|
|
Şadiye DÖNÜMCÜ/Sitemiz Yazarı
dosadoster@gmail.com
YAŞLILIKTA ÜRETMEK: Kendini Sürekli Yeniden Yaratmak
Yaşlılık: Bir sosyal sorun
Yaşlanma; biyolojik bir süreç ise de katılım, yaşam biçimi, yapılan iş,
beslenme alışkanlıkları, kronik hastalıklar ve bireyin kişilik yapısı,
toplumun ve çevresinin bireyi, bireyin de kendini algılayışı, vb. gibi
etmenler nedeniyle bireysel farklılıklar içerir.
Toplumsal değişme ve gelişme sürecinde; geniş ailenin çekirdek aileye
dönüşmesi, kadının çalışma yaşamına katılması, gelenek, kültür ve değerlerin
değişmesi, coğrafi hareketlilikteki artış, sağlık alanındaki gelişmeler,
kentleşme, eğitim düzeyinin yükselmesi, sosyal güvenliği olan kişi sayısının
artması, aile değerlerinin farklılaşması, aile üyelerinin yükümlülüklerin
azalması ve ortalama insan ömrünün uzadığından yaşlı nüfusun artması
nedeniyle, yaşlılık çok yönlü bir sosyal sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Negatif ayrımcılığa tabii tutulan kesim: Yaşlılar:
Özgüvenlerinin azlığı, göreli yoksullukları, kurum bakımı hizmetini ikincil
görmeleri, kuşaklar arası gerilim, bağımlı yaşamaları, gelir yetersizliği,
potansiyellerinin tanınmaması ve kullanılmaması, yaşa göre kategorize
edilmeleri, yaşlılığa hazırlanmamaları, sosyal yoksunlukları, günlük
yaşamlarını idame etmekte yetersiz kalmaları, hizmetlerden yararlanma
kapasitelerinin azalması, aile üyeleri ve arkadaş kaybı yaşamaları, fiziksel
ve entelektüel fonksiyonlarının azalması vb. nedeniyle toplumda marjinalize
edilen yaşlılar, negatif ayrımcılığa tabii tutulmaktadır.
Yaşlılar için gerekli sosyal politika ve stratejilerin yaşama geçirilmesini
engelleyen yaşlı ayrımcılığı (Ageizm), bu kesimin, toplumun diğer
kesimleriyle bütünleşememesine yol açmaktadır.
Yaşlılık bunalımlı huzursuz ve üretilmeyen bir dönem mi?
‘İnsan nasıl yaşadıysa, öyle yaşlanır.’ sözü, bireyin, önceki yaşantıların
yaşlılık dönemine taşındığını özetler. İnsanın yaşadığı toplumun değerleri
ve kalıp yargıları, o toplumun parçası olan bireyi şekillendirir. Yaşlı
insanlara karşı davranış ve tutumlarımızın “Yaş yetmiş, iş bitmiş”,”Ağaç
yaşken eğilir”, “ Kurt kocayınca, köpeğin maskarası olur”, “Eşek
kocamakla (büyümekle) tavla başı olmaz” “Çaptan düşmek”, “Çürüğe
çıkmak”, “Okunu atmış, yayını atmış”, ”Ununu elemiş, eleğini asmış”
“Elin ermez, gücün yetmez” , “Ele şenlik olursun”, “Artık köşende oturma
zamanı” , “Yaşından utanmıyorsan, ak saçlarından utan!” gibi atasözü
ve deyimlerle belirlenen bir toplumda, yaşlılığa olumsuz bakış açısı
geliştirilmesi doğaldır.
“Yaşlı, tüketicidir.” “Yaşlı memnuniyetsizdir.” , “Yaşlı müşkülpesenttir” ,
“yaşlılar gençleri sevmez.”, “yaşlılar geri kafalıdır.”, “Yaşlıların kafası
basmaz”, “yaşlılar bencildir”, “Yaşlı, sağlıksızdır.”, “Yaşlılar
hoşgörüsüzdür” , “Yaşlılık durağan ve değişmez bir dönemdir” , “yaşlılar
katıdır, esnek değildir.” vb. gibi, kalıp yargılardan yaşlıların yaşamı
olumsuz etkilemektedir.
