Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

YENİ GELEN
(YURT GÜNLÜĞÜ 6 )
SHU. İlyas Ali DAŞTAN
Yazarımızın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
    dastanilyas@gmail.com  ulaştırabilirsiniz.

    Sevgili Güncem, sana şimdi anlatacaklarım hem bir zamanlar kendi yaşadıklarım hem başka çocukların yaşadıkları hem de bundan sonra daha başka çocukların yaşayacakları şeylerdir. Serkanlar her zaman olacak ve bu yüzden anlatacaklarım tekrar tekrar yaşanacak olmasından ötürü önemlidir.
Yeni gelen! Bu yurt yaşamı lügatinde en sık kullanılan terimlerden biridir. Çünkü her çocuk yurda ilk geldiğinde yeni gelendir. Kendisinden sonra bir çocuk daha gelene kadar bu etiket ile dolaşır durur. Hem çocuklar, hem de personel ona yeni gelen diye hitap eder. Yeni gelen olmak, farklı bir durumu anlatmaktadır. Sen bu etiketi bir başkasına devredene kadar isminle değil de bu etiketinle anılırsın. Yeni gelen aşağı, yeni gelen yukarı…
Serkan’ın yaşadıklarına tanıklık etmek, yaşanılanların bir başka hayatta tekrarlanması gibi bir şey. Ben, bunu daha önce yaşamıştım ya da bu durum, damdan ben de düşmüştüm ve damdan düşenin halini de yine damdan düşen anlarmış halidir.



