|
|
YETİMHANELERDEN DÜŞKÜNLEREVİNE
SANATÇI YÜZLERİ (3)
Aziz ŞEKER/Sitemiz yazarı
soluklandığın dünya / bir demdir / gelip geçersin…
Bilinir ki tarih kanla yazılır, insanlık kanla avutulur. Güçlülerin
birleştirdiği güçlerle talana sunulur Dünya. Vicdan güçlüde olursa
adalet erken gelir serin sabah uykularına çocukların. Ne yazık ki, ne
vicdan ne de umut beklendiği gibi gelir. Hep umutsuzlukla çıka gelir
yaşam.
İnsanlık vicdanen mahkûm edildiği dönemlerde insanlığından çıkar ve
barbarlaşan bir sürü görünümünü alır. Katleder, yok eder. Talan eder.
Biter! Bitmek yenilmektir zaten. Savaşlarda da bu böyledir sömürüde de!
O zaman geride ne sevgi kalır ne aşk ne de yaşama tutkusu. Yaşam da
sonlanır. Sonra onur bir yerinden yırtılır, özgürlük yalnızca
söylemlerde, düş yüklü şiirlerde kala kalır.
İşte tarihin kanla yazıldığı dönemlerden biridir Birinci Dünya Savaşı
yılları ve imparatorlukların yıkıldığı, insanların zalimane
davranışlarla insanlığından utanmaktan dahi zevk aldığı bir paylaşım
döneminin de adıdır.
Anlatacağımız, yüreği sevda yüklü yazarımız bu dönemin koşullarında
yetişir, gençliğinin özlemleriyle pay alır yaşamına. Yüklenir gider,
karanlıklarla savaşarak. Yaşamı aydınlanma uğruna bilenir soytarılara
karşı.
Çanlar hep insanlığın yok oluşu için çalmıştır, barış ve özgürlük için
değil! Geçmiş yüzyıllar bir yana 21. yüzyılın ön koşullarında durum
böyledir. Hal böyle giderse uygarlığın ilerleyen yıllarında da bu
olumsuz toplumsal sonuç değişmeyecektir. Değiştirilmeyecektir. Ne acı!
Dünya kötüleşen bir görünümde kanla ıslanarak dönüyor. Döndükçe
adaletsizleşiyor. Yok oluyor. Çare yok bu sevgisizliğe, bu tükenişe, bu
yabancılaşmaya…
Düşsel bir yanı var şu yaşamın; ve bulmakla kaybetmek arasında
dalgalanan "an" kadar mutluluk veren bir şey daha yok! El sallamak oysa
ne kadar da kolay; bir veda havasında, yalnızlık kadar kutsal bir şey
"veda" dedikleri yaşam parçası. Sevgi ve özlemle yüreğimizin yangın
yerinde masumiyetle var olacağını bildiğimiz birilerine okunur belki de
gözlerimizi ıslak tutan şiirler...
Ve yaşam sürüyor; terkisinde çığlık çığlığa ezgiler, hüzünler,
şiirlerle…
Toplumcu bir şair Dinamo, yalnızlığın ayıklanamaz hüznünden demlenmiş
insanlık sevgisi dolu yüreğiyle.
Şimdi şaire dönelim yüzümüzü:
Hasan İzzettin Dinamo
Birinci paylaşım savaşında kaybettiği babasının ardından Darüleytam’a
yerleştirilir; 1909 Trabzon doğumlu yazar ve şair.
Söz konusu Darüleytam kavramıyla; çocuk yuvası / şefkat yuvası /
yetimhane belleğe gelir. İsimler değişse de bu adlandırmalarla aynı
içeriğe gönderme yapılmaktadır. Yani “yetimlerin barındığı yere.”