Her yaşın kendine özgü özellikleri olduğu unutulmadan, yaşlı bireylerin
bağımlı, salt tüketici konuma girmeleri engellenerek, güçleri, eğilimleri ve
potansiyelleri doğrultusunda yaşamlarını sağlıklı ve aktif olarak
sürdürmelerinin desteklenmesi gerekir. Geçmiş yaşantısında yaşam doyumu
yüksek bireylerin üretkenliklerini yaşlılık döneminde sürdürmelerinin
sağlanması önemlidir.
Orta yaştan yaşlılık dönemine geçiş dönemi: Emeklilik
Yasalara göre belirli bir süre çalıştıktan sonra iş ile ilgisinin kesilerek
kendisine aylık bağlanıldığı zaman” olarak tanımlanan emeklilik; bireyin
orta yaştan yaşlılığa geçiş yaptığı bir dönemdir. Ortalama yaşam
beklentisinin giderek arttığı günümüzde bireyleri uzun bir emeklilik dönemi
beklediğinden, doyumu yüksek bir yaşam sürdürmek önem kazanmaktadır.
İş; yetişkin kimliğinin parçası olup, bireyin motivasyonu, yaşam biçimi,
yaşadığı çevre ve sosyo-ekonomik ilişkilerini belirlediği gibi, zamanını
planlamada öncelikli bir faktördür. Geçim için gerekli olan gelirin
sağlandığı iş, bireyin kendine olan saygısını arttırmaya, yenilikleri
öğrenme ve kullanmaya, diğer insanlarla sosyal ilişkiler kurmaya da olanak
sağlar
İş yaşamının en verimli dönemi olan orta yaş dönemine denk gelen emeklilik;
fiziksel, mental, sosyal ve ekonomik olarak önemli bir değişimdir.
Toplumda statü ve rol kaybı: Emeklilik(-Yaşlılık)
Emeklilikte geliri azalan, toplumsal statüsü değişen, fiziksel etkinliği
azalan, yaşamı boyunca çalışmayı, iş yapmayı yaşamın anlamı olarak kabul
eden ve yaptığı işe bağımlı durumda iken rol ve fonksiyon kaybına uğrayan
birey için bu değişikliği kabullenmek kolay değildir.
Bireyin sosyal ilişkilerini ve yaşam doyumunu azaltan, kendisine ilişkin
algı ve tutumları olumsuzlaştıran, uyku düzenini ve, beslenme düzenini
bozan, dış görünüş ve giyimine gösterdiği özeni azaltan, asabileşmesine ve
tahammülsüz davranışlar geliştirmesine neden olan ve fiziksel aktivitesini
azaltan emeklilik dönemi; aile yaşamı açısından da önemli bir kriz
dönemidir.
Emeklilikte yaşam doyumu önemli
Emeklilik dönemine ilişkin yapılan çalışmalarda;
Gelir düzeyi ve sağlık durumu iyi oldukça yaşam doyumunun arttığı,
Boş zamanı değerlendirmenin yaşam doyumunu olumlu etkilediği,
Akraba ve arkadaş ilişkilerini sürdürenlerin yaşam doyumunun arttığı,
Dindarlık ve dinsel katılımın arttığı,
İş arkadaşları ve diğer arkadaşları ile kişisel bağlarını devam ettirenlerin
yaşam doyumunun arttığı,
Evli bireylerde yaşam doyumunun daha yüksek olduğu,
Kadınların komşularla sosyal ilişkilerinin arttığı,
Emeklilerin gazete, dergi ve kitap okumak, TV izlemek, gezilere çıkmak,
çiçek yetiştirmek ve bahçe işleri gibi küçük tarım işleri ile uğraşmak,
mesleki dernek faaliyetlere katılmak, kahvehaneye gitmek ve koleksiyon
yapmak gibi faaliyetlerle uğraştıkları, faaliyet tercihinin cinsiyete göre
değiştiği,
Sağlık durumu ve depresyon arasında ilişki olduğu, sosyal çevrenin
daralmasının depresyona neden olduğu,
Ekonomik koşulların nedeniyle çalışma gereği duyanların oranının
azımsanamayacağı,
Öğretmen, hemşire, doktor gibi profesyonel mesleği olanların % 49’unun
emeklilikte çalışmayı sürdürdükleri,mesleki bağlantılarını korudukları,
eğitim düzeyi yüksek olanların boş zaman fırsatlarını aktif
değerlendirdikleri,
kadınların genellikle ev işleri ile uğraştıkları, torunlarına baktıkları,
Her 4 kadından 1’inin gönüllü kuruluşlarda çalıştığı,
Her 5 erkekten 1’inin yeniden işe girdiği,
Kadınların emekliliğe erkeklerden daha kolay uyum sağladıkları,
Erkeklerin sosyal ilişkilerinin azaldığı,
saptanmıştır.
