Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

KÜÇÜMENCİK ŞEYLER (YURT GÜNLÜĞÜ 8 )
SHU. İlyas Ali DAŞTAN
Yazarımızın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
    dastanilyas@gmail.com  ulaştırabilirsiniz.

 Sevgili güncem, yaşamımda özlem duyduğum küçücük küçümencik hayata dair ayrıntılar var. Bu küçümencik ayrıntılar benim için ulaşılması ve gerçekleşmesi zor hatta imkânsız olan şeylerdir. Biliyorum yetiştirme yurdunda kaldığım sürece bu küçümencik şeyleri asla yaşayamayacağım. Buradan başka gidecek yerimde olmadığından bunlar içimde uhde olarak kalacaklar.





   Karşı binada oturan benim yaşlarımda bir çocuk var. Özellikle pazar günleri bizim odanın penceresinden onu izliyorum. Benim ranzam camın kenarında, üst kattaki yatağımda ellerim başımın altında bu ailenin pazar yaşamlarına onların farkında olmadan gözlerimle ortak oluyorum. Kocaman camları olan evde olup bitenleri tüm çıplaklığı ile görüyorum.

Bir öyküde okumuştum. İçinde yaşayanların hepsinin mutlu olduğu ve bu mutluluğun camlarda altın gibi parladığı bir ev varmış. Altın pencereli bu evin kaç kere rüyama girdiğini hatırlamıyorum. Karşı daire de benim için altın pencereli ev oldu. Bizim yurdun camlarını hiç böyle altın gibi parlarken görmedim, her zaman gri ile gümüş renginde bir yansıması vardır.

Altın pencereli evde yaşam o evin annesinin erken kalkmasıyla başlıyor. Orta boylu, siyah saçlı kadın yatağından erkenden kalkıyor. Salonda ve balkonda duran camları açarak evin içerisini havalandırıyor. Balkonda ve salonda bir sera havası yaratan saksılara özenle sabah sularını döküyor. Balkonundaki sardunyalara, camlarda duran camgüzellerine, akşamsefalarına, menekşelere hayat kattıktan sonra mutfağa geçiyor. Açık duran balkonda üzerinde kapri pantolonu ve beyaz tişörtü ile kahvaltı hazırlıklarına başlıyor. Altın pencereli evde her pazar sucuklu yumurta yapılıyor. Sanırım o evin çocuğunun ev sevdiği kahvaltı çeşidi. Evin annesi sucukları özenle kesiyor. Domates ve salatalıklar dilimleniyor. Masaya her seferinde mutlaka iki çeşit peynir ile limon ve pul bibere yatırılmış siyah zeytin konuyor. Daha sonra dolaptan kahvaltılıkları çıkarıyor.

Dörtlü ocağın bir köşesinde çaydanlıkta su kaynamaktadır. Çay demlenmeden önce kadın, kendisine bir kahvelik su alıp çayı ondan sonra demler. Çaydanlığın altı hafif kısılı yanarken, çıkan buharlar mutfağın içine dağılır. Sinirli bir yılan gibi hızla çaydanlıktan süzülen buharı izlemek içimi bir hoş eder.

Evin annesinin kendisine ayırdığı bir kahvelik zaman diliminde, çiçekler arasındaki balkonda otururken birazdan uyanacak ev halkına ne gibi sürprizler yapmayı planladığını düşünürüm. Her pazar kahvaltı masasına bir yenilik katar. Geçen hafta saksılardan budadığı çiçekler ile ne güzel bir hava katmıştı masaya. Ondan önceki pazar kahvaltısında peynirli börek hazırlamış bir başka zamanda da küçük televizyonu balkonun bir köşesine kurmuştu.

Evin annesi mavi baklava desenli balkon masasına özenle kahvaltılıkları diziyor. Üç kişilik açılan servis ne kadar sade ve özenli. Çatallar, peçeteler, bardaklar, şekerlik masaya konuyor. Bizim bir dilim peynir, beş adet zeytin, yarım ekmek ve demir bardakta soğumamak için inat eden şekersiz çaydan oluşan kahvaltımız aklıma geliyor. Bunları düşününce yemek salonuna inmek içimden gelmiyor. Altın pencereli evdeki kahvaltı masasında gözlerimle kahvaltı yapmak bana daha hoş geliyor.

Evin annesi kahvesini yudumlarken evin babası uyanıyor ve balkonda oturan eşini yanağından öperek günaydın diyor. Seslerini duymuyorum ancak uzun zamandır onları izlediğim için artık dudaklarını okuyabiliyorum. Kendi aralarındaki konuşmalardan çocuğu uyandırıp uyandırmamayı tartıyorlar. Evin annesi kahvaltının birazdan hazır olacağını söyledikten sonra evin babası çocuğun odasına geçiyor.

