir belirlenimi olarak anlamını kaybetmemektedir. Batıya dayalı bir değerler dizisi…
Sosyal hizmet düşün dünyasının önündeki temel görev; sosyal hizmet teorisini Türkiye bağlamında odak modelleriyle yeniden inşa etmektir. Bunun için de sosyal hizmetin mantığı ve yansıdığı sosyal refah ideolojisi 21. yüzyıl koşullarında köklü olarak tartışılmalıdır. Bu diyalektik akıntı sosyal hizmet bilimi için de tarihsel bir zorunluluktur. Aynı zamanda insancıl bir dünya yaratmak için toplumsal kurama katkıda bulunmada da… Her ne kadar belirli bir ekonomi politiğin hizmetkârı olduğu kadar yeri geldiğinde ona muhalif olsa da…

Aziz ŞEKER

Böyle bir metni kaleme aldığım için tanrıların gazabından korkuyorum ve ısrarla tarihsel sosyal hizmetin bilim adına işlevsiz kılındığı tezini de ne yazık ki dilegetirmek istiyorum! Sosyal hizmet meslek dolayımında, ileri sürdüğüm argümanlardan dolayı bir diletantın bakış açısına aslında sahibim. Neo-liberal ‘CV’lere başvurmadan; oyunlar oynamadan bir eleştiri atmosferinden sosyal hizmetin günümüz mantığına eğilmek istiyorum. Buna, sorumlu bir sosyal hizmet uzmanının tavrı da denebilir. Eğitimli sosyal hizmet entelijansiyasına sesleniyorum! Ve sosyal hizmet profesyonellerine… Bilim üniversitede üretilir. Sosyal hizmet bilim dünyası 21. yüzyılın ön yıllarında tam da postmodern mohikan / figüran Lyotard’ın; işlersellik (performativity) perspektifinin etkilerini yansıtırcasına bir dışavurum içinde. Sosyal hizmet tıkandı. Tıkatıldı… Sosyal hizmetin pratiği üzerine gündem bile oluşturulamıyor. Sosyal hizmet giderek topluma yabancılaşıyor. Sorunsallaşıyor. Sosyal hizmet ethosu toplumsal değişmede ilerisi için; uygulayıcısına da fener olma rolünü umutsuzluğa bıraktı denebilir. Kaygı duymuyor gibi. Ki, sosyal hizmet, bilim, meslek ve toplum ilişkisinin düşünce taşına yatırılması gerekiyor. Gölge olgular (epifenomen) çerçevesinde dönen bir sosyal hizmet bakış açısı sosyal hizmetin toplumsal işlevini de / işleyişini de kısır döngüye hapsediyor. Açıkça söylemek istediğim şey: sosyal hizmet bilgisi, toplumsal gerçekliğin gerisine düştü. Sosyal bilimler içinde genleşemedi. Bu bir meşruluk sorununu da beraberinde getirmektedir. Bunun aşılması kuşkusuz toplumsal pratikle araya giren mesafenin kaldırılmasının mücadelesini hakkıyla vermekten geçiyor. Bütün bunları bir pradigma arayışı olarak kavramakla birlikte bütün açmazlarına karşı sosyal hizmetin yüzyıllık bir sürece damgasını vurmuş bir “mitoloji” olduğunu da görmezden gelmiyorum.

Sosyal hizmet, Türkiye’de kendi geleneğini oluşturma zorunluluğunun bilincinde olmadı. Bunu ilk kez ben ifade etmiyorum. Benden önce gırtlağına bıçak dayamışçasına bu düşünceyi dile mimar kılanlar oldu. Yetersiz kalmalarına rağmen kendi yasalarını dayatanlar da oldu.
Bakın Türkiye’de bir sosyal hizmet akademisyeni, entelektüeli, uygulayıcısı, tarihe mal olmuş bir bilgiye imza atmış mıdır? Bence hayır. Emre KONGAR’ın “sosyal çalışmaya giriş” kitabı hala kutsallığını koruyor ve çoğu kez görmezden de gelinebiliyor. Tabi birde geleneğini oluşturan ve ardıllarının büyük sevgisini kazanan Sema KUT’un “sosyal hizmet mesleği; nitelikleri, temel unsurları, müdahale yöntemler” adlı kitabı. Şunu da belirtmek isterim: İbrahim CILGA’nın son yıllarda çıkan kitabı “bilim ve meslek olarak Türkiye’de sosyal hizmet” disiplinleşme yolunda iddialı bir çalışma. Bunu yalnızca bende değil; her mezuniyet töreninde ana sosyal hizmet okulunun aksakallılarından kat kat üste alkış almasında da aradığımı da belirtmek isterim. O bir sosyal hizmet düşünürüdür… İlhan TOMANBAY’ın “meslek tartışmaları”nın sosyal çalışmayı yapılandırma sürecinde başlatıcı bir role sahip olduğunu da unutmamak gerekiyor.1 Belki sosyolog olarak bilinen ancak ‘63’ maliye ve iktisat bölümü kökenli Prof. Dr. Emre KONGAR, deyimlemek istediklerimize bir yanıt olarak ileri sürülebilir. Ama unutulmamalıdır ki, O, sosyal hizmetin toplumla ve “68” koşullarıyla bütünleşmesinde ve de sosyal çalışmanın tanıtılması açısından yalnızca bir halkla ilişkiler rolü görebilmiştir. Günümüzde ise sosyal hizmette bir keşmekeş, dizginlenemez bir hüzün hâkim ki; verilen mücadelenin sonucu son derece belirsizdir. Ama bu tür geçiş dönemlerinde kimsenin bir kenarda oturma lüksü de yoktur.2

