Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

 YAŞAR KEMAL’İN ROMANLARINDA DEĞİŞMENİN YANSIMASI OLARAK ÇEVRE SORUNSALI 1

Sosyal Hizmet Uzmanı Aziz ŞEKER - Sitemiz Yazarı 

Şu, kuşların on bin yıllık yığınak yerlerine, şu sarı dikenlerin üstlerine, kurumuş ulu kavağın, gövdelerinin içi boşalmış çitlembik ağaçlarının yörelerine çimento yığınları apartmanlar, evler döşeniyordu…(Deniz Küstü)

  

İnsan toplumlarının varlıklarını sürdürdükleri fiziki dünya çevre olarak değerlendirilir. Yaşanabilir bir çevrenin koşullarını konu edinen ekoloji, canlıların kendi aralarında ve çevreleri ile olan uyum olgusunu inceleyen bir bilimsel yaklaşım biçimidir. Her canlı türü, diğer canlı türleri ve fiziki çevresi ile sürekli uyum kurma, uyumsuzlaşma ve yeniden uyumlaşma ilişkisi içindedir. Doğal yaşam içerisinde canlılar, birbirlerini tüketerek yaşamlarını sürdürdüklerinden, birbirine dayalı ve kendiliğinden dengeli kümeler halinde bulunurlar. İklim koşullarına ve biyolojik zorunluluklara göre canlıların kendi aralarında oluşturdukları bu kümelere, ‘biyolojik topluluklar’ adı verilir. Doğal çevre koşulları karşısında, bazı bitki ve hayvan türlerinin, her birinde bulunmayan yetenekleri karşılıklı bir biçimde tamamlayarak birlikte yaşamaları ise, ‘sembiyotik topluluk’ olgusunu oluşturur. Doğal çevre  bir ölçüde de toplumsal ilişkileri belirleyen bir etkendir.1

 

Değişme dediğimiz şey insan ve toplum dışında çevrede de gerçekleşir. Çünkü değişme aynı zamanda çevreseldir. Değişme, hem fizik hem kültürel, somut çevrede yer almalıdır. Coğrafi çevre sürekli değişim geçirir. Bu değişimlerin bazıları insanın doğayı kontrolü altına almasıyla, bazıları da doğanın kontrol altına alınamayan güçleri yoluyla gerçekleşir.2

Değişme yalnızca ekonomik-toplumsal boyutlarıyla değil çevresel yönleriyle de dikkate değer bir süreçtir. Çünkü değişme süreçleri çevreye de türlü biçimlerde etki etme olanağı bulmaktadır. Kimi sanat ürünleri çevresel öğeleri de işlemekte ve türlü yönleriyle konu edinmektedir.

Yaşar Kemal bir romancı olarak ne kadar değişmenin romancısı kabul ediliyorsa da çevrenin değişimine etki eden faktörleri bir romancı duyarlılığıyla veriş estetiği onu değişen çevreyi işleyen bir yazar olarak kabul edişimizi kolaylaştırmaktadır. Kuşlar da Gitti romanında değişen çevre koşulları ele alınırken, çevresel değişmenin tarihsel arka planını da unutmamak gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Florya sırtlarında kuş yakalama mevsiminde türlü tuzaklarla kuş yakalayıp satan kuşçu çocukların tuzaklarına yıllar geçtikçe daha az kuş yakalanmaktadır. Yakalan kuşlar ise anlatılan eski günlerin tersine günün koşullarında daha az kişi tarafından satın alınıp gökyüzüne salınmaktadır.

Kuşlar da Gitti kısa romanında İstanbul’un yaşadığı toplumsal çözülme, ahlaki çürüme ve doğanın yok edilmesi süreci, hayatın trajiği olarak anlatılır… Kuşlar da Gitti, bir ağıttır sanki-ağıt roman.3 Eserde yazar kentsel dünyadaki değer çöküşüne doğaya yakın durarak tepki göstermektedir.

Çevreye olan duyarlılığıyla kaleme aldığı bu romanda ifade ettiği şu tümceler çevrenin değişimini insan değerlerini de kapsayacak şekilde tarihsel bir düzlemde görmek isteyenler açısından üzerinde durulması gereken bir gerçekliktir:

  İstanbul’un tarihini yazanlar Florya düzündeki kuşların, kuş yakalayıcıların tarihine boş verirlerse tarihlerinin o kadar pek işe yarayacağını sanmam. Emeklerine yazık olur. Yüzlerce yıldır kiliselerin, havraların, camilerin önünde, milyarlarca salıverilmiş kuşun sevinci, insanların sevinci, az macera mı? Biliyorum, birgün bir hoş, yüreği temiz, akıllı birisi çıkacak, Florya kuşlarının güzel, sevinçli, umutlu tarihini yazacak, işte o zaman işte, İstanbul biraz daha büyülü bir kent olacak. İstanbul’un büyüsü denizinde, yapılarında, göğünde, akarsularında mı yalnız, insanlarında mı? Ya Floryanın kuşları?4 Artık birkaç ufak kuş sürüsü uğramaktadır Florya sırtlarına. Çok çeşitli kuşlar tür olarak azalmıştır. Bunun nedeni doğada insan eliyle gelen dönüşümün olumsuz yansımalarında aramak gerekir. İstanbul’a uğrayan kuşlar değişime ayak uyduramamış, insana yenilmişlerdir…