Yaşlılık dönemine ilişkin yapılan çalışmalarda;
Huzurevi yaşlıların %48'inin boş vakitlerini geçirmek için bir uğraş
buldukları, %42'sinin oturarak vakit geçirdiği, %7'sinin kitap
okuduğu-televizyon izlediği, %3'ünün de bahçede vakit geçirdiği, huzurevinde
yapmak istedikleri bir uğraşlarının olmadığını söyleyenlerin oranının da %62
olduğu,
Yaşlıların %88’inin el işi yaparak, %55’inin kitap okuduğu-televizyon
izlediği,
Yaşlıların %93'ünün geleceğe ait planlarının olmadığı, %85'inin geçmişteki
olayları yeniden değerlendirdiği, %70'inşn geçmişe ait konularda pişmanlık
duymadığı, %58'inin kendine güveni olduğunu söylediği,
Yaşlıların %91.7'sinin TV seyrettiği, %76,7'sinin kitap/gazete okumaya zaman
ayırmadıkları
saptanmıştır.
Emeklilikte (ve yaşlılıkta) sürekli balayı mümkün mü?
Emekliliğinin ilk döneminde (balayı) önceden yapmaya zaman bulamadıklarını
yapabilen, boş zamanının kaliteli olarak değerlendirebilenlerin uyum süreci
genellikle başarılıdır, Önceki yaşamında iş-mesleğinin yanı sıra boş zaman
alışkanlıkları geliştirmeyenlerin emekliliğe uyum güçlüğü çektiği
bilinmektedir. Çalışırken emekli olma hayali kuranlar; kendilerine uygun bir
yaşam biçimini belirleyerek, yaşamlarına yenilik katabilecek keşifler ve
değerlendirmeler yapmak için bazı radikal kararlar vermezler ise, emekli
olduklarında balayı dönemi hüsrana uğramaları kaçınılmazdır.
Geçmişin devamı niteliğinde ve uzun dönemli ihtiyaçlarını karşılayan bir
yaşam biçimi geliştiren emekliler, aktivitesi olmayan akranları gibi hayal
kırıklığına uğramaz ve yalnızlık hissetmez.
Yaşam kalitesini yükseltmek bireyin kendi elinde
Her birey yaşamını, dolayısıyla yaşlılığını farklı yaşar. Kişilik yapısı,
dünya görüşü ve yaşam beklentisi bireyin yaşlılığa bakışını ve
kabullenmesinde farklılıklar yaratır. Yaşlılığa ilişkin kalıp yargıların
giderek değiştiği günümüzde, bireylerin bu dönemi umutsuzluk içinde değil,
döneme özgü krizlere karşı direnç geliştirerek yaşam taşkalası
sürdürmelerinde yarar bulunmaktadır.
Yaşlılığa uyum sağlanmasında; fiziki sağlığın korunması, olası kayıplara
hazır olma, yaş almanın getirdiği olumsuzluklarla baş etme becerilerini
geliştirme, yaşamda yeni roller üstlenebilme, edinilen bilgelik olgunluk ve
iç görü farkını kullanarak kuşaklar arası çatışma yerine dayanışmayı
gerçekleştirme, toplumdan kopmama, aile-arkadaş–toplum ilişkilerini
sürdürme, toplum için bir şeyler yapabilecek gücü olduğuna inanmak etkili
olmaktadır.
Başarılı ve sağlıklı bir yaşlılık mümkün
Çicero, yüzyıllar önce (MÖ:106-43) “.Yaşlılığa katlanmak,
kusurlarını çabalarımızla gidermek gerekir. Sağlığı göz önünde tutmak,
bedeni ölçülü olarak işletmek, gücümüzü yok edecek denli değil, tazeleyecek
denli yiyip, içmek gerek...
