|
|
Uzun bir aradan sonra gündeme bakmak
istiyoruz. Gündem oldukça karışık, iç karartıcı ve her zamankinden daha da
süreksiz olarak nitelendirilebilir. Zaten gündem sözcüğüne dikkatli yaklaşmakta
fayda olduğunu biliyoruz. Gündemi biz belirlemediğimiz için, bizim olmayan bir
gündemi fazlaca sahiplenmenin anlamı yok ve bu konuda kuşkucu olmakta her zaman
fayda var. Bu bilincimizle olaylara göz gezdiriyoruz.
Ergenekon oldukça keyifsiz bir hale geldi. Sol siyaseti ikiye böldü ve bunu
yapmakta da fazlaca zorlanmadı. Bir grup operasyonları sahiplendi, sırf
yıllardan beri dile getirilen söylemlerdeki benzerlik yüzünden eleştirel duruş
kaybedildi. Diğer grup operasyonları lanetledi. Bu grubun söyleminin en önemli
özelliği yüzeyselliğiydi. Eklektik ideolojilerin sıklıkla içine düştükleri bu
problem, kendinizi ifade ederken kullandığınız araçların ve alternatif
önermenizin sosyolojik ve siyasal olarak çok da kullanışlı olmaması olarak
özetlenebilir. Öte yandan iktidarın sorgulama cesaretinin imkanı ve dolayısıyla
sınırlılığı tartışmada çok cılız kaldı. Bazı yazar ve yayınlar konuya değindiler
ama söylem sahiplerinin pozisyonları çoğu zaman göz ardı edildi. Dikotomi
kavramı, normalde birbirine bağlı zıtlıkları ifade etse de, sosyal bilimlerde
kopukluğu işaret eden olumsuz bir anlamı da vardır. Çok kullanılan şekliyle
siyaseti karşıtlıklar üzerine kurma, taraflara hiçbir şey kazandırmamakla
birlikte kimi zaman, karşıtlığı kuran ama taraf olmayan mekanizmalara bile zarar
verebilir. Yine de asıl aktörler, dikotomiyi diyalektik düzeyinde algılarken,
bizler çoğu zaman yalnızca taraf olma düzeyinde algılayabiliyoruz. Bunu fark
etmemiz ve bundan dolayı rahatsız olmamız gerekiyor.
Öte yandan Güngören’de bombalar patladı. Güngören’de bombalar patlarken, ben
polise hesap veriyordum yolda yürüyebilmek için. Kimliğim soruldu, hesap
soruldu. Yine yanlış noktada duruyorlar diye düşünmeden edemedim. Bir yanda
şiddet ve gözyaşı artarken diğer tarafta sokaktaki insanın özgürlükleri de gözle
görülür ölçüde kısıtlanmaya başladı. İktidar, kendi ajandasındaki işleri
eksiksiz yaparken, aynı istekliliği toplumun tümünü etkileyen olaylara
demokratik çözümler bulma konusunda göstermedi. Bunun sebebi iktidarın
hantallığıdır ve bence sivil toplum meselesi kökten yanlış anlaşılmıştır ya da
çıkarlara göre yorumlanmıştır. İktidarın bütüncül bir reform isteksizliği bazı
yerlerde vurgulandı ve ben de yeniden vurgulama gereği görüyorum. Burada da
dikotomiyi görüyoruz. Kuram ve kavramların içeriğini revize etmek ama aynı adla
kullanmak, eleştiri getirenleri karşı cepheye yerleştirmek. Ya da karşı
çıkanların kendi kendilerini karşı cephede konumlandırmaları. Bunun tüm toplum
için çok zararlı olacağını bilmek gerekiyor.
Bundan sonra sivil toplum meselesi çerçevesinde iki noktaya vurgu yapmak
gerekebilir. Birincisi demokratik açılımların ya da toplumsal çıkarların askeri
bürokrasi ve diğer elitlerin eliyle korunamayacağıdır. Bunu ‘ama’sız olarak
kabul edebilmeliyiz. Ancak bu koşulsuz kabul edişten sonra diğer eleştirimiz
samimi olacaktır. Eleştirimiz ise şudur: Hiçbir zaman iktidarlar daha sivil bir
toplum için iştahlı ve son derece işbirlikçi olmazlar. Açılımların aktörleri
kitlelerdir. Kitle zorlayarak ihtiyacı yaratır ve iktidar konumunu bu talebe
göre şekillendirir. Bu tarihsel ve sosyolojik olarak böyledir. Buna bağlı olarak
din odaklı bir sivil toplum anlayışı, demokratik bir toplum olmanın önünü
açamaz, dahası böyle bir anlayış yoktur. Sivil toplum zorlayıcı, dolayısıyla
talep edici ve rasyoneldir. Vatandaşlık eksenini genişletmek için mücadele eder
ve kazanımı kapsayıcıdır. Bu noktaya vurgu yapmak gerekiyor. Böylece dikotomiyi
aşıyoruz. İki talebi karşı karşıya değil, peş peşe koyuyoruz.
Kulağa son derece farklı gelse de, dinin birleştirici bir çatı olarak
görülmesini ya da dini referanslar gösterilerek yapılan siyaseti de bir tür
elitizm olarak görmek gerekiyor. Bu elitizmin sebebi dinin kendisi değil, dini
söylem sahiplerinin pragmatizmidir. Açıkçası din kurumsallaşmaya ve devlet
yönetiminin her türlü mekanizmasıyla flört etmeye başladığından beri de bu
elitizmi yenmenin bir yolu kalmamıştır. Yapılması gereken ise aşamalı olarak
vatandaş tanımını daha iddialı hale getirmektir. Bunu yaparken de rasyonel olmak
zorundayız. Nasıl ki asıl anlamda ergenekonu yok etmek istememizin sebebi,
rasyonel bir aktör olarak vatandaşın demokratik mekanizmalarla iktidara ortak
olma ve denetleme imkanlarını genişletmek ise, sivil toplumu geliştirme amacımız
da aynı ilki gibi sorgulama terazisinin dengesini hak ve ödevler bağlamında
vatandaştan yana olacak şekilde düzenlemektir. Bunun için kuşku şarttır.
Dikotomi ise dezenformasyondur.
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|