Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 



21. YÜZYIL TÜRKİYE TOPLUMSAL YAPISI VE SOSYAL HİZMET İÇİN BİR ÖNGÖRÜ

Aziz ŞEKER/Sitemiz yazarı
shuaziz@gmail.com


Albert Schweitzer 1952’de Nobel barış ödülünü almak üzere Oslo’ya geldiğinde, bütün dünyaya şöyle seslenmişti: “Olayları oldukları gibi görmeye cesaret edelim. İnsan, insan üstüne yükselmiştir… Ama insanüstü güce erişmenin gerektirdiği, insanüstü akılcılığı gösterememektedir. Artık şu gerçeği itiraf etmenin zamanı gelmiştir sanırım: Üstün insan, gücünün artmasıyla birlikte, gerçekte zavallı ve acınacak insan haline gelmiştir… Uzun süredir anlamamız gereken bu gerçeği, şimdi lütfen kabul edelim. Üstün insan olmakla, gerçekte, insan dışı bir varlık olduk biz.”1

İnsanlar birçok şeyin farkında değil! İnsanlar gündelik kaygılarının kölesi, hırslarının tutsağı oldu. Dünyanın değişebileceğinin bilincine varmadılar. İnsanlık bu nedenle zarar görüyor. Adalet yok! İnsanlık adaletin ardından gidemeyecek kadar silik. Tavırsız. İnsansızdır bu insanlık! Sevgisiz, umutsuz; açbilaç. Bakın resmi verilere göre 1521 ile 1660 tarihleri arasında Amerika’dan İspanya’ya 18 bin ton gümüş ve 200 ton altın taşındı. Başka tahminler, transferin bunun iki katı olduğunu ileri sürüyor. Kristof Kolomb, “Altın dünyanın en mükemmel şeyidir. O kadar ki, ruhları cennete bile gönderebilir,” diyordu. Yüz yıldan biraz fazla bir zamanda, Meksika’da yerli nüfusu %90 oranında (nüfusun 25 milyondan 1.5 milyona düştü) azaldı. Peru’da %95 oranında, Las Casas’ın tahminine göre, 1495 ile 1503 arasında 3 milyondan fazla insan kayboldu, savaşta katliama uğradı, köle olarak Kastilya’ya gönderildi ya da madenlerde veya başka işlerde telef oldu.2

21. yüzyıl savaşlarla dünyanın yüzünü kanatıyor, bu nedenle Dünya 1500 yıllarının insanına geri döndü. İçindeki vahşet çığlıklarına yenik düştü. Yoksa bu yüzyılda da bombalar yağar mıydı çocukların, kadınların, korunmasız insanların bedenlerine?
Sınırsız bir yaratma gücüne sahip olduğunu peşinen kabul etmiş olduğumuz insan, kendi dışında olup bitenleri edilgin bir seyirci gibi nereye kadar izlemeye devam edecektir? Kendisini diğer canlılardan ayıran özelliklerin tahrip ve hattâ yok edilmesine sonuna kadar tahammül edebilecek midir? İnsan olanaklarının yaratıcılığına ve sonsuzluğuna inanan bir kimse, insanın er ya da geç bir gün kendi yok edilişine başkaldıracağını kolaylıkla öne sürebilir. Zaten her tez bünyesinde kendi karşıtını, antitezini barındırmaz mı?3 Evet karamsarlık ve umutsuzluk kol geziyor dünyada.
İnsanlığı yok eden tehdit radikalleşiyor, sosyal bilim dalı olarak sosyal çalışma, egemenler ve eşitsizleştiriciler karşısında rahatsız ediciliğini sürdürüyor…

Hiç şüphesiz kötümserliğe doğru hızla kayan bir dünyada yaşıyoruz. Dünya bir mutsuzluğun avlusuna diz çöktü. Günümüzde insanlık, dünya barışına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Yaşanabilir bir dünya kurmak için çaba harcayan insanlar, yaşanan toplumsal sorunlar karşısında bir güç olup dünyayı değiştirecek yeterliliğe ise henüz sahip görünmüyorlar. Ve ne yazık ki, günümüz dünyasının gittiği yol, uygarlığa, hak edilmesi bile imkânsız olan bir vahşeti / sefaleti kabul etmesi yönünde yaptırımlar dayatıyor. İnsanlık özgürleşecek mi? Köleleşecek mi? Çözülmesi gereken temel sorun bu! İnsanlığın sezgisi de bu yönde akmalıdır. 21. yüzyılın başında dünyadaki gelişmelere yakından baktığımızda gördüğümüz şeyler, insanları tartışmasız olarak dünyanın toplumsal amaçlı / insancıl / bütünsel bir demokratik devrime gebe olduğu gerçeğiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu amacı gerçekleştirmek uğruna verilecek bir eşitlik ve özgürlük mücadelesi, sefalete sürüklenen insan kitlelerinin benimseyeceği bir sosyal tasarıyı da artık gün gibi vazgeçilmez kılıyor. Dünyanın yüzünün gülmesi buna bağlı.4

Şunu söylemek istiyorum: Bütün bu koşullarda sosyal çalışmacının temel sloganı şu olmalıdır: Eşitsizlik kaynaklarını bil, ayrımcılığa karşı dur. Dünyanın her neresinde bir insana zulüm yapılıyorsa sesini yükselt. Suskun kalma!5 Yapılan onursuzluklara suskun kalan da yapanın yanında yer almaz mı? Elbette alır!

