SOSYAL HİZMET MESLEĞİ

SOSYAL HİZMET ALANLARI

   KAYNAK
BİLGİLER

 

                                                                                                                               

 


İş İlanı Veriniz

 





 Sitemizde Yayınları Yayınlanan Sosyal Hizmet Uzmanları
 



Sitemizde Diğer Meslek Elamanlarının Yayınları
 

sosyalhizmetuzmani.org
 


 

 

YAŞAMIN TEMAYÜLLERİYLE MUTLU OLMAYI DÜŞÜNMEK


Aziz ŞEKER / Sosyal Hizmet Uzmanı
Sitemiz Editörü
shuaziz@gmail.com


 

Mutlu olmayı düşünen ve bunu bekleyen insanlar arasında yer aldığım zamanlar çok olmuştur. Yaşamı özümsemiş büyük romancıların vasiyetlerine göz attığımda ise giderek azalan ömrün değerini bilmenin aslında nasıl mutluluk kaynaklarından birisi olabileceğini fark ettiğimde kendimce ortalama yaşam beklentisini çoktan yarılamıştım.

 

Yalnızlıkla huzur içindeyken yalnızlığın yeri geldiğinde ne değin ağır geçen bir huzursuzluğa kaynaklık edebileceğini öğrenirken; iyi bir şeyleri çaba harcamadan beklemenin ne sabır işi ne de mantıklıca bir düşünce olduğunun altını da kurşun kalemle çizmiştim.

 

Yalom’u okuduğum üniversite yıllarında “burada ve şimdi”nin derin anlamını gözleri ışıltıyla bakan hocamın söylediklerinden çıkarmaya çalıştıklarımla, kendi deneyimlerimi ölçtüğümde henüz yaşamımda birçok boşluğun dolmadığını hissediyordum. Yaşamak gerekiyordu.

Dünyaya dair birçok trajik gerçeklikle yüzleşebilmenin, aşk kadar önemli olduğunu kavramak için kitaplara gömülüyorken yaşamın sunduklarını bazen geriye ittiğimi yıllar sonra kendime dair sorular sorduğumda orta yere serebiliyordum.

 

Mutluluk gelmeyecekti, beklemenin de insanı umutsuz kılan bir yana sahip olduğunu çıkarabiliyordum. Ölümün geri dönülmez karanlığı yaşım ilerledikçe bir telaşla üzerime geliyordu. Burada ve şimdiyi yaşamak bir sonbahar rüzgârı gibi kulaklarımda bir gizemli sese dönüşmüştü. Ne ki bunun tam karşısında duran umutsuzluk da kabul ediyorum ki bir haktı!

Yaşamın temayülleri, yaşamak istediklerini bir kenara bırakıp, kendisini erteleyen insanların başını ağrıtan yarasa yüzlü anılara dönüşüyorken ve hayal kırıklığı sofranın başköşesine oturup bir sırtlan gibi sırıtırken mutlu olmayı beklemek açısından kurtarılmak duygusu boş bir yanılsamadan öte bir anlam ifade etmiyor…


Kendisini bir deniz kıyısı yerleşimine hapsetmiş aşkı bekleyen kederli bir dostuma bir hafta sonu sabahında, Marquez’in vasiyetinden aldığım, “hiçbir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile. Gülümsemene kimin, ne zaman aşık olacağını bilmezsin” cümlesini yazmıştım.

 

Yazıyı okuduğu o günü inanmasa da gülerek geçirdiğini dillendirmişti. Kendi yaşamına ilişkin bütün sessiz çığlıkların nedenini bir başkasının gölgesinde aramanın kolaylığı, mutluluğu uzaklaştırmaya yarayabilirdi ancak. Kendisinin belirleyemediği bir yaşamın bulanık sularında sürüklenmek kadar insanı umutsuz kılan başka bir çıkışsız sokak var mıydı, emin olun ben de bilmiyorum.


Yaşam, karşılıksız bir aşktan daha zengin can verici bir uğraştır. Yaşamın saygınlığına; denizler ve mavi gökyüzü, gecenin karanlığı ve kuş sesleri, terk edildiğimizde içimizi yakan sızı, toprağa gömdüğümüz sevdiğimiz insanların geride bıraktığı ürpertici bir tanımsızlık duygusu… ne eklersek ekleyelim sayfalara sığmayacak bir listeden dönüp baktığımızda bizlere verilen bu yaşam saygınlığının mutlu olmayı bekleyerek tüketilecek bir yönünün olmadığını kanıksamak gerekiyor.

 

Nikos Kazancakis o çok tanınan kitabı Zorba’nın önsözünde şöyle bir değerlendirmede bulunur: “Eğer bugün, Dünya’da bir ruh kılavuzu, Hindilerin dediği gibi bir ‘guru’ Ayranoz papazlarının dediği gibi bir ‘yeronda’ seçmem gerekseydi, kesinlikle Zorba’yı seçerdim.” Yazarı için neden bu roman karakteri o kadar önemliydi? Çünkü bir yaşam modeli sunuyor.

 

Yaşamın akışkanlığına bütün kişiliğiyle karışıp giden bir faniyi örnekliyordu. Dünyaya geldiğinin bilincinde olan her bireyin buna benzer bir yaklaşım edindiğine tanık olmuşumdur. Kendisini Yaşar Kemal’in İnce Memed’inin rüzgârına kaptıranlar olduğu kadar Cervantes’in Don Quıjote karakterinin gururuna ve umuduna inanarak aldananlar da olmuştur.

 

Elbette Dostoyevski’de Raskolnikov gibi içinden çıkılmaz bir karamsarlığın umutsuzluğunu da deneyecek olan kayıp kişilikler bulunacaktır. Kuşkusuz bizde belirli bir iz bırakan bunlara benzer roman kahramanlarının çoğunun kurulu olana karşı iradeli duruşlarında, kendi varlıklarına duydukları koşulsuz inanç ve bir güven vardır. Onlarda ortalama insanların kendi çevrelerinde kurduğu duvarların içindeki zavallı tutunuşlarına sığınmalarını göremeyiz.


Kimileri için karşı çıkılmaz yaşam birçok tekrardan ibaret olabilir. Hayatın senin önüne süpürdüklerini başka bir yere süpürürsen; yalnızca mutluluğu beklemeyi hak ederek kalırsın.

Tarih insanın kendisidir. Paz’ın Yalnızlık Dolambacı’nda ifade ettiği şekliyle “insan, tarih içinde bir varlık değil, tarihin kendisidir.”

 

Ya da Fromm’un Yanılsama Zincirlerinin Ötesi’nden aldığımız cümlesiyle noktalarsak: “Gerçekten gelişmiş olan insan, kendisi pek çok şey olan, zengin insandır.” Uzun sözün kısası insan delicesine özlediği bir dünyada yaşamıyor olsa da kendi tarihini yazabilendir…


                                                              Mayıs 2018

 

 

 

 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

 

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır. 
Sitemizde yayınlanan  yazarlarımızın yayınları ve sitemizin yayınları  kaynak gösterilerek ve içeriği değiştirilmemek şartıyla alıntı yapılabilir.