Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

  “Çocuk ve Demokrasi
Küçüklere Özgü Yargılama Hukuku”


Hazırlayan: Betül Onursal
Giriş

Bu bildiri, Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi’nin 10 –11 Haziran 1999 tarihlerinde gerçekleştirdiği “Çocuk ve Demokrasi: Küçüklere Özgü Yargılama Hukuku” başlıklı sempozyum çalışması sonunda hazırlanmıştır. Bildirinin hazırlanmasında sempozyum çalışması öncesinde yapılan kaynak taraması sırasında tespit edilen ve oturum katılımcılarına dağıtılan yasalar ve onlar üzerine yazılmış görüşler; uluslararası sözleşme ve ilkeler, özellikle B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler’in Pekin, Havana ve Riyad İlkeleri ile B.M. Viyana Ofisi’nce hazırlanan Tip Kanun; Birleşmiş Milletlere sunulmak üzere hazırlanan hükümet raporu, sivil toplum kuruluşlarının alternatif raporu ve İnsan Hakları Üst Kurulu Raporu ile sempozyum sırasında sunulan tebliğler ve tartışmalar dikkate alınmıştır. Sempozyuma katılan herkes adına, bu toplantıyı planlayan ve gerçekleştiren Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi’ne teşekkür ederim.

Birleşmiş Milletler’in ürettiği ilkeler gibi pek çok metinde, çocuk suçluluğunun ceza hukukunun ilgi alanındaki ve yalnızca merkezi idarenin görev alanına giren bir sorun olarak anlaşılmadığı, yerel topluluklarla ilişkilendirildiği görülmektedir. Çünkü bizde yaşandığı şekli ile kentleşme ile suçluluk arasında doğrudan bir ilişkinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

Yapılan araştırmalar bütün diğer toplumsal sorunlardan olduğu gibi, hızlı ve çarpık kentleşme olgusundan da en olumsuz etkilenenlerin çocuklar olduğunu göstermektedir. Özellikle daha sağlıklı bir yaşam, daha iyi bir eğitim, kendi potonsiyelini gerçekleştirme umudu ile kente göç eden çocuklar, refahın adil olarak dağılmasını, herkesin kentin sunduğu olanaklardan eşit olarak yararlanmasını, hizmetlere ulaşımı güçleştiren kentleşme nedeniyle en fazla zarar gören grubu oluşturmaktadır. Gene yapılan araştırmalar, kentleşmenin olumsuz etkileri altında yaşayan çocukların pek çok sosyal tehlike gibi, suç işleme veya suçun mağduru olma riski altında yaşadıklarını göstermektedir.

Bu bildiri ile sempozyum amacına uygun olarak, çocuklar için sadece sosyal risklerden korunabildikleri değil, toplumda etkin bir taraf rolü üstlenebildikleri, bedensel, zihinsel yeteneklerini geliştirerek kişiliklerini oluşturabilme olanağı elde ettikleri daha iyi bir yaşam için; merkezi ve yerel otoritelere ve topluma düşen görevler ve sorumluluklar, bu sorumlulukların yerine getirilmesi için idari ve yasal düzenlemelerde yapılması gereken değişiklikler ve bu değişikliklerde dikkate alınması gereken ilkeler belirlenmeye çalışıl-mıştır.

Türkiye’de B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yazılı hakların hayata geçirilmesine ilişkin bir çocuk politikasının oluşturulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu politika oluşturulurken, hükümet, yerel yönetimler ve toplum işbirliğinin önemi dikkate alınmalıdır.

Toplumun ve özellikle çocukların, ihtiyaçların tanımlanması ve çözümlerin üretilmesinde aktif rol almasının sağlanabilmesi için üretilecek projelerin, yerel düzeyde ve yerel topluluğun inisiyatifinde olmasına dikkat edilmelidir.

Yukarıda belirttiğimiz çocuk suçluluğunun merkezi otoritenin görev ve ilgi alanında görülmesine ilişkin tutum, belediyelerin konuya duyarsız kalması şeklinde bir alışkanlık yaratmıştır. Belediyelerde bu alışkanlığın ve çocuklara yönelik bakış açısının çocukların da, ihtiyaçları olan hemşehriler olarak görülmelerini ve bu ihtiyaçların giderilmesine birinci önceliğin verilmesini sağlayacak şekilde değişmesi gerekmektedir.

Yerel ve merkezi yönetimlerin görevlerinin ve üretilecek hizmetlerin belirlenmesinde, bu hizmetlerin başarı olasılıkların artırmada önemli unsurlardan biri; bu tespitlerin ve projelerin araştırmalara dayanmasıdır. Ülkemizdeki en önemli eksikliklerden biri de çocukların talepleri ve ihtiyaçlarının, özellikle sorunların tespitine yönelik araştırmaların azlığıdır. Bu tür araştırmalar yapılırken uluslararası gelişmeleri izleyen, yasaya ve uygulamaya hızla yansıtılabilecek bir teknik izlenmesine özen gösterilmelidir.

Çocukların suç ve benzeri sosyal tehlikelerden korunabildikleri, haklarını kullanabildikleri ve toplumsal yaşama sorumluluk sahibi bireyler olarak katılabildikleri bir yaşamı sağlamada toplumun her kurumunun sorumluluğu bulunduğu gözönüne alınarak, çeşitli kurumlar arasında en üst düzeyde işbirliğine özen gösterilmelidir.

Bu alanda başarıya ulaşmanın önemli gereklerinden biri de toplumsal birikimden yararlanmaktır. Dünyada, çeşitli ülkelerin deneyimlerinden yararlanılarak uluslararası sözleşme ve ilkeler hazırlanmış, en son olarak da B.M. Viyana Ofisi bir Tip Kanun yayınlamıştır. Ülkemizde de 2253 sayılı yasa öncesinde ve sonrasında pek çok yasa tekliflerinin hazırlandığı, bunlar üzerine eleştirilerin, başka ülkelerdeki yasal düzenlemelere ilişkin değerlendirmeler ve uygulamacıların karşılaştıkları sorunları aktardıkları makalelerin yayınladığı ve tezlerin bulunduğu bilinmektedir. Yeni bir yasa hazırlanırken bu çalışmaların dikkate alınması, atılması gereken adımlara hız kazandıracaktır.

Mevcut yasal düzenlemelerin hukukun temel prensiplerinden ve bu kaynaklardan yararlanılarak yapılacak yorumlar ile uygulanması, yürürlükteki mevzuata işlerlik kazandırılmasının, en az yukarıda belirtilen yeniliklerin yapılması kadar önemli olduğu görüşünde birleşilmiştir. Uygulamada daha kısa sürede iyileşme sağlayıcı bu gelişmenin gerçekleşebilmesi için ilgili meslek gruplarının eğitimine önem verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Küçükler İçin Adalet Sisteminin Amaçları

Küçükler için adalet sisteminin oluşturulması amacıyla yasa yapan her ülke, koruma sistemini mi, adalet sistemini mi istediğini bilmeli ve bu seçilen sistemle tüm dünyada görülen;


kültürel nirengi noktalarının azalması ve kimlik kaybı,
şehirleşme ve gençlerin banliyölerde yığılması,
göçler ve bunlardan doğan acılar ve uyumsuzklar,
işsizlik ve gençlerin meşguliyetsiz kalmaları,
küreselleşme
gibi etmenleri göz önüne almalıdırBu amaçla yapılan bütün yeni yasalarda B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi, Pekin, Havana ve Riyad İlkeleri’ne uygun düzenlemeler yapılmaya özen gösterilmelidir.

Cezalar gibi, tedbirler ve cezalara alternatif yöntemlere (toplum yararına çalışma, mediasyon, ara tretmanlar gibi) başvurulması halinde de bu kurullar dikkate alınmalı ve bunun sağlanması için bu kuralların uygulama alanını, tedbir ve alternatif yöntemleri kapsayacak şekilde genişletmeye yönelik yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Çocukların yargılamalarında iyileşme sağlanması için yasal reformlar yeterli değildir; personel, altyapı ve destek kurumlarında da reforma ihtiyaç vardır.

