Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Sitemizin Yazarları

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

YETİŞTİRME YURTLARI DENEYİMİ

SHU SHÇEK GNMD Baş Müfettişi Murat ÇEVİK

Yeni doğan canlılar içinde başkasının yardımına en çok ihtiyaç duyan insan yavrusudur. İnsan Kadar geç ve güç olgunlaşan bir yaratık yoktur.
Sürekli bakıma muhtaç olan çocuğun sorumluluğunu ailesi üstlenmektedir
Ölüm,Hastalık,Terk,Boşanma gibi nedenlerle ailenin koruma görevini yapamadığı durumlarda Çocuğun sorumluluğunu çağımızdaki sosyal devlet anlayışına uygun olarak Devlet üstlenmektedir.
Ülkemizde korunmaya muhtaç çocuklarla ilgili mevzuat 24.05..1983 tarihli 2828 sayılı SHÇEK yasası ile düzenlenmiştir.1982 Anayasasına uygun olarak çıkarılmış bulunan bu yasa korunmaya muhtaç çocuklara "Çocuk Yuvaları ve Yetiştirme Yurtları" aracılığı ile hizmet verilmesini, Çocukların iyi bir şekilde korunup yetiştirilmesi için her türlü önlemin alınmasını öngörmektedir. Kurum bakımı yanında "koruyucu aile" yöntemlerine de imkan tanınmaktadır.bu yasaya göre 28.09.1986 tarihinde çıkarılmış bulunan Ayni ve Nakdi Yardım yönetmeliği uyarınca Korunmaya muhtaç çocukların ailesi yanında bakımı hizmetleri de başlatılmış bulunmaktadır.
Ailesi yanında bakım çocuğunun sağlıklı gelişimi ve devlete maliyeti kurum bakımından daha uygun görülmektedir.
Ülkemizde bugün korunmaya muhtaç çocuklara verilen yaygın bakım şekli kurum bakımıdır . Okutma veya bir Mslek edindirme imkanları dikkate alınarak çocukların yuva ve yurtlara verilmesi tercih edilmektedir. Ailesi yanında bakılan korunmaya muhtaç çocuklara öğrenim yurtlarından yararlanma konularında etkili bir rehberlik sağlandığında bu hizmetin kurum bakımı yerini alacağını söyleyebiliriz.
Kurum Bakımının Bütünüyle ortadan kaldırılması mümkün değildir. Çünkü çocuğun ihmal edilmesi Kötü yola ve alışkanlıklara sevk edilmesi bakacak kimsesinin bulunmaması hallerinde ailenin ekonomik durumu yeterli olsa dahi çocuk kurum bakımına alınmak zorundadır
Koruyucu aile bakımına 1961 yılında başlanılmış olmasına rağmen beklenilen gelişme sağlanamamıştır.
2828 sayılı yasanın sağladığı imkanlarla çocuk yuvası ve yetiştirme yurtlarının fiziksel imkanlarının eskiye oranla çok iyi duruma getirilmiş olduğunu söyleyebiliriz. Kuruluşlarda yine de eksik olan bir şey vardır; sevgi.
Yetiştirme yurtlarına 13 ve daha yukarı yaşlardaki korunmaya muhtaç çocuklar alınmakta ve genel olarak çocuk reşit oluncaya kadar korunmaktadır. 18 yaşını dolduranlardan orta öğrenime veya bir sanata devam edenlerin 20, yüksek öğretime devam edenlerin 25 yaşına kadar korunma kararları uzatılabilmektedir.Yetiştirme yurdu çocuğu gençlik çağı (adolesan çağı) çocuğudur.
Yetiştirme yurdu çocuğunu daha iyi tanıyabilmek için çocukluğun gelişim basamaklarına balmak zorundayız. Çünkü;kişiliğin çekirdekleri yaşamın ilk yıllarında atılmakta, 6 yaşlarında ana çizgileri belirmekte ve gençlik çağı sonunda son şeklini almaktadır.
Kişiliği kalıtım ve çevre koşulları belirlemektedir. Kalıtım, anne ve babadan alınan özelliklerdir.
"kalıtım ne olabileceğimizin sınırını çizer, çevre ise bu sınır içinde ne olabileceğimizi belirler. (1) çevrenin içine döllenmeden sonra geçirilen tüm olaylar girmektedir. Çocuk edinmeye hazırlık, annenin sağlığı, beslenmesi, çocuğun bakımı, aile ortamı, eğitimi, yaşanılan çevre vb. gibi.
Çocuğun gelişim basamaklarını dört grupta inceleyebiliriz. (2)
1-süt çocukluğu dönemi (oral dönem): doğumdan 1 yaşına kadar
2-özerklik dönemi(anal dönem) : 2-3 yaşlar
3-oyun çağı dönemi (fallik dönem): 3-6 yaşlar
4-ilkokul çağı dönemi (letans dönem) :6-12 yaş