Evin içinde çocuğunun yattığı odaya geçen babayı gözlerimle takip ediyorum. Usulca kapıyı aralıyor ve içeriye süzülüyor. Yatağında uyuyan oğlunu birkaç dakika izliyor. Rahat ve huzurlu bir uyku uyuyan çocuğun uyurken bile yüzü mutluluktan sevimli görünüyor. Çocuğun omuzu hizasında yatağa oturan baba, çocuğu saçlarından okşayarak yanağından öpüyor ve sabah olduğunu söylüyor. Nazlanarak kalkmamak için yatağında kıvrılan çocuğa sarılıyor babası. Çocuğu kucaklayarak kaldırıyor. Çocuk kollarını babasının boynuna dolayarak yatağından kalkıyor. Lavaboda birlikte eğlenerek yüzlerini yıkıyorlar ve kahvaltı için balkona geliyorlar.

Evin babası çocuğa para veriyor. Apartmanın altında bulunan bakkala ekmek ve gazete almaya gönderiyor. Çocuğun merdivenlerden inişini, bakkala girişini, ekmek dolabından ekmek ve gazete alışını görüyorum. Çocuk ekmeği bir koltuğunun altına alıyor. Eve giderken koltuğunun altında tuttuğu ekmeğin ucunu tırtıklıyor. Bu davranışı çok hoşuma gidiyor. Çocuğa o kadar özeniyor ve bu davranışından dolayı kıskanıyorum ki. Ekmeğin ucunu tırtıklamak olayı gözümde erişilmez bir şey gibi. Ama öyle, ben hiçbir zaman onun yaşında olup da eve giderken koltuğumun altında duran ekmeği tırtıklayamayacağım. Büyüdükten ve yurttan ayrıldıktan sonra ancak yapabileceğim bu davranış ile acaba çocuğun o an ki aldığı ekmeğin lezzetini alabilecek miyim. Sanmıyorum…

Çocuk eve geldikten sonra balkondaki masaya kuruluyor. Evin annesi üzerinde yağların cızırdadığını gördüğüm sucuklu yumurtayı getiriyor, küçük saplı tavada. Ekmek dilimlerini kopararak büyük bir iştahla çocuğun sucuklu yumurtanın yağına ekmek banışını izliyor anne ve babası. İştahla yenen her lokma gözlerde sevinç parlaklığı yaratıyor.

Çaylar dolduruluyor cam bardaklara. Tavşan kanı çay dedikleri bu olmalı. Bizim demir bardaklardan çayın ne rengi ne de kokusu bellidir. Dere suyu gibi bulanık sıcak sıvıyı yediklerimizi sindirmek için içiyoruz. Kimi zaman bu dere suyu gibi sıvıdan ikinci bardağı alabilmek için kavgalar bile çıkıyor çocuklar arasında. Oysa altın pencereli evde masada duran çaydanlıktan boşalan bardaklar anında tavşan kanı çay dolduruluyor.

Altın pencereli evde anne, baba ve çocuk neşe içerisinde pazar kahvaltılarını yaparken bir yandan sohbet ediyorlar. Sohbetlerin arasına katılan kahkahalar bana kadar ulaşıyor. Yattığım ranzadan onların her devinimlerini görüyorum ama onlar benim farkımda değiller.

Mavi baklava dilimli masada altın pencereli evin sakinlerinin, midelerine indirilenin güzel yemekler olduğu kadar yüreklerine doldurdukları sevgi ve mutluluk olduğunun da farkındayım. Anne bir peynir dilimi daha uzatıyor çocuğa, çocuk nazlanıyor. Baba pazarlık yapıyor bunu da yerse birlikte top oynamaya gideceklerini ya da araba ile gezeceklerini söylüyor. Pazarlığı anne ile baba kazanıyor, çocuk fazladan bir dilim peynir ve bir bardak süt içtikten sonra anne ve babasını öperek kahvaltı masasından kalkıyor…

Nöbetçi öğretmenin son kez odaları dolaşarak kahvaltı bitiyor narası ile kendime geliyorum ve isteksiz adımlarla yemek salonuna iniyorum. Dağılmış sandalyeler ve kirlenmiş masalardan birine elimde tabldot tepsisi ile ilerliyorum. Tabldot tepsisinin gözlerinde kibrit kutusu kadar yağsız ve kuru bir peynir ile sayısı asla onu geçmeyen buruşuk zeytinlere bakıyorum. Dere suyu kadar bulanık çayın soğumasını beklerken demir bardakta, ağzıma aldığım lokmaları zorlanarak yutmaya çalışıyorum.

Aklımda altın pencereli evde kurulan mavi baklava dilimli masada duran yağları cızırdayan sucuklu yumurta ve ucu çocuk tarafından tırtıklanmış taze somun ekmek var.

 



Bize Ulaşın