Çocukların yargılanmalarına ilişkin yasal mevzuatımızın B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Pekin, Havana, Riyad İlkeleri’ne uygun hale getirilmesi için yasal değişikliklerin ivedilikle yapılması gerekmekle birlikte, bu değişiklikler yapılıncaya kadar mevcut yasal düzenlemenin amaca uygun şekilde yorumlanarak uygulanmasını sağlamak için gerekli çalışmalar da yapılmalıdır.

Günümüzde, çocukların cebir ve şiddet unsuru taşıyan suçları daha çok işledikleri göz önüne alınarak adalet sistemine dönüş ve cezaların ağırlaştırılması yönünde bir eğilim olduğu görülmektedir. Oysa çocuklar için adaletin amaçlarından ilkinin onları suç ve benzeri tehlikelerden korumak olduğu unutulmamalı ve suça itilmeyi önleyici hizmetlerin üretilmesine ağırlık verilmelidir. Bu yönde toplumsal irade oluşmasına ve çocuk suçluluğunun önlenmesi konusunda toplumsal sorumluluğun gelişmesine çalışılmalı ve olanak sağlanmalıdır. Çocuğun suça itilmesinin önlenmesinde yerel toplulukların önemi dikkate alınarak, harekete geçirilmelerine önem verilmelidir. Yerel yönetimlerin çocukların sosyal tehlikelere açık yaşadıkları alanların tespiti, önleyici ve alternatif hizmetlerin üretilmesi konusundaki sorumlulukları hatırlatılarak, bu alandaki görevlerini yerine getirebilmeleri için gerekli destek sağlanmalıdır.

Her halükarda insan ve çocuk hak ve özgürlükleri ilkeleri dikkate alınmalı; ihtisaslaşmış mahkeme, idari merci ve meslek elemanları oluşturulmalıdır.

Bütün bunların olmasına yönelik bir toplumsal iradenin bulunmasının gerektiği ve bunun önemi unutulmayarak, duyarlılığı artırıcı çalışmalar yapılmalıdır.

Çocukların suç ve benzeri sosyal tehlikelerden korunabilmesi için öncelikle, nedenlerin araştırmalar ile doğru olarak tespit edilmesi gerekmektedir. Nedenlerin ülkelere, yörelere, gruplara göre değişiklik gösterdiği bilinmektedir. Bu alanda ülke çapında çeşitli kuruluşların işbirliği ile başlattığı çalışmalar sevindiricidir, desteklenmelidir.

Gene aynı amaca ulaşılabilmesi için atılması gereken ikinci adım ise, bir çocuk politikasının oluşturulmasıdır. Bu politikanın içinde çocukların suçtan korunmalarına ilişkin bir politika da yer almalıdır. Devlet Planlama Teşkilatı, Riyad Kuralları’na göre bir önleme modeli geliştirmeli ve bu model için gerekli araştırmaları tespit etmelidir. Ülkedeki STK’lar, üniversiteler, meslek odaları ve benzeri kuruluşlar bu alanda yapacakları araştırmalar ile bu politikanın oluşturulmasına katılmalıdırlar. Bu politikanın oluşturulmasında; yerel yönetimlerin ve toplulukların, illerinde çocuk suçluluğunun nedenleri ve önlenmesi konusunda yaptığı planlar ve çalışmalar ile potansiyelleri dikkate alınmalı, oluşturulacak program ve projelerin başarıya ulaşmasının yerel topluluklar ve yönetimlerin kapasite ve katılımına bağlı olduğu unutulmamalıdır.

Çocukların suçtan korunmaları için alınacak önlemlerde şu hususlar dikkate alınmalıdır:


Tüm toplumca çocukların kişilikleri göz önüne alınarak, coşkularını, yaşama sevinçlerini dışa vurma biçimleri hoşgörülerek ve desteklenerek uyum içinde gelişmelerinin sağlanması gereği,
Çocuğun suçtan korunmasındaki önemli faktörlerden birinin aile olduğu göz önünde bulundurularak toplumun ve yerel ve merkezi idarelerin ailenin bütünlüğünü sürdürücü, çocuğun huzurlu bir aile ortamında yaşamasını sağlayıcı tedbirler almakla mükellef olduğu,
Eğitimde çocuğun farklılıklara, insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygısının, zihinsel ve bedensel yeteneklerinin geliştirilmesine önem verilmesi gereği,
“Sosyal risk” altındaki çocukların eğitim sisteminin özel ilgi odağı olması gereği,
Yerel toplumun aileyi desteklemekten, “sosyal risk” altındaki çocuklar için uygun yaşam mekanları, yerel gençlik kuruluşları, yardımcı hizmet ve önlemler, eğlendirici, dinlendirici tesisler oluşturmaya varan görevleri hatırlanarak yerel otoritelerin, özellikle Riyad İlkeleri’nde yer alan düzenlemelere uygun hizmetler geliştirme sorumluluğu,
Basın – Yayın araçlarının, çocukların toplumdaki önemli rolünü belirginleştirici, gençler için üretilen hizmetleri tanıtıcı, sosyal tehlikelerin çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini gösteren yayınlar yapması, çocuklar için olumsuz pornografi, şiddet ve istismar sunumlarından kaçınması görevi,
Küçüklerin yargılanmasında adaletin sağlanmasına özen gösterilmesi, ihmal ve istismarın, kötü muamele ve işkencenin önlenmesi ve onlara özgü yargılama hukukunun uygulanmasının çocukların suçtan korunmaları için zorunlu öğelerden biri olduğu, dolayısıyla küçüklere özgü yargılama hukukunun oluşturulmasına yönelik taleplerin sadece çocukların adil yargılanmalarına yönelik bir talep olmadığı, yargılama usulünün suçluluğu önleyici yanı bulunduğunun gözden uzak tutulmaması gereği.
Ceza Yargılamasının Tarafı Olarak Çocuk

B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, 18 yaşının altındaki her bireyin çocuk olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu kural onlara özgü hukukun ve yeni bir toplumsal anlayışın oluşturulmasını zorunlu kılmakta ve bu yönde tüm yetişkinlere ve devletlere görevler yüklemektedir.

Öncelikle yaş hesabında “0” yaş dikkate alınmalı ve Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı gibi kurumlarda yaş hesabının farklı yapılmasının önüne geçilmelidir.

Onsekiz yaş ile rüşte erilmekte ise de, ceza sorumluluğunun tam olduğu döneme geçiş öncesinde bir ara dönemin kabulünün suçluluğun önlenmesine önemli katkılar sağlayacağı düşünül-mektedir.

Çocuğun ceza yargılamasının tarafı olması bakımından, ona özgü hukuk sorunu ele alındığında en önemli konulardan biri ceza sorumluluğunun tespitidir. Çocuklar için ceza sorumluluğunun özel ve amaca uygun düzenlenmemesi “sorumluluk” kavramını anlamsız hale getirecektir. Bu nedenle çocukların ceza sorumluluğunun bulunup bulunmadığı tespit edilirken gelişimlerinin, ceza sorumluluğunun ahlaki ve psikolojik unsurlarını kavrayabilmelerine olanak sağlayacak düzeyde olup olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Ceza sorumluluğu yaşının bir mantığı olması gereği uzmanlarca kabul edilmektedir.

Bu konuda B.M. Pekin Kuralları’nın dikkat çektiği bir noktaya daha özen gösterilmeli, ceza sorumluluğunun tespitinde hukukun çocuğa karşı adil olmasına dikkat edilmelidir. Suç ve kabahat oluşturan davranışlara ilişkin sorumlulukla yani ceza sorumluluğu ile evlilik, rüşt gibi sosyal hak ve sorumluluklar arasında yakın bir ilişki olduğuna dikkat edilerek, ceza sorumluluğu yaşının tespitinde bu ilişki göz önünde bulundurulmalıdır.