21. yüzyıla girdi dünya. Çoğu ideologa göre ulus devlet miadını doldurmuş gibi görünüyor. Çok kültürlülük yaşanması gereken bir zorunluluk olarak insanlığa sunuluyor. 20. yüzyılın vardığı sonuç normatifleştirilen insan hakları söyleminde bir anlam buldu. Ancak dizginsiz sömürü ağı en çokta üzerine ahlaki bir zemin inşa edilen bu olguyu; yani insan haklarını, bunun yanında özgürlük, eşitlik, demokrasi, kardeşlik gibi göreceli bir tarihselliği olan kavramları aşındırdı.

Kısaca dünya daha adaletsiz bir sona doğru gidiyor… Dünya halklarının ağzında kan tadı var!

Bu kanlı yüzyılda aydına düşen görev ise, “barış, özgürlük ve eşitlik” savaşımını sürdürmesidir. Bu yolda her ne pahasına olursa olsun gerçeği haykırmasıdır, öleceğini bilse de!
Türk aydınına ve sosyal çalışma intelijansiyasına düşen görev de bundan farksız görünüyor.6

Türkiye için ise durum karşı karşıya olduğu güçler analizi açısından daha bir üzerinde geniş durmayı gerektirecek kadar çetindir. Çünkü; Siyasal İslam, Güneydoğu sorunu, kentleşme ve demokratikleşme süreci gibi egemen süreçlerle etkileşim halinde olan 21. yüzyıl Türkiye’sini yönetecek olan güçler üç büyük kurum olarak belirginleşmektedir. Birinci büyük güç, 2000’li yıllarda artık iyice gelişmiş olan büyük sermayedir. Büyük sermaye 21. yüzyıla kitle iletişim araçlarının mülkiyetini de ele geçirmiş olarak girmekte ve böylece, toplumdaki en önemli ‘sosyalizasyon’ aracını doğrudan denetleyerek, toplumu biçimlendirmekte en etkili güç olmaktadır. 21. yüzyılda Türkiye’yi yönetecek olan ikinci büyük güç, PKK tehdidi ve siyasal İslam’ın şeriat özlemleri sürdüğü sürece aktif politikadaki ağırlığını koruyacak olan askeri bürokrasidir. Üçüncü etkili güç, küreselleşme sürecinin de etkisiyle, Batı dünyasının lideri Amerika Birleşik Devletleri olarak ortaya çıkmaktadır.7

Timur’a göre de Türkiye’nin 21. yüzyıldaki panoraması anlatılanlardan farklı değildir; küreselleşme sürecine üç büyük sorunla katılan Türkiye’de, küreselleşme bu üç büyük sorunu etkileyerek, şiddetlendirmekte, şekillendirmektedir. Bu sorunlar iktisadi kriz, Kürt sorunu ve köktendinci akımın giderek güçlenmesi ve yer yer şiddete başvurmasıdır.8
Türkiye insanı varlığını ve geleceğini bu anlatılanların ışığında sınayacaktır, kuşkusuz sosyal çalışma da…

Dünya tükeniyor! Gözlerinde yaşlar… Gelecek için yeni başlangıçlar yapmaya gereksinim var; hayat denen “süreci” onurlu ve refah içinde geçirmek için, çocuklarımız, özlemlerimiz, aşklarımız, mutluluğumuz, yüreğimizdeki düşsel şiirin dinmemesi için. Yaşamı güzelleştirecek bir mücadeleyi yaşamın her alanında gerçekliğe yüreğimizle taşımamız gerekiyor…
İnsanlık değişecektir. Çektiği bütün acılara, kanlı savaşlara, silah tacirlerinin kirli oyunlarına, yoksulluklara rağmen… Çünkü bugün artık gezegenin ve insanlığın geleceği tehdit altında bulunuyor.9

Sosyal çalışmanın ortaya çıkışı, temelde, herkesin toplumdaki hizmet ve olanaklardan eşit olarak yararlandırılması inancına dayanır.10 Ve şimdi bu inancı sürdürmektir ve bunun mücadelesini yapmaktır asıl olan.

