Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org


YENİ ÜNİVERSİTE AÇMADA ISRARIN PARADOKSU

Mehmet Taki YILMAZ
OMU Sinop Eğitim Fakültesi



     

“Bilimden Gidilmeyen Yolun Sonu Karanlıktır”.
Hacı Bektaşi Veli

Türkiye’de son zamanlarda üniversiteleri, bilim insanlarını ve nesnel sonuçlarıyla bilimi dışlama, yok sayma ve gündelik yaşantımızdan uzaklaştırma çabaları hız kazanmıştır. Bilimi gündelik yaşamdan kasıtlı olarak uzaklaştırmaya çalışan anlayış, bilimden geriye kalan bu boşluğu bilimsellikten uzak ve çağın çok gerisinde bir toplum kafası yaratacak boş inançlarla (hurafelerle) doldurmaya çalışmaktadır. Gıdaların helal-haram olarak belirlenmesi, alkollü içecekler için kırmızı bölgelerin oluşturulması, tarikat şeyhlerinin rüyaları, danışma yeri olarak din ulemalarının adres gösterilmesi, televizyon haberlerinde, diğer programlarda sunulan ilgili ilgisiz konularda daha çok din görevlilerinden yada ilahiyatçılardan görüş alınması, imam hatipler, türban vb. gibi. Kamuoyunda tartıştırılan bu konularla ulaşılmaya çalışılan şey, gündelik yaşamı dinin kurallarına göre şekillendirmektir.

Bu yazının amacı kamuoyunda olur mu olmaz mı diye gündeme getirilen kalıp sosyolojik konuları tartışmak değildir. Üniversitelerimizin ve bilim insanlarımızın uyarılarını yok sayıp bildiklerini(!) uygulayan ve felaketlere yol açanların, diğer yandan üniversite kurma ısrarlarındaki paradoksu ortaya koymaktır.

Bir üniversitenin var oluş nedenlerinden biri, birlikte yaşadığı toplumun karşılaşabileceği olası ya da var olan sorunlarının nedenlerini tespit edip onlara çözümler üretmektir. Bu anlamda üniversitelerimiz ve bu üniversitelerde görev yapan bilim insanlarımız evrensel anlamda kendi var oluşuna uygun görevleri yerine getirmişlerdir.

Normal Trenin Adı
Hızlandırılmış tren "Normal tren"in eskimiş rayları ve eskimiş teknolojisi üzerinde sadece “hızlandırın!” talimatıyla adı değiştirilerek 4 Haziran 2004’te uygulamaya konulmuştu.
Yıldız Teknik Üniversitesi Ulaştırma Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın EREL başta olmak üzere birçok uzman projeye karşı çıkmış, karşı çıkma nedenlerini 5 Temmuz’da İstanbul’da Ulaştırma Bakanının da katıldığı bir toplantıda gerekçeleriyle açıklamışlar, kaza olabileceği uyarısını yaparak, eldeki bilgilerden hareketle hızlı tren seferlerinin durdurulmasını istemişlerdi.
Uzmanların açıklamalarında ve uyarılarında geçen merkezkaç kuvvet, hız, direnç, raylar, alt yapı, üst yapı, genleşme gibi kavramları yok sayan TCDD yetkilileri, hattın, lokomotiflerin ve vagonların hızlı tren seferleri yapmaya uygun olduğunu ve hızlandırılmış seferlere devam edeceklerini ısrarla belirtirler.
Eski teknolojinin eski rayları üzerinde trenin hızlandırılabileceği bilgisini yeterli bulan ve fazlasını reddeden anlayış, bu hızlı bilgiyle 22 Temmuz 2004 Perşembe günü Fiziğin hız ve merkezkaç kuvvet yasasıyla savruldular. Haydarpaşa -Ankara seferini yapmakta olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu Ekspresi adlı, "Hızlandırılmış(!) Tren" Sakarya Pamukova"da raydan çıkarak devrildi. Bu devrilme sonucu meydana gelen kazada resmi açıklamalara göre 37 kişi yaşamını yitirdi, 81 kişi de çeşitli yerlerinden yaralandı.
Bilim insanlarının açıkladıkları bilgiyle hareket edilseydi ne olurdu?

“Fotoğraftaki Su Temiz!”

Aynı formatta yaşanan ikinci somut olay, Malatya’da içme suyuna karışan mikroplar sonucunda birçok vatandaşımızın ishal olmasıyla karşımıza çıktı.

İnönü Üniversitesi Rektörü Sayın Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu, Malatya’da “yaşanan olayın salgın bir hastalık” olduğu açıklamasını yaptı. Önlem alınmazsa kirli suyla çeşitli bir çok hastalığın bulaşabileceği uyarısında bulundu. Sayın Prof. Hilmioğlu çözüm önerileriyle halk sağlığını korumayı, sorunun nedenlerine bağlı olarak yetkililerin hangi önlemleri almaları gerektiğini ve üniversite olarak her türlü bilimsel bilgi desteğine hazır olduklarını belirtti. Sayın Prof. Hilmioğlu bu destek önerisiyle üniversitenin bir kurum olarak var oluş nedenini de ortaya koymuş oluyordu.