1-süt çocuğu dönemi
isteyerek mutlu ve sağlıklı bir gebelik sonunda dünyaya getirilen, sevilerek bakılan bir bebek sağlıklı gelişirken, ilgi görmeyen bir bebeğin yalnızca ruhsal sorunları değil, fiziki gelişmesini bile tamamladığı görülür. Bu çağda düzenli bakım ve ilgi görür yeterli sevgi alırsa çocukta temel güven duygusu gelişir aksi halde güven duygusu gelişemez.

2-özerklik dönemi
yürümeye koşmaya başladığı yaşlardır. Bu dönemde çocuk anneden ayrı kalamaz. Ama ona da boyun eğmek istemez. Yedirilmeye, temizlenmeye ve tuvalet eğitimine direnir. Kuralları benimsetmek tehlikeden sakınmasını öğretmek ve yasaklar koyma zamanı gelmiştir. Saldırganlığın, bencilliğin ve karıştırıcılığın oyuna ve oyuncaklara yöneltilmesi bir şey için tutturduğunda ilgisinin başka bir yöne çevrilmesi en geçerli eğitimdir. Dayak, sindirme, korkutma gibi yöntemler çocuğun gelişmesini olumsuz yönde etkiler.
Çocuk bu dönemde ya baskı altında siner, uslu temiz olmayı öğrenir yada başkaldırır, saldırgan, savruk, kural dinlemeyen birisi olur.

3- oyun dönemi
çocuk sosyalleşmeye başlamış. Benlik duygusu gelişmiştir. Birlikte oynamaya ve paylaşmaya başlar. Cinsine göre ana veya babasını örnek alarak özdeşim denen ruhsal süreç yardımıyla cinsel kimliğini bulur. Oidifus çatışması bu dönemde görülür. Bu dönemde çocuğun baş uğraşı oyundur. Oyun çocuğun özgürlük, yaratıcılık ve en iyi öğrenme ortamıdır.
Bu dönemde sevgiden sonra gelen en önemli ihtiyaç oyun ve oyunun sağladığı arkadaşlık ilişkileridir. Bu çağda arkadaşlık ilişkisine olanak verilmeyen çocuklar sonraki yıllarda çekingen ve güvensiz olurlar. Ana ve babalarına bağımlı kalırlar