Yürürlükteki 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile 11 yaşını doldurmayanların ceza sorumluluğunun bulunmadığı kabul edilmektedir. Bu Kanunun kabulünden önce ve sonra verilen tekliflerde ceza sorumluluğunun alt yaşı olarak 12’nin önerildiği; çocuk gelişimi ve psikolojisi uzmanlarından bazılarının ise 14 yaşı önerdiği bilinmektedir. Pekin Kuralları’nın uyarısı doğrultusunda sosyal haklar açısından bakıldığında TMK’nun hakim kararı ile rüşte erme için 15 yaşı sınır kabul ettiği, evlenme içinse en alt sınır olarak kızlarda 14, erkeklerde 15 yaşı kabul ettiği görülür. Yeni yapılacak bir yasada ceza sorumluluğu yaşının sosyal sorumluluklarla ilgili bu düzenlemelerle uyumlu hale getirilmesine dikkat edilmelidir.

Ceza sorumluluğu yaşı belirlenirken kullanılan “suçun anlam ve sonuçlarını kavrayabilme” kriteri yerine “ceza sorumluluğunun ahlaki ve psikolojik unsurlarını kavrayabilme” kriteri kullanılmalıdır.

Bu yönde gerekli değişiklikler yapılıncaya kadar Adli Tıp uzmanlarının verdikleri farik ve mümeyyizlik raporlarının, çocuk hakkında verilen karara esas teşkil eden bir bilirkişi raporu olduğu göz önünde bulundurularak, gerekçeli olmasına dikkat edilmelidir.

Ceza sorumluluğu bulunmayan küçüklere uygulanacak usul ayrıntılı olarak düzenlenmeli ve bu çocukların soruşturma ve kovuşturma işlemlerine tabi olmaları engellenerek, amaçlandığı üzere onların ceza adalet sistemi dışında tutulması sağlanmalıdır.

Sosyal İnceleme Raporları

Pekin İlkeleri’nin 5.maddesinde belirlenen küçükler için adaletin amacı, bu alanda yapılacak düzenlemelere her zaman rehberlik edebilecek niteliktedir. Bu maddede iki önemli gaye gösterilmektedir. Bunlardan ilki, çocuğun iyiliğinin geliştirilmesidir. İkincisi ise, orantılılık prensibinin uygulanmasıdır. Bu prensip küçük faillere gösterilecek tepkinin, hem küçüğün içinde bulunduğu koşullar hem de işlenen suçun şartları ile her zaman orantılı olmasını güvence altına almayı amaçlamaktadır. Yapılacak sosyal inceleme bu amaçların gerçekleştirilmesinin teminatıdır. Dolayısıyla amaca hizmet edebilmesi için sosyal inceleme raporunun, verilecek her karardan önce –ki bu karar ceza veya tedbir kararı olabilir- düzenlenmeli ve hakimin olay hakkında sağduyulu bir biçimde karar vermesini kolaylaştıracak şekilde, küçüğün geçmiş yaşamı ve halen içinde yaşadığı koşullar ve suçun işlendiği şartlar hakkında ayrıntılı bilgileri içermelidir. Sosyal inceleme, çocukların ihtiyaçlarının giderilmesinde yargı dışı yollara başvurulabilmesi ve alternatif yöntemlerin uygulanabilmesi açısından da önem ifade etmektedir.

Halen yürürlükte bulunan 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 12. maddesi “ceza ve tedbir uygulanmasından önce 20.madde araştırması yapılır” diyerek, farik ve mümeyyizlik yanında sosyal incelemenin yapılmasını da öngörmüş ise de, 20.maddenin ikinci fıkrasındaki hükmün başında yer alan “gerekirse” kelimesi uygulamada, farik ve mümeyyizlik raporlarını verilecek kararın ceza veya tedbir olmasının tek belirleyicisi haline getirmiştir.

Suçun anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğinin bulunup bulunmaması ya da ceza sorumluluğunun ahlaki ve psikolojik unsurlarını kavrama yeteneğinin bulunup bulunmaması, ceza sorumluluğunun tespitinde kullanılmalı, verilecek tepkiyi belirleyici kriter olarak kullanılmamalıdır. Çocuklar için adalet sisteminin uluslararası standartlarda da belirtilen amaçlarına uygun işleyebilmesi için, verilecek kararın niteliği sosyal inceleme ile saptanmalıdır. Bu yöntem ile karar linç arzusu gibi patalojik enerjiye değil, toplumsal bütünleşme gibi olumlu enerjiye dayandırılmış olacaktır. Bu amaçlara ulaşılabilmesi için kilit kavram olan sosyal incelemenin yargılamadaki yerini sağlamlaştırmak üzere gerekli yasal değişiklikler yapılmalıdır. Ancak, mevcut yasal düzenlemenin sosyal incelemenin yapılmasını engelleyici bir düzenleme olmadığı, uygulamada bu yönde kurumlaşmanın sağlanmamış olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla, öncelikle yargılama makamlarını sosyal inceleme yapılması yönünde irade geliştirmeleri, sosyal incelemeyi yapacak uzmanların araç, yolluk vb. ihtiyaçlarının karşılanmasına çalışılmalı ve raporların kararlarda kullanılabilmesi için gerekli tedbir hizmetleri ve kurumları oluşturulmalıdır.

Yasada belirtilen tedbir kurumlarına işlerlik kazandırılabilmesi için yerel yönetimlerin 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Belediye Kanunu ile düzenlenen görevlerinde öngörülen hizmetleri üretmeleri sağlan-malıdır.

Bu konuda Riyad İlkeleri ile hatırlatılan yerel topluma ait;

Gençlere ve ailelerine yönelik uygun bilgilendirme ve danışma hizmetleri organize etme,
Gençlere toplumsal destek sağlayacak, eğlenme, dinlenme tesisleri, özel sorunlara yönelik hizmetlerin sunulması,
Ailesinden uzakta bulunan küçüklerin barınmalarını kusursuz olarak sağlayabilecek özel mahallerin düzenlenmesi,
Ergenlik çağı sorunlarını çözmede yardımcı hizmetlerin oluşturulması,
Yuvasız ve sokakta yaşayan çocuklara gerekli hizmetlerin oluşturulması; iş, ikametgah bulunması,
Gençlerin kolaylıkla ulaşabilecekleri dinlence ve eğlence mekanlarının oluşturulması,
Yerel gençlik kuruluşlarının yapılandırılması ve onların toplumsal sorunlarda yönlendirici olmalarının sağlanması ve kolaylaştırılmasına ilişkin görevleri unutulmamalı ve onların bu görevlerini yerine getirmelerine olanak sağlanmalı ve desteklenmelidir. Bu alanda atılacak adımların başarıya ulaşmasında toplumsal politikaların ve yerel inisiyatiflerin gelişkinliğinin önemi unutulmayarak bu inisiyatifin gelişmesi ve sorumluluk alması teşvik edilmelidir.
Çocuk Mahkemelerinin Görevleri ve Teşkilatlanması

Tüm insan hakları metinlerinin ortak düzenlemelerinden biri ayrımcılığın önlenmesidir. Küçüklere özgü yargılama hukuku “çocukluk” durumuna dayanır. Dolayısıyla küçüklere özgü bir hukuk oluşturulurken, çocuklar arasında herhangi bir ayrım yapılmamalıdır.

Yürülükte bulunan 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 6.maddesi bu açıdan gözden geçirilerek, değiştirilmelidir. Anayasa’nın 143.maddesi ve askeri mahkemelerin görev alanına giren suçlarda 2253 sayılı yasanın uygulanmasını engelleyen düzenleme, suça dayalı bir ayrımcılığa neden olmaktadır. Aynı şekilde olağanüstü hal, sıkıyönetim gibi bir ülkede ya da bölgede uygulanan siyasi rejimin çocukluk durumunda bir farklılığa neden olmayacağı göz önüne alınarak, bir ülkenin farklı yerlerinde yaşayan çocuklar arasında ayrıma neden olan bu istisna da kaldırılmalıdır.

