Şadiye Dönümcü bu hafta, huzurevinde çalıştığı dönemde
"yıldızlara yaklaşan" yaşlıların hayatlarının keskin köşelerini
yumuşatmaya uğraşırken "temaşa ettiklerinden" örnekler veriyor.
Hayatın her döneminin keyifli ve zor yanları var. Çok yönlü
gerileme ve kayıplara denk gelen yaşlılık döneminin zorlukları çoğu
kez, keyifli yönlerini kapatır. Her insanın yaşlılığı farklı
seyretse de bu dönemin tümünü veya bir bölümünü evinde ya da
huzurevinde geçirmek isteyenler bu tercihlerinin bedelini ödemek
zorunda kalıyor.
Bir şekilde hayatın dayatması sonucu huzurevine gelen yaşlı
buradaki konumunu kabullenmekte zorlanır. Hakkında onun beyan
ettiği kadarıyla bilgi sahibi olsanız da, geleceğine onun cevaz
verdiği kadar müdahale etseniz de, yıldızlara yaklaştıkça
hayatlarının yuvarlak hatları keskin-sivri köşelere dönüşen bu
insanlara hizmet sunarken onların ‘dar’alan zamanlarını sündürmenin
telaşı sarar sizi.
"Yeter ki burada kalmama izin verin"
İşte bu zamanı sündürme çabalarım(ız) sırasında düşünemeyeceğim,
ummadığım, beklenmedik, akla hayale gelmedik şeylerle karşılaştıkça
hep içimden veya dışımdan “Yaşa yaşa, gör temaşa” atasözünü
tekrarladım. Nasıl mı?
Eşini ve çocuklarını öteleyip, mal varlığını başka kadınlarla
tüketen, beş parasız kalınca huzurevine gelen Nuri Amca;
"Benimkiler benimle ilgilenmiyor” diye yakındığında, Güler
Hanım yemek masasına tuzluk koydurtarak (o kullandığı için
değil) tansiyonunun yükselmesine yol açtığımı söylediğinde,
Ayşe Teyze şık ve bakımlı gezen hemcinslerini ahlaksızlıkla
suçladığında, dokuz çocuğunun her birinin evinde ikişer haftalığına
bile kalamayınca huzurevine başvuran Mihrali Dede’nin "Zehir bile
verseniz, içerim. Yeter ki; burada kalmama izin verin" dediğini
duyduğumda “Yaşa yaşa, gör temaşa” dedim.
Beraber gittikleri lokantada garsona bahşiş vermemek için
arkadaşıyla tartışan Halil Amca’nın ertesi gün torununa ‘sıfır Km'
araba aldığını duyduğumda, ‘duman altı’ odasını havalandırmamdan
hoşlanmayan Sabite Teyze bana ve yakınlarıma olan sevgisini(!) ifade
ettiğinde, Pamuk Dede’mizin adının banyo günleri salladığı
yumruklar yüzünden ‘demir’ olarak değiştirilmesi önerildiğinde
“Yaşadıkça daha neler göreceğiz” dedim içimden.
Sigara astıma iyi geliyormuş...
Eşini evde bırakıp, kendisinin huzurevine yerleştiğini ABD'deki
oğlunun öğrenmesinden korktuğu için ev telefonunu kestiren
Arif Bey, mandalina kabuğu çöp tenekesinin yanına düştüğü
için oda arkadaşının kafasını yaran aslında kendisi temizliğe
özensiz olan Ali Amca, kimseyle iletişim kurmayıp
kendi dünyasında yaşayan ancak başı ağrıdığında bize dünyayı dar
eden Hacı Amca, sigaranın astımına iyi geldiğini savunan
Turgut Bey bana “Hayat biter, temaşa bitmez” dedirtti.
Ablasının kalça kırığı ameliyatı sonrası bakımını üstlenen 82
yaşındaki Ali Bey, işitme engelli torununu her gün
okula taşımaktan yüksünmeyen Doğaner Bey, herkese
müdahale hakkını kendinde gören asker emeklisi Hulki Bey,
kendisi neredeyse odanın tümünü işgal ettiği halde oda arkadaşının
bastonuna tahammül edemeyen Cevriye Teyze, hasta ve
güçsüz haliyle statü kaybettiğini düşündüğünden tüm yakınlarıyla
görüşmez olan Hayriye Hanım, boşanma sürecinde mali
destek verdiği kızıyla ilişkisi düzelen Durmuş Amca
“İyi ki boşandılar. Bu sayede kızıma kavuştum” dediğinde ‘işte
temaşa’ dedim.
