Sosyal Hizmet Mesleği

Bilgiler
Yayınları
Araştırmalar
 


Sosyal Hizmet Alanları

Çocuk
Gençlik
Yaşlılık
Aile
Sosyal Sorunlar
Engeliler
Tıbbi Sosyal Hizmet


Kaynak Bilgiler

Bireysel Gelişim
Sosyoloji
Psikoloji
İnsan Hakları
İletişim Bilgisi

 

 

 

 

 
 


ANA SAYFA


YARAMAZ ÇOCUKLAR MESELESİ” VE ÇOCUK EĞİTİMİ

Rıza ELİTOK

Sosyal Hizmet Uzmanı
secesme@hotmail.com
 

 
 

“suçlu çocuk yoktur, suça itilmiş çocuk vardır.”

       Eğitim ve öğretim, samanlıkta iğne ararcasına sabır ve azim gerektiren bir iştir. Bu anlamda eğitimcinin sorumluluklarının ağırlığı ve konumunun hakkı tartışılamaz bile. Çocuklarımızın yoksulluğu ve imkansızlıklarının üzerimizdeki duygusal baskısı, haddinden fazla kalabalık derslikler, çocukların her birinin sorun ve sıkıntılarına yetişememenin getirdiği burukluk ve üzüntü, ailelerin çocuklarının eğitimlerine olan ilgisizliği, teneffüs ve dersliklerde yığınca afacanın enerjileriyle yarattığı kargaşa ve gürültü kirliliğinin baş ağrıtıcı etkisi, köylerde katır sırtında okullara doğru yol almak, suyunu gerekirse çeşmeden getirmek zorunda kalmak, şehirden kilometrelerce ötede yalın ayak başı kabak afacanlarla birlikte yalnızlığın dayanılmaz hafifliği içinde kalakalmak ve daha sayamadığımız onlarca özveri…
Son dersten sonra bitkin ve yorgun zor atarız kendimizi eve. Saymakla bitmez eğitimcinin sırtına binen yük. Fedakarlık ve özveriyi gerektiren eğitim işi sadece okullarda değil; evde, işyerlerinde, sokakta, fabrikalarda, cezaevlerinde, ıslahevlerinde, yetiştirme yurtlarında, çocuk yuvalarında, huzurevlerinde, kreşlerde, özürlü eğitim merkezlerinde, toplum merkezlerinde, kışlalarda yani insan yaşamının olduğu her yerde çıkar karşımıza. Bu nedenle sorunlardan kaçmak, duyarsız kalmak, özveri ve fedakarlıktan kaçmak bir anlamda kendi kendimize zarar getirecektir. Bütün yaşam alanlarında eğitme ve eğitilme sorumluluğu çıkacaktır karşımıza ister istemez.
Evet! “suçlu çocuk yoktur, suça itilmiş çocuk vardır” dedik. Bir tek çocuğa bile ışık olabildiysek ne mutlu bizlere. Sadece kuru bilgiler ve sıradan nasihatlerle beyinleri zorlanacak nesneler değildir çocuklar. Onların kendilerince algıladıkları dünyalarını, afacanlıklarını,sevinçlerini, korkularını, hayallerini ve güçlüklerini yeterince anlayabiliyor muyuz acaba! Durup yeniden sormalı büyükler kendilerine. Eğiticiler eğittikleriyle ve örnek oldukları çocuklarla dünyanın en zor savaşını verirken, minik yüreklerin yoksullukları ve imkansızlıkları içinde bu savaşa nasıl göğüs gerdiklerini idrak edebiliyor muyuz yeterince? 
Eğitimci, bir anne ve baba gibidir çocuğun gözünde. Belki evinde bulamadığı ilgiyi ve şefkati göreceği, teselliyi bulacağı bir sığınak. Bilmem farkında mıyız evden harçlık alamayan ve azarlanan çocuğun üzüntüsü ve burukluğunun o an bize geldiğinin. İşte o an çocuğun kuru ve soğuk öğütlere ihtiyacı yoktur.
Ama aldığımız maaş nedir ki her birine bir simit veya şeker parası verelim. Ama doğrusunu söylemek gerekirse, esasen çocuklar bizden alamadığı şekeri değil de içinde kalan burukluğu ve sevgisizliği unutturacak sıcak bir gülümseme, tatlı bir şefkat, içten bir arkadaşlık ve sevgi beklemekte yalnızca. 
Yaramaz, asi ve afacan çocuklardık belki bir zamanlar. Ama hiç suçlu çocuk olur mu? Kim kendisine suçlu, tinerci, jiletçi, serseri, işe yaramaz, adam olmaz denmesini ister ki? Hangi anne ve baba kendi çocuğuna suçlu gözüyle bakılmasını ve teşhir edilmesini ister.