Yukarıda belirtildiği üzere 18 yaşından küçük her bireyin “çocuk” kabul edilmesi gereği dikkate alınarak, yaşa dayalı ayrımcılığa da son verilmeli ve 16 yaşından büyük olan çocukların da kendilerine özgü hukukta yargılanmaları sağlanmalıdır.

Çocuk mahkemelerinin görevleri, mevcut düzenlemede pek çok hükme dağıtılmış şekildedir. Çocuk mahkemelerinin görevlerinin tek bir maddede ve açık bir şekilde belirtilmesi yararlı olacaktır.

Mahkemelerin yetki alanını düzenleyen 2253 sayılı yasanın 1. maddesi gereği hızla yerine getirilerek, fiilen meydana gelen ayrıma son verilmelidir. Birinci maddede öngörülen şekilde mahkemelerin tüm Türkiye’de kurulmasına ilişkin sürenin 1998 yılında dolmuş olduğu, dolayısıyla genel mahkemelerde yargılanan çocukların o tarihten bu yana kanunun öngördüğü mahkeme önünde yargılanma haklarının ihlal edilmekte olduğu göz önünde bulundurularak, mahkeme teşkilatlanmasına hız verilmelidir.

Aynı zamanda bu maddede yer alan “büyükşehir belediyesinin bulunduğu yerlerde merkez ilçede çocuk mahkemesi kurulmasına” ilişkin düzenlemenin uygulamada yarattığı sıkıntılar ve özellikle yasanın 19. maddesinin uygulanmasını fiilen imkansızlaştırması dikkate alınarak, diğer ilçelerde de kurulmasına olanak verecek şekilde değiştirilmesi gerekmektedir. Çocuğun içinde bulunduğu koşullara uygun çözüm üretmekle görevli çocuk mahkemelerinin merkez ilçede bulunduğu, büyükşehirlerde amacına uygun çalışmasının mümkün olmadığı, mevcut uygulamalar ile görülmüştür.

Çocuk mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin ilk yasa teklifinden bu yana yayınlanan bütün çalışmalarda, çocuk mahkemesi hakiminin çocuk gelişimi ve suçluluğu konusunda uzman olmasının gerekliliğine dikkat çekilerek, çocuk sahibi olmanın bu gereklilik kadar önemli bir özellik olmadığı vurgulanmaktadır. 1945 yılından bu yana çeşitli yayınlarda yer alan bu uyarı ne yazık ki, kanunun hazırlanması sırasında dikkate alınmamıştır.

Yeni hazırlanacak yasa tasarılarında bu önerilerin dikkate alınmasını; küçüklerin işleri ile ilgili her düzeydeki personelin gerekli mesleki yeterliliklerini oluşturmaları ve sürdürmeleri için mesleki eğitim, hizmet içi eğitim, yeniliklerin öğretilmesi gibi uygun eğitim olanaklarından yararlanmalarını sağlayıcı düzenlemelerin gelişti-rilmesini diliyoruz. Çocuk hakları, gelişimi ve suçluluğu konuları hukuk fakülteleri, polis akademileri ve hakimlik, savcılık ve avukatlık stajı gibi eğitim programlarına alınmalıdır.

Bu iyileştirme ve yeniden yapılanma çalışmaları için mevcut bütçede olanak bulunmamasının bir mazeret olamayacağına dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları hatırlanarak, Adalet Bakanlığı bütçesine bu reformları gerçekleştirecek siyasi iradenin yansıması sağlanmalı ve bunu gerçekleştirmek üzere bir toplumsal baskı oluşmalıdır. Zaten toplum yargıda kalite konusunda duyarlılık içindedir.

Çocuk mahkemelerinin teşkilatlanmasını düzenleyen hükümler mahkeme yapılanmasına dair ayrıntıları da içermeli ve çalışacak hakim, savcı ve uzmanlarda (pedagog, psikolog, sosyal hizmet uzmanı gibi) aranılacak özellikleri belirlemelidir.

Çocuklar Hakkında Hazırlık Soruşturmasının Yürütülmesi

Özellikle çocuk suçları hakkında hazırlık soruşturmasının yürütülmesi, savcılığın yetkileri ve delillerin toplanması konusunda;


Suç öncesi,
Suç sonrası alan ve bunlara dair usul kuralları belirlenmelidir. Suç sonrası alanda da cezai sorumluluğu henüz olmayan çocuklarla, cezai sorumluluğu olan çocuklara uygulanacak usul farklılık göstereceğinden bunlar da ayrıca ve açıkça düzenlenmelidir.
Pekin İlkeleri, kentleşme ile çocuk suçluluğunun artışı arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, kentlerde özel polis birimlerinin oluşturulmasını ve çocuklarla ilgili görev yapacak polislerin özel bir eğitim ve öğretimden geçmesini öngörmektedir.

2253 sayılı yasa, hazırlık soruşturmasının cumhuriyet savcılığınca yürütülmesini düzenlerken madde gerekçesinde, çocuklar hakkında soruşturmanın çocuk gelişimi ve suçluluğu konusunda uzmanlığı gerektirdiğini belirtmiştir. Ancak çocuk mahkemeleri için özel bir savcılık teşkilatlanması öngörülmeyerek, bu amaçtan uzaklaşılmıştır. Burada 1965 tarihli yasaya yapılan bir eleştiride yer alan bir öneriyi hatırlamak faydalı olabilir. “Çocuk Mahkemesi Savcılıkları”nın oluşturulması amaca daha uygun olacaktır. Mahkeme tarafından verilecek hükmün, küçük hakkında mümkün olduğunca isabetli olabilmesi için savcıların soruşturmayı bir itham aracı olarak görmemeleri, olayı aydınlatmak ve küçüğün ihtiyacını ortaya çıkarmak amacıyla yapmaları gerekmektedir.

Öte yandan, büyük şehirlerde merkez ilçede bulunan cumhuriyet savcısının bütün ilçelerdeki hazırlık soruşturmasını yürütmesinin fiilen imkansız olduğu görülmüştür. Bu durum çocuk adalet sisteminin amacına ulaşması yolunda önemli bir engel yaratmaktadır. Karakollarda veya çocuk konusunda uzmanlığı bulunmayan ilçe savcılıklarında yürütülen soruşturmalar, en azıyla çocuğun onu suça iten ortama terk edilmesine ve suçlu davranışının pekişmesine neden olmaktadır. Bu çoğu kez çocukların gelişim, sağlık hatta yaşam haklarının riske atılması anlamını taşımakta, bu haliyle devletin ve toplumun ihmalinin ve istismarının göstergesini oluşturmaktadır. İlk elde sorunlarının çözümüne yönelik tedbir alınmayan çocuklar, pek çok kez benzer suçlar işlemekte ve yargı konusu olmakta, bu durum çocuk mahkemelerindeki iş yükünü artırarak, mahkemelerin çalışmasını engelleyici önemli bir nedeni oluşturmaktadır. Çocuklar hakkındaki hazırlık soruşturmasının ilçe savcılıklarınca yürütülebileceğini öngören ve 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 19. maddesi gerekçesine aykırı olan 29.06.1994 tarihli Adalet Bakanlığı Genelgesi kaldırılmalıdır. 2253 sayılı yasanın 4. maddesindeki amir hükme ve 19.madde gerekçesine aykırı bu genelgenin, Bakanlık iradesi ile kaldırılmaması halinde iptal davasına konu edilebileceği düşünülmektedir.

Özellikle büyük şehirlerde çocuk mahkemelerinin amaca uygun çalışabilmesi, hazırlık soruşturmasının başından itibaren çocuğun suçtan ve onun etkilerinden koruyucu tedbirlerin alınabilmesi için, savcılık teşkilatının tedbire başvurma yetkisini kullanmasını sağlayacak tedbir olanakları (gözetim evleri, kabul merkezleri gibi) oluşturulmalıdır. Ayrıca, yukarıda da belirtildiği gibi mahkemelerin yetki çevreleri daraltılarak, ilçelerde de çocuk mahkemelerinin kurulması sağlanmalıdır. Aynı zamanda hazırlık soruşturması sırasında yapılması gerekecek sosyal inceleme için savcıların uzmanlardan rapor isteme yetkisi açıkça düzenlenmelidir.