Hem yalnızca bedene değil, asıl zihne ve ruha özen göstermeli, çünkü yağsız
kalan lambanın söndüğü gibi bunlar beslenmezse, yıkıma uğrarlar. Çok yorucu
bir beden eğitimi, kuşkusuz bedeni ağırlaştırır, zihinse, işletildiğinde
çevikleşir.” diyerek sağlıklı yaşlanmanın reçetesini özetle vermiştir.
Kronik bir sağlık sorunu ya da özürü olmayan ve kendi sorumluluğunu
taşıyabilen yaşlı bireylerin Çicero’nun reçetesine uyması, yaşamlarının her
anını üreterek ve aktif kararlar vererek değerlendirmeleri durumunda uzun ve
başarılı bir yaşlılık sürdürebileceği açıktır.
Emekli(yaşlı): Sürekli boş zamanı olan birey mi?
Emeklilik sürecine ilişkin geliştirilen “rol bırakma”, “rol kaybetme”,
“ilişki kesme”, “süreklilik” ,”toplumsal alışveriş” gibi teoriler arasında
yer alan ve bireyin yaşam doyumunun etkinlikleriyle ilişkili olduğuna
dayanan “aktivite (etkinlik) teorisi” ne göre: Toplum yaşlı bireyden
elini çektiğinden bireylerin etkinliği azalır.
Orta yaş etkinliklerini sürdürmek isteyen ya da istemeden bıraktığı
etkinliklerin yerine yenilerini koyan yaşlılardan bazıları mutluluğu
kalabalıkta, bazıları yalnızlıkta arayabilir. Emeklilik (yaşlılık) dönemine
uyum ve yaşam doyumu bireylerin boş zamanını değerlendirme biçimine
bağlıdır.
Yaşlılar(da) üret(ebil)meli
Yaşlılığı ‘çevresel faktörlere uyum sağlayabilme yeteneğinin azalması’
olarak tanımlayan Dünya Sağlık Örgütü; 21inci yüzyılda yaşla sağlığın
önem kazandığından hareketle ‘65 yaşında sakatlık olmadan yaşam
beklentisinde %20’lik bir artışın sağlanması’ ve ‘Özerklik, öz saygı ve
toplumdaki yerlerini sürdürebilmelerine olanak sağlayan, ev ortamında
sağlıklı bir düzeyde yaşayabilen seksenli yaşlardaki insanların oranının en
az %50 arttırılması’ nı ‘herkes için sağlık hedefleri’ arasına almıştır.
Birleşmiş Milletler (1982, Viyana) Dünya Yaşlılar Asamblesi'nde saptanan ‘Yaşlılık
İlkeleri’ arasında yaşlı bireylerin; yeterli gelire sahip olmaları, ailelerinden
ve toplumun her kesiminden destek almaları, gelir getirici bir işte
çalışabilmeli ya da toplumdaki diğer gelir
getirici faaliyetlerden yararlanmaları, emeklilik koşullarının
tanımlanmasında söz sahibi olmaları, yaşlarına, yeteneklerine uygun
eğitim ve öğretim programlarına sahip olmaları, yaşlının yaşadığı
çevrenin onlara kapasitelerini geliştirebilecek fırsatlar sunması, toplumla
ilişkilerini sürdürmeleri, refah düzeylerini doğrudan etkileyecek
politikaların hazırlanması ve uygulanması aşamalarına aktif bir biçimde
katılımda bulunmaları, bilgi ve becerilerini genç kuşaklar ile
paylaşmaları, topluma hizmet etmek için çeşitli fırsatlar
geliştirebilmeleri, kendi ilgi ve yeteneklerine uygun etkinliklerine gönüllü
olarak katılımda bulunmaları ve hizmet edebilmeleri yer almaktadır.