Evet! Çocuklar da büyükleri gibi sigara içerler, başkasına ait olan şeyleri izinsizce araklarlar, birbirlerine şiddet uygulayıp ağza alınmayacak küfürler ederler, etraflarına zarar verirler. Ama fark nedir? Fark şudur ki, o bu suçu ya evde sorumsuz babasından, ya mahallelerinde ki sorumsuz ağabeylerinden, ya okulda sorumsuz öğretmenlerinden, yani kısacası biz büyüklerin acımasız ve katı dünyalarından kopya etmişlerdir. Her birisinin hayalinde “Kurtlar Vadisi” dizisindeki bitirim karakter olmak, televole gibi magazinlerde fütursuzca eğlenmek, ya da bir futbolcu, türkücü şöhretine sahip olmak gibi büyüklerin sorumsuzca yarattığı ve çocukları şiddetin, suçun kucağına sürükleyebilecek hayalleri vardır. 
Kabul etmeliyiz ki biz yetişkinler, çocukları suça ve şiddete sürükleyen bir çok aracı sorumsuzca kullanıyoruz. Sonra da yetiştirdiğimiz bu çocukları kendimize, ailemize ve toplumumuza tehdit olarak algılayıp sitemde bulunuyoruz. Özellikle ergen çocuğun dünyası gel-gitlerden ibarettir. Sorunlu ergen çocukları, başımızdan def etmeden, yargılamadan, dışlamadan, tasdiknamesini eline tutuşturmadan özveri, sevgi ve sabırla kazanmalıyız. Değer yargıları henüz yerleşmemiş yada örselenmiş, kırılgan ve duygusal yapıdaki ergenler, büyüklerinden gelebilecek kolaycı bir tepkiyle aniden okuldan ve evden kaçabilir, yada suça karışabilirler. Büyüklerin hayatından kopya ettiği bir çok olumsuz davranış ve zararlı alışkanlıklarla büyüyen çocuk, edindiği önyargılar nedeniyle karşısındaki bir yetişkini dinleyemeyecek kadar güvensiz ve katıdır. Örselenmiş, dışlanmış, şiddete uğramış, sevgisiz ve ilgisiz kalmış çocukların güven ve saygısını kazanamadan onları eğitmek asla mümkün değildir. Bu nedenle bu tür çocukların öncelikle güvenlerinin kazanılması, eğitimleri ve topluma kazandırılmalarına giden yolda %50 başarı sağlamak demektir. Islahevlerinde ıslah olamayan çocuklar, cezaevinden çıkar çıkmaz tekrar suç işleyen kişiler aslında güvenleri kazanılmamış/kazanılamamış çocuk ve kişilerdir diyebiliriz. Bu nedenle kabul görmeden, güvenleri kazanılmadan çocuklara yapılacak nasihat, azarlamalar, cezalar, dışlamalar ve tehditlerle, onların içindeki asiliği ve katılığı daha da pekiştirmiş olacağız hiç kuşkusuz. Zaten azar görmüş, sevgisiz ve ilgisiz bırakılmış, rencide edilmiş, şiddete uğramış çocukların, nasihat veren büyüklerini, boynu bükük hazır ol vaziyetinde dinlemesini beklemek boşunadır. Evde anne ve babasına restini çekmiş bir çocuk dışarıda ki öğretmenlerine, büyüklerine çok rahat diklenebilecek ve hatta ona zarar bile verebilecek ruh hali içinde olabilir. Bir yetişkini azarlayıp nasihat vermeye benzemez, çocuğu yola getirmek. O bir yetişkin gibi algılayamaz azar ve nasihatlerinizi. Ancak, çocuğu kabul görüp içten ve yapıcı bir yaklaşımla, zamanla güven ve saygısını kazanarak eğitebiliriz. Bu nedenle özellikle anne, baba, öğretmen ve diğer bir çok eğiticinin özveri, azim ve sabır gerektiren görev ve sorumluluklarını iyi idrak etmeleri gerekmektedir. 
Son olarak “sorunlu çocuk yoktur, suça itilmiş çocuk vardır” anlayışını bir kez daha tekrarlayarak herkesi bu konuda sorumluluk, sabır, anlayış ve duyarlılığa davet etmek gerektiğini düşünüyorum.. Eğitim her yerde her zaman güncelliğini koruyacaktır. Aydınlık yarınların anahtarı çocuklarımızın ellerindedir. Yeter ki, bu anahtarı kullanmasını öğretebilelim onlara. 

Umutla kalmanızı diler, sevgi ve saygılarımı sunarım.
 

 



Editörler




Google
 

 


 


KURUMSAL VE BİREYSEL İŞ İLANLARI

 


 

SOSYAL MEDYA




 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.