Üniversitenin yerine getirdiği bu evrensel görevine karşın Belediye Başkanı H.Cemal Akın, suyun incelendiğini ve bir sorun tespit edilmediğini söyledi ve suyun kirliliğinin lokal (sınırlı) kaynaklı olduğunu belirtti. Bu arada salgın hızla yayılıp, hastaneler dolup taşarken Belediye başkanı, Sayın Prof. Hilmioğlu’nun açıklamalarını reddederek üniversitenin “konuya siyasi yaklaştığı” açıklamasını yaptı.

Olaydan bir süre sonra Türk Tabipler Birliği’nden bir heyetin sunduğu rapor karşısında da benzer tutumunu sürdüren Belediye Başkan’ı duvardaki su kaynağı resmini göstererek heyete, suların temiz aktığını kanıtladı!

Buradaki çatışmaya kaynaklık eden ana sorun “akan su kir tutmaz.” diyen Ortaçağ mantığı ile “Hayatta en hakiki mürşit (yol gösterici) ilimdir, fendir.” anlayışı arasında bir tercih yapma sorunudur. Yapılan tercih binlerce insanımızın hastalanmasına neden olmuştur.

Üniversitenin açıklamaları ve uyarıları dikkate alınsaydı ne olurdu?

Bunlar pozitif bilimin kurallarına uyulmadığında ortaya çıkabilecek somut sonuçlardır.

Hükümetin Üniversite Kurma Israrı

Hükümetin 15 ilde yeni üniversite kurma kararlılığıyla bir ishal salgını yada bir tren kazası daha “geliyorum!” diyor.

Meclis Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu, YÖK'ün bu konuda gerekçeleriyle birlikte olumsuz görüş bildirmesine rağmen, Hükümetin 15 yeni üniversite kurulmasına ilişkin kanun tasarısını kabul etti.

YÖK ve bu konuya duyarlı bilim çevreleri alt yapısı yeterince oluşturulmadan (benzer açıklamalar aynı cümlelerle hızlandırılmış tren projesi için de yapılmıştı) üniversite kurulmasının sakıncalarını açıklayarak tepkilerini dile getirmektedirler.
Kendisi de bir akademisyen olan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Meclis Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda tasarıyı sunarken, objektif kriterlerle hareket ettiklerini, yeni kurulacak üniversitelere kadro tahsisi yapıldığını hatırlatarak, bu üniversitelerin zaman içinde kendilerini geliştireceklerini söylüyor.1

Sosyal bilimlerde özellikle eğitim bilimlerindeki yanlış kararların sonuçları pozitif bilimlerin sonuçları kadar somut değildir. Yukarıda anlattığımız ve 21. yüzyılda ülkemizde tanık olduğumuz bu olayların somut sonuçlarını hemen görebilmek olasıdır. Örneğin, zaman içinde kendilerini geliştirecek olan bu üniversitelerden eğitim alarak yetişecek bir inşaat mühendisinin yapmış olduğu bir binanın, köprünün çökmesi yetersiz eğitimin somut sınırlı sonuçlarını bize gösterebilir. Ama kendilerini zaman içinde geliştirecek olan bu üniversiteler gelişinceye kadar, bu üniversitelere ait eğitim fakültelerinden öğretmenler de mezun olacaktır. Yetersiz zamanlarda yetişmiş onbinlerce öğretmenin, yaklaşık 30 yıl boyunca yetiştireceği öğrencilerin toplumun geleceğinde yaratacağı olumsuz sınırsız sonuçlarını, pozitif bilimlerdeki kadar somut görebilmemiz olası değildir.

Sonuç

İçinde yaşadığı toplumun sorunlarına karşı var oluş sorumluluğunu evrensel anlamda bir yönüyle yerine getiren üniversitelerimizin dünyanın ilk 500 üniversitesi sıralamasına girmemesi bir anlam ifade etmemektedir.

Üniversitenin ürettiği bilgiye ve bilime sırt çevirerek yaşayanların almış oldukları kararların sonuçlarını yurttaşlarımız ödemektedir.

Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Yönetmeliğinin 2. maddesi, Yetiştirme Yurtlarının görevini; “korunmaya muhtaç çocukları korumak, bakmak ve bir iş veya meslek sahibi edilmeleri ve topluma yararlı kişiler olarak yetişmelerini sağlamak” olduğunu açıklamaktadır. Bu göreve rağmen; Davranış Bilimleri, Çocuk Psikolojisi gibi bilim dallarına rağmen, Sosyal Hizmetler gibi bir mesleğe rağmen “Ziyaret ettiğim kurumların hepsinde şu anda en az 4’er muhbirim var.”2 diyen bir bakanın bulunduğu hükümet üniversite kurmakta ısrarlıdır.

Yaşamı bilginin ışığından kaçarak örmeye çalışanların üniversite kurma ısrarları bir paradoks değil midir?


DİPNOTLAR
1-http://www.cnnturk.com.tr/HABER/haber_detay.asp?PID=318&HID=1&haberID=
143033 (1 Aralık, 2005 12:17:00 )
2- http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3489504.asp?m=1&yazarid=71&gid=78
(Yener SÜSOY 7 Kasım 2005)