4-ilkokul çağı
çocuğun aileden çıkıp dış dünyaya açıldığı çağdır. Cinsel kimlik iyice belirlenmiş, ilgi odağı anne-babadan öğretmene kaymıştır üst benlik(süper ego) iyice gelişmeye başlamıştır. Doğru-yanlış ayrımını yapabilirler.
Bu çağda öğretmene büyük görev düşmektedir. Eğitim ve öğretimde iyi bir başlangıç çocuğun gelecek yıllarını olumlu yönde ve kalıcı olarak etkileyebilir.
Özetlersek, çocuğun kişilik geliştirmesi, olgunlaşması yani ruh sağlığı yukarda vermeye çalıştığımız gelişim basamaklarını sağlıklı bir biçimde aşmasıyla gerçekleşir. Bunun için çocuğun yeterli sevgi, ilgi ve anlayışla eğitilmesi gerekir. Kuşkusuz bunları en iyi sağlayan ortam analı, babalı, uyumlu güvenli bir aile yuvasıdır.
Yetiştirme yurdu çocukları gençlik çağı çocuğudur demiştik.gençlik çocuklukla erişkinlik arasında yer alan gelişme ruhsal olgunlaşma ve yaşama hazırlık dönemidir.ergenlikle başlayan hızlı büyüme gençlik çağının sonunda bedensel, cinsel ve ruhsal olgunlukla biter. Genellikle ilk ergenlik belirtileriyle başlayan ilk ergenlik çağı büyümenin durmasına kadar sürer.(3) ergenlik çağının belli bir sınırı çizilmemekle birlikte genellikle 10-12 yaşlarında başladığı ve 2-3 yıl sürdüğü kabul edilmektedir. Buna göre 12-158 yaş arasına, ergenlik gelişmesini de içine alan ilk gençlik dönemi, 15-21 yaş arasına da asıl gençlik dönemi diyebiliriz.
Ergenlik çağı, kişinin yaşamında en karmaşık fırtınalı bir kriz dönemi olarak kabul edilmektedir insan yaşama ve sevmenin bilincine ilk olarak ergenlik döneminde varır
Yetiştirme yurduna çocuk, ya çocuk yuvasından yada ailesinden gelmektedir
Çocuk yuvasından gelen çocuklar yeterli sevgi ortamında büyümeden ve gelişim basamaklarını sağlıklı bir biçimde geçemeden yurda gelmektedir
Sağlıklı bir çocuk doğuştan gelen bir hareket ve öğrenme gereksinimi içinde anenin kucağından yavaş yavaş çevreye açılırken, annesiz yaşayan çocuklar devamlı bir korku ve kaçış içinde yaşıyorlar bu çocuklarda 3 tür davranış bozukluğu görülebiliyor (4)
1-Düşmanca davranış geliştiriyor : sevgiden yoksun büyüyen çocuk her fırsatta arkadaşlarını dövüyor,itiyor,tekmeliyor
2-Provakasyon yapıyor. : bu çocuklar devamlı olarak çevrelerinde düşmanca davranışın kendilerine gelmesini sağlıyorlar arkadaşlarını öğretmenlerini ilişkide bulundukları kişileri kışkırtıyorlar ki kendilerine düşmanca davranılsın
9-sosyal uyumsuzluk gösteriyorlar : sevgiden yoksun büyüyen çocuklar sağlıklı ilişki kuramıyorlar başkalarına karşı ilgisiz kalıyorlar ilgi duyulsa bile yüzeysel olmaktadır.
Bir çocuk yaşam boyunca taşıyacağı kişilik özelliklerini ilk bebeklik yıllarında çevre ilişkileriyle tanıyıp,öğrenir ve geliştirir. Yukarıda verilen davranış bozuklukları ergenlik çağında bilinçli davranışlarla değiştirilemezlerse hastalıklı olarak kalmaya mahkumdur. Sevgisizlik sonucu ortaya çıkan düşmanca davranış herkesten önce gencin kendisine zarar verir Ağrılar kramplar görülür. Eğer bu düşmanca davranış çevreye yönelirse toplumla ilişki bozulur ve cezalar alır. Böyle bir duruma düşen genç mutsuzdur, yalnızdır mutsuzluk ve yalnızlık genci kendi yaşamına kıymaya kadar götürebilir
Doğrudan yetiştirme yurduna gelen çocuklar ise iki temel sorun ile birlikte gelmektedirler
Birinci sorun çocuğun ailesinin dağılması veya çocuğa kötü muamele edilmesidir.
Anne veya babanın ölümü, evi terk etmesi ailede boşanma yada bunların çocuklarına kötü muamelede bulunmaları çocuk ve genci derinden etkiler, kişiliğini örseler