2253 sayılı yasanın madde gerekçesi de göz önüne alınarak, hazırlık soruşturmasının savcılık makamınca yürütülmesini sağlayıcı tedbirler alınmalıdır. Bunun için öncelikle, yakın zamana kadar süren “kovuşturma” kavramına dayalı tartışma dikkate alınarak, çocukların yargılanmasına ilişkin mevzuatta polisin ve savcıların yetki ve sorumlulukları, görevleri açıkça tanımlanarak uygulamadaki karışıklıklar engellenmelidir. Bu konuda ayrıntılı bir düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır. Böyle bir düzenlemede küçüklerin hürriyetine müdahalenin koşullarından biçimine, onlardan ifade alınması vb. delil toplama işlemlerinin usulüne kadar her şey ayrıntıları ile düzenlenmelidir. Özgürlüklerin teminatının şekil, usul olduğu unutul-mamalıdır.

Bu düzenlemeler yapılırken;


Çocukla ilgili işlemlere katılacak ve bu işlemleri yürütecek kimselerin çocuk gelişimi ve suçluluğu konusunda özel eğitim ve öğretim görmüş kimselerden oluşması gereğine,
Küçüklerin hürriyetine müdahalenin başvurulabilecek en son çare olduğu ve bu tedbire başvurulabilecek hallerin kısıtlı olması ve kısa süreli olması gereğine,
Masumiyete bağlı haklara uyulması gereğine,
Yapılacak her işlemde çocuğun taşıdığı saygınlık duygusu ve insan onurunu örselememeye özen gösterilmesi gereğine,
Küçüklerin suç teşkil eden fiillerinin bizzat onlara da zarar verdiği gerçeğine, dikkat edilmelidir.

İl ve ilçelerde Küçükleri Koruma Şube Müdürlükleri yaygınlaş-
tırılarak, çocuklarla ilgili işlere bu birimlerin bakması sağlanmalıdır. Bu birimlerin işlevselleşebilmesi için belediyelerce sosyal çalışmaların organizasyonuna hız verilmeli, bu birimlerle sivil kuruluşlar arasında işbirliği sağlanmalıdır. Küçüklerin işlerine bakacak polislere yönelik eğitim çalışması yaygınlaştırılarak, bu eğitimin kalıcı olabilmesi için Emniyet Müdürlüğü’nün bu birimlerinde görev alacak memurlar kadrolaştırılmalıdır.

2845 sayılı yasanın 13. maddesinde belirtilen C.Savcılarının emirlerinin kolluk tarafından öncelikle yerine getirilmesini öngören düzenleme ile, aynı yasanın 14.maddesinde belirtilen CMUK ek 4. maddesi hükümlerinin (3005 s.lı kanun hariç) uygulanması yönündeki düzenleme, çocuk mahkemeleri için de yapılmalıdır.

Hazırlık soruşturmasının yürütülmesi esnasında çocuğun hürriyetine müdahale edilmesi gerekiyorsa, bu karar koruma tedbirlerinde olduğu gibi emniyet tedbirlerinde de çocuk mahkemesi hakimi tarafından verilmelidir. Tutuklama kararlarının sulh ceza mahkemesi hakimi tarafından verilmesine neden olan CMUK 128. maddesi hükmü, bu durum göz önünde bulundurularak yeniden düzenlenmeli ve çocuk mahkemelerinde yedek hakim kadrosu tesis edilmelidir.

Çocuk Mahkemelerinde İzlenecek Yargılama Usulü

Bu sempozyum sırasında önemli bir olgu üzerinde, yargılanmakta olan çocukların görüşleri ile uzmanların görüşlerinin birleştiği görülmüştür; bu birleşme soruşturma makamlarına güvenin azaldığını göstermektedir. Bu güvenin tekrar tesis edilmesi için polisi, hakimi, savcısı, avukatı ile yeni bir yapılanmaya ihtiyaç olduğu tespit edilmiştir.

Güvensizliğin nedenlerinden birinin; uzun süredir yasama, teşkilatlanma, meslek içi eğitim konusunda hiç bir yeniliğin yapılmamış olması; diğerinin ise uygulama sırasında meydana gelen sorunlar olabileceği düşünülmektedir.

Bu tespit, şu ana kadar pek çok kez vurgulanan çocukla ilgili işlere bakacak kimselerin eğitimi ve uzmanlaşması sorunun öneminin ve bu konuda ilerleme kaydedilmesinin aciliyetini göstermektedir. Aynı şekilde bu bildirgede yer alan konularda yasa değişikliklerinin yapılması ve mevzuatın uluslararası sözleşmeler ve ilkelere uygun hale getirilmesinin aciliyetini de vurgulamaktadır. B.M. Viyana Ofisinin hazırladığı Tip Kanun bu konuda yol gösterici niteliktedir. Önemli üçüncü adım ise uygulamanın iyileştirilmesidir. Maslahata uygunluk prensibinin dikkate alınması ile Çocuk Mahkemelerinde mevcut yasal düzenleme ile de önemli değişikliklerin sağlanabileceği görüşünde birleşilmiştir. Gene yukarıdan beri belirtilen çocuk mahkemelerinin çalışabilmesi için zorunlu alt yapının ve destek kurumlarının oluşturulması ve eğitim, bu önerinin etkisini attırıcı yöntemlerdir.

Uzmanlaşma konusunda Yargıtay Kanunu’da ele alınmalı ve çocuklarla ilgili işlere bakacak özel bir daire oluşturulmalıdır.

Uygulamada çocuk mahkemelerinde yaşanan sorunların başında, yargılama sürelerinin uzunluğu gelmektedir. Yargılamanın süresi adil olmanın yanında, çocuk adalet sisteminden beklenen sonuca ulaşılabilmesi açısından da önem ifade etmektedir. Küçüklerle ilgili davalarda yargılamanın süratle işlememesi, izlenen usulü ve koruma tedbirinin başarısını tehlikeye sokmakta ve çocuğun fiili ile alınan tedbir veya verilen ceza arasında ilişki kurmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle yargılamanın süratli olmasının hem adil yargılanma hakkının, hem de amaca ulaşmanın vazgeçilmez koşulu olduğu göz önünde bulundurularak yargıyı hızlandırıcı tedbirler alınmalıdır.

Duruşmaların hızlandırılması için;


Tedbir kararına konu olabilecek hizmet ve kurumlar artırılarak, mahkemelerin bilgisine sunulmalıdır.
Çocuğun adliyeye ilk gelişinde tedbir alınabilmesi sağlanmalıdır.
Davaların usul kurallarına uygun olarak tek duruşmada görülebilmesi için bütün deliller davanın açılmasına kadar toplanmalıdır.
Yargılamaya katılan taraflar (savcı, müdafi, müdahil ve vekili) ya da görevlendirilen kişiler ( bilirkişi vb.) de, davanın uzamamasına özen gösterecek şekilde hareket etmekle yükümlü olmalıdırlar.
Resmi kurumlar arası yazışmaları hızlandıracak fax, bilgisayar vb. donanım sağlanmalıdır.
Ama asıl önemlisi yargılamanın;


Çocukların çıkarlarına yardımcı olacak şekilde,
Anlayabileceği tarzda,
Düşüncelerini serbestçe ifade edebileceği bir ortamda yapılmasıdır.
Çocuklar hakkında yapılan işlemlerin başarıya ulaşabilmesi için onların toplumsallaştırma ve denetim önlemlerinin basit nesneleri olarak görülmemeleri, aktif bir rol üstlenmelerine olanak tanınması gerekmektedir. Bu nedenle gerek yargılama sürecinde gerekse haklarında verilecek karar belirlenirken görüşlerinin alınması sağlanmalıdır.

