Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

 ETÜT RİTÜELİ
(YURT GÜNLÜĞÜ 4 )
SHU. İlyas Ali DAŞTAN
Yazarımızın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
    dastanilyas@gmail.com  ulaştırabilirsiniz.

     Sevgili Güncem;
Bizim yurt hayatımızda ritüelleşen bir takım davranışlar, alışkanlıklarımız, yurt çalışanları tarafından konmuş olmazsa olmaz kurallarımız vardır. Filozof değişmeyen tek şey değişmenin kendisidir demiş ancak bizim günlük yaşam planımız nedense hiç değişmemiştir. Yurdun girişinde hemen sağda duran panoda asılı olan günlük yaşam planı denilen çizelge ile hepimizin yaşamı şekillendirilmekte ve bir plan dâhilinde sınırlandırılmakta. Gün içerisinde; yataktan kalkış, yemek vakitleri, oyun, etüt, dinlenme ve yatma saatleri hep bu çizelgeden takip edilmektedir. Diyeceksin ki insan hayatı plansız programsız olmaz. Buna diyeceğim yok ama bizim adımıza yapılan planlarda bizimle ilgili hiçbir söz hakkımız yok, benim anlamlandıramadığım ve kızdığım bu. Günümüz planlanmış yani bu plan dışında özel bir yaşamız yok. Kurma kolu kurulmuş oyuncaklar gibi, zemberek boşanana kadar dönüp duruyoruz.
Aslında işler hiç de sanıldığı gibi plan ve programlara uygun olarak gitmiyor. Plan ve programların yapılmış olmak için yapıldığını düşünüyorum. Çocuklar için birileri tarafından düzenlenmiş bir plan var mı var! Neyse plan konusuna fazla girmeden, planda hiç taviz verilmeyen şu etüt meselesi üzerinde durmak istiyorum. Her akşam tekrarlanan etüt ritüelimizi bir de benden dinle.
Okul ve yurt diye ikiye bölünmüş bir hayat bizimki. Okuldan yurda geldikten sonra çantaları ve okul eşyalarını bir yere atıyoruz. Ertesi gün okula gidene kadar okul çantamız atıldığı yerde hiç kıpırdamadan kaderine terk edilmiş vaziyette bekler. Okul çantalarımız atıldıkları yerde bekleye dursun.
Günlük yaşam planında koyu renk ile yazılmış ve her akşam iki saat yapılması gereken etüt çalışması vardır. Yazının koyulaştırılmasının amacı etüdün zorunlu ve kaçınılmaz olduğuna vurgu yapmak için. Gizli mesajı doğru alıyoruz.
Akşam yemeğinden sonra merdiven boşluğu ve koridor duvarlarında çınlayan “herkes etüde” narası kadar çocukları sarsan bir söz yoktur. Bu naranın şimşek hızı ile odaları dolaşmasıyla birlikte bütün hepimizin davranışlarına bir ağırlık çöker. Etüde çağıran ses kadar itici bir ses daha yoktur bizim lügatte. İşte her akşam tekrarlanan kara mizah hikâyelerine başlangıçtır bu.
Etüt salonuna üç beş dakika daha geç gidebilmek için hepimizin bahaneleri ve alicengiz oyunları vardır. Son dakikada ihtiyaçlar ortaya çıkar; kimi kalem defter peşine düşer, kimini tuvalet derdi sarar. Usta etütçü öğretmenlerimiz hiçbir numaramızı yemezler ve hepimizi eksiksiz olarak etüt salonuna doldururlar. Bu da onların gözünde başarıdır.
Etüt salonu kocaman bir salon. Masa ve sandalyeler var. Hepimiz kendimize uygun ya da kafa dengi arkadaşlarımızla aynı masalarda oturmanın uyanıklığı ve işgüzarlığı ile salonu doldururuz. Öğretmenlerimiz şöyle seslenir “çıkarın kitaplarınızı, defterlerinizi sessizce ödevlerinizi yapın.” Biz ödevlerimizi -sözde- yaparken onlar da başımızda bizi izlemeye koyulurlar.
Etüt salonunda ders çalışan arkadaşlarımı izlemeye başlarım. Birçoğunun önünde ders kitabı yerine ya atlas ya da kütüphane raflarından idareten aldığı kendisiyle alakasız kalın bir ansiklopedi vardır. Sanırım bu durum etüt görevlilerince de pek yadırganmaz zaten amaç günlük yaşam planında yer alan o iki saatlik etüt ritüelini yerine getirmektir. Ayin başlıyor.