Çukurova’da geçen bir romandır Hüyükteki Nar Ağacı. Çukurova’da değişim yıllarıdır. Tarımın kapitalistleşmesi, kazanmak isteyen ağanın, zenginin inanılmaz hırsı, doğayı ve toprağı öyle bir işlemektedir ki, insanın belleği bile çevreyi tüketen bu değişim hızı karşısında hayrete düşmektedir:

Güneş bir köz yığını gibi dört yana yalım saçarak kıpkızıl çıktı. Yoldan yüklü kamyonlar, arkalarına naylon araba takılmış traktörler, at arabaları, biçerdöverler, cipler, pırıl pırıl son model Ağa otomobilleri, öbek öbek, boyunlarını içeri çekmiş ırgatlar geçiyorlardı. Şimdiye dek Çukurovada görülmemiş bir gürültü dolduruyordu ortalığı. Bir hayuhuy sürüp gidiyordu.5 Bu görüntü doğayı içine alan üretim faktörlerini kapsayan bu süreçlerin toplumsal yaşama neler getirebileceğini de göstermektedir. Aynı romanda Hösük, Memet, Âşık Ali ve Yusuf’un sorunlarını gidereceklerine inandıkları Hüyükteki Nar Ağacını ararken karşılaştıkları otçu Hasan tarafından dile getirilen gerçekler için de çevresel değişimin insanda ne gibi duygular yarattığını örneklemektedir:

“…çok kutsal ağaç vardı şu Çukurovada. Buradan denize kadar nar ağacı ormanıydı Çukurova. Yaz bahar aylarında bir al çiçekler açardı narlar, toprak buradan Ayasa kadar apal kesilir, deniz gibi dalgalanırdı. Karayılanlar sevişirdi nar çiçeklerinin altında, ocaktaki demir gibi kıpkızıl olarak… Hiç ağaç kalmadı ovada, bütün ağaçları kökten söktüler. Şimdi ne nar, ne meşe, ne karaçalı, ne çam, hiçbir ağaç kalmadı Çukurovada, yok. Şu ovada kutsal hiçbir şey kalmadı ki nar ağacı kalsın. Zaten öyle kutsal bir nar ağacı da yoktu. Ne ki iyi, ne ki güzel, ne ki insanca, başını aldı da çekildi gitti uzaklara. Öyle bir nar ağacı olmuş olsaydı ovada, çoktan kökünü kömecini, yaprağını dalını torlar toplar çekilir giderdi başka yerlere, başka dünyalara. Öyle bir nar ağacı yok. Olsa da şifa dağıtamaz, sizin derdinize derman olamaz.”6 Çukurova’dan giden her feodal kalıntı, feodaliteye özgü duygu tortusunun duygulanımıdır otçu Hasan’ın anlattıklarında yer edinen öğeler.

Yaşar Kemal romanlarında değişimin çevreye olan yansımalarını ustalıkla vermektedir. İnce Memed 2’de roman ekseninin geçtiği çevreden bahsederken:              

Anavarza ovasında her şey, ot, ağaç, böcek, kuş, hayvan, sonsuz bir çiftleşmede, döllenmededir. Yaratıklar Anavarza ovasında başkadır. Verimli, sağlıklı, ışıltılı, büyülü bir dünyanın yaratıklarıdırlar.7 İşte bu büyülü dünya zamanla değişir… Örneğin İnce Memed 3’te yörenin en ünlü iz sürücülerinden birisi olan Topal Ali’nin yörenin değişmeden önceki çevresel dokusunu verişi değişimin doğasını görmemiz açısından önemlidir. Doğal çevrede yaşayan yaban hayvanları da nasibini almıştır değişimin yok edici yüzünden:

 Ali Torosta dolaşırken tilkilerin, kurtların, yabanıl parsların, vaşakların, yabankedilerinin, ayıların da izlerini sürüp onların yuvalarını inlerini buluyordu.8

Doğada her şey yenileşmek, değişime uğramak zorundadır. Her yenilik bir değişim, bir karşı oluştur. Taş çağı insanının gözünde yuvarlanan, dönen tekerlek büyük bir devrimdi. Bu bir özgürlüktü. İnsanın doğa karşısında ateşten sonra ilk özgürlüğü! Dünle bugün arasındaki ayrımlaşma doğal görülmelidir. Gelenekler bile zamanla değişikliğe uğramaktadır.9 Değişen doğa ise hep tükenmektedir. Ki değişim mutlaksa çevrenin değişimi de her sonuca rağmen olağan karşılanmalıdır.

Yazar, İnce Memed 4’te adeta çevrenin değişimden olumsuz etkileneceğinin ipuçlarını da vermektedir:

Ve belki bir gün Torosta hiç ağaç, hiç toprak kalmayacak, koca Toros salt kayalık olaraktan dikilip duracak gökle toprak arasında. Keskin kayalara kızgın bakır mor kızılında tütecek ve belki de bir damla su kalmayacak bu çıplak kayalıkların Torosunda… Belki bir tek bitki bitmeyecek bu ustura keskini kayalarda. Belki bir tek canlı yaşamayacak.10  Kemal’in bu öngörüsü günümüzde gerçekleşmiş gibidir…