Birleşmiş Milletler (2002-Madrid) ) Dünya Yaşlılar Asamblesi'nde saptanan
Kalkınma, Sağlık ve Refahın Sağlanması, Olanaklar Sunan Destekleyici
Ortamların Sağlanması'na ilişkin Uluslararası Eylem Planı’nda; yaşlıların
sosyal, kültürel, ekonomik ve politik katılımlarının tanınması, karar verme
sürecinin bütün aşamalarına katılımının sağlanması, çalışmak isteyen
bütün yaşlılar için istihdam olanakları sağlanması, yaşam boyu fırsat
eşitliği sağlanması, yaşla kazanılmış deneyimlerin yararları göz önüne
alınarak kapasite ve danışmanlığından yararlanılması, kuşaklar
arasında eşitlik ve dayanışmanın güçlendirilmesi, yaşlılara yönelik yaş,
cinsiyet yada herhangi bir nedene dayalı sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin
ortadan kaldırılmasına ilişkin hak ve ilkeler yer almaktadır.
Bu ilkeler doğrultusunda Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarlığı
koordinatörlüğünde hazırlanan “Türkiye’de Yaşlıların Durumu ve Yaşlanma
Ulusal Eylem Planı”nında gerçekleştirilecek eylemler arasında;
Yaşlıların karar verme sürecinde temsil edilebilmek için (özellikle mevcut
olmayan yerlerde) karar vermenin tüm aşamalarında yaşlı organizasyonlarının
kurulmasına teşvik edilmesi;
Dezavantajlı gruplar arasında yer alan yaşlıların çalışma yaşamına
katılımını arttırmaya yönelik özel çaba gösterilmesi;
Kayıt dışı sektörde çalışan yaşlılara yardımcı olunması;
İş yaşamındaki yaş engellerinin ortadan kaldırılması;
Yaşlı çalışanlarının beceri ve yeteneklerine uygun gerçekçi ortam
geliştirilmesi;
Kırsal alanlarda yeni toplumsal destek yapıları geliştirilerek yaşlılar
arasında bilgi ve deneyim paylaşımların kolaylaştırılması;
Sürekli eğitim ve öğretimin yaşlılar için yararlarını, hem işverenlere hem
de çocuklara göstermek için eğitim ve üretkenlik arasındaki ilişkiyi ortaya
koyan çalışma ve araştırmaların teşvik edilmesi;
Yaşlıların çalışma ortamlarında rehber edici arabulucu ve danışman olarak
rol oynamalarının sağlanması;
Aile içinde, komşular arasında ve toplumda geleneksel ve geleneksel olmayan
kuruluşlar arası yardımlaşmaların desteklenmesi ve güçlendirilmesi;
Yaşlıların sosyal-kültürel ve eğitim deneyimlerinden yararlanılması ve
kapasitelerinin kullanımının desteklenmesi;
Yaşlı kadınların özel ihtiyaçları göz önünde bulundurularak gelir getiren
işler, eğitim programları ve meslek ile ilgili aktiviteler dahil olmak üzere
rehabilitasyon yoluyla yaşlılara kendi ekonomik yeterliliğini tekrar
kazanmaları için yardım edilmesine yer verilmiştir.
Boş zamanı değerlendirmek önemli
Emeklilikle birlikte bireyin çalışmaya ayırdığı zamanı, boş zamana dönüşür.
Bu zamanı toplumsal ilişkilerini koruyabileceği bir ortamda değerlendiren
birey, çevreyle ilişkisini arttırdığı gibi yalnızlık duygusunu da tolore
edebilir.
Bu ortam için; emeklilik öncesinde, emekliliğe psikolojik olarak hazırlanmak
ve ev içi -ev dışında yapılabilecek zihinsel, fiziksel, sosyal ve bireysel
etkinlik planları yapılması gerekir.
Emeklilik döneminde, iş yaşamındayken yapılamayan etkinlik, aktivite,
entelektüel ilgi ve hobilere zaman ayırmak, yeni keşifler yapmak,
yaratıcılığı arttırmak yaşam doyumunu yükseltir, geri kalan yaşamına daha
dinamik olmasına katkı sağlar.
Entelektüel ya da ruhsal etkinlikleri evin içinde tek başına yapan birey, ev
dışında başka insanlarla yaptığı daha çok fiziksel ve sosyal olan
etkinliklerde ise sorunlarını paylaşma, rehberlik alma, kendini ifade etme
ve potansiyeli ortaya çıkartma olanağı bulur, sevgi, şefkat, benlik duygusu
ve ait olma gibi sosyal ihtiyaçların karşılar.
Yaşlılığa karşı zırhlanalım!