Çocuğun eğitiminin baş sorumlusu olan ailenin çeşitli nedenlerle çöküp,dağılması yada eğitimcilik görevini gereğince yapamayacak duruma gelmesi ruh sağlığını en çok bozan etmenlerden birisidir (5)
Ailesinde sürekli sevgi gören çocuk birden sevgiden yoksun kalırsa bir sevgi boşluğu içinde kalacak, depresyon dediğimiz ruhsal çöküntü içine girecek, çevresinde kendisine sevgi verebilecek başka birisini arayacaktır. Çocuğun yetiştirme yurduna gelmesi sevgi gereksiniminin karşılanmasını geciktirebilmektedir. Grup öğretmenlerinden, Uzmanlardan yakın ilgi göremeyen genç sevgi gereksiniminin karşılanması için kendi cinsine yönelebiliyor bu yönelim sadece sevgi gereksinimidir bir baba, kardeş, arkadaş gibi bunu homoseksüel bir yönelimle karıştırmamak lazımdır zamanla bu sevgiyi tadan çocuk karşı cinsede sevgi duymasını öğrenecektir.
İkinci sorun ise gencin alışık olduğu çevresinden, sevdiklerinden koparılıp yeni bir ortamda yaşamaya mecbur edilmesidir. Bu sorun yatılı okullara verilen normal aile çocuklarında bile çeşitli boyutlarda görülebilmektedir
Çocuk için kurum bakımına alınmış bilinmeyen yepyeni bir deneyimin ve yaşamındaki köklü bir değişmenin başlangıcıdır. Bu deneyim çocuğun yaşına, gelişme düzeyine kişilik özelliklerine, anne ve babasıyla önceki i
İlişkilerine bakım şekline ve bu sırada aldığı yardıma bağlı olarak az yada çok çocuğun kişilik gelişiminde olumsuz etkilere sahiptir. Her şeye rağmen çocuğun bildiği çevresini, ailesini bırakarak bilmediği bir çevreye gelmesi onun için travmatik bir deneyimdir.
Daha önce hiç görmediği, onu sevebilecek yada sevemeyecek, onun sevebileceği yada sevemeyeceği çocuklarla uyum sağlamak zorunda kalacaaktır. Bu yüzden çocuğun kurumda geçireceği ilk günler zor günlerdir. Çevre ve kişilerse alışıncaya kadar gerekli yardım görevlilerce sağlanmalı ilişkileri ayarlanmalıdır.
Böyle bir deneyimi yaşamak zorunda kalan çocuklarda kaybolma duygusu, yoğun kaygı ve suçluluk duyguları olacaktır.
Çocuk böyle bir yoksunlukla karşı karşıya kaldığında şu davranış kalıplarını gösterir.
1-korku verici, tehdit edici ortamdan kendini çekip içine kapanabilir. Bu çocuklar sessiz ve tepkisizdirler. Gruba ve oyunlara katılmazlar, hep kendi başlarınadırlar.
2-saldırgan, hırçın, kırıcı olabilirler.bu çocuklar devamlı dikkat çekmek ve ilgi isterler. 2-5 yaşlarındaki çocuklarda ağlama, bağırıp çağırma, kendini yerden yere atma davranışı görülür. Bu tür davranış çevreye duyulan güvensizlikten ve gereksinmelere cevap vermemesinden kaynaklanmaktadır.
Çocuğun böylesine bir travmatik deneyimden en az zararla çıkabilmesi için yapılması gereken ilk iş çocuğu böyle bir deneyime çok iyi hazırlamaktır. Hatta mümkün olabilse çocuk henüz bildiği bir ortamda iken yavaş yavaş onun için bilinmeyen olan duruma hazırlanmalıdır. Kuruma gelen çocuğa onun anlayabileceği biçimde şimdi neler oluyor, daha sonra neler olacaktır bunlar anlatılmalıdır. Çocuk çevresinde kendisiyle ilgili neler olup bittiğini kendisinden neler beklendiğine bilmek isteyecektir. Çocukların bu konudaki sıkıntılarını açıkça söylemediklerini, ifade edemediklerini hatırlamak yerinde olacaktır. Ancak korkularını, kaygılarını, suçluluk duygularını, oynadıkları oyunlarda, grup içinde birbirlerine söyledikleri sözlerde bulmak mümkündür. Sosyal hizmet alanında çalışan kişilerin bu konuda çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Çocuğun ilk izlenimi çok önemlidir(6)