Serkan’ı, sosyal servisteki muşambası aşınmış antika pozu takınmış koltuğa gömülmüş vaziyette, kayıt kabul işlemlerinin tamamlanmasını beklerken görmüştüm. Benim yaşlarımda, üzerinde eskimiş kırmızı bir kazak, dizi farklı renkli bir kumaşla yamalanmış pantolon ve ayaklarında soğuk kuyu denilen köyde giydiği kara lastikleri vardı. Yeni tıraş edilmiş ala bula saçları, kara gözleri ile sessizce bekliyordu. İçeride yaşlı bir adam, bir takım kâğıtları imzalıyor ve uzman abla ile konuşuyordu. Oraya ait olamayan tek varlık Serkan’dı. O, uzay gemisinden yanlışlıkla başka bir gezegene inmiş ve şaşkınlık içerisinde beklemekteydi. Beni ona doğru çeken bu uzaylı hali olmalı.
Kayıt kabul işlemleri sona erdikten sonra, Serkan ve beraberindeki yaşlı adam yurdun kapısı önünde vedalaştılar. Aslında, yaşlı adam vedalaştı demeliyim. Çünkü Serkan’ı kara gözlerinden öperken, çocuk buz dağı gibi duruyordu. Dev bir buz dağı, kımıltısız ve soğuk. Yurdun ön kapısında sekiz basamaklı merdiven sona erdiğinde artık Serkan için bir başınalık başlıyordu. Yeni bir yaşam ya da yaşama yeniden başlamaktı bunun adı. Birilerinin onun adına aldığı daha iyi olacak kararlarından sonra şimdi buradaydı. Bu kararları verenler kimdi, neden çocukları ailelerinden uzaklaştırmak ya da alıştıkları sevdikleri ortamlardan koparmak iyi bir karar oluyordu.
Sonradan dedesi olduğunu söylediği yaşlı adam gittikten sonra Serkan, artık yurdun yeni geleniydi. Kendisi şimdilik bu terimi anlamıyordu ama o yeni gelendi. Her yeni gelen gibi merak uyandıran ve bir o kadar yabancı.
Ne yalan söyleyim, Serkan’ın her hareketini, yüzündeki her ifadeyi izledim. Onunla tanışıncaya, hayatına girinceye ve sonradan en yakın arkadaşım oluncaya kadar geçen bir kaç dakikalık sürede mercek altında tuttum onu. Yakınlaşmamızdan uzun bir süre sonra ona karşı ilk gün duygu ve düşüncelerimi anlattığımda ne yani o kadar acayip mi görünüyordum diye sormuştu. Evet, acayipti! Yurda gelen her çocuk, ilk geldiğinde acayiptir. Ben de ilk geldiğimde acayiptim. Yeni gelenin acayipliği kendisinden kaynaklı değil ki. O an duyulan tanrısal yalnızlıktan ileri gelen bir acayiplik. Aklına getirmeyi bırak, adını dahi duymadığın bir yaşantının içine balıklama giriyorsun. Yurdun kapısından adımını attığın an da artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Sana, al işte yaşa diye sunulan bir yaşam. Biraz ödül, biraz ceza…
Sevgili Güncem, şimdi yazarken bazı şeyleri daha iyi anlıyorum. O ilk günü atlatmak, ilk günü bir türlü geçmek bilmeyen saniyelerinin içerisinde beklemek ne zormuş. Bunu, Serkan ve ondan sonra yurda gelen diğer yeni gelen çocuklarda da gözlemledim. Bir çocuğun yurt yaşamında belki de en çok yardıma ve rehberliğe ihtiyaç duyduğu zaman o ilk gün. Ama nedense, yeni gelen hakkında kayıt kabul işlemleri tamamlandıktan ve resmi işlemler bittikten sonra kimsenin ona ne yapacağına ya da ne olacağına dair yardımını olmaması sence de garip değil mi? Karanlığı yararak ilerleyen ve kör dehlizlerde yolunu bulmaya çalışan sensin.
Serkan’ı içine düştüğü derin kuyudan çıkarmak için elimi uzattığımda kara gözlerinde fark edilmenin çakmak çakmak yandığını gördüm. Serkan’la bir yandan sohbet ederken bir yandan da onun için -şimdilik- devasa bir yapı olan yurdu gezmeye başladık. Yatakhaneleri, televizyon odasını, etüt salonlarını, dinlenme salonlarını, yemekhaneyi ve diğer odaları sessiz gözlerle süzüyor ve muhtemelen hiç de kendini ait hissetmediği –hiçbir zaman da hissedemeyeceği- bu ortamda nasıl yaşandığını ve yaşayacağını düşünüyordu.
Bu yaşantı özeti ne sana ne de diğerlerine anlatabileceğim bir şey değil Günce Arkadaşım. Yurt hayatının bizzat içinde olmak ve bir zaman dilimini saniye saniye orada yaşamak gerekiyor. Bu yaşamı anlamak ve tanık olmak için bir süre ayak ve osuruk kokusunda bedeninin tütsülenmesi gerekiyor. Yurt hayatının nasıl bir şey olduğunu soran Serkan’a böyle söylemedim ama o bunu ilerleyen günlerde zaten kendisi öğrenecek ne de olsa.
Serkan için zor bir durum olduğunu biliyorum. Bundan sonraki günlerde dayanma gücünü ortaya koyacak olan ilk geceyi nasıl atlatacağına da bağlı. Aynı gruba ve odaya verilmediğimiz için ilk gecesinde neler yaşadığını tahmin edebiliyorum sadece. Bunu çok sonradan konuştuğumuzda düşündüklerimi yaşadığını itiraf etmişti. İlk gün, gece yatana kadar yurdun çeşitli yerlerinde birlikte zaman geçirdik. Gece yat saati geldiğinde ona iyi geceler dileyerek ben de odamda yatmaya gittim. Yatmadan önce onun başını yastığına koyduğunda neler yaptığını ve aklından geçenleri düşündüm. Bu gece zor olacaktı, uyuyana kadar karabasanlarla mücadele edecek ve uykusunda bile sayıklayacaktı. Karanlık odada yatağının içinde, en korktuğumuz zamanlarda yaptığımız gibi iyice büzüşecek, bedensel olarak ufalacak ve gözlerini odanın tavanına dikecekti. Karanlığı delen gözlerinin akında yalnızlığına çare olacak en ufak devinim olmayacaktı. Yanı başında yatan diğer çocukların horultu ve iniltilerini dinleyecekti. Akşama kadar sıktığı yüreğinin mengenesi bir an da gevşeyecek ve inatçı bir musluk sızıntısı olarak gözyaşları yanaklarından yastığına akacaktı. Gözyaşlarını silmek için çaba sarf etmesine gerek kalmayacak, çünkü gözyaşları akabildiği kadar akacak ve artık gözyaşı akıtmaktan yorulan gözleri gecenin ilerleyen saatlerinde kendiliğinden kapanacaktı.
Gecenin sessizliğine eklenecek olan yatak odasının ıssızlığında ilk defa yaşadıklarını düşünecekti. Hayatında açılan yeni sayfaya artık kendi kaleminden yazılar yazacak. Elinden tutup yurda getiren dedesine öfkelenecek, ölen babasını düşünecek, yeniden evlenerek bir daha kendisini aramayan annesine kızacaktı. Sonra, dedesinin gözlerinden öperek onu bir başına bırakmasını ve artık bir başına olmanın aslında kendisi olmak yolunda bir başlangıç olduğunu anlayacaktı. Şimdilik hayal kuramayacak kadar karışık kafasını ellerinin arasına alacak ve kaderine razı gelmiş olarak gerçekliği bir tarafından kabul etmeye başlayacaktı. Başka çaresi mi var?
İlk gecesini tahmin ettiğim yeni gelen arkadaşımı kahvaltıya çağırmak için yatağının başına gittiğimde, hala uyuyordu. Hafifçe sarsarak uyandırmak istedim ama irkildi, yatakta kendini geriye çektiğinde korktuğunu anladım. Gözlerini bütün bütün açarak, odanın ışığına alıştığında karşısında beni görüp biraz rahatladı. Zor bir gece olmuş dedim. Bir şey demedi.
Elini yüzünü yıkadıktan sonra kahvaltı etmek üzere yemek salonuna gittik. Gözleri kızarmış ve şişti. Yemek salonunun curcunası ve diğer çocukların meraklı bakışları arasında ilk kahvaltısını sıkılarak yaptı. Benim okula gitmem gerektiği için kahvaltıdan sonra geçici olarak ayrıldık. O artık yeni evinde ve bu evin yeni geleni.
İşte böyle Günce Dost, yeni gelen ve arkadaşım olan Serkan’la tanışmamız bu şekilde oldu. Onunla çok sık vakit geçirip seni ihmal ediyorum diye bana darılmıyorsundur umarım. Yoksa darılıyor musun? Senin arkadaşlığın, dostluğun daha başka Güncem. Sen benim sırdaşımsın, kimselere anlatamadıklarımı dinleyen vefalı dostumsun.
 



Bize Ulaşın