Tomanbay, Sosyal Çalışma Sözlüğü adlı yapıtında olguya şöyle yaklaşır: (islamic
orphanage; orphan-asylum / islamisches Waisenhaus,) 1915 yılında
Trablus, Balkan ve Birinci Dünya Savaşları sırasında çoğalan şehit
çocuklarının bakılması zorunluğuyla kurulan yatılı yurtlar. Özellikle
doğudan getirilen yetim çocuklar buralarda korundu ve işliklerinde
(marangozluk, terzilik, bahçecilik, kunduracılık, çorapçılık vb.) iş
sahibi yapıldı. Sayıları birara 80’e çıktı, daha sonra birer birer
kapatıldılar. Bugünkü yetiştirme yurtlarının benzeriydiler. (Tü:
yetimler yurdu.)1
21. yüzyılda yaşıyoruz. Tüm iyi niyetimizle Ülkemizin en çok okunan
liberal gazetelerinden birini alalım; bakın orada da “yetimhane” kavramı
kullanılıyor. Örneğin şarkıcı Madonna’nın yetimhaneden aldığı Malavili
çocuğun velayetini üstlenmesi onaylandı.2 Adlandırmalar değişiyor ama
nesnel karşılığı değişmiyor yetimliğin.
Yetimhaneler, çocuk masumiyetinin ve düşlerinin berhava olduğu yerler.
Türk Dil Kurumuna dönelim kalemimizi; Yetimhane: Yetim çocukların
barındırıldığı, bakıldığı yer, olarak tanımlanmaktadır.
İnsan neden yetim kalır? Kimsesiz kalır? Ya çocuklar! Neden atılırlar
dayanılmaz bir kırılganlığın uçurum dibine.
Yoksullukta, savaşlarda, doğal afetlerde ve birçok psiko-sosyal-ekonomik
olumsuz koşullarda en çok etkilenen toplumsal gruplar içinde çocuklar
gelmektedir. Bu nedenle insanlık tarihi boyunca çocuklar toplum
tarafından özel olarak korunmuşlardır. Korunmaları gerekmiştir. Bu
toplumsal koruma, çocukluğun doğası gereği zorunlu olmuştur. Buna rağmen
daha çok toplumsal koşulların zorlamasıyla yeterli beslenememekten,
sağlık hizmetlerine ulaşamamaktan, yoksulluktan vb nedenlerden ötürü
çocuklar ölmektedir. Çocuklar sokağa düşmektedir. Çocuklar ufacık
bedenleriyle sömürülmektedir. Bakın dünyanın görünmeyen ya da görünür
yüzüne milyonlarca çocuğu görürüz, korunmaya muhtaç bir halde. Çocukluk
bu nedenlerden dolayı birçok ülkede toplumsal sorun kategorisi olarak
kabul görmüştür. Çocuk refahı politikası gündeme gelmiş, çocuk hakları
olgusuna önem verilmiştir.
Sanatçımızı anlatmaya kaldığımız yerden devam edelim.
Hemen hemen diğer toplumcu yazarların-şairlerin başına gelenlerin bir
benzeri Dinamo’nun başına da gelir. Gazi Terbiye Enstitüsündeki
öğrenciliği yıllarında siyasal var oluşunun tehdit olarak algılanması
nedeniyle 4 yıl cezaevinde tutulur.
Suçu örgüt kurmaya çalışmaktır.
O da 142. maddesinin (TCK) “giyotine” verilmişlerindendir. Demirlerin
ardına bağlanmış sürgün ozan…
Yazdığı şiirlerinden de yargılanan düşün adamı yalnızlıkla örülü
yaşamında cezaevi kapısına alışıktır artık. İlginçtir ki, yetimhaneden
cezaevine iki ayrı işleve sahipmiş gibi görünen bu kurumların, sanatını
olanaklı kılma üzerine yararlı bir katkısı olacaktır.
Özgürlüğü bağlanmıştır: “Bir Eyüp sabrıyla bekledim / sabahı olmayan
gecelerde / Gül dalları yerine demir çubuklar vardı / münzevî – münzevî
pencerelerde …/” Şair adeta şiirsel bir ağıt yakar kıstırılmışlığa,
elinden alınmış özgürlüğüne, varlığının ve yokluğunun gizemiyle
örtülüyken çocukluğundan devşirdiği umudu. Bilinci…
Bir yetimin özgürlük türküsüdür aşk sonetleri…
Şiir imparatorluğunun sürgün bilgesi Dinamo’nun, “güzel bir Türkiye
hayali ve mutlu insanlar” dı görmek istediği, ihanetsiz.