Bunun için öncelikle çocuğun güven duyması ve rahatlaması sağlanmalı ve suçlama açık ve anlaşılır biçimde kendisine bildirilmeli, aynı şekilde hakları “öğretilmeli”dir. Bunlar mevcut yasal düzenleme içerisinde uygulamacıların tasarrufları ile sağlanabilecek iyileşme-lerdir. Ancak yapılacak bir yasal düzenlemede, çocuklara ilişkin duruşmalarda uygulanacak usulün uluslararası ilkeler doğrultusunda açıkça ve ayrıntılı olarak yer alması yararlı olabilir.

Çocuğun mahkemeye geliş ve gidişinde gizlilik kuralına uygun olarak duruşma salonuna girebileceği ayrı bir yer olmalıdır. Özellikle cinsel suçlar gibi bazı suçlarda, suçun işleniş şeklinin anlatılmasının bile çocuğun gördüğü zararı artırdığı bilinmektedir. Bu gibi durumlarda çocuğun bir uzman aracılığı ile dinlenmesi gibi çocukların suçun soruşturulması sırasında görmesi muhtemel zararlardan koruyucu tedbirler düşünülmelidir.

Duruşmada çocuğun yasal temsilcisinin veya bir “uygun yetişkin”in (veli – vasi – sosyal hizmet uzmanı vb) yanında olmasına özen gösterilmelidir.

Yargılamada tanık ve mağdur çocuklar için de, zorunlu müdafilik öngörülmelidir.

Gizlilik İlkesi

Pekin İlkeleri kriminolojik araştırmaların sonucuna dikkat çekerek, genç insanların “kabahatli” ya da “suçlu” olarak damgalanmaktan olumsuz yönde ve önemli oranda etkilendiklerini ve zarar gördüklerini belirterek, küçüğün afişe olması veya damgalanması gibi zararlara yol açabilecek durumların önlenmesi için gizliliğe azami özenin gösterilmesini öngörmektedir. Gizlilik ilkesi, aleniyet kuralının bir istisnası olup, küçüğün kimliğinin ortaya çıkmasına neden olabilecek her tür bilginin yayınlanmasının yasaklanmasını öngörmektedir.

Bu öngörü çerçevesinde;


Duruşmalar gizli olmalıdır. Duruşmaların gizliliği, duruşma salonu dışında yapılan keşif gibi işlemleri, duruşma listelerini de kapsamalıdır.
Yayın yasağı olmalıdır.
Adli sicil kayıtlarının gizli olarak tutulması gerekir.

Duruşmaların gizliliği ilkesi, 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin
Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 25. maddesi ile 15 yaşından küçüklerin duruşmaları için düzenlenmektedir. B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 40. maddesi ise, 18 yaşından küçük herkesin duruşmasının gizli olmasını öngörmektedir. Sözleşmenin onay kanunu ile birlikte yasa niteliğine kavuştuğu göz önünde bulundurularak, 18 yaşından küçük herkesin duruşmalarının gizli yapılmasına özen gösterilmelidir. Hatta yukarıda sözü edilen geçiş döneminin tesis edilmesi halinde, gizlilik kuralı bu dönemdeki genç – yetişkinlere de uygulanabilmelidir.

Çocukların işledikleri suçlar ve kimlikleri hakkında yayın yapılması 2253 s. lı kanun, Basın Kanunu, B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi ulusal ve uluslararası sözleşmelerle düzenlenmiş ve yasaklanmış olmasına rağmen ülkemizde bu kurallara uyulmadığı görülmektedir. Bu kurallara uymayanların yasalarla öngörülen müeyyidelere uğramamaları, hatta bu kuralları ihlal edenler hakkında soruşturma yapmakla görevli makamların ihlaller sırasında basının yanında olmaları, davranışın pekişmesine neden olmaktadır. Yayın yasağı, basın mensupları tarafından sanığın yüzünün gösterilmemesi, isminin yayınlanmaması olarak yorumlanmakta, çocuğun kimliğini açığa çıkaracak her tür bilgi (babasının adı, annesi ile yapılan görüşme, oturduğu evin adresi veya okuduğu okul gibi) yayınlanmaktadır. Basın mensuplarının bu çekimleri sırasında polis de olay yerinde bulunabilmekte, yayınlar da bu ihlalleri soruşturmakla görevli savcıların dikkatinden kaçmaktadır.

Bu ihlallerin önlenebilmesi için, yayın yasağı ile ilgili yasal düzenlemelerin uygulanmasına özen gösterilmelidir. Bu sonucun elde edilmesinde sansür gibi anti demokratik yöntemlerden umut beklenmemesi için basın mensuplarının yasalara ve etik kurallara uymaya özen göstermesi, soruşturma makamlarının bu ihlallere sebebiyet verecek uygulamalardan kaçınması ve ihlalin oluşması halinde hukuku uygulamak konusunda dikkatli ve kararlı olmaları ve toplumun da bunun talepçisi ve takipçisi olma yolunda duyarlı davranmaları beklenmektedir. Toplumun bu ve benzeri konularda duyarlılığının artırılması için hakları konusunda bilgilendirilmelerine önem verilmelidir.

Çocukların damgalanmalarına neden olan yayınların başında hukuka aykırı bir biçimde kolluk kuvvetlerince gerçekleştirilen tatbikat veya yer gösterme işlemleri sırasında yapılan çekimler gelmektedir. Bu sorunun engellenebilmesi için, keşfin hakimlikçe yapılması gereken bir işlem olduğu konusunda kolluk kuvvetlerinin uyarılması ve bu yönteme başvurmalarının engellenmesi gerekmektedir.

Küçüklerle büyüklerin birlikte işledikleri suçlarda, davaların birleştirilmesi halinde uygulanacak usul belirlenirken, gizlilik ilkesinin gereklerinin yerine getirilmesine özen gösterilmelidir.

Adli sicil kayıtlarının gizliliği ve bu kayıtlara uygulanacak usul de, B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi ve B.M. İlkeleri doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir. Adli sicil kayıtlarının gizliliğini ihlal eden arşiv uygulaması da sona erdirilmelidir.

Gizlilik ilkesinin sadece suç işlediği iddia olunan çocuklar için değil, mağdur ve tanık çocuklar için de uygulanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.

Çocuk Hakkında Verilebilecek Kararlar

Çocuk yargılamasının kendine özgülüğünü ve ceza yargılamasından farkını gösterir en önemli alanlardan birisi verilecek kararları yönlendiren prensiplerdir. Çocuğun eylemine verilecek tepki sadece suçun işleniş tarzı ve ağırlığına göre değil, çocuğun içinde yaşadığı koşullara, ihtiyaçlarına ve toplumun ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir.

Verilecek tepki ve uygulanacak tedbirler belirlenirken de suçun işleniş tarzı veya ağırlığına değil, çocuğun içinde bulunduğu koşullara ve ihtiyaçlarına göre hareket edilmelidir. Bunun için çocuk mahkemesi yargıcının geniş takdir yetkisi ile donatılmış olması gerekmektedir. Çocukların eylemlerine verilecek tepkiler belirlenirken uluslararası hukuk incelenmeli, bu alandaki gelişmeler, denenen yeni tedbir ve hürriyeti bağlayıcı cezalara alternatif yöntemlerin bizim hukuk sistemimize dahil edilmesine çalışılmalıdır.

Toplum henüz bu tür yenililiklere açık değilmiş, suç teşkil eden eylemlerin ağır biçimde müeyyidelendirilmesinden yana katı bir tutum içindeymiş gibi görünse de, bu tutumu değiştirecek bakış açısının oluşturulmasının da merkezi ve yerel otoritelerin görevlerinden olduğu unutulmamalıdır. Bu eğilimlerin, çocukluk ve çocuk haklarına yönelik B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi ile de öngörülen yeni bir bakış açısı ile değişeceği göz önünde bulundurularak, bu yönde çalışmalar yapılmalıdır. Bu aynı zamanda konu ile ilgili çalışma yapan sivil toplum kuruluşlarının da görevlerindendir.