Sosyal hizmet bilgisi, pratiğe aktarıldığı oranda gerçek bir bilgidir. Bu altı çizilen noktada bilgi ise sosyal bilimcinin işidir. Bir sosyal bilimci, içinde yaşadığı toplumun ve dünyanın sorunları ile iç içe olmak, onları izlemek, onlar hakkında kendi görüş ve değerlendirmelerini ortaya koymak ‘zorunda’ ve sorumluluğundadır. 3–5 teorik kitabın çevirilerini öğrencilere aktarmakla yetiniyorsa o sadece basit bir teknisyendir, akademisyen değildir.3 Sosyal hizmet alanında sosyal bilimlerin sınırlarını başarıyla sınayan ve başaran üretimler olduğunu inkâr etmiyorum. Bir o kadar okült “üretimlerin” var olduğu gerçeğini de hakkıyla teslim ediyorum. İşte bundan dolayı sosyal hizmet tarihsel seçimlerini yapabilmenin ayırdında olmalıdır…

Seküler, sosyal politika üretebilen ve önerebilen bir sosyal hizmet alternatifinin Türkiye koşulları açısından inşası hem akademi hem de uygulama düzleminde tarihsel ve demokratik bir gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Yoksa karşı-sosyal hizmetin günden güne yükselerek bir “öğreti” biçimine dönüşmesine tanık olmamak işten bile değil. Yani karşı sosyal hizmet örgülenmesinin köklü etkilerini gözlerimizde hissedebiliriz. Akıllara sığmaz bir suskunluk, konumlanamama varken, tehditkâr bir atmosfer ise yeni açmazların doğum sancısı olmuştur şimdiden. İnsanlığın son siperi; sosyal hizmet, 60’lı yılların benimsenmiş doktrininin mirasını yiyor. Akademide sosyal hizmet, yapısal bunalım dışında bir şey üretemiyor; Sakarya bunun somut örneği… Wallerstein’nin Tarihsel Kapitalizm adlı eserinde sözünü ettiği gerçekliğe katılmamak ise körleşmeyi kanıksamaktan öte bir şey değildir; öyle ki, “üniversiteler hem ideolojinin atölyeleri hem de inancın tapınakları olagelmiştir.” Sosyal hizmet işte önce bu uzun ömürlü tapınakta sonra yeni yerleşkelerde anlam bulmaya çalışmıştır. Ki, tarihin hareketi önceden bilinemez. Tarih düz bir çizgi ve tek bir doğrultuda ilerlemez. Bazı doğrultularda ilerleme, tereddütler, gerilemeler, çıkmaz sokaklar, yol ayrımlarındaki seçenekler gibi momentler oluşur.4 Buna rağmen azgelişmiş ülkelerdeki ‘bilim adamları’ da her zaman olduğu gibi, Batı’da üretilen ideolojik tezleri bir köle sadakatiyle benimsemekteydiler.5 Kırılmaz bir döngümüydü acaba bu? Belki de Türkiyeli Filozof Uluğ NUTKU’nun dediği gibi: “İkibuçuk yüzyıl önce bir şeyhülislam fetvasıyla yıktırılmış rasathanenin yıkıntıları altından kalkmış değiliz.” Türkiye içinde birçok yönüyle haklı bir düşünce değil mi sizce?