Karşı masada Ahmet ile Müjdat isim-şehir oynuyorlar. Bir harf söyleyip, o harf ile hızla isim-şehir-hayvan adlarını türetiyorlar. Arka masalarda Cevdet ve Rıza rakamlarla trencilik oynuyorlar. Etüt saatlerinin popüler oyunlarından biri de atlastan ülke ya da ırmak bulmak. Üç beşi de ülke ve ırmak bulma telaşında. Metin yarış arabalarına meraklı, matematik defterinin arka sayfaları kendi eli ile çizdiği jet motorlu ferrarilerle dolu. Salih’in önünde açık duran kitap kendisinden birkaç sınıf yukarıda olan birine ait. Nereden düşürdüyse? Süleyman ansiklopediden resim tarıyor faltaşı gözleriyle. Hikmet’in eli yine çenesinde, gülümsediğine göre etüt sonrasına muziplikler planlamaktadır. Yüksel adamı öldürür, tek kelime Almancası yok ama Almanca bir kitabı nasılda dikkatle okuyor numarasında. Ben de bir yandan Kamil ile SOS oynuyorum bir yandan da ayindeki arkadaşları izliyorum.
Etüt saatinde görevli üç öğretmen, salonun kapısı önünde kendi aralarında sohbet ediyorlar. Bazen yüksek perdeden gülüyorlar, demek onlarda işin gırgırında.
Bizim öğretmenleri kandırmamız bizce kolay ya da onlar da kanmaktan memnun gibi. Bir şekilde herkes halinden memnun; bizler etüt yapıyor görünmekten onlar da etüt yaptırıyor görünmekten. Durumdan şikayet eden yok nasıl olsa, her şey yolunda görünüyor.
Etüt kelimesini merak edip sözlükten anlamını buldum. Ön çalışma, bir konuda ön hazırlık olarak tanımlanmış. Bizim hangi konuda ön hazırlık yaptığımızı düşünüyorum. Herkes harıl harıl ön hazırlık yapmakta. Yiğidi öldür ama hakkını yeme demiş atalarımız. Osman ve Altan etüdün hakkını gerçekten veriyorlar. Onları da yurdumuzun inekleri ilan ettik çoktan. Belki de başarılı olmalarını kıskandığımız için inek diyoruz.
Yıllardır, istisnasız her akşam etüt yapılır bizim yurtta. Bu kadar düzenli ve istikrarlı yapılan etüt çalışmalarından da beklenen çocukların başarılı olmasıdır. Her birinin bu kadar etüt çalışmasından sonra dahi olması beklenir. Müdür babanın okumaktan başka çareniz yok nasihatlerine kulaklarımız hep tıkalı kalsada.
Sevgili Güncem, müsadenle hasbel kadar okul ve eğitim konusundaki görüşlerimi açıklamak istiyorum sana. Şaka bir tarafa okul ve dersleri daha ciddiye almamız gerekiyor. Hakikaten Müdür babanın dediği gibi hayatta başka çaremiz mi var okumaktan ve okuyup adam olmaktan başka. Şu etüt meselesinde yanlış giden bir şeyler var bence. Bir kere bu kadar kalabalık bir ortamda derse konsantre olmak ve istekle ders çalışmak zor. Her kafadan bir ses çıkıyor, gürültüyü bastırmak isteyen öğretmeninde narası tam ödev yapmaya yoğunlaştığında bomba etkisi yaratıyor. Bizde herhangi bir ortamda çocukların gürültüsünü ya da seslerini kesmelerini istiyorsan onlardan daha çok gürültü yapman ve bağırman gerekiyor. Bunu yurtlarda çalışanlar kısa zamanda öğreniyorlar.
Çoğumuz okulda bize anlatılanlarla sınırlı kalıyoruz. Okul öğretmenimizin kırk dakikalık ders boyunca anlattıkları sınıf duvarları arasında kalıyor. Okulda öğrendiklerimizi yurda taşıyamıyoruz. Bir gün bu konuyla ilgili olarak etütte, Kerim öğretmene nasıl ders çalışmamız gerektiğini, etüdün nasıl yapılacağını, programlı ve etkili ders çalışmanın yöntemlerini sormuştum. Kerim öğretmen, sanki kendisini diğer çocukların yanında bozma maksadıyla konuşuyormuşum gibi bana kızdı ve “ukala herif otur çalış” demişti. İyi de aslında temel problemlerimizden biri birçok arkadaşım daha nasıl ders çalışması gerektiğini bilmiyor. Geçen yıl karnesinde altı tane sıfırı olan Salih’in söyledikleri aklımda. Salih de diğer yurt arkadaşlarımız gibi sınıfın en arka sıralarında, sıkıntıyla dersin bitmesini bekleyenlerden. Ders çalışmak istediğini ama nasıl yapacağını bilmediğini söylemişti.