Bu çalışma sırasında cezalandırıcı adalet ile, telafi edici adalet arasındaki temel ayrımın gösterilmesinden yararlanılabilinir. Cezalandırıcı adalet sisteminde, kuralların ihlali yargılanır ve karşılığı ceza ile ödettirilir. Geçmişin değerlendirildiği bu yargılama sisteminde, kişide suçluluk duygusu uyanır, yargılama sürecinde suçlu ifşa edilerek toplum dışına itilir. Bu sistem toplumu suçlu ve mağdur diye ikiye böler. Cezanın sadece cezalandırmak için verildiği bu sistemde mağdura değer verilmediği gibi, zararının tazmini de sağlanamadığından toplumun adalet duygusu tatmin edilemez, aksine zedelenir. Oysa restoratif - telafi edici sistemde, ilişkilerin ihlali yargılanır ve zararın telafi edilmesi yoluna başvurulur. Böylece yargılama geçmişe değil, geleceğe yönelir ve yargılananda sorumluluk duygusunun uyanmasını sağlar. Bu sistemde hata ifşa edildiği için, kişi toplum dışına itilmez, adalet birleştirici ve toplumsal barışı sağlayıcı nitelik kazanır. Bu sistemde ceza durumu eski hale sokmak için verilir, dolayısıyla mağdurlar yargılamanın merkezinde yer alır ve taraflar tatmin olurlar.

Yumuşak tepkilerin toplumu korumasız bırakacağı fikri 5000 yıldır mevcut. Oysa görüldü ki, sert cezalar toplumu korumaya yetmediği gibi, küçüklere de hiç bir yarar sağlamıyor, hatta onların tutumlarının daha da olumsuzlaşmasına neden oluyor. Uluslararası alanda cezalara alternatif yöntemlerin, çocuklarla ilgili davalara bakan hakimlerin çocukları cezalandırmaya karşı çıkmaları üzerine geliştirildiği görülmektedir. Birleşmiş Milletler’in ürettiği temel ilkeler de bu nedenle cezalandırmaktan çok, çocuğun topluma yeniden kazandırılmasına ağırlık vermektedir. Ağır suçlar için öngörülen hapis cezalarının dahi küçüğün eyleminde tekerrür olasılığını artırdığı, oysaki alternatif yöntemlerin uygulandığı ülkelerde ve küçüklerde suç teşkil eden eylemin tekrarlanma olasılığında önemli oranda azalma görüldüğü tespit edilmiştir. Bu yöntemlerin uygulandığı ülkelerde görülmüştür ki, hapis cezası pahallı ve zararlı bir yöntemdir. Bu yöntem kısa bir süre için güvenliği sağlasa da, hürriyetine müdahale edilen kişi serbest kaldığında tehlike yeniden gündeme gelmektedir. Çünkü, bu yöntem “daha iyi” olmayı sağlamadığı gibi, toplum da böyle bir cezaya maruz kalan kişinin iyiniyetlerini ve ümitlerini kırmaktadır.

Hürriyeti bağlayıcı cezalara karşı geliştirilen altenatifler, son yüzyılın en önemli önerisi ve hareketidir. Bu nedenle uluslararası hukuka egemen olan eğilim, cezalara değil alternatif yöntemlere ağırlık vermekten yana gelişmektedir.

Bu sistemin temel prensipleri şöyle özetlenebilir:


Her olay ceza yargısına konu edilmemeli, yukarıda da belirtildiği gibi çocuğun yetişmesinde ağır olumsuz etkiye neden olmayacak ve başkası için bir zarar doğurmayan davranışın suç olarak kabul edilmesinden ve cezalan-dırılmasından kaçınılmalıdır.
Bir eyleme karşı tepki verilecekse bu derhal olmalıdır. 2-3 ay sonra veya 2-3 yıl sonra verilecek tepkinin olumlu hiç bir anlamının olmayacağı dikkatten kaçırılmamalıdır.
Cezaya alternatif yöntemlerin toplumun güvenliğini sarsmayacağı, aksine toplumsal barışı ve huzuru tesis etmeye katkıda bulunacağı anlatılarak, toplumsal duyarlılık oluşması sağlanmalıdır.
Küçük, hafif suçlar için bir kimsenin hapse konulması, onların toplum için vergi ödeyen iyi vatandaşlar olma olasılığını yok eder.

Çocuğun eylemine verilecek tepkiyi belirlerken, temelde mağdur, suçlu ve toplum için anlamlı bir yanıt aranırsa devlet görevini yapmış olur. Bunun için geliştirilen yöntemler;

Uzlaştırma,
Kamu yararına çalışma,
Ara tretmanlardır.

Cezalara alternatif olarakgeliştirilen bu yöntemlere, yargılamaya başla-
madan önce yargı dışı yol olarak, yargılama sırasında hakimin uygun görmesi halinde veya hükümden sonra infaz sırasında başvurulabilir. Telafisi mümkün olmayan ağır suçlar dışında uygulanan bu yöntem, mahkemelere sadece ağır suçları bırakarak onların yükünü de hafifletmektedir. Avusturya’da suçların %80’ninde bu yönteme başvurulduğu, bu yönteme başvurulan hallerin %90’nında suçta tekerrürün engellendiği görülmüştür.

Türkiye’deki sistem; hakime tekdir yetkisi tanımayan, küçüklere yetişkinler için öngörülmüş cezaların indirimli olarak tatbiki dışında, onlara özel müeyyideler öngörmeyen, tedbirleri gerek düzenleniş, gerek uygulama alanı açısından cılız olan, yeniliklere arkasını dönmüş bir sistemdir.

Öncelikle çocuk hakkında yargılamanın her aşamasında tedbirlere başvurulabilmesi için tedbir kurumları oluşturulmalı ve yaygınlaştırılmalıdır. Bu oluşumda yerel ve merkezi idare arasında işbirliğinin geliştirilmesine, karar verme ve proje oluşturmada yetki ve sorumlulukların yerel topluluklar tarafından kullanılmasına özen gösterilmelidir.

Yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda çocuğun yetişmesinde ağır olumsuz etkiye neden olmayacak ve başkası için bir zarar doğurmayan davranışın suç olarak kabul edilmesinden ve cezalandırılmasından kaçınılmalıdır. Bu bakış açısı ile özel ve genel ceza kanunları gözden geçirilerek, çocuklar için özel düzenlemeler yapılmalıdır. Bu düzenlemeler sırasında yetişkinler için suç sayılmayan eylemlerin çocuklar için de suç sayılmamasına dikkat edilmelidir. Örneğin Türk Ceza Kanunu 416. maddesinde yer alan, rızaya dayalı cinsel ilişkinin suç olarak kabul edilmesine ve çocukların yargılanmasına neden olan düzenleme incelenerek, değiştirilmelidir.

1965 tarihli yasa teklifine ilişkin bir değerlendirmede de dikkat çekildiği üzere, büyükler için öngörülen cezaların indirimli olarak uygulanmasının yerinde olmadığı, onlara özgü bir müeyyide sisteminin oluşturulması gereği, yapılacak yeni yasal düzenlemeler de mutlaka dikkate alınması gereken önemli eleştirilerden biridir. 1997 yılında hazırlanan Türk Ceza Kanunu tasarısında yer alan düzenlemeler bu anlamda olumlu bir gelişme sağlayacaktır. Ancak çocuk yargılamasının ceza hukuku dışında düzenlenmesi gerekliliği göz önünde bulundurularak, bu düzenlemenin ceza kanunu içinden çıkartılarak çocuk mahkemeleri kanunu içine alınmaları gerekmektedir.

2253 sayılı yasanın 11. maddesinin 2. fıkrası “çocuğun bir yıldan fazla cezayı gerektiren bir suç işlemiş olması” şartını arayarak, suç isnadını ve delil toplanmasını zorunlu hale getirmekte ve bu şekli ile ceza sorumsuzluğunu ihlal etmekte; öte yandan son soruştur-manın yapılmaması ile adil yargılanma hakkını ihlal eden uygulamaya neden olmaktadır. Bu nedenle yapılacak yeni bir düzenlemede bu hüküm kaldırılmalıdır. 1997 tarihli Türk Ceza Kanunu Tasarısının 102. maddesinin 2. fıkrası da “suçun belli bir ağırlıkta” olmasından veya “tekrarından” söz ederek aynı tutumu sürdürmektedir. Hüküm bu şekli ile hem daha da muğlak bir kriter getirmekte, hem de adil yargılanma hakkı ve ceza sorumluluğunun bulunmamasına ilişkin kuralları ihlal eden tutumların devamına neden olmaktadır.