Sosyal hizmetin, kamu idaresinin, içinde olmazsa olmaz niteliklerinden birisi olarak özümsenememesi; dahası kurumsallaşamaması Türkiye sosyal hizmetinin en somut açmazıdır. Bu duruma gelinmesinden dolayı çeşitli nedenler ileri sürülebilir. Belki de bunlar içersinde en önemlilerinden birisi olarak şunu da biz ileri sürebiliriz; sosyal hizmet uygulamasında hiçbir zaman tamamıyla sosyal hizmet uzmanlarının birincil etkisi de “nadiriyet” dışında pek olmamıştır. Olamayacaktır da… Popüler kılınan sosyal yardım politikaları ise birçok sosyal sorunun çözümsüzlüğüne etki edemeyecek yeterlilikte ola gelmiştir. Medeniyet “sosyal yardımı” yaşamı dönüştürücü bir etkiye sahip olması noktasında sınayamamıştır bile. Yaşamın altında bir sosyal yardım pratiği zaten başlı başına bir tükeniştir, özgürlük ve adalet paylaşımında geride kalanlar için…

Dünyada ve Türkiye’de yaşanan sosyal sorunlar karşısında sosyal hizmet bilim dünyası ulusal çapta söylem üretemiyor. Kendi sığasına kapalı… Sosyal hizmet otoriteleri bir erdem sınavında. Bu nedenle sosyal hizmet uygulamasında “sosyal hizmet kültürü” dışı programlarla başka dinamikler yer alıyor. Dolayısıyla bu programların nüvesini “gönüllülük temelinde” yaklaşımları destekleyen ve benimseyen karnavalcılar aç gözlü bir doyumla alıyor. Bu sarmal ne yazık ki, sosyal hizmetin “odak” kaybı yaşadığını da düşündürüyor. Sosyal hizmet bu nedenle ölüyor. Diğer sosyal meslekler de bir gönül rahatlılığıyla ve el çabukluğuyla sosyal hizmeti odaksızlaştırabiliyor ve hatta ontolojilerini onunla ikame etme cüretkârlığını gösterebiliyorlar da. Körü körüne bir gidiş…

Sosyal hizmet Türkiye’de her dönem; buna döneminin sosyal hizmet açısından büyük umutlar barındıran Genel Müdür, ‘Bülent İLİK’ sosyal hizmet bürokrasisi de dâhildir. Hizmet sunumu anlamında “modernleşememe” noktasında muhafazakârlaşan bir görünüm olarak dışa yansımıştır. Müracaatçının yüksek yararı da son tahlilde yalnızca olağan desteklerle hasret gidermiştir. Sosyal hizmet duygusal temennili çıkışlar dışında en yeterli olduğu iddia edilen kalem baronları döneminde dahi kendine özgü “akıl tutulması”nı ne yazık ki, yaşamıştır. Bunu bize, sonraki yıllar; zamanın evrensel olgunluğu ortaya çıkararak göstermiştir. Kanıtı yetkinleşememektir. Kişisel yeterlilikler dışında birikimi elde tutamamaktır.

21. yüzyılda Türkiye’de sosyal hizmet, hedef kitlesini belirleme yönlendirme, destekleme, sağaltma yeterliliğini yitirdiği gibi yeteneksizleşmiştir de…

Sosyal hizmeti bilim dışı bir alana çekmek, perde arkasında neyi gözetliyorsa gözetsin, süreçten nemalanmaya çalışan yapıları okşayacaktır. Okşamaktadır da.

Sosyal hizmet, tarihselliğinin en kırılgan koşullarından geçiyor. Sosyal hizmet özüne bu değin yabancılaşmamıştı. 1961’den beri sosyal hizmet, bazı sosyal-ekonomik-politik tokatları saymasak heyecanını, etkisini bu değin yitirmemişti.

Yoksulluk, göç, işsizlik, yaşlı yoksulluğu, suç, sosyal hizmetin sosyal pratik üretememesinden dolayı mevcut sosyal politikayı bile işlevsizleştirecek biçimde içine almıştır. Dolayısıyla sosyal refah alanlarında sorunlar endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Bugün yeni peygamberler ve kurtarıcılar bekleyen bir sürü insanın durumu, güzelim Edomit bekçisinin sürgün dönemi şarkısında dile getirdiğinin aynısıdır. Bu şarkı İşaya’nın vaazlarında da yer alır:
Bekçi, o bana Seir’den sesleniyor: Geceden ne haber, geceden ne haber? Bekçi yanıtladı: Sabah da olur, gece de gelir. Öğrenmek istiyorsan dön gel.
Bu sözlerin söylendiği insanlar iki bin yıldan çok sordular ve beklediler; oysa onların sonunu öğrendiğimizde sarsılıyoruz. Demek istediğim o ki, özlem duyarak ve bekleşerek hiçbir şey kazanılmaz; onun için biz başka türlü hareket edeceğiz. İnsan ilişkilerinde olsun mesleğimizde olsun, çalışmaya koyulacağız ve ‘günün gerekleri’ni yerine getireceğiz. Bu da çok zor değildir, yeter ki herkes kendi yaşamının iplerini elinde tutan tanrıyı bulsun ve ona itaat etsin.6