Emekliliği(yaşlılığı) “sallanan sandalye”de oturup, pasif kalarak geçirmek
mümkün!
Emekliliği yaşamın getirdiği problemlerle yüzleşmeyip, gerçekleştirilemeyen
amaçlar için üzülüp, bu sonuçtan başkalarını sorumlu tutup, onlara kızarak
ve sürekli yakınarak geçirmek de mümkün!
Yaşamın bu dönemini bir talihsizlik olarak algılayıp, kendini suçlayarak
girdiği depresyondan hiç çıkmayarak geçirmek de mümkün!
Ancak, yaşlılığın getireceği olumsuzluklara karşı zırh takınarak; önlem
alıp, yeni görevler bularak, kendini sürekli meşgul kılarak, yeni ilişkiler
kurarak yeni bir yaşam tarzı benimseyerek mutlu bir şekilde geçirmek de
mümkün!
Unutmayalım: yaşam doyumu geçmiş yaşam ile ilişkili.
Yaşamın kendisine verdiklerinin farkına varamayanlar daha sonra kendilerine
sunulan fırsatları kaçırmış olmanın stresini yaşadığını, yaşam doyumunun
geçmiş yaşam ile ilişkili olduğunu, yaşamın gerçeklerini kabullenmenin yaşam
doyumunu yükselttiğini unutmayalım.
Ve de “Var olmak değişmektir, değişmek olgunlaşmaktır. Olgunlaşma ise
bireyin kendini sürekli yeniden yaratabilmesidir” diyen İ.Yalom’un sözüne
kulak verelim.
Kaynakça:
Antropoloji ve Yaşlılık – Prof.Dr.Vedia Emiroğlu’na Armağan”, HÜ. Sosyal
Hizmetler Yüksek Okulu. Ankara, 2000.
Birinci Sosyal Hizmetler Şurası. “Yoksulluk Ve Risk Gruplarına Yönelik
Sosyal Hizmetler Komisyonu” Yaşlılara Yönelik Hizmetler Alt Komisyon Raporu,
2004.
Değişen Türkiye'de İnsan Hakları Açısından Sosyal Hizmetler. Ankara: Evin
Yayıncılık 2002, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Yayın No:6.
Devlet Planlama Teşkilatı. “Türkiye’de Yaşlıların Durumu ve Yaşlanma Ulusal
Eylem Planı” Çoğaltım. Ankara,2006.
Fatma Öz. “Yaşamın son evresi: Yaşlılık Psikososyal Açıdan Gözden Geçirme”,AÜ.Tıp
Fakültesi Kriz Dergisi,10(2) s.17-28.
http://www.google.com/search?q=cache:QNWTh-ocE6kJ:papirus.ankara.edu.tr/tez/FenBilimleri/Doktora_Tezleri/
2004/FD2004_6/Selma%2520Salman.pdf+%22ba%C5%9Far%
C4%B1+ya%C5%9Flanma%22hl=tr&ct=clnk&cd=49&gl=tr
Nurgül Bölükbaş, Hatice Aslan. “Huzurevinde Kalan Yaşlıların Psikososyal
Yönlerinin İncelenmesi”, http://www.dusunenadam.com/aralik03.asp
“Sağlıklı Yaşlanma”,”www.geriatri.org”
Şadiye Dönümcü. “Keşke emekliliğe Hazırlık Programı Olsa!” ,”www.bianet.org”
Şadiye Dönümcü. “Yaşlı ve Sosyal Hizmetler” , “www.sosyalhizmetuzmani.org”.
Şadiye Dönümcü .” Yaşlıya Götürülen Sosyal Hizmetlerin Organizasyonu”,
“www.sosyalhizmetuzmani.org”
“Yaşasın Yaşlılık”, Gelişim Yayınları.
Yaşlılık Gerçeği, .HÜ. GEBAM,.Ankara,2004
Yaşlılık El Kitabı; SHÇEK Yayınları no 30, Ankara, 1996.
AÇIKLAMA :İzzet Baysal Üniversitesi
Fizik Tedavi Yüksek Okulunca 5.NİSAN.2007 TARİHİNDE Bolu'da DÜZENLEN
"YAŞLILIKTA VERİMLİLİK" KONULU PANELDE sunulmuştur.
|
|