Erteleme, sorunun yargı dışı yollarla çözümü ve kişiye bir olanak daha verilmesinin önemli yollarından biridir. Türk Ceza Kanununun sınırlı hallerde kabul ettiği erteleme müessesesi, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların sakıncalarını ortadan kaldırıcı ve tekerrürü önleyici ve kişiyi tekrar suç işlememeye teşvik edici bir yöntem olarak olumlu bulunmuş, ancak aynı zamanda da ilk suçların cezasız bırakılması, kanunun eşit olarak uygulanmasını önlemesi, özel af gibi olması nedeniyle de eleştirilmiştir. Bu eleştirilere rağmen hemen her ülkede erteleme müessesesinin kabul edildiği, çocuklar için de özel erteleme hallerinin oluşturulduğu görülmektedir. Bu hallerin ilki kamu davasının açılmasının ertelenmesi olup, savcıya yetki verilmesini gerektirir, savcılık makamı mahkeme veya bir başka merciin onayı ile kamu davasının açılmasını erteleyebilir. 1997 tarihli Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nın bu müesseseyi düzenleyen hükümleri önemli bir gelişmedir. İkinci olasılık, duruşmanın ertelenmesidir. Mahkemenin saptayacağı bir süre için duruşmanın ertelenmesini öngören bu sistem de Türk hukukuna alınmalıdır. Yukarıda sözü edilen her iki yönteme başvurmadan önce sanığın onayının alınması gerekir. Hükmün ertelenmesi ise, üçüncü haldir ve suçluluğun tespitinden önce veya sonra başvurulabilecek bir yöntemdir. 1997 tarihli TCK tasarısı bu yönteme de yer vermektedir.

Ertelemeye ilişkin son olasılık ise, cezanın infazının ertelenmesidir. Hukukumuzda çocuklara verilecek cezaların infazının ertelenmesini düzenleyen iki mevzuat vardır. Bunlardan biri 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun, diğeri ise 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 38. maddesidir. Uygulamada bu iki kanundan hangisinin uygulanacağına ilişkin tartışma bulunmaktadır. 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun daha özel bir kanun olduğu dikkate alınarak, onun uygulanacağının kabulü gerekir. 2253 sayılı kanunun 38. maddesinin şartsız uygulanabileceğinin kabul edilmesi halinde 647 sayılı kanun ile 2253 sayılı kanun arasında herhangi bir fark kalmayacaktır. Oysa 2253 sayılı kanun ertelemeyi, çocuğun suça itilmekten korunmasına ilişkin yöntem olarak düzenlemektedir.

B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi, Pekin ve Havana Kuralları dikkate alınarak ertelemeye ilişkin yukarıda belirtilen ve hakime geniş takdir yetkisi tanıyan düzenlemelerin hukukumuzda da yer alması sağlanmalıdır. Bu düzenlemeler de, bu yetkiyi kullanacak kimselerin eğitimli olmasını zorunlu kılmaktadır.

Hürriyete müdahale edici nitelikteki kararlar, çok dikkatli bir inceleme sonucunda verilmesi ve mümkün olduğunca süresinin kısıtlı tutulması ve sık sık etkilerinin gözden geçirilmesi gereken kararlardır. Bunun için kararı veren makam ile, infaz eden makam arasında bir bağ tesis edilmelidir.

Hürriyete müdahale yöntemine sadece çocuğun eyleminin bir başkasına yönelik şiddet kullanmayı içeren ciddi bir fiil olması veya ciddi bir suçu işlemede ısrarlı davranması halinde başvurulmalıdır. Bu nedenle hürriyete müdahale edilecek halleri (yakalama, tutuklama, hürriyeti bağlayıcı ceza) belirleyen hükümler cezanın miktarına göre değil, suça göre tanımlanmalıdır.

Hürriyete müdahale kararı verilecekse aile ortamına en yakın olanaklar denenmeli, kurumsal ıslah başvurulabilecek en son çare olmalıdır.

Kurumlar sadece özgürlüğü kısıtlamak ile kalmamakta, çocuğu sosyal çevreden soyutlayarak, gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle kurumsal ıslah ancak başka hiç bir çare kalmadığı durumlarda başvurulabilecek yöntemler olarak düzenlenmeli ve bu yönteme sadece zorunlu asgari süreler için başvurulmalıdır.

Çocuk hakkında karar verecek olan hakim, verdiği kararı her zaman yeniden gözden geçirmek ve gerektiğinde değiştirmek yetkisi ile donatılmış olmalıdır. Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nın (1997) çocuklara uygulanacak tedbirler hakkında hakime tanıdığı bu yetkiyi, cezalara da uygulanacak biçimde genişletmek gerekmektedir. Aşağıda da belirtileceği gibi bu düzenlemelerin uygulama alanı 18 yaşına kadar bütün çocukları kapsayacak şekilde de genişletilmelidir.

Çocuklar hakkındaki kararlar verilirken ve uygulanırken aileleri ile bağlarının kopmamasına ve ailesinin gözetiminden uzaklaşmamasına özen gösterilmelidir. Bu kural hürriyetine müdahale edilen çocuklara da uygulanmalı; bu çocukların eğitim, sağlık, dinlenme, boş zamanlarını değerlendirme, oyun oynama gibi haklarını kullanmalarını sağlayacak düzenlemeler gerçekleşti-rilmelidir.

Hürriyeti bağlayıcı cezaların infazı için açılan kurumların yasal düzenlemeleri, B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne ve Havana Kuralları’na göre yeniden düzenlenmeli ve bu tür kurumlarda görev alacak personelin konu ile ilgili uzmanlıklarının bulunmasına dikkat edilerek, meslek içi eğitime önem verilmelidir.

Hürriyeti kısıtlanan çocuklarla yetişkinlerin, hükümlüler ile tutukluların ayrı mekanlarda tutulması sağlanmalıdır. Aynı binada ayrı bir bölüm çocukların yetişkinlerden etkilenmelerine, taciz edilmelerine engel olamamakta, kurumun çocuğa özgü olmasını engellemektedir. Kız çocuklar için ayrı birim dahi bulunmamaktadır.

Mevcut iki tutukevinin yapısı ve uygulanan hukuk da ne yazık ki, bu özellikleri taşımaktan uzaktır.

Bu alanda 4 temel sorunun varlığı tespit edilmiştir :


Mevzuat yetersizliği,
Kurumların fiziksel yapısının uygunsuzluğu,
Tretman programlarının bulunmaması,
Eleman sıkıntısı, personel yetersizliği.

Bu sıkıntıların aşılabilmesi için, Adalet Bakanlığı içinde çocuklar
için ayrı bir genel müdürlük kurularak, çocuklarla ilgili her sorun ile bu bölümün ilgilenmesi sağlanmalıdır.

Hürriyeti bağlayıcı cezaların sona ermesinden sonra çocukların izlenmesini sağlayıcı programlar oluşturulmalıdır.

Burada sözü edilen öneriler 18 yaşından küçük herkes için geliştirilmiştir. Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nda yer alan küçük ve çocuk ayrımından sonra, 16 yaşından büyükleri ifade eden küçükler için, gene yetişkinler için öngörülen cezaların indirimli olarak tatbikinin öngörülmesi, tedbir kararı verilmesinin suçun ağırlığına bağlanmış olması yukarıda yer alan görüşler doğrultusunda eleştirilebilir. Yapılacak yeni düzenlemede bu açıdan 18 yaşının altındakiler açısından herhangi bir ayrım yapılmaması önerilmektedir.

Doç.Dr.İ.Hamit Hancı Ege Üniv. Tıp Fak.. Adli Tıp Anabilim Dalı Bornova İZMİR



 


 
Bize Ulaşın