Toplumsal ve politika boyutunda önem taşıyan bu mesleğin temel ilkeleri; gelir dağılımı, sosyal adaletin sağlanması, fırsat eşitliğinin oluşmasıdır. Bu temel ilkeler zaten, bir toplumun siyasallaşmasının, ekonomik ve sosyal politikasının ve gelişmesinin de temel ilkeleridir. O bakımdan sosyal hizmeti sadece olanaksız olanlarla bağdaştırmak yanlış olur. Başlangıçta, bilhassa feodalitenin çözülmesi, kentleşme sürecinin ya da endüstri öncesi toplumların ortaya çıkması aşamasında, yeni oluşumlara uyum sağlayamayan insanlarla çalışılması nedeniyle, yoksulluğun getirdiği sorunlara bir çare olarak ortaya çıkmış ise de; kuramları, siyaseti ve ne tür hizmetler verilmesi gerektiği saptanmış bir meslektir.11

Yoksul kitlelerin tarihsel özlemlerine yaptırımlar uyguluyor egemenler! 21. yüzyılda insanı yönlendirme ihtiyaç olarak yeniden belirdi. İnsanoğlu yönlendirilmeye ihtiyaç duyuyor. Vahşi bir toplum modeli dayatılıyor; savaşlarla, kanla, insanlık suçuyla övünen toplumlar isteniyor. Nükleer savaş olasılığı, ekolojik yıkım, engellenemeyen nüfus patlaması, küresel ekonomik mübadelenin çöküşü ve diğer gizil küresel felaketler herkes için cesaret kırıcı bir tehlike ufku oluşturmaktadır.12

Ve sona doğru giderken: Zihinlerimizi özgürleştirmeliyiz.13
Yaşam tarzımızı, insanla dolu varlığımızı, umudumuzu, aşkımızı, emeğimizi özgürleştirmeliyiz! Kaybetsek de! İstediğimiz ne ola ki, kuşkusuz, insanın insanca yaşayacağı bir dünya! Aklın, bilimin, emeğin başköşeye oturtulduğu bir dünya! Eşitliğin, kardeşliğin sömürüsüz ve barışçı dünyası! İçinde yaşadığımız gerçekliğin doğruları bunlar.14
Yaşamak istediğimiz de bu!

Sosyal çalışmanın amaç diyalektiği; sefaleti / sadakayı / sosyal dışlanmışlığı / ötekileştirmeyi yaşayanların psikososyal iç görülerini geliştirmek, yaşadıkları toplumsal gerçeği değiştirmelerini, zorunluluğun bilincinden hareket ederek sosyal işlev yüklenmelerine yol açarak mutluluğa ve refaha giden sosyal mücadelede aydınlık dolu yolu görmelerini kolaylaştırır. Bu minvalde, toplumsal mücadele güçlerini bir çatı altında örgüleyerek sosyal devlet yapısını, sosyal yurttaşlığı güçlendirir.

Dipnotlar

1. Fromm, Erıch: Sahip Olmak Ya da Olmak. Çev. Aydın Arıtan. Arıtan Yay. İstanbul, 1982, s. 19
2. Beaud, Michel: Kapitalizmin Tarihi. Çev. Fikret Başkaya. Dost Yay. Ankara, 2003, s. 18-19
3. Tolan, Barlas: Çağdaş Toplumun Bunalımı (Anomi ve Yabancılaşma) AİTİA Yay. 132. Ankara, 1980, s. 284
4. Şeker, Aziz: Sosyal Hizmette Paradigma Arayışları. Sabev. Ankara. 2006. VII-VIII
5. Şeker, Aziz: Küreselleşen Dünya’da Geleceğin Sosyal Hizmeti (Meslek Tartışmaları 2). Sabev Yay. Ankara, 2004, s. 38
6. Şeker, Aziz: A. g. e., 2004: 196
7. Kongar, Emre: 21. Yüzyılda Türkiye (2000’li Yıllarda Türkiye’nin Toplumsal Yapısı) Remzi Kitabevi. İstanbul, 1999, s. 43-44
8. Timur, Taner: Küreselleşme ve Demokrasi Krizi. İmge Yay. Ankara, 1996, s. 141
9. Beaud, Michel: A. g. e., 2003: 290
10. Kongar, Emre: Sosyal Çalışmaya Giriş. Sosyal Bilimler Derneği Yay. Ankara, 1972, s. 146
11. Dönümcü, Şadiye: Yaşamla Bütünleşen Bir Mesleğin Öyküsü. (Sema Kut ve Sosyal Hizmet) SHUDGM Yay. Ankara, 2004, s. 160
12. Giddens, Anthony: Modernliğin Sonuçları. Anthony Giddens. Çev. Ersin Kuşdil. Ayrıntı Yay. İstanbul, 2004, s. 127
13. Thompson, P.E: Teorinin Sefaleti. Çev. A. Fethi Yıldırım. Alan Yay. İstanbul, 1994, s. 260
14. Tanilli, Server: Yaratıcı Aklın Sentezi. Adam Yay. İstanbul, 2003. s. 470


(Bu yazı http://www.toplumvesiyaset.com/  yayınlanmaktadır) 
 

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.