Sosyal hizmetin hafızası kuntlaştı. Nedeni belirli, türlü saiklerle bu duruma gelindi. Mantar gibi çoğalan “kamusal amaçlı” sivil yardım örgütlerine pirim veren akademisyenlerin de uygulayıcılarının da buna katkıları açısından durumları içler acısıdır.

Sosyal hizmetin yeni halleri…
İkinci Dünya Savaşı’ndan beri eşitsizlikler hiç bu kadar büyük olmadı, sosyal hizmetler en aza indirgendi, çalışma süreleri uzayıp duruyor.7 Dünya nüfusunun büyük çoğunluğu yoksullaşıyor…

Somut koşulların somut tahlili bize gösteriyor ki, sosyal hizmet premodern bir dışavurum yaşıyor, nedeni yine tekrarlayayım ki, toplumla ve sosyal hizmeti yönlendirenlerle kurmuş olduğu ilişkinin niteliğinde olduğa kadar sosyal hizmet bilim dünyasının ulusal çapta yaşanan toplumsal sorunlara karşı söylem üretememesinde yatmaktadır. En okunaklı strateji şuan için bilimsel “suskunluktur” desem tanrıların gazabından kurtulmuş olur muyum bilmiyorum! Ve ben her soluklanışımda üzerine basa basa ifade ettiklerimi sonuç olarak “bilimi” arka duvarıma alarak tekrarlamak istiyorum. Bilim tarihi büyük ölçüde insanlığın insanlaşma tarihidir. İnsan gelişimini sürdürdükçe bu savaşım da büyük bir hızla sürmeye devam edecektir. Sömürü türlü halleriyle sürse de, insan insana yabancılaşsa da, insan hakları ihlalleri devam etse de, insanlık erdem ve umut yolunu ara ara bir karanlığa mahkûm etse de, insanlığın yüreğini felaketler çizip geçse de bu insanlaşma savaşımı sürecektir.8 Kuşkusuz bunun kanıtı ise sosyal hizmetin var olma mücadelesi olacağı gibi sosyal hizmet bilimini yapanın da… Duyarlı olunması gereken noktada burası değil mi? Ki, kendi varoluşuyla hesaplaşmayan birey, bilimi de kendisine katamaz, ayak yordamıyla yaşar ve doğa, ayağına takılan bir engel olur. Cumhuriyetin kurucularının bütün olanakları sağlamalarına rağmen toplum olarak bu hesaplaşmaya giremedik. Siyasal bakımdan olgunlaşamamamızın da temel nedeni budur… Avrupalı 1600’de bir aydınını yakmıştı. Biz 2000’e doğru birçok aydınımızı yaktık.9

DİPNOTLAR

1. Şeker, Aziz: Sosyal Hizmette Paradigma Arayışları. Sabev Yay. Ankara, 2006, s.49
2. Wallerstein, Immanuel: Amerikan Gücünün Gerileyişi. Çev. Tuncay Birkan. metis Yay. İstanbul, 2004, s.171
3. Manisalı, Erol: 2000’li yıllara başlarken Dünya ve Türkiye. Cumhuriyet Kitaplığı. İstanbul, 2000, s.127
4. Amin, Samir: Kapitalizmin Hayaleti. Çev. Cengiz Algan. Sarmal Yay. İstanbul, 1999, s.97
5. Başkaya, Fikret: Kalkınma İktisadının Yükselişi ve Düşüşü. İmge Yay. Ankara, 2000, s.10
6. Weber, Max: Sosyoloji Yazıları. Çev. Taha Parla. Hürriyet Vakfı Yay. İstanbul, 1986, s.151
7. Robert, D., Zarachowicz, W: Noam Chomsky ile İki Saat. Çev. Işıl Bircan. Plan B İletişim Yay. İstanbul, 2001, s. 79
8. Şeker, Aziz: Sosyal Hizmetin Sefaleti. Sabev Yay. Ankara, 2006, s.166–167
9. Nutku, Uluğ: Felsefe ve Güncellik. Bulut Yay. İstanbul, 2005, s.11

©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.

 

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.