Huzurevine yerleştiği öğrenildiğinde “Baba, ele güne mahcup
oluyoruz. Gel, bizde kal!” diyen oğluna güvenip kaydını sildiren
ancak eve gittikten hemen sonra kuruluşa geri dönen Bünyamin
Amca “Kurt kocayınca, köpeğin maskarası olurmuş!”
dediğinde, tüm mal varlığını ‘nerde çalgı, orda kalgı’ diyerek yiyen
65 yaşındayken ücretini kuzenlerinin karşılaması koşuluyla
huzurevine yerleşen Tahsin Bey, “Yaşadıkça neler
duyacağım daha” dedirtti.
"Evlenmek isteyenler idareye"
Senar Hanım'a –platonik- aşık olan 93 yaşındaki
Bektaş Amca konuyu bana “Vücut kocar, gönül karımaz
“ giriş cümlesiyle açtığında, penceresinden içeri her gece
birilerinin girip, kendini boğmağa çalıştığını söyleyen
Mutena Teyze, eşini yitirince alkolle samimiyetini arttıran
Şuayip Bey’in pişmanlıklarını dinlediğimde,
“Evlenmek isteyenler idareye isimlerini yazdırırlarsa, hemen
evlendirilecekmiş!” diye şaka yapan arkadaşının sözüne kanıp ismini
yazdırmaya gelen 89 yaşındaki Yusuf Amca da bana
“Ömür biter, temaşa bitmez” dedirtti.
Sohbet anında “Devlet bizi boşuna besliyor. Ölme vaktimiz çoktan
geldi, geçti” diyen ancak karnı ağrısa öleceğini sanan
Kemaliye Teyze, yazın bile gömleğinin düğmelerini ‘cereyan
olur da hastalanır’ diye açmayan Çelebi Amca,
fotoğraftaki dekolte tuvaletiyle dans eden kadınla, yataktaki iki
büklüm kadının aynı kişi olduğunu öğrendiğimde, mazide muktedirken
yanlış tercihleri yüzünden kendini huzurevinde bulan Şıhali
Dede’nin gözlerindeki pusu gördüğümde de o atasözü geçti
içimden.
"Gençlikte taş taşı, kocalıkta ye aşı"
Günde iki kez ziyaretine gelen oğluna sürekli karısını-gelin-
kötüleyen Emiş Teyze, alzheimer hastalığı geçmişte
baskıladığı duygularını su yüzüne çıkartınca başka biri olan
Nazire Hanım, “Evlat, ben ‘Gençlikte taş taşı, kocalıkta ye
aşı.’ diyen atalarımızı dinlemedim. Sonuç, huzurevi oldu. Aman ha
siz!” diyen Enver Bey, ihtiyacı olmadığı halde
ziyaretine gelmeyen oğullarını cezalandırmak için her yıl nafaka
arttırma davası açan Munise Teyze de “Temaşa sürüyor” dedirtti bana.
Huzurevinde tanışıp imam nikahıyla evlenerek dışarıda ev tutsalar
da kuruluşta kalmaya devam eden çiftten erkek olanın, karısının
parasını bitirdiği anlaşılınca her şeyden habersiz olan beni
karakoldan arayan Efkan Teyze “yetiş, beni kurtar“
dediğinde, oğlundan fiziki, torunundan ekonomik şiddet gördüğünden
huzurevine gelen Efendi Dede ‘ölmüş aslana; tavşan
bile saldırır’ dediğinde, tüm yaşlıları bunak-sakat olarak
niteleyen, kendisi dahil herkesle küs olan demanslı Abdullah
Bey de bana o malum atasözünü hatırlattı.
Hayat devam ettikçe...
Votkayı, gazoz şişesi içinde huzurevine getirdiğini bildiğimiz
Vakkas Amca her defasında ‘Vallahi, içinde alkol
filan yok’ diyerek kendini ihbar ettiğinde, demanslı Adnan
Bey ölen karısından ‘Tapon kadını bana kakaladılar’ diye
söz ettiğinde, hepimizin çok sevdiği Osman Amca’nın
cenaze töreninde ağladığımızı gören kızının ‘O’nun ne mal olduğunu
bilseler, böyle ağlamazlardı’ dediğini duyduğumda, Hamdi
Amca’nın telefonda konuştuğu kızına “Bir ara gel de; 60
derecelik sıkıntımı 30 dereceye indiriver” dediğini öğrendiğimde de
“Yaşa yaşa, gör temaşa” demeyi ihmal etmedim.
Hayat devam ettiği sürece temaşa da sürecek gibi... (ŞD/NZ)
* Şadiye Dönümcü. Sosyal Hizmet Uzmanı.
** Bu yazı, yazarın “sosyalhizmetuzmani.org”da sekiz bölüm halinde
yayımlanan “Çemişkezek(!) Huzurevi Müdürü iken” adlı dizi
yazısından derlendi.
|