Çocukluk çağı gelişim basamaklarını sağlıklı bir şekilde geçirememiş, ailesi dağılmış yada ailesinden gerekli ilgi ve sevgiyi görememiş yaşadığı çevreden yeni bir çevreye getirilmiş ve aynı zamanda gençlik çağı sorunlarını yaşamakta olan yetiştirme yurdu çocuklarının sevgi gereksinimini nasıl karşılayabiliriz?
Yurtlarda genel idare ve hizmetliler yanında çocuğun yetiştirilmesinden bizzat sorumlu olan sosyal hizmet uzmanı, psikolog, öğretmen, din görevlisi gibi meslek elemanları; gerek grup sorumlusu olarak, gerekse sosyal ve eğitim servisi görevlileri olarak yurttaki gencin ana- babası yerine geçerek çocuğun yetiştirilmesini üstlenmektedirler.
Sosyal hizmet uzmanı ve psikologlar insan ilişkileri ve çocuk eğitimi konusunda eğitim görmüş elemanlardır. Öğretmen ve din görevlilerinin bu konularda özel bir eğitimi yoktur. Yuva ve yurtlardaki hizmet özelliği ve her görevlinin doğrudan ve dolaylı olarak çocuklarla ilişkisi dikkate alınarak, istihdam edilecek personelin mutlaka bir özel eğitimden geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Ergenlik çağındaki hızli büyüme, bedense ve heyecansal değişiklikler, ruhundaki derin fırtınalar, arkadaş grubuna bağlılık(çete çağı) ve önceki olumsuz yaşantıların bindirdiği sorunlarla yüklü yetiştirme yurdu çocuğunu sevecek, anlayacak, onları dinleyecek, sorunlarına doğru cevap verecek ve onlara bilimsel yöntemlerle yardımcı olacak görevlilere ihtiyaç vardır.
Çocuğu ve genci daha doğrusu insanı sevmeyen kişiler aşçı, işçi olarak dahi sosyal hizmet kuruluşlarında istihdam edilmemelidir. Çocuğu sevip anladığımız ölçüde ona yardım edebiliriz. Sorunlarını en az riskle atlatmasını sağlayabiliriz
Kuruluşlarımızdan uyumlu- uyumsuz, sevimli- az sevimli, sempatik, zeki, geri zekalı, normal, sakat ve çeşitli kesimlerden gelen çocuklar olabilir. İdareci ve grup sorumluları tüm çocuklara eşit davranmalı, belli kuralları koyup isterken gencin onuruna ve gelişim basamağının doğal sonucu olan davranışlara saygı göstermelidir
Acıma, aşırı kollama, aşırı hoşgörü çocuğu sorumsuz yapabilir.
Aşırı baskı ve disiplin ters tepki yapabilir. Dayağın bilimsel olarak eğitimde ve çocuk yetiştirmede yeri yoktur. Konan kuralların getirilen kısıtlamaların nedeni gence çok iyi açıklanmalıdır.
Yurt ve yuvalardaki görevliler değişerek belli bir mesaiye göre çalışmaktadırlar. Bu durum çocuğun, gencin görevliye yaklaşımını, bağlanmasını güçleştirebilmektedir. Bu durumu ortadan kaldırmak için uzman ve öğretmenlerin okulda, çarşıda, işte, spor ve kültürel etkinliklerde yani her vesile ile çocuklarla birlikte olması gerekmektedir. Kuşkusuz bu da çocuğu sevmeyi ve özveriyi gerektirmektedir.
Yurt ve yuvalarda donuk bakışlı, ilgisiz, içine kapanık, yada saldırgan, kural dinlemeyen, suça yönelmiş, sosyal uyumsuz çocuklar görmek istemiyorsak çocuklara her çağda yeterince sevgi vermemiz, doyurmamız gerekmektedir. Sevgi insanları birbirine bağlayan en önemli güçtür. Sevilme gereksinimi ömür boyu sürer. Sevginin yerini dolduracak, onun yerine geçecek başka bir şey gösterilemez.(7). Yeterli sevgiyi alamadan yetişen insanlar çevresindekilere yeterli sevgi veremezler. Bu kısır döngü devam eder gider.

KAYNAKCA

1-Orhan ÇAPLI Çocukların ve Gençlerin Eğitimi, Sam Matbaası -1970 S.17
2-Atalay YÖRÜKOĞLU Gençlik Çağı, T.İş Bankası Yayınları,yayın no 27- sayfa 13
3-Atalay YÖRÜKOĞLU, Ön.var.sayfa-3
4-Suna TANELİ "Yaşamak ve Sevmek", Konferans Notları - 1983

 




Bize Ulaşın