Toplumcu ozan kavga şiirlerinde: “Bitirdim nice dert okulunu / yalnız,
şununla öğünebilirim / bir gün işçime ihanet etmedim / bir gün ihanet
etmedim insana / bin bir yerinden vurulmuş yüreğimi / ah, anlatabilsem
bir gün sana…/”
Ne çok ihanet sevdalısı geziyor oysa nefes aldığımız her gökyüzü
parçasının altında.
Peki, yer yer üzerinde durduğumuz şiir nedir: Şiir, imge örgüsüyle,
sözcüklerin ilişkileri, akışı, ses uyumu ile var olan bir yapıdır. Bu,
belirli zihinsel süreçlerin işleviyle oluşur. Bu süreçlerin sınırları
belirli, tüm gizleri çözülmüş değildir. Çünkü o, kaynağını her zaman
belirsiz, karanlık bir alandan alan süreçtir. Bu karanlık alanda yine
birey; bireysel, yapısal olarak var olan ile dış dünya; çevre, toplum
etkileşimi sonucu oluşmuştur.3
Şair, toplumsal olana gözlerini kapatmadan, ama bir insan teki olarak
bireyselliğini de göz ardı etmeden, kendi bireyini herkesin bireyi (ve
tersi) yapabilme becerisini göstererek, estetik haz veren bütünlüklü
ürünler yaratmayı başarabilen kişidir. Bunu yapmak zorundadır.4 Bunu
Dünyanın daha adaletli olması, özgürleşmesi için yapmalıdır da.
Adsız Kitap, Deniz Feneri, Savaş ve Açlar, Özgürlük Türküsü, Sürgün
Şiirleri, Kavga Şiirleri, Çoban Şiirlerinin yanı sıra Kurtuluş Savaşını
anlatan ve yazın dünyasında duyarlı bir kabul gören 8 ciltlik Kutsal
İsyan romanını yazdı. Kutsal Barış, Koyun Baba, Açlık, Adalet Sıtması,
TKP Aydınlar ve Anılar gibi birçok yapıtının altına korkusuz kalemiyle
imza attı. Toplumsal olguları tema olarak işleyen yazar bir süre
fotoğrafçılık da yapmıştır.
Dinamo, toplumcu dünya görüşünün ve sanatının, Nazım gibi önemli yapı
taşlarındandır. Bir tesadüf olmalı ki, 17 yaşına kadar yetimhanede yaşar
ve yıllar sonra Sinoplu bir şair olan Ahmet Muhip Dranas’ta Çocuk
Esirgeme Kurumunda neşriyat müdürlüğü yapacaktır. Bir şairin yüreğinin
büyüdüğü yer, bir başka şairin iş yaşamı olmuştur.
1989 yılında Dinamo dünyadan ayrılır. Haziran’da ölür. Vatan
topraklarının dışında gözlerini yaşama kapayan Nazım gibi.
Biri İstanbul’da diğeri Sovyet topraklarında; geride insanlığa el
sallayan, gül savuran yapıtlarıyla. Yapıtlarında insanlık kokusu…
Ve bir gün yüreğiniz ayrılıklarla sınanırken kimsesiz bir şair kapınızı
çalabilir. Sakın darılmayın zamana; şiir olacaktır aylasında
yıkandığınız umudunuz ve sevgiliniz sizden güvercin kanadında belki de
Dinamo’nun vedalaştığı bir Haziran gününde şiir bekleyecektir.
Darılmasın size; şiiriniz gül kokuyordur buğulu bir özlemin sağanağında…
Dipnotlar
1. Tomanbay, İlhan: Sosyal Çalışma Sözlüğü. Selvi Yay. Ankara, 1999.
2. Radikal. 30 Mayıs 2008.
3. Alper, Yusuf: Şiir ve Psikiyatri Kavşağında. Okyanus Yay. İstanbul,
2001, 87
4. Alper, Yusuf: A.g.e., 2001: 92
|
|
|