Komiser lakaplı matematik öğretmeni Erkan beye, çözemediğim bir matematik problemini sormuştum. Erkan bey, yazdı çizdi, uğraştı ve içinden çıkamadığı problemi okuldaki öğretmenime sormamı salık verdi çözüm olarak. Okuldaki matematik öğretmeni ile yurttaki matematik öğretmeni arasındaki fark neydi?
Sınıf öğretmenimiz anlatmıştı. Okuldaki öğretmenler de bildiklerini unutmamak için öğrenciler gibi sürekli ders çalışırlarmış. Kullanılmayan bilgi çabuk unutulurmuş öğretmenlerimizin de bizim gibi ders çalıştıklarını öğrendiğimde ne yalan söyleyeyim çok şaşırmıştım. Demek ki Erkan Bey, hiç ders çalışmadığı için bildiklerini unutmuş. Bize ders çalışmamızı söyleyip kendisi çalışmıyor işe bak. Bizim yurttaki öğretmenlerimizin ders çalıştıklarını hiç görmedim doğrusu. Bir Veysi Bey var, sürekli olarak elinde gazete, kâğıt, kalem bir takım rakamlar yazıyor, sonra onları topluyor. Sonradan elindeki kâğıtların at yarışı kuponları olduğunu öğrenmiştim. Yurttaki öğretmenlerimiz eşya, harçlık dağıtmaktan ve bizim başka işlerimizle uğraşmaktan ders çalışamıyor olmalılar. Haklılar…
Vallahi kaç yıldır yurttayım ve her akşam etüde giriyorum ama etüdün okuldaki derslere bir etkisini görmedim. Ya biz ya da etüdü yaptıranlar yanlış yapıyorlar. Sınav zamanlarında ya da ödev yapmam gerektiğinde etüdün bitmesini bekler, herkes dağıldıktan sonra ortalık sakinleşince işlerimi yapıyorum. Birçok arkadaşım da benim izlediğim yolu izliyor.
Hal böyleyken etüt saatleri daha değişik ve bizim için de verimli olacak faaliyetler için kullanılamaz mı? Sabahtan akşama kadar okuldayız, grup öğretmenizi ve diğer çalışanları sadece etüt saatinde görüyoruz. Gün içerisinde kısıtlı olarak bir araya gelebildiğimiz bu saatleri sohbet ederek, sorunlarımızı ya da dertlerimizi paylaşarak geçirsek olmaz mı? Bu bir araya gelişlerde yaşama dair şeylerden konuşsak fena mı olur? Böyle söylesem eminim kızarlar bana, zaten düşündüklerimi ifade ettiğim zaman sivri dilli ve ukala olduğumu söylüyorlar. Bu yüzden ben de düşündüklerimi özgürce sana anlatıyorum Günce Arkadaşım.
Yurt çocukları olarak Hababam Sınıfı adlı filmlere bayılıyoruz. Belki defalarca izledik ama her seferinde filmi izlerken sanki ilk defa izliyormuşuz gibi gülmekten katılıyoruz. Sanırım Hababam Sınıfının öğrencileri ile kendimizi özdeşleştiriyoruz. Onların haylazlıkları, yaramazlıkları, hayata dair olan dalgaları bizde de mevcut. Hababam Sınıfının Mahmut Hocasının bir sözünü hiç unutmuyorum. Öğrencilerin velilerine çocukların karnelerini verip, beyler-bayanlar bu karnede yazan notlar çocuklarınızın değil sizin demişti. Her toplantı da “biz bir aileyiz, aile demek her şeyi paylaşandır” diye söze başlayan müdür babaya söylemek lazım.
Biz bir aileysek, bizim karnelerde parlayan sıfırlar biraz da sizin oluyor galiba.
Sevgili Güncem, aman ha sana anlattıklarım aramızda kalsın, yoksa…
 



Bize Ulaşın